|
||
![]() |
|
|
| Bilim&Teknoloji Bilim ve teknolojik gelişmeleri buradan takip edeceğiz |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Doçent Doktor
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Feb 2008
Konum: ***mutlaka batacak olan;lüks ve rahat bi gemide***
Mesaj: 1,345
Tecrübe Puanı: 134
Rep Puanı: 13223
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Evrenin Bilinebilirliği Sorunu -II Geçen yazımızın ilk maddesinde sözü edilen, bilimin başlı başına mitos olarak gerçekleştirdiği ideolojik şekillenmeye geri dönelim. Modern anlamıyla bilimsel etkinliğin toplumsal emekle buluşmasına Ekim Devrimi sonrası SSCB’de rastlıyoruz. Karl Marx ve Friedrich Engels’in ilk olarak geliştirdiği bilimsel sosyalizm, bir anlamda insanlığın kendi kaderini ortak toplumsal bir bilinçle eline alma mücadelesinin başlangıcıdır. Şimdiye kadar bahsedilen toplum-bilim ilişkilerine göre bilimsel bir atılım beklenir, devrimin ilk yılları için bu doğrudur da… Fakat tarihin diyalektik örgüsünde karşımıza çıkan, emperyalist II. Savaş ve sonrasında gerçekleşen, kapitalizme dönüştür. Bugünkü gelişmeler Bugünün gelişmelerine yakından bakalım. Teknik, matematik, biyoloji, tıp ve diğer doğa bilimlerinde tarihte olmadığı kadar fazla buluş gerçekleşiyor. Ve aynı zamanda bu ilerleme, eski ve değişemeyen sorulara verilen yeni yanıtlar olarak bir tıkanışa işaret ediyor olmasın sakın? İyimser pragmatistler bu iddiayı kapitalizmi kötülemeye yeminli niyeti bozuk bir sosyalistin felaket tellallığı olarak görürler belki. Öyleyse bütün cemiyeti merceğimizi yerküreye biraz daha yakınlaştırmaya davet ediyorum. Merceğin camından şunlar yansıyor: Tekniğin sağladığı emek üretkenliği milyarlarca insanın açlığına çare değil. Şirketlere akıl vermekten gayrı aciz halde iktisat, ancak bu durumu seyredebiliyor. Genetiği değiştirilmiş besinler desek, yeni hastalıklara gebe olacak şekilde kapıda dikiliyor. İnsanlığın en büyük bilimsel başarılarının başına gelenlere bakalım: Evrim kuramı zaten bilimdışı bir eklektizmle sosyal darwinizm olarak kapitalizme enjekte edilmişti. Bugün neo-conların başını çektiği evangelizmin ve her türlü dini gericiliğin saldırısı altında. Einstein görelilik kuramından sonra yıllarca tüm fiziği birleştirecek bir temel üzerinde çalıştı. Yaşadığı dönemde bilimsel çalışmalarının sonucu olarak atom bombasının yarattığı acıyı gördü. Daha sonrasında ise kuantum teorisi, belirsizlik yasalarının geçerli olduğu bir öznel idealizmin bocalamalarına terk edildi. İnsan beyni, fütursuzca ikiye bölündü. Bir yanda pozitivizmin sığ sularında, edindiği sonuçları insancıl bilincin unsurlarına dönüştürmekten aciz doğa bilimleri, diğer yanda diyalektik özünden koparak eskisinin taklidi metafizikler üreten post modern felsefe… Ve tüm bunların ortasında, yarattığı teknik devinimi ne yapacağını şaşırmış bir şekilde silaha ve meta fetişizmine dönüştüren, Mary Shelley’in Frankenstein’ının aksine hiç de iyi niyetli olmayan bir ucube halini almış küresel egemenlik. 21. yüzyıldan geçmişe bakıldığında, tüm bunların sorumlusunun bilimin kendisiymiş gibi görmek kolay edinilen bir eğilimdir. Bilim silahın icadını sağlamıştır, zalime daha fazla güç, mazluma daha fazla salgın getirmiştir. Kimyasal atıklar, GDO’lar (Genetiği Değiştirilmiş Organizma), tekniğin sonucunda gelişen sanayileşme doğanın dengesini bozmuştur ve dünyanın sonunu hazırlamaktadır vb... Kuşkusuz, bu sayılanların hepsi birer olgu olarak gerçektirler. Fakat bilime burada biçilen rol, bugünün burjuva ideolojisinin bir parçası olarak bir çeşit mitos halini almasını işaret eder. Bu yüzden aslında onu elinin altında bulunduranlar böylesi bir sanrıdan pek de rahatsız değildirler. Mitoslar, birer kültür öğesi olarak gerçekliğin açıklanamadığı yerde ortaya çıkarlar ve ironik bir şekilde, bilim felsefenin mitoslardan sıyrılmasıyla doğmuştur. Peki ne oldu da insanlığın en ileri düşünsel etkinliği ilkel kaynağına geri döndü? ‘Ya göründüğünden başka türlüyse?’ Bahsettiğimiz etkinlik, kuşkusuz en büyük etkisini insan hayatını çepeçevre kuşatan metalarda gösterir. İnsan, meta üzerinden kendi birikimine ve doğrudan kendine yabancılaşmıştır. Bu durum, teknoloji ürünleriyle katlanarak pekişir. İnsan emeği, dev kapitalist tekellerin iradesinde bilincinden hastalıklı şekilde koparak otomatlaşmıştır. İşçi, makinenin nasıl çalıştığını bilmez. Mühendis, kendi uzmanlığı dışındaki mekanizmaları bilmez. Toplumbilimcinin derdi kitlelerin mekanik yasalarını arayıp durmak olmuştur. Fizikçi, hem kısa vadeli pratik sonuçlara yönlendirilmiştir, hem de bilme etkinliğinin çok yönlü diyalektik içeriğinden uzaklaşmıştır. Her sınıf, her katman, aynı dev makinenin kendine ilişkin kısmını üretir, çalıştırır. Pragmatizm aracılığıyla tüm hakikat bu teknik sürecin kendisinden başka şey değildir. Kitle iletişim araçları bu otomatlaşmış toplumun sinir sistemi gibidir, aynı güdüleri her saniye tekrar üretir. Bu toplumsal makine de istenmeyen tek şey basiretli ve eleştirel, soruları başka şekilde de sorabilen bir bilimsel çabadır. Bu yüzden, eskiden bilim olan, -tüm hakikat göreli olduğundan- artık tanınmaz haldedir, olsa olsa nasıl işlediği bilinmeyen bir efsanedir. Yaşayan bir efsane. Ne mutlu bize ki, yine de insan olmanın kendinde özgürlüğünü taşıyoruz; yani karşımıza çıkan her soruna karşılık, birileri onun değişen biçimler altındaki kutsallığını vaaz etse dahi, “Ya göründüğünden başka türlüyse?” deme özgürlüğünü… Çağlar Karaca NOT: ALINTIDIR..........
__________________
*** mutluluk ; hayat içinde önemsemediğimiz anlarda verdiğimiz kararlarda gizlidir.... *** |
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|