Yalnız Mesajı Göster
Eski 12-04-2007, 18:53   #2 (permalink)
AyRis
K ı y m e t l i (m)
 
AyRis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2007
Konum: İstanbuL
Mesaj: 4,064
Rep Gücü: 530
Rep Puanı: 52467
Rep Derecesi: AyRis has a reputation beyond reputeAyRis has a reputation beyond reputeAyRis has a reputation beyond reputeAyRis has a reputation beyond reputeAyRis has a reputation beyond reputeAyRis has a reputation beyond reputeAyRis has a reputation beyond reputeAyRis has a reputation beyond reputeAyRis has a reputation beyond reputeAyRis has a reputation beyond reputeAyRis has a reputation beyond repute
AyRis is offline  
Varsayılan



20. Yüzyıl Felsefesi

20. Yüzyıl felsefesinin temel çizgileri —bilim, kültür ve toplumsal durumla bağlantısı

Günümüz felsefesinin kendine öz çizgilerini ortaya çıkaran etkenleri birkaç noktada toplayabiliriz:

1. Günümüz felsefesini geçmiş felsefeye bağlayan bir çok tarihsel çizgilerden en önemlisi Kant’ın felsefesi ile ağ Kant’ın gerçeklik bilgisi üzerindeki görüşleri ve onun salt akla dayalı fizikötesini (metafizik eleştirisi, bilgi kuramı ve metafizik tarihinde bir dönüm noktasıdır. Günümüz felsefesinde çıkış noktasını Kant‘tan almayan, onunla hesaplaşmaya girişmeyen bir felsefe akımı hemen hemen yok gibidir. Bu, elbette günümüz felsefesinin Kant’ın düşüncelerini benimsediği anlamına gelmez. Kant’a karşı tutum takınmak, onunla hesaplaşmaya girişmek, onun düşüncelerini benimsemekten ve ileriye götürmekten daha çok yer alıyor günümüz felsefesinde. Ama Kant’a karşı tutumda olan filozoflar da yine onun belli sorun koyuşlarını alıyor ve düşüncelerini ona dayandırıyorlar. En çok üzerinde durulan sorun da Kant’taki bireşimsel önsel (sentetik a priori) yargılardır. Kant’ın sorunu bu yargıları nasıl açıklanabileceği ve geçerliklerinin neye dayandığı sorusu idi. Sorunun çözümü Kant’ın trassendental idealizminde belirir. Gerçekliğin bilgisi, bilinci aşan dünyanın bizim bilincimizde yansımasıyla ortaya çıkmaz. Gerçek dünya, bizce bilinen biricik gerçek dünya —bunun da ancak duyular yoluyla sözünü edebiliriz— bizim kendi görüleme yetimizin (duyarlığın) ve anlama yetimiz (anlığın) bir ürünü olarak ortaya çıkar. Böylece duyularla bağlı olan insan ancak görüngüler dünyasını bilebilir, görüngülerin arkasında şeyin kendisi ise bize kapalı kalır. Bir kendinde şeyin varlığından kuşku duymaz Kant. Görüngü olduğuna göre görüngünün arkasında şeyin kendisi de olmalı. Bir şey var olmadan görüngü de olamaz, ama biz bu şeyin kendisini hiç bir zaman bilemeyiz. Böylece metafizik de olanaksız olur. Ancak Kant bilim olarak metafiziği olanaksız görür. Çünkü duyularımızı aşan dünya, bilgi bakımından bize kapalıdır. Nitekim ahlâk alanında bir metafizik kurmasını engellemez bu görüşü, çünkü burada bilgi söz konusu değildir.

Çağdaş felsefenin Kant’ın kuramı karşısındaki tutumu birkaç yönde toplanıyor. İlkin Kant’ın temel tutumunun evetlenmesi söz konusu. Örneğin Yeni - Kantçılar (Cohen, Natorp, Cassirer) Kant’ın çıkış noktasını benimseyerek onun dizgesini eş -öncesi metafizik kalıntılardan temizlemeye çalışıyorlar. Bir Husserl Kant’tan başka bir düşünce biçimiyle yola çıkar gerçi, ama sonunda “aşkın özne”, “salt ben” kavramına ulaşır.

Bir başka tutum da Kant’a karşı bir tür tepkidir. Örneğin Brentano bireşimsel önsel yargıların başka bir yorumunu, Kant’tan uzaklaşan yorumunu getirmiştir.

