Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Biyografi » Johannes Kepler

Biyografi Tarihe, bulundukları ülkede önemli işlere damga vurmuş kişilerin biyografilerini okuyacaksınız

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 01-13-2007, 18:33   #1 (permalink)
dalgalandım da duruldum
 
abis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi: abis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond repute
abis is offline  
Varsayılan Johannes Kepler


(Doğumu 1571 - Ölümü 1630)

Kepler 1571'de Almanya'da Württemberg'de doğdu. Astronominin prensi olarak gösterilen Kepler bu alanda bir çok başarı elde etmiştir. Sadece astronomiyle değil matematikle de ilgilenmiştir. Kraliyet matematikçisi olmuştur. Babasının sarhoş, annesinin ise akıl dengesi bozuktu. Dört yaşında geçirdiği çok ağır bir çiçek hastalığından sonra gözleri bozulmuş ellerinde de sakatlıklar oluşmuştur. Sorunlu bir ailede büyümesine rağmen öğrencilik dönemi çok başarılı geçmiştir. Tycho Graz'a Kepleri asistan olarak yanına çağırdı. Tycho yanına yerleştikten sonra Kepler yıldız falına bakarak para kazanıyordu. Yıldız falına kendiside inanıyordu ve gökyüzünde müziksel bir uyum olması gerektiğini savunuyordu. Ancak ileriki yıllarda inancı çok zayıflamıştı. Tycho'nun yanındaki görevi gezegenlerin yörüngelerini belirlemekti. Yörüngesini incelemeye başladığı ilk gezegen Marstır. Üniversitede ilk olarak Graz'da matematik profesörlüğü yaparak başladı. Daha sonra dinsel çekişme protestanların lehine sonuçlanınca burayı terk etmek zorunda kaldı ve Prag'a yerleşti. Daha sonra Kepler 1599'da Brahe'nin daveti üzerine Prag'da Brahe'ye yıldız tablolarının hazırlanışında yardım etti. 1601'de Brahe'nin ölümü üzerine saray astronomu olarak göreve başlamıştır.

Brahe ölmeden önce o güne kadar yapmış olduğu tüm gözlem kayıtlarını Kepler'e bıraktı. Bu kayıtları Kepler inceledi ve bu astronomik tablolardan bir anlam çıkarmaya çalıştı. Tüm çalışmalarında Copernicus sisteminden yararlandı. Bu konuda, bilinen her şeyi kapsayan ve bunlar arasında mutlak bir uyum sağlayan bir sistemin varolması gerektiğini düşünmüş ve Brahe'nin gözlemlerinden yararlanarak, tekrar tekrar yaptığı hesaplar sonucunda, gezegenlerin dairesel yörüngeler üzerinde ve hızla dolandıkları temel prensibini terk etmiş ve ünlü üç kanununu ortaya koymuştur. Bu nedenle Kepler, modern gök mekaniğinin kurucusu olarak bilinir.

Kendine özgü bilimsel tutku ve dehası ile astronomiye modern niteliğini kazandıran kişidir. Bilimsel gelişmeye katkısı iki yüzlüdür. Güneş sistemi ile ilgili bulguları ile daha kapsamlı Newton teorisinin oraya çıkmasına zemin ve malzeme hazırlar. Hipotez veya teorilerin gözlemsel olgulara uygun düşmesi üzerindeki uğrayışla bilimsel araştırma ve yöntem anlayışına yeni bir bakış getirir. Kepler, henüz öğrenciyken Copesmcus sistemini benimser ve matematiksel ispatına koyulur. Gezegenlerin yörüngelerini ve hareket biçimlerini anlamak başlıca tutkusuydu. Copernicus'taki mistik ve estetik eğilimler Kepler'de de mevcuttur. Copernicus Güneş'e hayrandı, Kepler ise adeta tapıyordu. Kepler'in Copernicus sistemini benimsemesinde Güneş'e dinsel tapınma yol açmış olabilir. Evren'deki tüm cisimler arasında en yücesi, en büyüğü, özü salt olan Güneş'tir. Güneş, tek başına her şeyi yaşatan, koruyan ve ısıtan kaynaktır. Hareketi ile gezegenlerin padişahı, gücüyle dünyanın, güzelliğiyle göğün en yüce katında meleklerle konaklamaya layık bir varlıktır.



Kepler ilk olarak Mars'ı yörüngesine oturmaya çalıştı ama olmadı çünkü Mars'ın iki konumda dairesel yörünge üzerinde bulunduğunu, ama diğer konumlarda Mars'ın daire içerisinde olduğunu tespit etti. Bunun sayesinde daire içinde eğriler kullanmaya başladı. Gözlemler, gezegenin Güneş etrafında dolanırken bazen yavaş bazen hızlı dolandığını göstermekteydi. Ama daire üzerindeki hareket düzgün olmalıydı ama değildi. Uzun çalışmalardan sonra yörüngenin eliptik olduğunu buldu. Bu onun ilk kanunuydu. Kepler ilk kanunu “Her gezegen odaklarından birinde günesin bulunduğu elips yörüngelerde hareket eder.” diyerek açıklamıştır. Kepler bu kanunuyla o zamana kadar daire olarak bilinen gezegen yörüngelerinin elips olduğunu buluyor ve o zamana kadar yapılan daire hesaplamaların hepsinin değiştirilmesine neden oluyordu. Kepler, matematiksel bir gerçekliği olan Güneş merkezli evren modelinin "olgusal bir gerçek olduğunu çünkü bütün gezegenlerin yörünge düzlemlerinin Güneşin merkezinden geçiyormuş gibi göründüğünü" söylemiştir.

Birinci kanundan sonra iki merkezden birinde Güneş'in bulunduğu eliptik yörünge görüşü, gezegenin bu yörünge üzerinde ne hızla yol aldığı sorusunu ortaya çıkardı. Kepler daha sonra gezegenin Güneş'e yakın olduğunda hızlı, uzak olduğunda ise yavaş hareket ettiğini buldu. Bunun yüzden gezegen eşit zamanlarda eşit alanları tarıyordu. Buda Keplerin ikinci kanunu oldu. Kepler bu yasasını “Güneş ile gezegen arasındaki yarıçap vektörü eşit zamanlarda eşit alan süpürür.” diyerek açıkladı. Kepler bu iki önemli yasasını 1609 yılında “Astronomia Nova” adlı kitabında yayınladı. Kitabının yayınlanmasından sonra yeni Kral tarafından Linz kentine Yukarı Avusturya matematikçisi olarak atandı.

