|
||
![]() |
|
|
|
|
#1 (permalink) |
|
dalgalandım da duruldum
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
9 Ekim 1940'da doğdu. Utangaçlığını serserilikle bastıran, çok iyi resim, karikatür çizen sapsarı ve içten gülen sıradan bir İrlandalı. Babasızlığın ne olduğunu bilir babasızlığı tadanlar, John Winston Lennon da öleydi işte. Babasını hiç tanımamış ve bu yüzden annesinin kıymetini deli gibi bilmiş bir çocuk. Fakat annesi de kendi gibi dul olan biriyle evlenip gidince Mimi teyzesinin yanında bu iki temel çocukluk ihtiyacından uzak yaşamış ve bu nedenle çekingen olmuş, bu çekingenliğini de anarşiyle çözmeye başlamıştı her çocuk gibi. Ama sanat işte adamı her şey den alır, çeker kurtarır. John, Mimi teyzesinin yanında büyürken, çağ da tam çağdı. Rock'n'roll Atlantik'in öbür ucundan gemilerle Liverpool'a vurmuş ineceği mideleri bekliyordu. John da azılı bir serseriydi ve düzenin kabul etmediği şeylerin peşindeydi. Belki de bir söyleşisinde sorulan şu soruya ondan böyle bir yanıt vermişti; şimdi daha iyi anlıyorum... "Eğer bir balıkçı olabilseydim olurdum" Sene 1955 Lennon lisede. Bütün okulda (Quarry Bank High School) tanınmış serseri çetesinin lideri. Mimi teyzesi onu bazen radyo başında Lüksemburg radyosuna kulak kabartmış yasak adam (!), Elvis i dinlerken buluyor. Ama neler olacağına aldırmadan (?) ona ilk gitarını alıp saatlerce odalara kapanmasına ve Elvis çalmasına göz yumuyor. Savaş sonrası doğan tenaage'lerin hepsi de tiksiniyordu savaştan. John da bunlardan biriydi. Babası sonradan öğrendiğine göre savaş nedeniyle evden ayrılmış ve bir daha eve dönmemişti. Her rebel (o dönem işçi sınıfı gençlerin icra ettiği skifle müziği denilen tencere tavalarla yapılan bir müzik türü vardı tüm İngiltere'de) tenaage gibi katı İngiliz, Katolik aile fanatizminden sıkılmış ve kendini iyice kayıp (?) gibi hissetmeye başlamıştı. İşte bu sıralarda Elvis, Birleşik Devletlerde ortalığı kasıp kavururken, John da elinde gitarı ilk grubunu kurmuştu. Başta lise arkadaşı Pete Shotton'la bir ikili oluşturup Skifle müziği yapmaya başladılar. Gruplarının ilk ismi Mart 1957'de Black Jacks'di. Daha sonra okudukları okulun adını deforme edip Quarry Men diye değiştirdiler. Skifle ı biraz daha anlatayım bari. Kafanızda soru kalmasın 1956 dan sonra, bu yılları takriben; Büyük Britanya Adası (güneşin batmadığı ülke) sokakları da tıpkı Amerika'da olduğu gibi ailelerine karşı gelen (ki Hollywood da bunun meşhur birde filmi vardır "James Dean / Asi gençlik - 1955") ve kendilerine Teddy boys/girls diyen gruplarla dolmuştu. Amerikan folk müziğinden bozma bir şeydi yaptıkları müzik ve eline tencere tava ne varsa geçiren tenaage'ler bu müziği icra ediyordu. Tabi dertleri müzikten çok anarşiydi. Ama skifle biraz sonra etkisini yitirdi ve John gibi çağdaşlarını içine çeken müzik, daha köklü yapıları içinde barındıran rock n roll oldu. The Quarry men ilk konserini Temmuz 1957 de, John un da eğitim gördüğü kasaba kilisesi (ki Katolik aileler çocuklarını mutlaka kiliseye gönderir ve din eğitimlerine önem verirlerdi. Bence kilisede aldıkları ses eğitimi, Beatles'ın 3 lü vokal tarzında derin etkiler yaratmıştır. Bunun başka bir örneği de Amerika'lı rock n roll üstadı Jerry Lee Lewis'de görülür, onun da piyanistliğini geliştiren zorunlu kilise eğitimidir) Woolton da verdiler. İşte tarihe damgasını vuracak olayların başladığı miladi yer. Konseri izleyenler arasında bebek yüzlü, uyanık, işini bilen, nam-ı değer Paul Mc Cartney vardı. Gözlerini sahneye dikmiş, grubu izliyordu. Paul babadan müzisyendi ve o da annesiz büyümüştü. Fakat diğer Beatle'lardan farkı