N. Hartmann yine Kant’a karşı olarak, düşünmenin temel yasalarıyla evrenin ilkeleri arasında, başka deyişle bilgi kategorileriyle varlık kategorileri arasında bir uyum olduğunu göstermeye çalışmıştır. Ama Kant’a karşı asıl tepki Yeni olguculuk (Neo - positivism), mantıksal deneycilik ve analitik felsefe akımlarından gelmektedir. O zamana dek Kantçılarla onlara karşı olanlar arasındaki çatışma, bireşimsel önsel yargıların nasıl temellendirilebileceği üzerine idi. Oysa artık bütün bu tartışmaların anlamı yadsınıyordu, çatışmalardaki dayanak noktası ortadan kaldırılıyordu. Söz konusu olan, yadsınan artık bireşimsel önsel yargıların varoluşu idi, giderek bu yadsıma daha da keskin bir biçim aklı, bu kavramın kesin olarak tanımlanmasının bile olanak dışı olduğu ileri sürüldü. Bireşimsel önsel yargılar sorununun önemi de abartılmamalı, dendi. Aslında bütün bireşimsel önermeler deney yargılarıdır, onların sınanması da deneysel bilimlere bırakılmalıdır. Felsefenin artık, tek tek bilimler yanında g üzerine anlatımlarda bulunması olanağı yoktur. O, mantık, bilim kuramı ve temel araştırmalarına geri çekilmelidir, dendi. Bu birkaç nokta Kant’ın günümüz felsefesi için önemini göstermeye yeter.

2. Günümüz felsefesinin temel çizgilerinden birini belirleyen de metafizik karşısındaki tutumdur. Kant bilim olarak bir metafiziğin olanağını ortadan kaldırmıştı. Bilimsel metafiziğin böyle bir yadsınması onun bilgi kuramının zorunlu bir sonucu idi. Onu metafizik karsısındaki eleştirici görüş açısı günümüzde çok şiddetli etki yaptı. Bir metafiziğin olup olamayacağı üzerine birbirinin tam karşısında iki görüş var: Metafiziğin önemli bir felsefe dalı olarak tanınması, hem de temel bilim olarak tanınması. dahası felsefenin metafizikten başka bir şey olmadığı görüşü; bunun karşısında metafiziğin yadsınması, bilimsel olmayışı giderek anlamsızlığı yüzünden yadsınması. Ancak bu iki görüşün metafizik sözcüğüne verdikleri anlamın değişik olduğunu da gözden uzak tutmamak gerek. Metafiziğe evet diyen filozoflar da değişik açılardan bakıyorlar soruna. Bir yanda metafiziği deneysel temele oturtanlar metafizikle doğa bilimleri arasında bağlantı kuranlar (örneğin Brentano), öte yanda metafiziğin deneysel bilimlerden bağımsız ve önsel olduğunu ileri surenler (örneğin bir öz bilgisine erişmek istemesiyle Husserl, bir yeni varlıkbilim kurmasıyla N. Hartmann, bir Heidegger). Bir de bilimsel metafiziği bugün için artık olanaksız bulmakta birlikte, yine de metafiziği her türlü felsefe yapmanın temeli olarak gören filozoflar var (örneğın K. Jaspers) Metafiziğe karşı tam olumsuz tutumda olan felsefe akıımı da mantıksal deneyciliktir. Bunlar metafiziği tümü ile yadsıyorlar. Onlara göre bir anlamı olan metafizik önermeler, metafizik anlatımlar yoktur; bu yolda ileri sürülenlerin hepsi de anlamsız sözcük bağlantılarıdır. Metafizikçiler onlara göre dile gelmez şeyleri dile getirmek isterler. Bu da olanaksızı yapmak istemektir. Örneğin bir Wittgenstein’ın ünlü yapıtı “Tractatus” da son söz olarak söylediği şudur: “ Konuşamayacağı şey üzerinde insan susmalıdır”.

Metafiziğe bu karşı çıkışta Kant’ın etkisi büyük olmuştur kuşkusuz, yine de felsefede ve tek tek bilimlerde metafiziğe bu karşı çıkışın başka nedenleri de var. Modern insan Antik çağın ve Ortaçağın insanından dahi kuşkucu olmuştur. Ayrıca bilimlerin ilerlemesi ve felsefe tarihinde ortaya çıkan görüşlerin birbirini tutmazlığı bu kuşkucu tutumu arttırmıştır. Bir yandan matematiksel ve deneysel bilimlerde bilimsel kesinliğin gittikçe artması mantıksal matematiksel kanıtlamaların sağınlığı ve bilimsel anlatımların sınanabilirliği metafiziğe karşı kuşkuları çoğaltmıştı. Öte yandan felsefe tarihine bakıldığında biribirinin karşısında duran akımların varlığı, felsefe dizgelerinin durmadan değişmesine karşılık açık bir ilerlemenin saptanamayışı bu kuşkuları büsbütün arttırdı. Ancak bu kuşkucu tutumu arttıran çok önemli etkenler de, bilimlerdeki ilerleme ve felsefe görüşlerinin tarihsel göreliliği üzerindeki bilincin uyanması da felsefenin ölümüne neden olamadılar. Tek tek bilimlerin gelişmesi felsefi bilgi kuramına birçok sorunların incelenmesini de birlikte getiriyor. Tek tek bilimlerin felsefeden kendilerini bağımsız kılmaya çalışarak ondan gittikçe ayrılmaları, bu kez de iç nedenlerle felsefe incelemelerini gereksindirdi ve felsefe araştırmalarına yeni bir itici güç verdi. Böylece metafiziğin yeni bir temellendirilmesine gidildi. Ama bu çekişme, bilimsel felsefe — bilimsel olmayan metafizik çekişmesi bitmiş değildir. Yine de bu çatışma bilimlerle felsefeyi dostça düşmanca da olsa yeniden karşılıklı yakınlaşmaya götürüyor.