Kepler daha sonra Armonik Yasa olarak da bilinen kuramını açıkladı. Kepler, gezegenlerin periyotları ve uzaklıkları arasında bağıntı olduğu anladı, daha sonra Gezegenlerin periyotlarının karesi ile Güneş'e olan uzaklıklarının küpü birbirleriyle orantılı olduğu buldu. Bu Keplerin üçüncü yasası idi. Kepler bu yasasını “Bir gezegenin yörüngesini tamamlaması için geçen süre, o gezegenin güneşe olan ortalama uzaklığının küpüyle orantılıdır. Bu oran her gezegen için sabittir ve r3/T2 değerine eşittir.” diyerek açıkladı. Kepler üçüncü yasasını 1619’da “Harmonice Mundi” adlı kitabında yayınladı. Bu yasasının en büyük önemli sebeplerinden biride Newton'un genel çekim yasasını bulmasında ipucu olmasıdır.

Kepler bu üç yasasıyla Astronomi dünyasında yerini aldı. Ancak yaşadığı dönemden Newton dönemine kadar bu kadar önemli bir bilim adamı olmasına rağmen yasaları ve kendisi pek üne kazanamadı. Ama Newton buluşlarında Keplerin yasalarından yararlanınca öldükten sonrada olsa Astronominin Prensi unvanını aldı. Astronominin Prensi 1630'da Regensburg'da hayata gözlerini yumdu.




1. Mektup - David Fabricius (1605)
2. Mektup - Helisaeus Röslin, Hanau (1609)
3. Mektup - Signor Prof. Giorgio Antonio Magini (Mart 1610)
4. Mektup - George Fugger, legatus imperatorius Venedik (Nisan 1610)
5. Mektup - Johannes Fabricius (1611)
6. Mektup - Georg Fugger (Ekim 1610)
7. Mektup - Profesör Gio. A. Magini (Eylül 1610)
8. Mektup - Frau Katharina & Heinrich Kepler (Nisan 1610)
9. Mektup - Hans Georg Herwart von Hohenburg (1606)
10. Mektup - David Fabricius (1605)




Not: Yukarıdaki mektuplar Kabalcı Yayınlarınca çıkarılan, John BANVILLE'in yazdığı "KEPLER" (Çev: Gökçen EZBER, 1. Baskı, Mayıs, 1999) isimli yayından alınmıştır.
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-13-2007, 18:37   #2 (permalink)
dalgalandım da duruldum
 
abis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi: abis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond repute
abis is offline  
Varsayılan 1. mektup


Loreplatz
Hradcandy Tepesi
Prag
Büyük Perhiz’in ilk günü 1605

David Fabricius : Friesland

Saygıdeğer dost! Yeni bir Mars teorisi arayışını bırakabilirsin: artık kuruldu. Evet, kitabım hazır ya da hemen hemen. Bunun üzerinde o kadar uğraştım ve yoruldum ki, on kere ölebilirdim. Tanrı’nın yardımıyla dayandım ve öyle bir noktaya geldim ki yeni astronominin doğduğundan emindim. Eğer tam anlamıyla sevinemiyorsam bunun nedeni bulguların doğruluğundan duyduğum kuşku değil, bugüne dek yaptıklarımla derin etkisinin birdenbire önümde açtığı görünümdür. Dostum, dünya ve onun çalışmalarıyla ilgili düşüncelerimiz bir daha asla aynı olmayacak. Bu biraz kasvetli bir düşünce, belki de nedeni bugün içinde bulunduğum düşünceli ve ciddi ruh halidir. Söz verdiğim gibi, eşimin Paskalya keki tarifini de yolluyorum.



Bir meslektaşım olarak benim durumumu anlarsın. Altı yıl boyunca savaşın sıcağı ve kargaşası içinde kaldım, başım öne eğik çalışıp durdum; ama ancak şimdi, bir adım geriye çekilip çevremdekilere daha dikkatle bakabiliyorum. Kuşkusuz diyebilirim ki sonuçta kazandım. Fakat ilgi duyduğum şey ne tür bir utku kazandığım ve bilimimizle benim, belki de tüm insanlığın, bunun karşılığında ne ödeyeceğidir. Kopernik o büyük yapıtını basmak için otuz yıl bekledi, bence bunun nedeni, insanların dünyayı evrenin merkezinden çıkarıp sıradan bir gezegen yapan sistemine göstereceği tepkiden korkmuş olmasıydı. Bunun yanında benim yaptığımın çok daha radikal olduğunu düşünüyorum, çünkü hemen hemen her şeyin biçimini değiştirdim. Pisagor’dan bu yana sorgulanmadan kabul edilen göksel biçim ve hareket kavramlarının yanlışlığını ortaya koydum. Fakat bunun açıklanması da ertelenecek, ama Kopernik’inki gibi çekingenlikten değil, sağolsun, İmparator’un cimriliği nedeniyle iyi bir matbaa bulamayışımdan.

Astronomia Nova’daki amacım, göksel mekanizmanın tanrısal ve canlı bir varlık olmadığını, fakat bir tür saat makinesi olduğunu (saatin bir ruhu olduğuna inanan kişi bunu yapıcısının zaferine bağlar) ve varolan her hareketin basit manyetik ve özdeksel bir güçten kaynaklandığını göstermektir. Tıpkı bir saatin içindeki tüm hareketlerin küçük bir ağırlıkla çalışması gibi. Dahası ve daha da önemlisi, beni özellikle ilgilendiren şey, bu göksel saat mekanizmasının biçimi ya da görünümü değil, fakat gerçekliğidir. Gezegensel hareketlerin matematiksel açıklamaları gözümde inandırıcılıklarını yitirdiklerinde, bu hareketleri fiziksel nedenleri açısından açıklamaya çalıştım. Benden önce hiç kimse böyle bir şeye kalkışmadı; geçmişte kimse düşüncelerini bu çerçeveye oturtmadı.

Bayım, duyduğuma göre bir oğlunuz olmuş! Bu beni çok şaşırttı. Bu mektubumu kısa tutuyorum, çünkü beni sıkıştıran bazı işlerim var –eşim yine hastalandı– ve bu arada Wittenberg’den Johannes Fabricius diye biri bana güneşle ilgili bazı konularda bir mektup yazmış ve seninle, babasıyla olan arkadaşlığımı gözeterek yanıma gelmek istemiş! Doğruyu söylemek gerekirse buna şaşırdım, çünkü mektuplarımda sana hep, daha gençmişsin gibi seslendim, umarım şimdi bir öğrencisine seslenen öğretmen gibi yazmıyorumdur! Beni bağışlamalısın. Bir ara buluşmalıydık. Galiba gözlerim yalnızca fiziksel anlamda bozuk değil. İkide bir bu şoklarla karşılaşıyorum, burnumun ucundaki şey birdenbire sandığımdan başka bir şeye dönüşüyor. Aynı şey Mars yörüngesinde de karşıma çıktı. Sana yine yazacağım ve kısaca bu gezegenle uğraşırken başıma gelenleri anlatacağım. Bu seni eğlendirebilir.