armoni ve nota bilmesiydi. John'la tanışmasını şöyle anlatır Paul Mc Cartney ve etkilendiğini de gizlemez: "Onunla Woolton şenliklerinde tanıştım. O sıralarda şişman bir ortaokul öğrencisiydim ve elini omzuma atıp bana yaslandığında, sarhoş olduğunu fark etmiştim. Daha evvel okul dergisinde şöyle bir yazısını okumuştum "nefes almak yaşamım olduğuna göre, cesaret edemem almamaya cesaret etmeye" Bu beni hep meraklandırdı. Entel mi? gözlük takıyordu, yani olabilirdi. Ama zaten gözlükleri olmasa da onu tutmak imkânsızdı..." Neyse, Paul ün katılımıyla The Quarry Men ciddi adımlar atmaya başlıyordu artık. 1958'de John annesinin ölümüyle dengesini iyice yitirse de, (sonradan bu günlere itafen "My mam's dead"adlı bir şarkı yapmıştır) rock n roll adına bir şeyler yapacağını biliyor ve yeteneğini farkediyordu. O ilerde yapılan bir söyleşisinde Beatles'ı şöyle anlatacak "Birilerinin dediği gibi, bu işe doğadan, içten gelen bir yatkınlığımız vardı bizim" ve sonradan yaptıkları etkinin temelinde ,özgünlük merakının yattığını da "Biliyorum kendi özgün stilimizi geliştirdik."Eski günlerde İngiltere'deki tüm gruplar, Elvis ve bir vokal grubu havasındaydı. Beatles ise, kasıtlı olarak Elvis gibi davranmıyordu. Bu bizim politikamızdı, çünkü Elvis'i aptal buluyorduk, anlamsız buluyorduk. Ve sonra Mick Jagger çıktı ortaya ve boktan bir haraketi yeniden başlattı. Bilirsin işte poponu sallayıp durman falan" diye açıklayacaktır. Elvis'ten çok şey öğrenmesine rağmen John ve tayfası her türlü müzik ve tarzdan etkilenerek yeni şeyler bulma peşindeydiler ve ileride anlatacağım; öyle de oldu. (Aslında bu bir süreçtir tarih bu süreçlerle doludur) Quarry Men George Harrison'un kendi grubu Rebel Rousers'ı bırakarak ekibe katılmasıyla büyüdü ve 5 kişilik en kalabalık dönemine ulaştı. 1960'a kadar evvela Silver Beatles sonrada sadece Beatles ismiyle son halini aldı. Bu üç adam John, Paul ve George hayallerini birleştirip belki de sadece bir hevesle başlayan bu yolculukta ne yapabileceklerinin farkına vardılar. Beatles ın kuruluş hikâyesinde söylenecek çok şey var aslında John un anlatımıyla hikâye özetle şudur: "Bir grubum vardı. Ben kurmuştum; sonra Paul'le tanıştık "gelebilirmiyim grubuna?" dedi, gel dedim. Sonra Paul arkadaşı küçük George'u getirdi. İşte böyle kurulduk. Değişim Aralık 1965'te Beatles tamamen farklı bir sesle çıktı hayranlarının karşısına. "Rubber Soul" adlı yeni albümleri farklı arayışların ilk büyük simgesidir. Bu albüm iyi bir albümdü, içerdiği sözlerden ustaca yazılmış melodilere ve bir bütün olarak yansıyan Beatles müziğine kadarki albümde ilk defa; coverlanmış şarkı yoktu. John, Rubber Soul'u ve o dönemi şöyle anlatır: "Bu Paul'ün bulduğu bir addı. Your Blues gibiydi, sanırım, İngiliz Soul müziğini kastediyordu. Lastik Ruh -Lastik soul- yani çift anlamlı bir kullanımdı. Tüm bunların ardında hiç de öyle gizemli anlamlar yoktu. Olan biten 4 gencin yeni albümlerine verecekleri isim üzerinde çalışıp didinmeleriydi. Müzikal ve teknik açıdan gelişiyorduk. Hepsi bu. Sonunda stüdyoyu da almıştık. İlk zamanlarda bize tanınan süre içinde bir şeyler yapmak zorundaydık. Bize verileni alırdık. İki saat içinde ya da işte tanınan süre neyse o zaman zarfında bitirmek, iki üç kayıtta işi halletmek zorundaydık. (İlk albüm -Please Please Me- 17 saatte kaydedilmiştir) ve nasıl daha bas bir ses elde edilebileceğini bilmiyorduk. Tekniği yeni yeni öğreniyorduk. Rubber Soul da, albümü yaparken biraz daha kılı kırk yarıcı davrandık, hepsi bu. Kapağı ve herşeyi yapmayı biz üstlendik." Bir kaç ay sonra çıkan Revolver (1966) daha da farklı bir sesti ve