|
||
![]() |
|
|
|
|
#1 (permalink) |
|
dalgalandım da duruldum
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() Vincent Van Gogh, bir papazın oğlu olarak 1853 yılında Hollanda’nın güneyinde bir köyde dünya’ya gelir. Amcalarının resim ticaretiyle uğraşması, küçüklükten itibaren resim sanatıyla içli dışlı bir ortamda büyümesini sağlar. Resme yönelmeden önce birçok işe girip çıkan Vincent on altı yaşına geldiğinde, resim basımıyla ilgilenen bir sanat yayımcısı olan Goupil & Cie firmasına çırak olarak verilir. Dört yıl sonra firmanın Londra şubesine tâyin olur. Londra’da kaldığı evin sahibesinin kızına aşık olur. Ancak aşkına bir türlü karşılık bulamaması bunalıma girmesine sebep olur. Bir süre sonra firmadan kovulan Vincent, Londra yakınlarında bir kasabada öğretmenlik yapar, kilisede vaaz verir. Resim galericiliğinde ve öğretmenlikte, son olarak da vaaz verme işinde başarısız olması, girdiği bunalımı derinleştirir ve belli bir konuya yoğunlaşma ihtiyacı duymasına yol açar. Bu dönemde kardeşine yazdığı bir mektubunda ressam olmaya karar verişini şöyle duyurur “Her şeye rağmen yeniden ayağa kalkacağım.” Vincent, Van Gogh oluyor Vincent 1880 yılında Brüksel’deki Güzel Sanatlar Akademisine girer fakat akademinin öğrenim ücretini karşılayamayınca ayrılır. Birkaç yıl sonra bu sefer Antwerp Güzel Sanatlar Akademisi’ne girer ancak öğretmenlerin, çalışmalarını beğenmemesi üzerine şevki kırılarak oradan da ayrılır. 33 yaşında, pek çok sanat dalında olduğu gibi resimdeki yenilik ve gelişimlerin de ağırlıklı yayılım merkezi olan Paris’e taşınır. Fernand Cormon’un atölyesine öğrenci olarak girer. Atölyede çalışırken Lautrec adlı biriyle tanışıp dost olur. Söylentiye göre Lautrec, Vincent’e eserlerini kötüleyen bir ressamı düelloya davet edecek kadar hayrandır. Kardeşi Theo aracılığıyla birçok ressamla tanışıp onlardan yeni tarzlar öğrenir. Toulouse-Lautrec, Signac, Monet ve Gauguin gibi meslektaşları Vincent’i beğenirler ancak ondaki yeteneği asıl farkeden kişi kardeşi Theo ve bazı yakın dostları olur. Paris’e taşınmadan önce Nuenen’de kaldığı yıllarda sağlığına dikkat etmeme pahasına aralıksız olarak resim yapar ve tüm parasını boyalara harcar; öyle ki bu arada dişlerinin çoğu dökülür. “...Şimdi beklemeli ve onda üstün bir yetenek olup olmadığını görmeliyiz. Başarılı olursa büyük bir adam olacak” der kardeşi bir arkadaşına. Zamanla Pissaro, Sisley ve Monet gibi İzlenimci ekolün bilinen temsilcilerinin tercih ettiği tarzlardan olan açık havada resim yapmayı dener. Vincent Paris’teyken boyalarını eski bir Komüncü olan julien Tanguy’un dükkânından alır. Tanguy’a göre Vincent gibi genç yetenekler desteklenmelidir. Vincent’in boyaları tabloları karşılığında aldığı da olur çünkü Tanguy’un dükkânının arkası aynı zamanda bir galeridir. Bir ara Güney Fransa’da bir ressamlar kolonisi kurmayı düşündüyse de bunu gerçekleştiremez. Bunalımla gelen son Açık havada resim yaparken bir kriz geçirir ve bilinç kaybı sonucunda hafızasını yitirir. Hayatının son yılında bunalımlardan kurtulamaz. Bir ara akıl hastanesine yatar ve aynı yılın temmuzunda yaşama veda eder. Ölümünden yalnızca iki yıl sonra çok sayıdaki eserinden oluşan bir sergi açılır ve ünü yayılmaya başlarsa da yaşarken satılan ilk ve tek tablosu “Kırmızı Üzüm Bağı” olur. Tabutu, duvarlarına en son yapmış olduğu resimlerin asıldığı ve aralarında ayçiçeklerinde bulunduğu çeşitli çiçeklerle süslenmiş bir odaya konur. Resminden yansıyanlar Van Gogh’ un resmi yaşadığı dönemdeki akımlardan herhangi birine dahil edilemeyecek türdendir. Bir sürü resim biçimi dener ancak yalnızca kendi oluşturduğu tarza uygun ve onu güçlendiren öğeleri benimser. Bir keresinde kardeşi Theo’ya yazdığı mektupta resim yapmasındaki amacı şöyle tarif eder: “Kırmızı ve yeşil aracılığıyla insanoğlunun aşırı tutkularını ifade etmeye çalıştım, gördüklerimin aynısını kopyalamak yerine, kendimi daha etkili bir şekilde ifade edebilmek için renkleri keyfimce kullandım.” Eserlerinde Yakın arkadaşı Gauguin, noktacı Paul Signac ve İzlenimcilerin etkileri görülür. Ayçiçeklerine özel bir ilgisi olan sanatçı yaşamı boyunca sayısız ayçiçeği resmi yapar. Ayçiçeğinin heyecan verici parlak sarı rengi, gün ışığı, sıcaklık ve dostluğun rengidir ona göre. 1867’de Paris Dünya Fuarı vesilesiyle Japon çizimleri ilk defa Fransa’ya gelir. Güçlü renkleri, dekoratif tasarımları ve düz