Vale

Johannes Kepler

KEPLER
John BANVILLE
Çeviren; Gökçen EZBER
Kabalcı Yayınları
1. Baskı, Mayıs, 1999, Sf. 135-137
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-13-2007, 18:38   #3 (permalink)
dalgalandım da duruldum
 
abis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi: abis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond repute
abis is offline  
Varsayılan 2. mektup


Gutenbergplatz
Heilderbergi
Yaz Dönümü Gecesi 1609

Helisaeus Röslin, Hanau
Lichtenberg’in doktoru: Alsas, Buchsweiler


Ave. İlginç ve bilgilendirici Discurs von heutiger Zeit Beschaffenheir kitabınızı aldım ve Tübingen’deki öğrencilik günlerimizde yaptığımız o kardeşçe tartışmaların güzel ve özlem dolu anlarını anımsadım. Nova 1604 ile ilgili ortaya koyduğum düşüncelere büyük bir yetenek ve tutkuyla meydan okuyuşuna, şimdilik bir kamu Antwort’uyla (Alm.: Yanıt) yanıt vermek istiyorum, fakat önce, yalnızca uzun dostluğumuza güvenerek değil, fakat diğer yerlerde açıkça belirtemeyeceğim birkaç konuyu açıklığa kavuşturmak için, sana özel olarak birkaç şey söylemek istiyorum. Prag’daki durumum gün geçtikçe daha da tehlikeye giriyor. Saraydakiler artık kimseye güvenmiyor ve senin büyük bir tutkuyla savunduğun bilimi sıkı bir denetim altında tutma eğilimindeler. Buna sahte-bilim demeyi yeğlerim. Lütfen bu mektubu okur okumaz yok et.



Sevgili Röslin, sende, göksel olguların yorumlanmasında özel bir aydınlanma, bir instinctus divinus (Lat.: Tanrısal içgüdü) olduğunu kabul edeceğim, fakat bu olguların astrolojik kurallarla hiçbir ilgisi yok. Şu bir gerçek ki, Tanrı bazen aptallara bile tuhaf ve olağanüstü şeyler söylettirebiliyor. Ahmak ve tanrıtanımaz şeylerden akıllı ve hatta kutsal şeylerin çıkabileceğini kimse yadsımamalı; o şirin salyangozlar ve istiridyeler yapışkan pis kabukların içinden çıkmıyorlar mı? İpek böcekleri tırtıl dışkısında oluşmuyor mu? Leş gibi kokan bir hayvan gübresinden bile, çalışkan bir tavuk altın gibi bir buğday tanesini sıyırabilir. Çoğu astrolojik kuralı bir hayvan gübresinden farksız görüyorum; bu çöplükte neyin gereksiz olduğunu bulmak ise çok zor bir şey.

Benim konumumun özü oldukça basit: göksel cisimlerin insanlar üzerinde görünen bir etkisi var, fakat tam olarak ne yaptıkları hâlâ bir sır. Yıldız durumlarının, yani gezegenler arasındaki düzenlenişlerin insanların yaşamında büyük bir önemi olduğu kanısındayım. Fakat bu etkileri iyi ve kötü olarak ayırmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Göklerde iyi ya da kötü diye bir sorun yoktur: burada yalnızca harmonik, ritmik, sevecen, güçlü, zayıf ve düzensiz kategorileri söz konusudur. Yıldızlar zorlamazlar, özgür istençle çakışmazlar, bir insanın yazgısını da belirlemezler, fakat ruha belli bir karakter verirler. İnsanlar yaşamlarının ilk anlarında ve gökyüzündeki yıldız takımlarının düzeninden kaynaklanan belli bir karakter, görünüş ya da dünyaya akan ışınlarının biçiminden alırlar ve bunları mezara kadar taşırlar. Bu karakterin dış görünüşte olduğu kadar, tüm davranış ve tavırlarda, eğilim ve sempatilerde etkisi görülür. Böylece bir insan şirin, iyi, neşeli olurken diğeri uyuşuk, üşengeç ve cahil olabilir; gezegenlerin sevimli ve kesin, geniş ve çirkin düzenlenişleriyle, hareket ve renkleriyle karşılaştırılabilir.

Fakat bu kategoriler, güzel ve çirkin, güçlü ve zayıf ve benzeri neye dayanmaktadır? Elbette, sözgelimi benim Mysterium Cosmographicum’da olduğu gibi, dairelem bilinebilir, yani inşa edilebilir, düzenli çokgenlerde bölünmesine; yani tanrısal varlığın haber verdiği harmonik ezeli ilişkilere. Sonuç olarak tüm canlılar, bitkiler de dahil olmak üzere insan ve diğerleri, sahip oldukları uygun geometrik iç güdüler ile biçimlenirler. Bütün eylemleri, hareketleri sonucunda oluşan geometri ve uyumun yanı sıra, yeryüzüne gönderilen ve tüm diğer nesneler tarafından hissedilen ışınlarla da biçimlenip yönlendirilir, tıpkı bir çobanın sesinden etkilenen bir koyun sürüsü, arabacının bağırmasıyla hareket eden bir at ve gaydanın sesiyle dans eden köylü gibi. Ben buna inanıyorum ve ne yaparsanız yapın beni bu düşünceden caydıramazsınız.

Bu açıksözlü Alman konuşmasının seni sinirlendirmeyeceğine güveniyorum, sevgili Röslin. Huyum gereği bazen ısırıp hırlasam da, her zaman aklımdasın değerli dostum.


Dostun ve meslektaşın,

Johannes Kepler

KEPLER
John BANVILLE
Çeviren; Gökçen EZBER
Kabalcı Yayınları
1. Baskı, Mayıs, 1999, Sf. 144-146
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-13-2007, 18:39   #4 (permalink)
dalgalandım da duruldum
 
abis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi: abis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond repute
abis is offline  
Varsayılan 3. mektup


Aedis Cramerianis
Prag
Mart 1610

Signor Prog. Giorgio Antonio Magini: Bologna

Sanki, sabah uyandığında gökyüzünde iki güneş gören biri gibiyim. Bu elbette lafın gelişi. İki tane güneş bir mucize ya da büyü olurdu, fakat bu insan gözü ve aklı ile ortaya konmuş bir şey. Bana öyle geliyor ki, yüzlerce yıl süren bir durgunluktan sonra herşey büyük bir hızla akışa geçiyor; her yönden gelen bu küçük akıntılar bir yerde birleşerek, bütün o yanlış anlamalarımızın kırık ve gülünç parçalarını sürükleyip götüren büyük bir ırmağa dönüşüyor. Göksel mekanizma konusundaki bütün bilgilerimizi alt üst eden Astronomia Nova basılalı daha oniki ay olmadı ve şimdi de Padua’dan gelen şu haberlere bakın! Siz İtalya’dasınız ve kuşkusuz böyle şeylere alışıksınız ve en şaşırtıcı olayların bile belli bir zaman sonra sıradanlaştığını biliyorum, ne var ki bizim için bu hâlâ çok şaşırtıcı ve ürkütücü.