otoritelerin Beatles'a bakış açısını değiştirdi. Değişim en basitinden albüm kapak çalışmalarındaki yeniliklerde görülür. Çağımıza kadar artık albüm kapakları grup elemanlarının hoş resimlerinden farklı şeyler anlatacaktır. Çağlarının hep bir adım önünde duruyorlar ve başkalarına nazire yapmadan sadece kendi yeteneklerinin ve ilhamlarının dikine doğru gidiyorlardı. Artık eski Beatles yoktu ortada. İki dakikalık aşk şarkıları dönemi kapanmış (o aşk şarkıları bile hala benzerleri olmayan tınılar barındırır), Norwegian Wood, In My Life, Girl, Eleanor Rigby, Tomorrow Never Knows, Paperback Writer, Day Tripper gibi dönemin liderliğini yapan besteler devri açılmıştı. İki yetenekli zekanın ürünüydü bunlar John Lennon ve Paul McCartney. Tabiî ki George Martin gibi bir yapımcı, bir o kadar yardımcı ve kullandıkları son moda kayıt sistemlerinin de katkısı yatsınamaz. John, 1966 ve izleyen aylarda içindeki sıkıntıları açığa vurmaya başlamış, bunları gizlemeden biraz da pervasızca hareket ederek yaşamaya başlamıştı.. O eski şakacı adam gitmiş, yerine sürekli iğneleyen, halinden memnun olmayan bir adam gelmişti. Eşiyle, sanatıyla, hayatıyla ilgili ilk taşkınlıklar baş göstermişti artık. Revolver çıktıktan sonra basın, Beatles'ın ne olursa olsun dağılacağını, verdikleri konserlerde yaptıkları hareketlerin ve neredeyse çalamamalarının bunun kanıtı olduğunu savunuyorlardı. Filipinler'de yaşanılan olaylar artık bardaktaki suyun taştığını gösteriyordu. Grup 1966'nın Ağustos ayında son konserini verdi ve bir daha konser vermeme kararı aldı. Dağılma dedikodularını hızlandıran etkenlerden biridir bu. 1966 sonbaharı başlarken John Lennon "How I Won The War" adlı çok sıkıcı, savaş alehtarı bir filmde oynadı. George Harrison Rubbel Soul'da kullandıkları Sitar çalgısını öğrenmek ve çok etkilendiği Hint geleneklerini tanımak için Hindistan'a gitti. Hindistan'a giderken sakal bıyık uzatmış, adeta kamufle olmuştu, ta ki kaldığı otel odasının asansöründe kat görevlisi onu tanıyana kadar. Ardından diğer Beatles üyeleri de George gibi Hindistan'a gittiler. Beatles'ın sakal bıyık çağı böylece başladı. "Bunu da mı onlar modalaştırdı?" diye sormayın sakın. Evet öyle oldu. Kasım 1966 geldiğinde John'un sesinden dökülen Strawberry Fields Forever radyolarda çalmaya başladı ve Beatles bundan sonra dağılmasına dek yaşayacağı 3 yılda müzik tarihine kazınacak müzikal işler yapacaktır. Ekip dağılma söylentilerine inat Abbey Road stüdyosunda EMI records'ı sarsacak çapta maliyete sahip, o zamana kadar yapılmış en masraflı albümü yapmak için kampa girdi. 4 aylık hummalı bir çalışmanın ürünü mayıs 1967'de görücüye çıktı. "Sergeant Pepper's Lonely Hearts Club Band" (Çavuş Biber'in Yalnız Kalpler Kulübü Orkestrası). Bu albümde yer alan ve takip eden aylarda çıkardıkları "Lucy In The Sky With Diamonds", "A day In The Life", "I'm the Walrus" gibi John imzalı şarkılar psychedelic ve progressive rock akımlarına öncelik etti ve 1967 psychedelic yıl olarak anıldı . (Yine aynı dönemde Pink Floyd'un ilk albümü "Piper at the Gates of Dawn" çıkmış ve iki grup stüdyoları birbirine yakın olduğundan, Beatles kayıttayken bir Beatles hayranı olan Syd Barrett'ın kullanılan seslerden çok etkilendiği rivayet edilir.) Yılın olayıydı bu albüm, satış rekorları kırdı. Eskiden bir iki şarkı ve ilgisiz 10 ya da 12 şarkıdan ibaret olan Rock and roll albümleri Pepper'la beraber değişiyordu. Çiçek çocuklar, savaş karşıtları içinde ikon oldu bu albüm. John Lennon ise albümde yer alan "Lucy In The Sky With Diamonds" adlı şarkının baş harflerinin LSD ye gönderme olduğu iddiasıyla yeni bir skandalla yüz yüze geldi. Evet LSD alıyorlardı ama John kimseyi inandıramasa da bu şarkının LSD ile bir ilgisi yoktu. Şarkının sözleri John'un oğlu Julian'ın çizdiği bir resimde tasvir ettiği şeyler üzerine şekillenmiştir aslında. John LSD almaya ne zaman başladıklarını şöyle açıklamıştı. "LSD almaya Londra'da George'un arkadaşı ve bizim dişçimiz olan adam sayesinde başladık. Sanırım LSD yi kahvelerimize koymuş. Ve böylece başladı LSD maceramız". 