|
||
![]() |
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
yine yalnız
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Nov 2006
Mesaj: 9,274
Tecrübe Puanı: 29
Rep Puanı: 1733
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
"Mi" Teli Olmayanların Hikayesi! Kimi zaman gereksiz makaleleri için eleştirdiğimiz Çetin ALTAN'dan bizi utandıracak bir makale. Okumaya değer emin olun! Beyinsel kemanında "mi" teli olmayanlar Henüz daha ilkokuldayken, miniklerin; kendiliğinden bestelenmiş, özgün konçertolar çaldıkları beyinsel kemanlarındaki "mi" telini, önce kimler koparır? Hamaset rapraplı, "Türküm, doğruyum, çalışkanım" korosunu, her türlü özgün konçertonun üstüne ıslak bir muşamba gibi örtenler koparır. Beylik kalıpları ve sloganları, esprili bir kuşkuyla fiskeleme zekası iğdiş edildiğinde; beyinsel kemanların "mi" teli kopar ve evrensel boyutlu yaratıcı kadroların yetişmesi için gerekli tohumların yerine, ileride asık suratlı bir pozörlükten başka bütünleşebileceği hiçbir yaratıcı esprisi ve saydamlığı bulunmayan şarlatanlık tohumları atılır... Ve çağın evrensel orkestrasının sürekli dışında kalınır. *** Daha ilkokulda, Türk atasözlerinin çelişkileri ortaya konsa... Örneğin "ateş olsa cirmi kadar yer yakar" atasözüyle, "ummadık taş baş yarar" atasözü arasındaki zıtlık, ortak bir kahkahayla incelenmeye alınsa... Kendilerini güçlü göstermeye çalışanların, çevredekileri miniminicik görmeye koşullanmasından ötürü, onları sürekli hafife aldıkları; o nedenle de, miniminiciklerin gösterecekleri herhangi bir tepkiden, kendi üstün pozisyonlarını ırgalayacak bir sakınca doğamayacağını da, "ateş olsa cirmi kadar yer yakar" diye değerlendirdikleri açıklansa... Ve miniminicik görülenlerin de, toplumların değişiminde her zaman en büyük rolü oynamış olmalarının, tarihin gözünde "ummadık taş baş yarar" atasözüyle özetlendiği anlatılsa... *** "İki el bir baş için" atasözüyle, "komşuda pişer, bize de düşer" atasözü arasındaki zıtlığa da, ortaklaşa örnekler aransa... Kimlerin gizli asalak, kimlerin kendi çabalarıyla saydam olarak yaşamlarını ayakta tuttukları bilinci geliştirilse... Daha ilkokulda, miniklerin beyinsel kemanlarında "mi" teli de koparılmamış, üstelik kemanın yayı da güçlendirilmiş olur... *** Önümde küçük bir dergi boyunda, bir kitap duruyor; Buca Saadet Emir İlköğretim Okulu'nun "Biz De Yazdık" adlı bir antolojisi... "Yazanlar Saadet Emir İlköğretim Okulu 2/C sınıfı öğrencileri" "Hazırlayan Duran Şenyer Sınıf Öğretmeni" *** Sınıf öğretmeni Duran Şenyer'in kitaba yazdığı önsöz de şöyle başlıyor: "'Biz De Yazdık' kitabını yazanlar ilköğretim okulu 2. sınıf öğrencileri. Kendilerince önemli olan yaşadıkları olayları yazdılar. Yazarken içlerinden geldiği gibi duygularını aktardılar. Bu kitap etkileşim ve yönlendirmenin ürünüdür. Çocuklara özgürce çalışma, üretme fırsatı verildiğinde, neleri yapabilecekleri bu kitapta görülecektir. İlköğretim; öğrencilere temel bilgilerin verilmeye başlandığı bir dönemdir. Bu dönemde okuma, okuduğunu anlama, anladığını sözlü ve yazılı olarak anlatma çalışmalarının büyük önemi var. Öğrenciler bu özellikleri iyi kazanacaklar ki, diğer derslerde ve yaşamlarında başarılı olabilsinler. Bu da okuma, okuduğunu anlama, anladığını sözlü ve yazılı olarak anlatma çalışmalarıyla olacaktır..." *** İlkokul 2. sınıf yazarlarından birkaç örnek... "Kaybolduğum an Annem ile Buca Sigorta Hastanesi'ne gittik. Ben o gün hastaydım. Okula gitmemiştim. Annem sırada idi. Ben orada yazıya dalmıştım. Annemi kaybettim. Annem: - Ayşeee diye bağırdı. Ben, annemin sesini çok az duymuştum, yolumu bulup ona ulaşamadım. Bir teyze bana: - Neden ağlıyorsun? Dedi. Ben de: - Kayboldum, dedim. Çok korkuyordum annesiz kalırım diye. Eve nasıl gideceğim? Hırsızlar beni kaçırırlar diye ağlıyordum. Teyze, elimden tutup beni polis amcaya götürüyordu. Bir taraftan da etrafa bakıyordum. Annemi aniden gördüm. Teyzenin elini bıraktım, anneme sarıldım. Çok duygulandım. İçime bir titremek geldi. Anneme çok sarıldım. Ondan sonra daha dikkatli olup annemin elini hiç bırakmadım. Ömrüm boyunca, bu anı hiç unutmayacağım. Ayşenur ÖZKILIÇ" *** Ve bir tane daha: "Babam Bana, babam telefon hiç açmadı. Ben bebekken bir kere öpmüş ve sarılmış. Bebek olduğum için hatırlamıyorum. O zamanlar babamla bazen iyi günlerimiz olmuş. Şimdi babama karşı bir şey hissetmiyorum. Babamdan, annemle boşanmamasını isterdim. Bana, işten gelirken çukula getirmesini isterdim. Beni sevmesini isterdim. Bana sarılmasını isterdim. Sabah kalktığımda anneme 'Günaydın' derim, yanağından öperim. Yüzümü yıkar, kahvaltımı yapar ve hemen giyinirim. Evden çıkarken dedemi öperim. Okula annemle gideriz. Annem beni öper, iyi dersler dileyip gider. Ben de ona el sallayarak sınıfa girerim. Cemre Dilara TÜRKMEN" *** Daha ilkokuldayken miniklerin beyinsel kemanlarındaki "mi" telleri, koparılmamış olsaydı; ne ahmak kokulu bir pozörlük bu kadar yaygınlaşır; ne de olduğundan daha fazla görünme sıtması, böylesine kaplardı birtakım koltuklarla, genç kuşakları... |
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|