Haberi ilk defa, arkadaşım olan Saray Hakimi ve Majesteleri’nin özel danışmanı Matthäus Wackher’dan aldım. O da buraya yeni gelen Tuscan elçisinden öğrenmiş bunu. Wackher hemen beni görmeye geldi. Baharı müjdeleyen, hafif esintili aydınlık bir gündü. İnsan nasıl o koca yaşamından yalnızca birkaç günü anımsarsa, ben de bu günü asla unutmayacağım. Çalışma odamın penceresinden, köprünün üzerinden tıkırdayarak gelen arabayı gördüm. Yaşlı Wackher başını arabanın perceresinden çıkarmış, arabacıya hızlı olmasını söylüyordu. Onun o günkü heyecanı gibi bir heyecan uzaktan hissedilebilir dalgalar yayar mı? Onun gelişini izlerken bile, bana ne söyleyeceğini bilmesem de içimde bazı teller gerildi. Aşağı inip arabayı karşıladım. Herr Wackher hemen anlaşılmaz sözler etmeye başlamıştı. Padualı Galileus bir gece, iki mercekli perspicillum (Lat.: Gözlem aracı) ile –aslında Hollanda yapımı sıradan bir casus dürbünü– 30 kat büyütülmüş gökyüzüne bakarken, dört yeni gezegen keşfetmişti.

Onun bu ilginç masalını dinlerken olağanüstü bir duygu hissettim. Ta derinlerden etkilenmiştim. Wackher inanılmaz derecede neşeliydi ve heyecandan ölecekti. Bir an ikimiz de şaşkınlık içinde güldük, sonra haberleri anlatmaya devam etti ve ben de ilgiyle dinledim – bunun sonu yoktu. Elele tutuşup dans ettik ve Wackher’in yanında getirdiği küçük köpeği havlayarak çevremizde dönmeye başladı. Sonunda bizim gibi o da neşelenerek gelip ayağıma sarıldı ve sırıtarak beni yalamaya başladı. Biz de daha beter gülmeye başladık. Sonunda içeri gidip, önümüzde biralarımız, daha sakin bir biçimde oturduk.



Bu haber doğru mu? Eğer öyleyse bu yeni keşfedilen gök cisimleri hangi türden? Sabit yıldızlara mı eşlik ediyorlar, yoksa güneş sistemimize mi aitler? Bir Katolik olmasına karşın Herr Wackher, talihsiz Bruno’nun görüşünü savunuyor. Yani yıldızların birer güneş olduğunu, sonsuz uzayı doldurduklarından sayılarının da sonsuz olduğunu ve Galileo’nun keşfinin ise bunun bir kanıtı olduğunu, dört yeni cismin sabit yıldızlara eşlik ettiğini yani, Padualı’nın bulduğunun bir başka güneş sistemi olduğunu düşünüyor. Fakat benim açımdan, bildiğiniz gibi, sonsuz bir evren düşünülemez. Aynı zamanda bunların güneşimizin çevresinde dönen gezegenler olduğuna da inanmıyorum, çünkü Mysterium’da ortaya koyduğum güneş sistemi geometrisi yalnızca beş gezegene izin veriyor, daha fazlasına değil! Bu nedenle Galileo’nun bulguladığı nesnelerin, diğer gezegenlerin çevresinde hareket eden aylar olduğunu düşünüyorum, tıpkı bizim dünyamızın çevresinde dönen ay gibi. Bu, yapılabilecek en mantıklı açıklamadır.

Belki siz de, yapılan bu keşiflere daha yakın olduğunuz için, doğru açıklamayı çoktan duymuşsunuzdur – hatta bu yeni olguya kendi gözlerinizle tanık olmuşsunuzdur! Ah, İtalya’da olmak! Bu haberi Wackher’e ileten Tuscan elçisi, de Medici, İmparator’a Galileo’nun bir kitabının kopyasını verdi. Kitabı incelemek için can atıyorum. O zaman göreceğiz!


Bana yazıp haberleri iletin!

Kepler
KEPLER
John BANVILLE
Çeviren; Gökçen EZBER
Kabalcı Yayınları
1. Baskı, Mayıs, 1999, Sf. 150-152
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-13-2007, 18:40   #5 (permalink)
dalgalandım da duruldum
 
abis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi: abis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond repute
abis is offline  
Varsayılan 4. mektup


Prag
Nisan 1610

George Fugger, legatus imperatorius: Venedik

Sessiz kalıp gecikmem size son mektubunuzda yazdığı her şeyi kabul ettiğimi düşündürmesin diye ve Galileo, Venedik Cumhuriyeti’nin hizmetinde çalıştığından konumunuz bu konularla oldukça ilgili olması nedeniyle, çalışmalarıma ara verip size hemen bir yanıt vermeyi gerekli gördüm. İnanın bana sevgili efendim, Padualı ile benim aramdaki üstünlük iddialarına ilişkin söyledikleriniz bana çok dokundu. Ne var ki, onunla yarışmadığım için, alkışa ve desteğe ihtiyacım yok. Elbette ki söylediğiniz şey çokdoğru, bu keşif ve savlarında Kraliyet Matematikçisi’nin onayına gereksinimi var; ve sizin söylediğiniz gibi bu, bana yaklaşmasının temel nedeni olabilir. Ama neden olmasın? Ünlü olmadan yıllar önce ve Mysterium’um daha yeni basılmışken, ona yaklaşmaya çalışan bendim. Doğru, o zamanlar benim için fazla bir şey yapmadı. Belki kendi işleriyle o kadar yoğundu ki, benim kitabıma bakacak zamanı olmadı. Kendini beğenmiş ve nankör biri olduğunu ben de duydum, evet.

Peki ne fark eder ki? Bilim, saygıdeğer efendim, diplomasi gibi değildir, baş sallamalar, göz kırpmalar ve komplimanlarla yürümez. Diğerlerinin yaptığı iyi şeyleri övünmek her zaman için benim ilkem olmuştur. Kıskançlık yüzünden kimsenin yapıtını kötülemem ve diğerlerinin bildiklerini bilmediğim zaman onları küçümseme çabası içine girmem. Aynı şekilde kendim bir şeyi daha erken keşfettiğim ve daha iyi yaptığım zaman, kendimi unutmam. Astronomia Nova çıktığı zaman Galileo’dan elbette çok şey beklemiştim, fakat bir karşılık alamamış olmam, elime kalemi alıp, yeni olan her şeyi eleştirmemi engelleyemez. Kendi bildiklerini kesin kabul eden ve Aristo’nun felsefesi kapsamındakileri sapkınlık olarak gösterenleri eleştirecek biri her zaman çıkacaktır. Sizin belirttiğiniz gibi onun kanatlarını yolmak gibi bir amacım yok, fakat yalnızca bazı konulara dikkat çekip kuşkulu görünen noktaları sorgulamak istiyorum.