3. Ancak bugün felsefenin karşısına çıkan sorunlar yalnız tek tek bilimler sorunsallığı değildir, kültürümüzün içine düştüğü bunalımdır. Bilimde ve teknolojideki baş döndürücü ilerlemeler toplumsal yaşamı da etkilemiş, toplumsal yaşamdaki değişmeler değer alanını da sarsmıştır. Bir yandan şimdiye değin tanınan inanılan değerlerin sarsılması, öte yandan salt, değişmez değerlerin araştırılması ve bu değerlerin sorunsallığı felsefeye yeni sorunlar getirmiştir. Böylece tek tek bilimlerin felsefi bir değerlendirilmesinin gerekliliği yanında, din, ahlâk, sanat, toplum gibi kültür alanlarının da felsefi bir temellendirilmesinin gerekliliği çıkmıştır ortaya. Örneğin Varoluş felsefesi bu gereksinmeden doğmuştur. İnsana, evrendeki yerini bulma anlamında, bozulmuş ve sorunsal olmuş tinsel dünyayı göstermek, bugünkü kültür kuruluşlarındaki bulamadığı salt olanı ona buldurmak ya da onu bulmaya götürmek yolları aranacaktı. Günümüzde metafiziğe ilginin ortadan kalktığını söylerken bir başka bakımdan metafiziğe gereksinimin doğduğunu da unutmamak gerek. Evrenin ve insan varoluşunun anlamı sorusundan çıkan metafizik gereksinim günümüzde daha da artmıştır. Evrenin bir bilmece oluşu ve sorunsallığı üzerindeki bilinç, tarihin hiç bir döneminde bugünkü gibi büyük olmamıştır. Öte yandan bugünkü toplumun yaşamının ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel sorunları üzerine açık bir tutum takınması da hiç bir zaman) insandan bu denli beklenmemiştir, Metafizik gereksinmelerle kuşkucu tutum arasındaki karşıtlık bugünün insanının yaşamında gerginlik yaratıyor. Yaşamın anlamının bilinmemesi ve güvensizlik yeni sorunlar getiriyor. İşte Varoluşçuluk adı altında ortaya çıkan çağdaş felsefe akımı bu sorunlarla kendini gösteriyor. Dinsel doğmalara düşmeden, ya da yalnızca varsayımlara ve bu yüzden kuşku götürür değerlere dayalı metafizik sistemlere dayanmadan, salt olana erişmek, varoluşun son anlamım kavramak için insana yol göstermeye çalışıyor.

4; Günümüz felsefesinin belli başlı özelliklerinden biri de felsefedeki ayrımlaşma ve uzmanlaşmalardır. Eski felsefe dizgeleri tüm alanları kuşatıyordu. Oysa içinde bulunduğumuz bu yüzyılın felsefesinde bu alanların ayrı ayrı. bağımsızlaştıklarını görmekteyiz. Günümüzde felsefe akımlarını iki büyük bölüme ayırma olanağı var:

1. Dünya görüşü felsefeleri — bunlarda aralarında ayrılırlar;

2. Kuramsal bir bilgiye varmaya çalışan felsefe akımları

a. bunlar da çeşitli biçimlerde karşımıza çıkıyorlar; ( örneğin Husserl geliştirdiği yeni yöntemle salt felsefi öz bilgisine erişmeye çalışır, dünya görüşüne kayıtsız bir bilgiye ulaşmayı ister.

b. Bunun yanında felsefenin görevini tek tek. bilimlerin sonuçlarını toplu bir bakışla toplayan bir bağlayıcı kavrayışta bulanlar da var, örneğin N. Hartmann ve M. Seheler.

c. Tek tek bilimlerin sonuçlarını her türlü fesefi açıklama ya da yorumlamayı denemeye kesinlikle karşı çıkanları da eklemek gerekir, onlara göre felsefenin görevi tek tek bilimlere temel araştırmadır; felsefe böylece temel araştırması olur, kavram ve dil araştırmaları da buraya girer; bu doğrultuda olanlar: Viyana Çevresi ve analitik felsefe temsilcileridir.