perspektifiyle Japon resmi, Avrupa’da oldukça egzotik bulunur. Van Gogh’ da bu etkiden kendini alamaz. Japon resminin doğayı tasvirde çok daha ayrıntılı ve değişik bir tarza sahip olması onu çeken başlıca etkendir. Öyle ki, Arles’e gitmek üzere yolculuk yaparken şu satırları yazmadan edemez: “O kış Paris’ten Arles’e giderken ne kadar heyecanlandığımı hâlâ çok canlı bir şekilde hatırlayabiliyorum. Sonunda Japonya’ya mı geldik diye nasıl da sürekli olarak dışarı bakıp duruyordum.” Gece ortamınınsa Van Gogh için ayrı bir değeri vardır. “Gece manzaralarını ve gece ortamının özelliklerini gecenin gerçek karanlığı içinde ve yerinde tuvale aktarma sorundu beni her taraftan kuşatmakta.” Onun için gece manzaraları, Provans kırlarının renkli görünümleri kadar çekicidir. Resim sehpasının ve hatta şapkasının kenarlarına mumlar dizerek geceleri açık havada resim yapar. Birçok mektubunda denizi, gökyüzünü ve kır manzaralarını yapmanın zorluğunu belirten Van Gogh: “...konuşurken ya da mektup yazarken olduğu gibi bazen fırça darbeleri de tutulup kalıyor.” der bir keresinde. Zengin bir hayal gücüne sahip, sınırsız bir özgürlük tutkunu olan ressam ‘Bulutlu Göğün Altındaki Buğday Tarlası’ adlı eserini kastederek şöyle der “Bunlar kasvetli gökyüzünün altında uzanan uçsuz bucaksız buğday tarlaları ve ben o hüzünle o son derece büyük yalnızlığı ifada etmekten çekinmedim. Bu resimlerin sözlerle anlatılamayanları ileteceğine inanıyorum.”
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir |
|
|
|
#2 (permalink) |
|
dalgalandım da duruldum
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Hollandalı ressam Vincent Willem van Gogh (30 Mart 1853 - 29 Temmuz 1890), Avrupa sanat tarihinin en önemli isimlerinden biri kabul ediliyor. Hayatı boyunca 900 resim ve 1100 çizimden fazla eser üretmiş. Ne yazık ki öldükten sonra kıymeti bilinen sanatçılardan olmuş ve yaşadığı süre boyunca sıkıntılar çekmiş. Özellikle ölümünden 11 yıl sonra Paris'te 1901 yılında düzenlenen sergide 71 parça eserinin sergilenmesinden sonra popülerliği çok artmış ama dediğimiz gibi bunun ona bir faydası olamamış ne yazık ki. Sağlığında satabildiği tek resim olan "The Red Vineyard (1888)" isimli tablo, şimdi Moskova'daki Puşkin Müzesi'nde sergileniyor. Van Gogh'un ekspresyonizm, fauvizm ve erken soyut resim üzerindeki etkisi büyüktür. Eserlerinin çoğunun sergilendiği Van Gogh Müzesi (Amsterdam), yolunuz düşerse muhakkak ziyaret edilmesi gereken bir sanat tapınağıdır. Van Gogh'un birkaç resmine, dünyanın en pahalı sanat eserleri olarak çok rakamlı bedeller biçilmiştir. "Irises (1889)" adlı tablosu, 1987 yılında 53.9 milyon dolara, "Portrait of Doctor Gachet (1890)" isimli eseri 1990'da 82.5 milyon dolara satılmıştı ki bu, bir tabloya ödenen ikinci en yüksek miktardır. Vincent van Gogh, 1853 yılında Hollanda'da doğmuş. Kız kardeşine göre, oldukça ciddi ve içe dönük bir çocukmuş. Kendisinden 4 yaş küçük kardeşi Theo ile arası daha iyiymiş; arkadaşlıkları ömür boyu sürmüş. Hatta birbirlerine gönderdikleri mektuplar 1914 yılında kitap olarak da yayımlanmış. Theo, ağabeyini hayatı boyunca maddi ve manevi olarak desteklemek zorunda kalmış. Van Gogh'un çalıştığı şirket 1873 yılında, önce Londra'ya sonra Paris'e göndermiş. 1876 yılında da işten çıkarılmış. Önce Londra'da öğrenci asistanı olmuş, sonra Amsterdam'a dönerek dine düşkünlüğü nedeniyle teoloji okumuş. Dine düşkün derken abartmadık; 1878 yılında okuldan ayrıldıktan sonra Belçika'da papaz olmuş van Gogh. Maden ocaklarında bile vaazlar verdiği biliniyor. 6 ay sonra işten çıkartıldığında bile para almadan vaaz vermeye devam etmiş. Resme ne zaman başlayacak diye düşünürken öğreniyoruz ki bu dönemlerde karakalem çalışmaya başlamış. Hollanda'ya geri dönen van Gogh, ondaki cevheri keşfeden kardeşi Theo'nun önerisini dinleyerek resmi daha ciddiye almaya başlamış. Kısa bir süre resim dersleri almış. Etkilendiği ressamlar da varmış elbette. Örneğin Jean-François Millet'nin köylülere ve kırsal alana ilişkin resimlerinden çok feyz almış. İlk önemli resmi de bu etkilenmenin bir göstergesi olan "Potatoe Eaters (1885)" olmuş. Resim, şu anda sözünü ettiğimiz Van Gogh Müzesi'nde ikamet ediyor. 1881 yılında, dul kuzeni Kee Vos'a aşkını itiraf eden ancak red cevabı alan van Gogh, kırık kalpler departmanının daimi bir üyesi olarak bu hüznünü resimlerine her daim aktarmaktan geri durmamış.