Hiç kimse, Ekselansları, Galileo’nun kitabının kısalığı ve görünürdeki basitliği nedeniyle kendini kandırmasın, Sidereus nuncius’un, sayfaları arasında şöyle bir göz gezdirildiğinde bile, çok önemli ve saygı uyandıran bir yapıt olduğu gün gibi ortadadır. İddia ettiği gibi, kitaptaki her şeyin özgün olmadığı – İmparator’un kendisi bile aya bir küçük dürbün çevirdi! Bunu kanıtlayamamaksızın başka insanlar da, Samanyolu’nun daha yakın bir incelemeyle kümeler halinde bir araya gelmiş küçük yıldızlara dönüşeceğini öne sürmüşlerdi. Hatta gezegen uydularının varlığı bile (onun dört yeni gezegen dediği cisimlerin gerçekte böyle olduğuna inanıyorum) o kadar şaşırtıcı değil; bizim dünyamızın bir uydusu varsa, diğer gezegenlerin niye olmasın? Fakat görünmeyen yıldız kümelerinin varlığını kurgulamak ve yerlerini bir haritada belirtmek ile bir mercekle aya boş boş bakıp, akademisyenlerin söylediği gibi quinta essentia’dan (Lat.: Beşinci öz) oluşmadığını, aksine dünyamızınkine benzer bir maddeden oluştuğunu söylemek arasında oldukça büyük bir fark vardır. Kopernik Güneş’in evrenin merkezinde olduğunu söyleyen ilk kişi değildi, fakat bu kavramı temel alıp, matematiksel olarak sağlam bir sistemi kuran ilk o oldu. Böylece Batlamyus’un çağını sona erdirdi. Bunun gibi Galileo da bu kitapçığında açıkça ve sakince (aynı zamanda üzülerek çok şey öğrenebileceğimi söyleyeceğim dingin bir keskinlikle), Aristocuları uzunca bir süre suspus bırakacak yeni bir evren sistemi oluşturmuştur.

Siderus nuncius, sanırım her yerde olduğu gibi, sarayda da oldukça sık konuşulan bir konu haline geldi. (Astronomia Nova bu kadar ilgi çekmiş olsaydı!) İmparator büyük bir alçakgönüllülük gösterecek kitaba bakmama izin verdi, fakat bir hafta önce Galileo bana da bir tane yollayıp kitap hakkındaki olasılıkla yayınlatmak istediği görüşlerimi isteyinceye dek kendimi tutmam gerekti. Ayın dokuzunda sarayda olacak ve bu yanıtı yazmak için dört günüm olduğu anlamına geliyor. Bu nedenle, acelemi bağışlamanız dileğiyle, mektubumu burada bitiriyorum ve yukarda dokunaklı ve müteşekkir olduğum desteklerine dair yazdıklarıma gücenmemenizi istiyorum. Bilimde önemli olan kişiler değil, yapılan iştir. Galileo’yu sevmiyorum, ama yaptığı işin hakkını vermem gerek.

Aklıma gelmişken, Roma’da bulunduğun günlerde Tycho’nun cücesi ve Felix adındaki arkadaşı hakkında kulağınıza bir haber geldi mi? Eğer onlar hakkında bir şeyler duyduysanız lütfen bana bildirin.


Hizmetinizdeyim,

Johannes Kepler

KEPLER
John BANVILLE
Çeviren; Gökçen EZBER
Kabalcı Yayınları
1. Baskı, Mayıs, 1999, Sf. 153-155
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-13-2007, 18:41   #6 (permalink)
dalgalandım da duruldum
 
abis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi: abis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond repute
abis is offline  
Varsayılan 5. mektup


Prag
Aralık 1611

Johannes Fabricius: Wittenberg

Ah, benim sevgili genç efendim, bu gizemli güneş lekelerini araştırmanıza ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz. Yalnızca araştırmalarınızın zorluk ve yaratılığına karşı hayranlık duymakla kalmıyor, aynı zamanda onlar sayesinde, yaşadığım bu korkunç zamanlardan o eski güzel günlere dönüyorum. Bu yalnızca beş yıl önce miydi? O lekeleri, bu yüzyılda ilk defa gözlemleyen kişi olarak çok şanslıyım? Bunu, deyim yerindeyse içinizdeki ateşi söndürmek için söylemiyorum (hatta Scheiner ve Galileo arasında geçen, keşfin önceliği tartışmasına bile girmeye niyetli değilim), yalnızca, bu korkunç yılın bana yaşattığı felaketten önce, bilimsel çalışmalarımı mutlu ve masum bir biçimde yaptığım zamanlar olduğunu belirtmek amacını güdüyorum.



Güneş lekelerini ilk defa 1607 yılının Mayıs ayında gözlemledim. Haftalardır ciddi bir biçimde akşam göğünde Merkür’ü gözlemliyordum. Yaptığım hesaplamalara göre gezegen Mayıs’ın 29’unda güneşle korkunç bir kavuşma yaşayacaktı. 27 Mayıs akşamı büyük bir fırtına koptuğundan ve havadaki bu değişimin gezegenlerarası kavuşmadan kaynaklandığını düşündüğümden, bu kavuşmaların zamanının önceden belirlenebileceği kanısına vardım. Böylece 28 Mayıs günü öğleden sonra, güneşi gözlemlemeye koyuldum. O günlerde, Rektörü Martin Bachazek’in dostum olduğu Wensel Koleji’nde odalarım vardı. coşkulu bir armatör olan Bachazek, kolejin çatı katlarından birine tahta bir kule inşa etmişti ve o gün beraberce oraya gitmiştik. Tahtaların arasındaki küçük çatlaklardan içeriye güneş ışınları sızıyordu ve bunlardan birine, üzerinde bir güneş formu oluşan bir parça kâğıt tuttuk. Kâğıttaki titrek güneş resminde bir de ne görelim? Küçük, neredeyse siyaha kaçan, yanmış bir pireye benzeyen bir leke vardı kâğıtta. Merkür’ün bir geçişini gözlemlediğimizi anladık ve ikimiz de heyecanlandık. Yanlış yapmamak ve bu kâğıdın kendisindeki bir leke olmadığından emin olmak için, kâğıdı ileri ve geri hareket ettirdik: ve ışığın geldiği her yere o küçük leke de belirdi. Hemen bir rapor çıkartıp bunu meslektaşıma onaylattım. Hradcany’e koştum ve bir görevliyle bu haberi İmparator’a ilettim. Bu birleşme, Majesteleri için elbette büyük bir önem taşımaktaydı. Daha sonra sarayın makine ustası olan Jost Bürgi’nin atölyesine gittim. Bürgi dışarıya çıkmıştı, ben de yardımcılarından biriyle bir pencereyi, ışığın ince bir levhadaki küçük bir aralıktan geçmesini sağlayacak şekilde örttüm. Küçük leke yine belirdi. Raporumun teyit edilmesine çabaladım yeniden ve Bürgi’nin yardımcısına imzalattım. Belge, masamın üzerinde önümde duruyor ve imza şu: Heinrich Stolle, saat yapımcısı usta, elim. Her şeyi çok iyi anımsıyorum!