5. Felsefe doğrultularının bu birbirinden ayrılması yanında günümüz felsefelerinin bir başka özelliği de: çeşitli felsefe okullarının birbirinden uzaklaşması ve gittikçe artan bildirişme yokluğudur. Bunun sonucu da “felsefe” sözcüğünün çokanlamlı bir terim, niteliğini alması olmuştur. Felsefe derken bütün bu okullar birbirinden büsbütün başka şeyleri anlıyorlar. Günümüz Alman felsefecisi W. Stegmüller (Münih Üniversitesinde Profesör) bu karşılıklı uzaklaşmayı dört evreye ayırır:

1.Evrede; bilimsel görüş ayrılıkları söz konusudur; tartışan yanlar karşısındakinin kanıtlarından ya da öne sürdüklerinin doğruluğundan kuşku duyarlar. Ama burada henüz bir tartışma durumu vardır. Kesin bir uyuşmaya yarma umudu vardır; giderek bu, kavramların daha bir kesinlik kazanmasına, kanıtların düzeltilmesine götürür.

2. Evrede: Çıkış temelleri ve yöntemleri tümden ayrılır. Artık hiç bir tartışmaya olanak kalmayan bir noktaya varılır. Ama bu evrede henüz bir bildirişme bağlantısı kalır.

3.Evrede; artık bir bildirişme bağlantısı da kalmaz. Ama burada da yine de bir şey kalmıştır henüz; yönelim bağlantısı: Bir yan öteki yarım gerçekten ne kastettiğini anlamaz gerçi, ama hiç değilse karşısındakinin de kendisi kadar bilgi ve doğruluğa erişmeye çalıştığını bilir.

4.Evrede:Felsefe yapanlar arasına bir uçurum girmiştir artık, yönelimsel bir bağlantı bile kalmamıştır. Karşıdakinin anlatımları ve temellendirmeleri anlaşılmaz olmakla kalmaz, uğraşısının türü de boşuna bir uğraşı, bir bilmece olarak görünür. Kısası, karşısındakinin yaptığı şeyi felsefe saymaz. Bu evrede artık tam bir bildirişme yokluğuna varılmıştır.

Günümüz felsefesinde işte bu karşı yanlar arasındaki ayrılma gittikçe büyümüş, örneğin Analitik Felsefe ya da başka deyişle Mantıksal Deneycilerle Varoluşçular —özellikle Jaspers ve Heidegger— arasındaki ayrıklaşma bu son evreye gelmiştir.

Ancak şu var: Felsefedeki en son gelişmeler, özellikle analitik felsefenin yeni gelişmeleri durumu biraz değiştiriyor Önceleri metafizik ve varlıkbilim (ontoloji) sayılan, bu yüzden de ölü olarak görülen birçok sorunlar birden yeniden ortaya çıkıyor ve yeni bir biçimde ele alınıyor.. Özellikle “tümeller sorunu” bugünkü matematiksel temel araştırmalarının merkez noktasını oluşturuyor. Ayrıca beden - ruh sorunu da (örneğin H. FeigI) yeni çözümlemelerle canlandırılıyor.

Burada Kant’ın sözünü anımsamakta yarar var: İnsan aklının bilgilerinin bir çeşidinde garip bir alın yazısı var: Kaçınamadığı sorular yüzünden tedirgin olmak; gerçi bu sorular aklın kendi yapısından çıkarlar, ama o bunlara yanıt da veremez; çünkü bunlar insan aklının her türlü gücünün üstüne çıkarlar”

Ama bu sorulara yanıt verememezlik de edememiştir insan bu yüzden “sonu gelmeyen çekişmelerin içine düşmüştür. Bu çekişmelerin geçtiği alanın adı metafiziktir. Bir zamanlar metafiziğe “bilimlerin kraliçesi” gözü ile bakılıyordu, ama çağımızda hor görülüyor, “itilip kakılıyor”, bu gibi araştırmalara araştırmalara aldırış edilmiyor, diyordu Kant; ama bu aldırışsızlık boşunadır, çünkü bunların konusuna insan doğası ilgisiz kalamaz. Kant’ın bu sözlerinin günümüz için de geçerliğini yitirmediği görülüyor.

Çağdaş Felsefe- Bedia Akarsu-Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları-1979



Valla böyle bişi buldum ama senin işine yararmı bilmiyorum
__________________
Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine
ya mevlasını özlemiştir yada mevlası onu!!!
Mevlayı özleyen gönül ya hüznü bekler yada hüzündedir...
Bela, gam ve keder Mevlanın sevdiklerine
gösterdiği kamçıdır...
Vurdukça kendine çeker....


(İmam Rabbani)
Hayrından umutsuzum ,
getirme bari
Şerrini..
Alıntı Yaparak Cevapla