1967'de LSD aldıkları öğrenilince her kesimden insanın benimsediği "efendi çocuklar" imajı kayboldu üzerlerinden. Herşey oldukça değişmişti. Müzik dışında hayatı sıkıcı ve hiç de istediği gibi değildi. Bu ve buna benzer olaylar John'u depresif, bozuk bir ruhla yaşamaya itti. Beatles o kadar popülerdi ki artık onları tanımayan yoktu. Böyle yaşamak çok zordur aslında. Maddi ve ego getirisi yatsınmaz olsa da bu kadar baskıyı kaldırmak çok zordur. İlk zamanlar şöhretin verdiği tadla genç Beatles bunun henüz farkında değildi ama 1966'dan sonraki dönemde artık hayatları çekilmez bir hal almıştı. Gerçi 1963-1965 döneminde, özellikle turnelerde otel odalarında sıkışıp kalmış, gittikleri yerlerde sirk maymunu gibi davranmak zorunda kalmışlar, hayatlarını rahatça yaşayamayan 4 genç adam olmuşlardı. John o günleri şöyle anlatır: "Olup bitenden bizim anladığımız şuydu. Yanlarından geçerken, insanlar bize dokunuyorlardı, yalnızca sana dokunmak istiyorlardı, sanki İsa gibi birisin de senden bir iyilik hali bulaşacak onlara. Bunun gibi bir sürü şey ve her nereye gitsek şey (?) gibi davranmak zorundaydık... Yani normal insanlar gibi davranmamak. Belediye başkanı olan Lord'lardan ve karılarından başlamak üzere bir sürü pislikle uğraşmak." İşte bu sorunları üstlenen, perdeleyen 1967 yazına kadar Beatles'la ilgilenen biri vardı. Onları izbe Cavern Club'da keşfeden, buralara kavga dövüş etmeden getiren adamdı. Brain Epstein. Ama Brain Epstein kimsenin bilmediği kırılgan yapısına ters bu baskıyı daha fazla kaldırmadı. Hatta John ile olan yakınlığı yüzünden eşcinsel eğilimleri alaya bile alınmıştı basında. Brain Beatles'la 1961 de anlaştığında lider olarak karşısında John vardı. Ve oldukça yakındılar. John lastik yüzlü olmayı öğrenemeyen bu adamın intiharıyla hayatından yeni bir yakın daha kaybetti. Beatles 1967 sonuna Epstein'sız girecek ve artık karşı konulmaz sona doğru gidecektir. Akıl almaz müzik kalitesi devam etse de.
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir |
|
|
|
#2 (permalink) |
|
dalgalandım da duruldum
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Beatles'ın Dağılışı John kayıp hayatını, Rımbaudvari yaşamını nişanlandıran ve hayatının akışını değiştirecek kişiyle tam bu sırada tanıştı. Yoko Ono avandgard akımın mensuplarından... O dönem özellikle popüler müziğin önderliğindeki sanat, uyuşturucuların etkisiyle, bir de ikinci dünya savaşının Avrupa gençliğinde, Vietnam'ın da ABD gençliğinde bıraktığı izlerden dolayı, kendini yeni, alışılmışın dışında göstermek için çabalıyordu. Yoko Ono da New york'da bu sanat çevresindeydi. John Lennon Yoko ile böyle bir çevrede tanıştı. Sonra da normal bir insan olan karısını bırakıp onunla beraber olmaya başladı. "Asitten etkilenmiş ve bir ara tüm kuşağım gibi kendimi bayağı kaybetmiştim. Ama gerçekten Rock n' Roll'u çok seviyorum ve kendimi en iyi Rock ile dışa vurabiliyorum. Rock and Roll beni müzik yapmaya yönelten müzik. Kurumsal olarak Rock n' Roll'dan daha iyisi yok. İster Beatles olsun ister Dylan ya da Stones, hiçbiri, hiçbir grup "A Whole Lot of Shakin"i geliştirememiştir bence. Ya da bu benim dönemimdi ve ben artık o dönemi eşeleyip duruyorum. Ondan hiç vazgeçemeyeceğim" der John. Bu birliktelik anlaşıldığında ailesi, basın ve diğer Beatle'lar John'dan uzaklaştı Yoko ile olan beraberliğine karşı tavır aldılar. Bu tuhaf, çirkin, garip kadını kabullenemediler. Hatta çekinmeden hakaret dahi ettiler. 