Elbette sıkça olduğu gibi yine yanılmıştım; gözlemlediğim şey bir Merkür kavuşması değil, fakat bildiğiniz gibi bir güneş lekesiydi. Bu olgunun kaynağı ile ilgili bir teoriniz var mı acaba? O günden sonra bu lekeyi sık sık gözlemledim, fakat tatmin edici bir açıklama bulamadım. Belki de bizim göklerimizde olduğu gibi, güneşte bulunan ama harika bir siyahlıkta ve ağır olduklarından kolayca görülebilen bulutlardır. Ya da devamlı ateşli yüzeyden yükselen yanan gazlardır. Benim açımdan varoluş kaynakları değil de, biçimleri ve hareketleri önem taşımakta; çünkü Astronomia Nova’da ortada bir kanıt olmadan varsaydığım güneşin dönüş hareketlerini tatmin edici biçimde kanıtlıyorlar. Bu kitapta, sizin kendi çalışmanızda verimli bir şekilde yararlanmış olduğunuz teleskopun yardımcı olmadan bu kadar çok şey başarmış olmama şaşıyorum.

Bilimimiz olmadan biz ne yaparız? Şu felaket günlerinde bile büyük bir teselli oluyor. Efendim Rudolph gün geçtikçe tuhaflaşıyor: sanırım yaşayamayacak. Bazen, artık İmparator olmadığını anlıyor gibi. Onun bu düşünü yıkmak istemiyorum. Dünya ne kadar mutsuz bir yer. Göksel düşüncelerin berrak ve sessiz yüksekliklerine kim çıkmak istemez?

Lütfen bu kötü örneğimi ciddiye almayın ve bana en kısa zamanda yeniden yazın.


Saygılarımla,

Kepler

KEPLER
John BANVILLE
Çeviren; Gökçen EZBER
Kabalcı Yayınları
1. Baskı, Mayıs, 1999, Sf. 164-166
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-13-2007, 18:41   #7 (permalink)
dalgalandım da duruldum
 
abis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi: abis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond repute
abis is offline  
Varsayılan 6. mektup


Aedes Cramerianis
Prag
Ekim 1610

Georg Fugger: Venedik

Bana ve yaptığıma gösterdiğiniz sadık desteğiniz için, sıcak & içten teşekkürlerimi yeniden iletmeme izin verin. Ayrıca Dissertatio cum nuncio sidero’m için söylediğiniz o güzel sözler ve bu küçük yapıtta öne sürdüğüm düşüncelerimi İtalya’da tanıtmak için gösterdiğiniz çabalar için de teşekkür etmek istiyorum. Fakat yine belirtmek zorundayım ki, beni Galileo’ya karşı bu denli coşkuyla desteklemenizi eleştiriyorum. Ben Galileo’ya karşı değilim. Dissertatio sizin söylediğiniz gibi, onun maskesini düşüren bir yapıt değil. Eğer kitapçığımı dikkatle okursanız göreceksiniz ki, onun bulgularını sevinçle karşılıyorum. Bu sizi şaşırtıyor mu? Belki de düş kırıklığına uğradınız? Benimle doğrudan yazışma alçakgönüllülüğünü bile göstermeyen birine karşı nasıl sempati duyabildiğimi soracaksınız belki de? Fakat daha önce de belirttiğim gibi benim için önemli olan gerçektir ve gerçek nerede olursa olsun, bana hangi koşullarda ulaşırsa ulaşsın, ona saygı duyar & kutlarım onu. Bazen düşünüyorum da, insanlar nesnel gerçeği bulmaktan çok, kendini beğenmiş ve akıllı bir adamı alt etmiş olmak için bu tartışmaya giriyorlar. Fakat o adam onlarla alay etmeyecek kadar kurnaz. O genç palyaço, Magini’nin asistanı Martin Horky, Galileo’yu o sözde Refutation’ında (Tekszip) kötülerken, benden alıntılar yapma küstahlığını gösterdi. Bu genç kuklayla tüm ilişkilerimi kesmekte hiç gecikmedim.



Yine de Galileo’nun sevilmesi zor bir insan olduğunu söylemekte diretiyorum. Biliyorsunuz, bunca zaman bana yalnızca tek bir mektup yazdı. Gerisi için, diğer keşifleri için ve hatta Dissertatio (aslında ona yöneltilen açık bir mektup!) konusundaki görüşleri için, buradaki Tuscan Elçisinin ikinci el haberlerine, bunun gibi şeylere bağımlıyım. Sonra Padualı ne kadar ağzı sıkı ve kuşkucu! Bir kırmızı göreceği zaman, en olmadık & gereksiz şekillere sokuyor onu. Örneğin geçen yaz bir elçi aracılığıyla bana şu mesajı göndermişti: Smaismirmilmepoetaleumibunenugttaurias. Önce buna epey güldüm: ben de ara sıra bu tür anagramlar &sözcük oyunlarıyla zaman geçiririm. Fakat şifreyi çözmeye başladığımda çıldıracak gibi oldum. Ulaşabildiğim tek şey hiçbir anlamı olmayan barbar bir Latince şiirdi. Ancak geçen ay –Galileo İmparator’un da merak ettiğini duyduğunda– bu şifrenin ne demek istediğini öğrenebildik: bu karışık harflerin arasında, Satürn’ün çevresinde dönen iki küçük ayın keşif haberi varmış! Şimdi de başka bir bilmece geldi. Jüpiter’de matematiksel olarak dönen kırmızı bir lekeden bahsediyor sanki. Kırmızı bir leke mi, kırmızı bir ringa balığı mı? Bu tür saçmalıklara kim yanıt verecek? Bir dahaki mektubumda adamın kulaklarını bir güzel çekmem gerekiyor.

