Yalnız Mesajı Göster
Eski 06-08-2008, 12:33   #1 (permalink)
vuslat78
Profesör
 
vuslat78 kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Apr 2008
Konum: ...ANKARA...
Mesaj: 3,239
Rep Gücü: 544
Rep Puanı: 54028
Rep Derecesi: vuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond repute
vuslat78 is offline  
Arrow DestanlaŞan Beyaz Dram: S A R I K A M I Ş



Sözün, kalemin ve gözyaşının dahi donduğu “Sarıkamış Faciasını” bilir misiniz? Çoğu, düşmana tek kurşun bile sıkamadan donarak şehit olan on binlerce Mehmetçiğin; gömlek ve çarıkla üç bin rakımlı Allahuekber Dağlarına ve cehennemî tipinin ortasına sürülüşünün acıklı ve destansı “beyaz öyküsü”nü...

Şanlı tarihimizde hüzünlü yapraklar da vardır ve bunların belki de millî hafızaya kazınmış en unutulmazı Sarıkamış Harekâtı’dır. “Türk’ün Beyaz Dramı", tarih sayfalarında buzdan bir kor halinde ışıldamakta ve milletimizin yüreğini sızlatmaya devam etmektedir.

Sarıkamış Harekâtında tartışılmayacak bir şey var ki, o da; korkunç tipiyle savrulan, -40 dereceye düşen soğukta kırılan, aç-bîilaç kalıp dermanı kesilen, amansız emirlere göğüs geren, her şeyin bittiği noktada bu kez dizanteri ve tifonun pençesinde can çekişen… Varlığımızın teminatı o muhteşem “Mehmetçiğin” dillere destan kahramanlığı, mesuliyet duygusu, emre itaati, tevekkülü, mücadele azmi, hedefe kilitlenmesi ve hâsılı onca zorluk ve acıdan sonra, büyük bir metanetle düşman üzerine korkusuzca atılması, hayret ötesi bir hadisedir ve bütün bunlar, Sarıkamış Dramı’nı fazlasıyla destansı kılmaya yetmiştir.

Allahuekber’in Ardındaki Hayal

Tarihimizin en büyük facialarından birine dönüşen “Sarıkamış Harekâtı”, I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesinde Ruslara karşı düzenlenmiş ve tamamen Almanların arzu ve direktifleri istikametinde gerçekleşmiştir.

Osmanlı harbe iştirak edince, Doğu Avrupa cephesinde Ruslar ve Fransızlar karşısında oldukça zor duruma düşen Almanya, yükünü hafifletip rahatlamak ve bir çıkış yolu bulabilmek ümidiyle Bâb-ı Ali ve Enver Paşa’dan geniş çaplı bir Kafkasya çıkarması başlatmasını istemişti. Enver Paşa’nın amacı ise düzenlenen bir askerî kuşatma manevrasıyla, Allahuekber ve Sarıkamış Dağlarını aşarak, başta Sarıkamış olmak üzere, 1877–1878 Harbinden beri Rus işgalinde bulunan Kars, Ardahan gibi doğu illerimizi kurtarmaktı. Bunun sağladığı güçle de, önce Kafkasya, sonra da Orta Asya’ya girip “Türk Birliği”ni gerçekleştirmek ve “Hasta Adam” Osmanlı’yı yeniden ayağa kaldırarak “Büyük Türkiye”yi kurmaktı.

Kibrin doruklarında dolaşan Paşa, kendinden gayet emin ve kararlıydı: “Beni Napolyon’a benzetmişlerdi; kabul etmem. Çünkü ben ikinci adam olamam!” Alman von der Goltz Paşa dâhi Enver Paşa’nın kompleks, hamlık ve dirayetsizliğini tenkit etmekten kendini alamamıştı: “Kafkasya’da maalesef Napolyon olduğunu iddia eden ve câhil yetişen birçok adam vardır. Bunlar ordularına güçleriyle bağdaşmayan görevler vermişlerdir ve ordularını büyük zarara uğratmışlardır.” Nitekim Enver Paşa, Doğu Anadolu’daki 3. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’ya, 16 Aralık 1914’te Sarıkamış’taki Rus birliklerine yönelik, beklenen taarruz emrini vermekte gecikmeyecekti.