1968 artık beraber müzik yapma yetisinin kaybolduğunu gösteren bir yıl oldu. Sene ortasında çıkan "The White Album" mükemmel denilecek sanat eseri şarkıları, müzikleri içinde barındırsa da bir grup albümünden çok 4 bireyin toplama bir albümde yer alması gibi bir şeydi. Hem de bir ikili albümdü. O kadar çok yeni şarkı yazmışlardı ki normal devir bir plağa sığması imkansızdı. Bu yüzden iki bölümlü bir albüm olarak çıktı. Ve işin tuhafı bazı şarkılar sığmadı bile. John takip eden günlerde uyuşturucudan tutuklandı ve sonra Beatles'ı kısmen terk etti. Artık basın ilk zamanlarındaki gibi müziklerini yermekten çok, ortada yerecekleri bir müzik olmadığı için özel hayatlara ve grubun anlaşmazlıklarına takmıştı kafayı. Bu iş için biçilmiş kaftandı John Lennon. Brain Epstein'ın ölümünün ardından grup bariz bir yönetim sorunu yaşıyordu. John ve Yoko normal kabule göre saçma, anlamsız işlerle uğraştı. "Two Virgins" adlı garip bir plak yaptılar. Bu albümün kapağı için çırılçıplak pozlar verdiler. Ve buna benzer garip, protest işler. Lennon'ın içindeki hırçınlığı tetikleyen onu anlayan ve isyanına ortak olan kadındı Yoko Ono. Aynı yıl ticari bir işe atıldılar ve sonu fiyasko oldu. Apple adlı butik zinciri projesi tutmadı ve battılar. Sonradan Apple plak şirketine dönüştü. 1969 geldiğinde grup içi anlaşmazlıklar, parasal anlaşmazlıklar, Grubun geleceğini teslim edecekleri kişileri seçme konusundaki iki karşıt görüş hala inanması güç biçimde güzel müzik yapmalarına rağmen yatsınamaz bir gerçekti. Paul Beatles'ı yönetmesi için yeni eşi Linda Eastman'ın ailesini istiyor ve ısrar ediyordu. John Lennon ise Allein Klein konusunda ısrarlıydı ve ikisi de geri adım atmıyordu. Tam bu tartışmalar sürerken "Let It Be" adında albümde yer alan şarkıları çaldıkları belgesel bir film çekmeye başladılar. Paul McCartney bu filmde bariz görülür; o kadar hakimiyetine almıştı ki Beatles'ı, ilk zamanlardaki masum, şaşkın, tecrübesiz, toy yüz ifadesinin yerini tam bir işbilen, halkla ilişkiler uzmanı yüz ifadesi almıştı. Artık bir menajer şarttı ve Beatles için aranan menajer konusunda tartışmalar ayyuka çıktı. John devam etmek istemiyor Yoko ile beraber olup evlenmek istiyor ama duygularına yenilip Beatles'ı da bırakamıyor, Paul ise Beatles'ın sona ermesini istemiyordu. Tüm bu gelgitler içinde mükemmel müzikler yapmayı sürdürüyorlardı. Son albüm "Abbey Road" 1969 yazında çıktı. Ve bu kadar soruna rağmen Beatles üyelerinin Beatles adı altında böyle bir albüm yapmaları dağılma dedikodularıyla ters düştü. Hatta bırakın müzik yapmayı yepyeni sesler, tınılar vardı gene bu albümde. Bu konuyla ilgili John bir röportajında şöyle demişti: "Beatles üyeleri gerçekten sinirli olmadıkları sürece her zaman beraber müzik yapabilirler." Aynı sene John gruptan ayrı ilk ciddi işi yapan kişi oldu. Yeni bir grup kurdu! Henüz resmen dağılmamıştı Beatles. Ama John bunu beklemeden The Plastic Ono Band adında vasat bir grupla müziğini icra etmeye başladı. Bu eşlikçi grupla bir albüm kaydetti. Yoko ile yine garip şeyler yapmaya başladılar ve evliliklerini yatak barışı gibi özellikle Vietnam savaş karşıtı protestolarla sürdürdüler. Bunların arasında 1965'de aldıkları çok tepki çeken MBE ödülünü iade etmesi de vardır. "Give Peace A Chance", "Working Class Hero", "Power To The People" gibi siyasi şarkılar ve benzer eylemlerle