Her şeye karşın, ne olağanüstü & yürekli bir bilim adamı! Ah, bu Titan’ı görmek için keşke İtalya’ya gidebilsem! Benim yanımda ona laf söylenmesini istemem, biliyorsunuz. Dissertatio’da teleskopun ilkelerinin 20 yıl önce della Porta tarafından bulunduğunu yazdığım bölümün, Magini ve korkunç Horky (tam ona göre bir ad) ve hatta sizi ne kadar sevdiğini söylüyorsunuz. Fakat Galileo bu aleti kendisinin icat ettiğini söylemiyor ki! Ayrıca tahminler tamamen teorikti ve Galileo’nun ününü zedeleyemezler. Teorik kavramlardan pratik başarılara, Batlamyus’un Avusturalya’dan bahsetmesinden kolomb’un Yeni Dünya’yı keşfine, bu ülkede kullanılan çift mercekli aletlerden Galileo’nun gökleri fethetmesine yarayan alete giden yolun ne kadar uzun olduğunu çok iyi biliyorum.

Öyleyse, açıkça kaçamak yapmadan Dissertatio’nun herkesin sandığı gibi bir ironi şaheseri olmadığını (bende o incelik ne gezer?), fakat Galileo’nun savlarının açık & acele bir onayı olduğunu belirteyim. Portakallar için teşekkür ederim. Fakat üzülerek söylemem gerekiyor ki, paket yolda açılmış ve hepsi çürümüş.


Saygılarımla,

Kepler

KEPLER
John BANVILLE
Çeviren; Gökçen EZBER
Kabalcı Yayınları
1. Baskı, Mayıs, 1999, Sf. 173-175
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-13-2007, 18:42   #8 (permalink)
dalgalandım da duruldum
 
abis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi: abis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond repute
abis is offline  
Varsayılan 7. mektup


Prag
Eylül 1610

Profesör Gio. A. Magini : Bologna

Harika haberler, benim sevgili efendim: kendisine çalıştığım yaz boyunca prenslerin Konseyi için burada olan Cologne’lu Elector Ernst, geçen hafta Viyana’ya yaptığı kısa bir geziden döndü ve beraberinde bir teleskop getirdi. Teleskop, Galileo’nun Bavyera Arşidük’üne verdiğinin tıpatıp aynısı. Cimri ruhlu Padualı, en sonunda dostlarımın ve efendilerimin inceliği sayesinde kıskançlığından hüsrana uğradı. Belki de dünyada her şeye rağmen adalet vardır.

Bu Galilei ile çok uğraştım (sanırım babası daha akıllı biriydi: ondan bir şey okudunuz mu?) her zamanki buyurganlığıyla, saraydaki adamları aracılığıyla bana, Jüpiter konusundaki görüşlerini desteklemem konusunda emirler gönderiyor. Görünüşe göre Dissertatio’mla yetinmemiş ve dehasını daha güçlü biçimlerde öne çıkararak kendimi yenilememi istiyor – ve yine de yaptığım onca ricaya karşın, ortaya koyduğu bu savları kendi incelemem sonucunda onaylamam için bir aygıt yollamıyor. Bunun yapımının masraf & güçlüğünün onu engellediğini söylüyor, fakat ben biliyorum ki çoktan ona buna teleskoplar dağıttı. Korktuğu şey nedir ki beni dışta bırakıyor? Korkarım düşmanları onun palavracı ve şarlatan biri olduğunu söylerken hiç de haksız değiller. Siderus nuncius’ta gözlemlediğini belirttiği olaylara tanık olanların adlarını istedim. Tuscany Grandükü ve Medici klanından birinin kendisine tanıklık edebileceğini yazdı. Ama bunların ne yararı var ki? Tuscany Grandük’ü işine gelirse Şeytan’a bile avukatlık edebilir. Bulguları doğrulayacak bilim adamları nerede? Onların Jüpiter’i, Mars’ı ve hatta Ay’ı bile birbirinden ayıramayacak durumda olduklarını söylüyor, peki bu durumda nasıl oluyor da gördüklerinin yeni bir gezegen olduğunu anlamaları nasıl beklenebilir?



Neyse, Elector Ernst’in yardımıyla artık hepsi sona erdi. Viyana’dan döndüğü 30 Ağustos’tan bu yana, teleskobun yardımıyla bu yeni fenomeni kendi gözlerimle izlemekteyim. Padua’lının aksine, güvenilir tanıkların desteğini istemektense, evime genç matematikçi Ursinus’u ve birkaç saygın kişiyi davet ettim. Böylece kişisel olarak ve gizlice, Galileo’nun savlarının tartışılmaz bir kanıtını elde edecektik. Herhangi bir yanlışlıktan kaçınmak ve yardakçılık suçlamasını önlemek için, herkesin teleskopta gördüklerini tebeşirle bir tahta üzerine not etmesini istedim. Böylece yapılan gözlemler daha sonra karşılaştırılabilecekti. Herşey oldukça tatmin ediciydi. Yanımıza biraz şarap ve yiyecek getirdik –ev aletleri ve lezzetli sosisler– ve neşeli bir gece geçirdik. Fakat itiraf etmeliyim ki, içtiğim şarap zayıf gözlerimle birleşince gökyüzünü tuhaf ve rengarenk gördüm. Fakat tüm sonuçlar birbiriyle aşağı yukarı örtüştü ve o geceyi izleyen günlerde bunları kendi başıma sürekli kontrol edebildim. Haklıydı şu Galilei!

Ah, yüzümü o harika alete nasıl heyecanla yanaştırdım, bir bilseniz! Eğer bu yeni keşifler, bugüne dek ortaya koyduklarımı temelden çürütse ne yapardım acaba? Korkmama gerek yoktu. Evet, Jüpiter’in uyduları var; ve evet, evet ayın yapı maddesi dünyamızdakine çok benziyor, fakat gerçekliğin biçimi hâlâ bana hep göründüğü gibi. Dünya evrendeki en ayrıcalıklı yerde bulunuyor, çünkü gezegenlerin tam ortasında güneşin çevresinde dönüyor ve güneş ise sabit yıldızlarla sınırlanan küresel bir uzayın orta yerindeki sabit orta noktayı simgeliyor. Herşey geometrinin değişmez kurallarıyla yönetiliyor ve bir & ebedi olan bu kurallar Tanrı’nın zihninin bir yansımasıdır. Bunların hepsini gördüm ve içim rahat – fakat Galileo’ya teşekkür etmeme gerek yok.

Bu yaşadığımız şeylerin doğasına bakışımızda bu türden dönüşümlerin olduğu tuhaf & harika zamanlar. Fakat şunu çok iyi bilmeliyiz ki, değişen şey yalnızca bizim bakış açımız, nesnenin kendisi değil. Bizim gibi küçük yaratıklar için, gözlerimizin açılmasıyla yeni bir varlığın yaratılmasını birbirine karıştırmak ne kadar kolay: tıpkı uyandıklarında dünyanın her sabah yeniden inşa edildiğini düşünen çocuklar gibi.