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir |
|
|
|
#3 (permalink) |
|
dalgalandım da duruldum
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
1885-86 yıllarında Belçika'daki Antwerp Sanat Akademisi'ne başvurmuş ve kabul edilmiş ama birkaç ay sonra çıkarılmış. Okuldan attıkları genç adamın sonradan dünyanın en önemli ressamlarından biri olacağını bilseler herhalde başka türlü davranırlardı diye düşünüyoruz. Çok hayal kırıklığına uğrayan van Gogh, Japon resim sanatıyla haşır neşir olmaya başlamış. Parlak renklere, resim alanının ve çizgilerin kullanım şekline hayran kalmış. Çok etkilendiği bu tarzda çalışmalar yaptığı biliniyor. 1886 yılında Paris'e giden van Gogh, kardeşinin yanına taşınmış. Burada Degas, Pissaro, Gauguin gibi ressamlarla tanışmış ve kendini empresyonizm akımının etkilerine kaptırmış. -Bu yazının editörü de aynı akıma gönlünü verdiği için zevkten dört köşe bir biçimde yazıya devam etmektedir.- Neyse, 'noktalama' (pointillism) denen tekniği de çok benimseyen ve adeta kendi imzası haline gelecek şekilde sıkça kullanan ressam için 'post-empresyonist' diyebiliriz rahatlıkla. Şehir hayatından çok sıkılan ve Paris'i bırakmaya karar veren van Gogh, 1880 yılında Fransa'nın kuytu bir köyüne taşınmış. Arles isimli bu küçük yerden çok etkilenmiş ve burada bir sanat kolonisi yaratmayı kafasına koymuş. "Sarı Ev" ismini verdiği bir yer dekore etmiş ve bu yerin şerefine sarı ayçiçeklerini betimlediği bir seri resim yapmış. Ama ne yazık ki talihsizlik bulutu hala van Gogh'un etrafında dolaşmaya devam ediyormuş. Beklentileri karşılık bulmamış ve ünlü ressamlar Sarı Ev'in kapısını çalmamış. Sadece Paul Gauguin vefalı çıkmış ve ressamın davetlerine cevap vermiş. İki ünlü ressamın arasında zamanla sağlam bir dostluk kurulmuş. Gauguin, van Gogh'u sarı ayçiçeklerini resmederken resmetmiştir hatta. Ama bu ilişki gürültülü bir kavga ile sona ermiş. Hatta bu kavga sonucunda çok sinirlenen ve zaten ruhen pek zayıf olan van Gogh, bir sinir krizi geçirmiş ve sol kulağının bir parçasını kesmiş. İşte meşhur kulak kesme hikayesinin özü de budur. Sanıldığı gibi kulağını komple kestiğini söyleyenlere bu açıklamayı yapabilirsiniz. Vincent van Gogh, aslında hayatı boyunca üzüntü ve sıkıntı yaşamış, ruh sağlığı çok zedelenmiş, karamsar ve ne yapacağı belli olmayan bir insan olsa da, bazı resimlerinde bu ruh halinden çıkmaya çalıştığı hissedilir. Örneğin ressamın en çok bilinen ve sevilen eserlerinden biri olan "Yıldızlı Gece (1889)", görüp görebileceğiniz en muhteşem gece tasvirlerinden biridir ve bu resmin insana iç aydınlığı verdiğini kimsenin inkar edebileceğini sanmıyoruz doğrusu. Bu resmin illüstrasyon çalışmalarını cafelerde, puzzle'larda görürsünüz sık sık. Ress*** 29 Temmuz 1890'da ölmüştür.
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir |
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
| Görünüm Modları | |
|
|