gündemden hiç inmedi John. Ama Beatles'dan ayrıldığını da söylemedi. John artık Beatles'dan ayrı tek başına ya da Yoko yanında olduğu sürece, kendi sanatını yapabileceğini anlamıştı. "God" adlı şarkısında adeta içini boşalttı. İnanmadığı reddettiği herşeyi bir liste halinde sözlere eklemişti. "Beatles'a inanmıyorum" diyordu. O günlerde şöyle diyordu bir söyleşide: "Ben daha çok dünya çapında anlamı olan şeylerle, hani nasıl denir... herkes için bir anlam taşıyan şeylerle ilgileniyorum. Yalnızca duvar kağıdı dinleyen bir avuç çocuğa hitap eden şeylerle değil. Şiirle de, resimle de çok ilgileniyorum. Her zaman ilgilendim. Hep benim tutkum oldu ve olmaya devam ediyor. Ara sıra Shakespeare ya da işte bilmem kim olmak istiyorum. Benim yaptığım iş bu, dalga geçmiyorum. Onlara karşı ayakta hissediyorum kendimi. Elvis'le yarışa sokmuyorum kendimi. Benim içine doğduğum ortam Rock'tı, hepsi bu. Bazı insanlar boya fırçalarını almışlardı ellerine ve Van Gogh, Renoir olmak istiyorlardı belki de, ya da işte ondan önce gelen herhangi bir ressam gibi olmak, tıpkı benim Elvis ya da ne kahrolası naneyse ondan olmak istemem gibi. Bu adamaların bizden bir farkları yok, sadece o zaman yaşıyorlardı. O kadar. İyi gitarcılar ilgilendirmiyor beni. Benim oynadığım oyun kavram ve felsefe, yaşam biçimleri ve tarihteki tüm hareketleri kapsıyor." 1970 sonuna kadar Beatles sessiz bir yıl geçirdi ve sonunda resmi olarak Beatles'dan ayrıldığını bildiren ve grubun dağıldığını söyleyen ilk isim John değil Paul oldu. Böylece John'un çocukluk hevesi, efsanevi Beatles gayrı resmi sürecin ardından resmen dağıldı. Beatles'ın çağında yada Beatles'dan sonra hep yeni bir Beatles yaratılmaya çalışıldı. Tekrar bir araya gelmeleri için diller döküldü ama olmadı. Hiçbir grup onlarınki gibi bir iş yapamadı. Hiçbir grup tek başına Beatles gibi bu kadar çabuk müziğin çehresini değiştiremedi. Beatles'la beraber ve sonra; tüm dünyayı saran değişik rock akımları hep Beatles'dan cesaret bulan, onlara heves eden yetenekli gençlerin ürünüydü. Nasıl blues, rock müziğin kökeniyse; popüler müzik grubu kavramının babası Beatles'dır. Beatles'dan evvel orkestralar tek başına anılmaz solist ve ahbapları diye anılırdı. Ve asıl sükseyi solist yapardı. Müziğin de sanatsal anlamda öyle pek bir kıymet-i harbiyesi yoktu. Kim ne derse desin her şeyin bir atası vardır ve Beatles grupların atasıdır. Bu işin mucidi de belki tek başına yapmayı beceremediğinden, tesadüfen olsa da John Lennon'dır.
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir |
|
|
|
#3 (permalink) |
|
dalgalandım da duruldum
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
John ve Yoko "Yoko'suz olabilirim. Ama olmak istemiyorum. Yeryüzünde benim onsuz olmamı gerektirecek hiçbir şey olamaz, hiçbir şey. Ve her zaman birlikte olmayı istiyoruz. İkimiz de birbirimizsiz olabiliriz, ama niye olalım. Sevgiyi gerçek sevgiyi hiçbir şey için feda edecek değilim, ne kahrolası bir fahişe için, ne bir arkadaş için, ne iş için. Çünkü geceleri yalnız kalır insan. Yatağına grupçukları almak istemezsin. Hiçbirimiz böyle kalmak istemeyiz. Bu iş böyle yürümez. Bir şarkıda söylediğim gibi -Her şeyi gördüm yaşadım ve anladım ki; hiçbir şey sevdiğin bir insanın sana sarılmasından, sana destek olmasından iyi değildir -" Kısa süren eşlikçi grup Plastik Ono Band'den sonra John bir dizi festival, konser, etkinlik derken solo kariyerine devam etti ve 70'lerin değişim rüzgarında bir Beatle'dan çok solo bir rock yıldızı imajını korudu. Sonunda Imagine albümü çıktı. Albümde yer alan Imagine şarkısı Beatles'ın üstüne yapılmış ve saygı gören