Ancak, Hasan İzzet Paşa, bu emre, ağır kış şartlarından ötürü şiddetle karşı çıkmış; talep ve tekliflerini kabul ettiremeyince de istifa etmek mecburiyetinde kalmıştı. Tepkilere kulağını tıkayan Enver Paşa da, taarruz komutanlığını bizzat üstlenme ve taarruz emrini benimsemeyen diğer kolordu komutanlarının yerlerine de, arkadaşlarından Hafız Hakkı Paşa ve İhsan Paşa’yı getirme yoluna gidecekti. Harekât planına göre, 9. Kolordu, Sarıkamış Dağlarını; 10. Kolordu ise Allahuekber Dağları’nı aşarak Rus birliklerini Sarıkamış’ta imha edecekti.

Buzdan Heykele Dönen Ordu

120 bin civarındaki Mehmetçik, 21 Aralık 1914’te resmen başlayan harekâtla birlikte, kar kış demeden paltosuz, postalsız; sırtlarında mintan, ayaklarında çarıkla cehennemî kar fırtınasının ve dondurucu soğuğun ortasına sürülüvermişti. Senenin neredeyse dört ayı karla kaplı olan bölgenin kimi yerlerinde kar yüksekliği 1–2 metreye yaklaşıyordu ve zemheriler diye bilinen günlerde, sıfırın altında kırk dereceye kadar düşen soğuklar düşmandan daha beterdi.

Öyle ki, gündüz başlayan yürüyüşte askerlerin yumuşayan çarıkları gece donmaya ve bir mengene gibi ayaklarını sıkmaya başladığında, adım atmak neredeyse imkânsızlaşıyordu. Oldukları yerde durmadan zıplayan, kendini karların içine atan askerlerin bütün bu çırpınışları nafileydi; zira ayakta başlayan donma, kısa sürede tüm vücuda yayılıyor ve onları esir alıyordu.

Bu arada, İstanbul’dan kışlık giyecek ve askeri malzeme yüklü Bezm-i Alem, Mithat Paşa ve Bahr-i Ahmer gemileri Trabzon’a doğru yol alırken, Rus savaş gemilerince batırılmıştı. Mehmetçiğin bin bir umutla beklediği yardım konvoyunun batırılışı, 3. Ordu üzerinde tam bir psikolojik yıkım meydana getirmişti. Zuhur eden menfi hadiseler, henüz Enver Paşa’yı caydırmaktan uzaktı ve bütün birliklere şu mesajı göndermeye mani olamazdı: “Askerler! Hepinizi ziyaret ettim. Ayağınızda çarık, sırtınızda paltonuz olmadığını gördüm. Lâkin karşınızdaki düşman sizden korkuyor. Yakın zamanda Kafkasya’ya gireceğiz. Orada her türlü nimete kavuşacaksınız. İslâm Âlemi’nin bütün ümidi sizsiniz.”

Tarihler 26 Aralığa eriştiğinde, Enver Paşa’nın da içinde yer aldığı 36.784 kişiden oluşan 9. Kolordu Sarıkamış’ın 8 km. yakınına geldiğinde, -25 derece soğuk altında, barınaksız bir biçimde orman ortasında gecelemek zorunda kalmıştı. Askerlerin yanında kalın kütükleri kesecek balta olmadığı için ateş de yakılamamıştı.

Komuta kademesi, donmaları önlemek amacıyla orman içinde dolaşıp sık sık birlikleri uyarıyorlardı. Fakat on beş saatlik yürüyüşten sonra dermansız kalan, bedenlerini bir ağaç altına atıveren zavallı askerler tatlı bir uyuşukluğa bürünüyor, donduklarını bile hissedemiyorlardı. Arada bir ormanın derinliklerinde yankılanan garip çığlıklar, yanık haykırışlar; ümitsizliğe mağlup olup çıldıran ve kendilerini uçurumlardan aşağı atanların yürek dağlayıcı feryatlarıydı. Biraz akıllıca davrananlar baş başa sokulup çömeliyor ve üzerlerine muşamba atıp soluklarıyla birbirlerini ısıtmaya çalışıyorlardı.