tek şarkı oldu. Ve hala da öyledir. John bir yere gelince varlığını kanıtlayacak, varlığına tanıklık edecek şarkılar yazmak gerektiğini söylemişti daha önceden. Imagine o şarkıydı işte. Albüm gerçekten iyidir ve içinde Imagine dışında "Jealous Guy", "Gimme Some Truth" gibi yine özgün tınılar barındıran bir albümdür. Bu albümdeki "How Do You Sleep" şarkısında Paul'e "yapabildiğin tek iş Yesterday'di" diyerek gizliden hakaret etmiştir. John'un kendisinin de kabul ettiği bir huyu da budur. Hiç kimsenin yüzüne karşı açıkca kötü şeyler söyleyememek. Kendisi buna: "Kuş dili kullanırdım ben, mesela -Norwegian Wood- şarkısı , küçük bir kaçamağı karımdan gizli anlattığım bir hikayedir" der. Siyasetle daha çok içli dışlı oldu ve Amerikan vatandaşlığı alabilmek için uğraştı durdu. Ne var ki bariz görülen şey John'un sesini, imajını ve yeteneklerini yavaş yavaş yitirmeye başladığıydı. Bunların teknik nedenleri dışındaki sebepleri aslında John'un büyük müzikçilerle çalışamayan içe kapalı, bilmiş bir müzisyene nazaran bir ozan oluşundandır. Doğaç bir yetenektir hala. Çok iyi bir gitarist değildi. Çok iyi bir müzikçi de sayılmazdı. Ama bütün bunlar olmasa da büyük bir ozandı. Beatles döneminin başlangıcı da böyle olmuştur. 1970-72 döneminde müzikal açıdan gene saygın işler yaptı. Ama artık John çağı yaratamıyor, Yoko ile bambaşka bir hayata devam ediyordu. Çağ artık onun ellerinden kaymıştı. Yine Büyük Britanya'dan çıkan, Beatles zirvede çağı yaratırken izleyiciler arasında olan Eric Clapton, Roger Waters, Jimi Page gibi İngilizlerin parladığı yeni bir 10 yıldı 70'ler. Pink Floyd, Led Zeppelin, Deep Purple gibi gruplar Beatles'ın kurduğu grup düzenini alıp yepyeni seslerle popüler çağa liderlik ediyorlardı. Aslında John bunu istemişti. Sabık, rahat bir hayat. 1973-1975 döneminde iyice kayboldu. Alkol, uyuşturucu, alamadığı Amerikan vatandaşlığı ve FBI'ın hakkında tuttuğu kalın dosyalar yüzünden bunalıma girdi ve Yoko ile zorunlu bir ayrılık yaşadı. Nixon yönetimi, FBI ikisini takip etmiş, hatta IRA ile bağlantılarını kollamıştı. Hiçbir şey olmasa da sırf uyuşturucu bahanesiyle John'u mahkum etmek için uğraştılar. 1975'de çıkardığı "Rock n' roll" adlı albümünde eski dönem şarkıları söyledi ama gerçekten iyi değildi çoğu. (Aralarından Ben E King'in "Stand By Me" şarkısına getirdiği yorum klasik olmuştur). Bütün o sıkıntılı ve çalkantılı birkaç senenin ve bu albümün ardından hayatını değiştiren olay oldu. Yoko ve John'un ilk çocukları Sean dünyaya geldi. Sonunda Amerikan vatandaşlığına da Kabul edilmişti. Gözlerden uzaklaştı. Herşeyi bıraktı adeta. Tüm o mualif, kavgacı tavırları göze batan işleri bıraktı. Karısı ve çocuğuyla dünyayı dolaşmaya başladı. Bu hırçın, uslanmaz, asi adam bir aile babası olmuş Sean'la ilgileniyor onunla vakit geçiriyordu. İkili artık eski çılgınlıkları bırakıp bir aile oluvermişlerdi ve bunun mümessili Sean'dı. Gene müzik yapmaya devam ediyordu John, fakat evde, huzurlu bir ortamda. Yaptıklarını sadece Yoko ile paylaşıyordu. (1977'de yazdığı "Free As A Bird" şarkısı 1994 senesinde Paul, George ve Ringo tarafından düzenlenmiş ve Beatles Anthologhy serilerinin tanıtım şarkısı olmuştur) John ve Yoko sessizliklerini 70'lerin sonuna doğru basına verdikleri uzun bir açıklamayla bozdular. Birkaç zaman sonra aile babası John müziğe tekrar döneceğini açıkladı ve bu beklenmeyen o olayın başlangıcı oldu. 1980 senesinde John "Double Fantasy" adlı albümü için stüdyoya girdi. Albüm yumuşak tınılarıyla John'un aile babası kimliğini benimsediğini gösterir. Bu albümde Yoko'ya, Sean'a, aşka, aileye dair sözler ve tınılar vardır.