Diğer taraftan Hafız Hakkı Paşa, emrindeki 10. Kolordu ile Allahuekber Dağları’nı aşıp Enver Paşa’dan önce Sarıkamış’a erişme sevdasındaydı ve ardında binlerce donuk bırakma pahasına, Mehmetçiği dağın yamaçlarına koşmaktaydı. Karlı yamaçları ayakları diz hizasına kaldırmadan yürümek mümkün olmadığından, saatlerdir yol kat etmekten takati kesilen bazı Mehmetçikler, sütun gibi devrilip kalıyor ve birliklerinden kopuyordu.

Zaten kimsenin kimseyi kaldırıp taşıyabilecek gücü de yoktu ve üstelik düşeni kaldırmamak için katî emir de vardı. Neferler ordunun işaret taşları gibi yollara dizilmiş; kimi çömelmiş, kimi yuvarlanmış, kimi bir ağacın gövdesine dayanmış vaziyette, kardan heykellere dönüşmüşlerdi. Uzaklardan işitilen aç kurt ulumaları ise askerlerin morallerini hepten alt üst etmeye yetiyordu. Ne acıdır ki, o yıl kurtlar insan etine doymuş gibiydi ve birçok cesedin gözlerini de kuşlar oymuştu.

14 saat süren ölüm yolculuğunun ardından, kilometrelerce uzunluktaki yürüyüş kolunun başı, sonunda Allahuekber Dağları’nı aşıp Beyköy’e ulaşmıştı; ancak kolun arkası aniden kopunca, korkunç facia kendini tüm ürkütücülüğüyle belli etmişti. Yapılan yoklamada, 32.300 askerden oluşan 10. Kolordudan kala kala 3.400 civarında asker kalmış, gerisi dağın bağrında bembeyaz bir örtüyle kefenlenmişti. Sağ kalabilmeyi başarabilenlerin büyük kısmı ise donuk, tifüs, açlık ve ayak şişmesi sebebiyle yürüyebilecek halde değildi.

Enver Paşa, kürklü paltosu ve kalın su geçirmez çizmesi ile at üstünde süratle ilerlerken, askerin de kendisi gibi yürüyebileceğini zannediyordu. Askerin yorgun olmasına aldırış etmeksizin derhal Sarıkamış’a hücum emri vermişti. Fakat elde kalan aç ve bîtap bir avuç askerle, her cihetten güçlü ve iyi donanımlı Rus donanmasını kırmaya kalkışmak, daha fazla askerin kırılmasına yol açmıştı. Hâlbuki Enver Paşa, fecaatin dehşet verici boyutlarını hâlâ görmezden gelme ve gizleme işgüzarlığında son derece ısrarlıydı. İstanbul’a çektiği telgraflarda bu doğrultuda inanılmaz ifadeler sarf edecekti: “Kahraman askerlerimizde ilerleme isteği o kadar çoktur ki, ellerinden gelse soluklarıyla karları eritip yol açacaklardır. Karı daha az olan kesimlerde kahramanlarımız başarılar elde ediyorlar. Dün süngü saldırısıyla düşmandan iki mevzi ele geçirilmiştir.”

İlk taarruzun başarısızlığından sonra, Enver Paşa istemeyerek de olsa askerlerin dinlenmesine müsaade etmişti. Eksi 25 dereceyi bulan soğukta sabahı etmek kolay değildi ve dahası ateş yakmak da yasaktı. Çünkü en küçük alev belirtisini gören Ruslar orayı yoğun top ateşiyle hemen hallaç pamuğuna çeviriyordu. Donmamak için sürekli hareket etmek gerekiyordu ve bunun adı da güya dinlenmek oluyordu.

Gün ışıyıp da subaylar dağınık halde geceleyen birlikleri toparlamaya çıkınca, tüyler ürpertici bir gariplik göze çarpmıştı: Büyük çamların alçak dallarında, kimi oturmuş vaziyette, kimi de ayakta duran askerler komutanlarının çağrılarına cevap vermemekteydiler. Subaylar biraz daha yaklaşınca insanı iliklerine kadar donduracak feci gerçek fark edilmişti: Biçare askerler, ayakları donmasın diye çamlara tırmanmış ve oracıkta donarak abideleşmişlerdi. Ağaçların diplerindeki donmuş cesetlerse; şiddetli zemheri rüzgârının dallardan düşürdüğü askerlerdi.