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir |
|
|
|
#4 (permalink) |
|
dalgalandım da duruldum
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
John Lennon'ın Ölümü 8 Aralık 1980 akşama doğru, New york. Akli dengesi bozuk hayran Mark David Chapman, John'la kayıt stüdyosuna gitmek için apartmandan çıkarken karşılaştı. Lennon'ın Double fantasy albümü yanındaydı ve imzasını istedi. O an, John un son imzası, bir fotoğrafçı tarafından görüntülendi. Chapman günün çoğunda Dakota çevresindeydi. Central Park'ın yakınındaki havai fişek gösterisi kapıcının ve oradan geçenlerin dikkatini dağıtmıştı. Akşamın ilerleyen saatlerinde, John ve Yoko, bir sonraki albüm için Yoko'nun söylediği "Walking On Thin Ice"ın kaydından evlerine döndüler. Saat 10:15'de bir limuzin Dakota'nın girişine yanaştı. Arabadan önce Yoko çıktı. Ardından John. Ana girişin ilerisinde açık bir kapı vardı. Ve bir grup apartmana giren merdiven. Yoko apartmana girerken John arabadan çıktı ve Dakota binasına yöneldi, Chapman'ı gördü. John Chapman'ı geçti, binanın kemerli kapısını açmak için yeltenmişti ki, Chapman ardından seslendi: "Mr. Lennon!" John döndüğünde Chapman, bir görgü tanığının deyimiyle dövüş pozisyonu alarak çömeldi ve 5 el ateş etti. Biri ıskaladı. 4'ü John'un sırtına ve omuzuna isabet etti. Dört mermiden biri aort damarını ölümcül şekilde parçaladı. Buna rağmen 6 adım atmayı başardı. Yere yığıldığında güçlükle soluyarak "vuruldum, vuruldum" diyordu. Jose Perdomo silahı elinden alana kadar Chapman 38'lik Charter Arms marka silahını tutarak orada öylece durdu. Sen ne yaptın, sen ne yaptın diye katile şaşkınlıkla sordu. Chapman cevap verdi: "John Lennon'ı vurdum". Chapman sonra sakince montunu çıkartı, yere bıraktı, J.D. Salinger'ın bir kitabını okumaya başladı. Polis olay yerine geldiğinde Chapman'ı dışarıda sessizce dururken ve kitap okurken buldu. İki polis memuru, John'un kötü yaralandığını ve durumunun ambulansı bekleyemeyecek kadar kötü olduğunu düşünerek kendi arabalarıyla Roosevelt hastanesine götürdü. Memurlardan biri John'a "kim olduğunu hatırlıyor musun" diye sordu. Gözleri kapanmadan önce başını salladı ya da "yeah" diye cevap verdi. Yüzde 80 oranında kan kaybeden John, acil servisteki bütün çabalara rağmen 40 yaşında hayatını kaybetti. Haber kamuoyuna Dr. Stephen Lynn tarafından verildi. Lynn aynı zamanda harap haldeki Yoko'ya da kötü haberi veren kişi idi. Lennon'ın kısa tedavisi sırasında kullanılan malzemeler atıldı, doktor Lynn hastane malzemelerini hediye avcılarının elinden kurtarmak konusunda oldukça gergindi. John Lennon'ın tıbbı kayıtları Roosevelt hastanesinin kayıt odasına hiç girmedi. Üst düzey bir hastane yetkilisine verildi ve saklandı. Doktor Lynn'e göre kayıtlar hala orada. Ortada hiçbir neden yokken, sadece bir akıl hastası yüzünden John Lennon ölmüştü. Üstelik bir aile babası ve artık aşırı uçlarda gezinmeyen, oldukça sakin ve değişmiş bir John Lennon. Verdiği demeçlerden yaptığı müziğe kadar hayatındaki her şey 40'ında düzene girmiş ve gelecek günler, yapacağı yeni, yararlı işleri bekliyordu, bu artık tecrübesiyle var olan dahiden. Ama böylesine anlamsız ve vahşice bir biçimde can verdi. Belki de kimilerinin işine gelmemişti akıllı bir John Lennon. Hırçın zamanlarında (1970) John Lennon zeki insanı acılarla dolu olarak betimlemişti. "Cehalet mutluluk aslında, yani eğer hiçbir şey bilmiyorsan acı da duymazsın. Üstün zeka acıdır. Acı verir insana". Ölümünün ardından, ölümüne dair çok şey söylendi, komplo teorileri kuruldu. "Mark Chapman sadece bir maşaydı" dendi, ama elbette bu olmuşa çare değildi. Meşhur Time dergisinin kapağında yazan şeydi aslında olan. Müzik ölmüştü. Binlerce hayranı katıldı cenazesine. Tam bir sevgi seliyle uğurlandı John Lennon. Ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen ismi ve yaptığı işlerin popülerliği hala eski kıvamındadır. Kah yüceltilir kah görmezden gelinir. Her yüzyılda birkaç dahi çıkarır dünya, John Lennon da 20. asrın içinde yaşayan birkaç dahiden biridir.
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir |
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
| Görünüm Modları | |
|
|