Destan Yazan Kahramanlar ve Hazin Son


Takvimler 28 Aralığı gösterdiğinde Enver Paşa, yardıma gelmesini dört gözle beklediği Hafız Hakkı Paşa’nın 10. Kolordusunun başına gelenleri duyduğunda neye uğradığını şaşırmıştı. Oysa 25–26 Aralıkta Hafız Paşa’nın kuvvetleriyle birleşip genel bir saldırı planlamıştı. Ancak Enver Paşa kararlıydı ve şansını sonuna kadar deneyip Sarıkamış’a girmek gayesindeydi. 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis Paşa, Enver Paşa’nın bu katı inatçı tutumuyla ilgili şu ilginç teşhisi serdetmişti: “Karşısında duran Sarıkamış’a bir türlü kavuşamamak; sevgilisinin reddi karşısında inatçı âşığın şuurunu kaybederek ölüm kararı vermesine benzer bir durum hâsıl etmişti.” Bu yüzden, 29 Aralıkta derhal Sarıkamış’a hücum emri vermekte tereddüt etmemişti.

Sarıkamış yakınlarına ulaşan Türk kuvvetleri, en küçük bir bozulma belirtisi bile göstermeden taarruzu büyük bir azim ve cesaretle sürdürmüşler; Türklerin bu kahramanca ve belki de ümitsizce mücadelesi, Rus ordusunda büyük bir korku ve panik meydana getirmişti. Nitekim saldırı başlamış; Mehmetçikler mecalsiz dudaklarından kelime-i şehâdet fısıldayarak karşıdan yağan kurşunları hiçe sayıp son güçleriyle Rus mevzilerine atılmışlardı. Yiyecek ve ısınma için hiç bir hazırlık yapılmamış olan bu saldırıda, Türk askeri, bütün imkânsızlıklara ve olumsuzluklara rağmen, fedakârlık, dayanıklılık, itaat, direniş ve mücadele azminin üstünlüğü bakımından örnek bir davranış sergilemişti.

Hatta can havliyle kahramanca ve korkusuzca düşman üzerine atılan 300 kişilik bir öncü kuvveti, arkalarında tarifsiz acı ve ıstıraplar bırakarak insanüstü bir gayretle karlı dağları aşsalar; vücutları donup lime lime olsa da, Sarıkamış'a girmeye muvaffak bile olmuş ve süngü savaşıyla Rusları şaşkına çevirip, hatırı sayılır kayıplar verdirmişlerdi. Bu intihar saldırısı karşısında şaşıran Ruslar geri çekilmek zorunda kalacak ve nihayet birliklerimiz Sarıkamış’a adım atacaklardı. Lâkin emir komuta düzeni iyice bozulmuş; elde kalan bir avuç asker de sokak çatışmalarında telef olmuştu. Türk birliklerinin üstünlüğü ancak iki saat sürebilmişti. Sonunda Hakkı Paşa, Enver Paşa’ya, işimizin tam anlamıyla bittiğini itiraf etmek mecburiyetinde kalmıştı.

10 Ocak 1915’te hayallerimizle birlikte Mehmetçiklerimiz de tükenmişti. Altı hafta süren kasırga, ardında 3. Ordunun 118.714 askerinden 109.274’ünü (Rus kaybı 16 bin) karla kefenleyip Sarıkamış Dağları’nın koynuna gömmüştü. Tarihler düşmana tek kurşun bile sıkamadan, karla ve dondurucu soğukla boğuşmaktan heder olan bir ordunun akıllara durgunluk verici trajedisine ilk defa şahit olmuştu.

Allahuekber Dağlarındaki Türk birlikleri Ruslar tarafından esir alınamamış ve onlardan çok önce ruhlarını teslim etmişlerdi! ... (Ruhları şâd olsun.)

Kaynakça: Şerif (İlden) Paşa, Sarıkamış, İstanbul, 1998; Alptekin Müderrisoğlu, Sarıkamış Dramı, İstanbul, 1997; Ziya Nur Aksun, Enver Paşa ve Sarıkamış Harekatı, İstanbul, 2005; İsmail Çolak, Tarihimizin En Beyaz Dramı, İstanbul, 2006, Akis Kitap.

İSMAİL ÇOLAK
__________________

Alıntı Yaparak Cevapla