Dostunuz,

Johannes Kepler

KEPLER
John BANVILLE
Çeviren; Gökçen EZBER
Kabalcı Yayınları
1. Baskı, Mayıs, 1999, Sf. 176-178
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-13-2007, 18:43   #9 (permalink)
dalgalandım da duruldum
 
abis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi: abis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond repute
abis is offline  
Varsayılan 8. mektup


Cramer Köşkleri
Prag
Nisan 1610

Frau Katharina &Heinrich Kepler: Weilderstadt

Anne, yatığın iş hakkında kulağıma kötü & korkunç haberler geldi. Nereden duyduğumu boşver. Bu konu üzerinde seninle konuşmuştum, ama öyle görünüyor ki, yine konuşmam gerekecek, üstelik sert bir biçimde. Weil & çevresinde senin hakkında neler söylendiğini biliyor musun? Kendi güvenliğin için endişelenmesen bile en azından aileni, kariyerini ve çocuklarını düşün. Weil’in küçük bir yer olduğunu biliyorum ve herkes bu skandalın gerçek olup olmadığı konusunda bir şeyler söyleyecek ve her tür olasılığa karşı önlem alınmasını isteyecek. Swabia’dan hemen her gün bir yakılma haberi alıyoruz. Kendini kandırma, bu alevlerin tehdidine karşı kimsenin bağışıklığı yok.



Camcının eşi Ursula Reinbold, bir keresinde senin evinde bir şey içtikten sonra rahatsızlanıp ve korkunç akıntılı bir hastalığa yakalandığını, senin onu büyülü bir içecekle zehirlemiş olduğunu söylüyormuş. Onun dengesiz olduğunu ve kötü bir ünü olduğunu biliyorum. Rahatsızlığı büyük bir olasılıkla düşürdüğü çocuktan kaynaklanmıştır, ama insanlar bazı olayları kendilerince yorumlamaktan hoşlanırlar. Reinbold denen kadının söylediklerini dinleyenler kendilerinin de senden şikayetçi olmaları gerektiğini düşüneceklerdir. Böyle zamanlarda, yıldızların dengesiz olduğu anlarda, insanların tümünü etkisi altına alan bir çılgınlık olabilir. Yine de, camcının eşine ne yaptın? Kendisine türlü kötülük ettiğini söylüyor ve görünüşe bakılırsa şu anda ailemize karşı büyük bir nefret beslemekte. Ayrıca bana söylendiğine göre Christoph’un onunla bir ilişkisi varmış – bu genç adamın onun gibi kadınlarla ne işi olabilir?

Dahası var. Okul müdürü Beutelspacher de senden bir içecek almış ve söylendiğine göre topallığının nedeni buymuş. (Neredeyse bütün kasabalılara verdiğin bu içecek ne?) Bastian Meyer’in eşine de bir losyon vermişsin ve kadın bunu kullandıktan sonra ağır bir hastalığa yakalanıp ölmüş. Kasap Christoph Frick bir gün yolda yürürken seninle karşılaşınca bacağında bir ağrı hissetmiş. Terzi Daniel Schmid iki çocuğun ölümünden seni sorumlu tutuyor, çünkü söylediğine göre ortada bir neden yokken evlerine gidip çocukların beşiklerinde anlaşılmaz sözler ediyormuşsun. Schmid ayrıca, çocuklarının hasta olduğu dolunaylı bir gecede kilise mezarlığında okumasını, böylece çocukların ölümden kurtulamayacağını söylediğini öne sürüyor. Fakat çocuklar yine de ölmüş. Hepsinden de korkuncu, Heinrich, sen, annemizin bir danayı öldürdüğünü ve leşini de pişirmeye kalkıştığını onaylamışsın. Neler olup bitiyor? Ah ve evet anne, bir şey daha: Eltingen’deki bir mezar kazıcısının söylediğine göre babamın mezarını ziyaret ettiğin gün ondan mezarı kazıp kafatasını çıkartmasını, onu gümüşle kaplatacağını ve bana bir içecek kabı olarak yollayacağını söylemişsin. Bu doğru olabilir mi? Ben burada endişe içindeyim. Swabia’ya gelip kendim mi soruşturmalıyım? İş ciddiye biniyor. Yalvarırım anne, evden dışarı çıkma, kimseyle konuşma ve şu doktorluk işini, insanlara ilaç vermeyi bırak. Bu mektubu doğrudan Herr Rapse’ye gönderiyorum, bundan sonrakileri de ona göndereceğim. Bunun nedeni ise, tüm uyarılarıma karşın mektuplarımı başka kimse yokmuş gibi gidip Beutelspacher’e okuttuğunu duymam.

Artık kendine hakim ol ve oğlun için dua et.


Seni seven oğlun,

Johann

KEPLER
John BANVILLE
Çeviren; Gökçen EZBER
Kabalcı Yayınları
1. Baskı, Mayıs, 1999, Sf. 179-181
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-13-2007, 18:44   #10 (permalink)
dalgalandım da duruldum
 
abis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi: abis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond repute
abis is offline  
Varsayılan 9. mektup


Wenzel Malikânesi
Prag
Noel 1606

Hans Georg Herwart von Hohenburg: Münih

Salve. Korkarım bu yazım, size ve ailenize yapılmış en kısa mutluluk dileği olacak. Saray kutlama hazırlıklarıyla meşgul ve şimdilik beni unuttukları için rahatsız edilmeden kendimi çalışmalarıma verebiliyorum. Uzun ve yorucu bir uçuştan sonra bitkin düşen düşünce gücümüzün, en umulmadık zamanlarda yeniden görkemli yüksekliklere çıkması ne kadar tuhaf, öyle değil mi? Astronomia Nova’yı sonunda bitirdikten ve bir iki yıl şöyle bir dinlenip taze enerji kazanmayı umut ederken işte yine taze ve şevkle yedi yıl önce yeni bir astronomi kurmak için ara verdiğim evrensel uyum çalışmalarına eğilerek, yine harekete geçmiş durumdayım.

İnsan zihninin en başından beri, gerçeğin temel & gerekli formalını içinde barındırdığını düşündüğümden, kitabın içeriği konusunda hiçbir fikrim olmasa da, yazmayı düşündüğüm bu kitabın formunu kafamda çoktan tasarlamış durumda olmam pek şaşırtıcı değil. Bende hep böyle olmuştur: önce form! Bu yüzden, öncelikle, beş gezegen aralığına uygun olarak beş bölüm de tasarlıyorum. Her bölümün alt bölümleri ise, Mysterium’a göre bu aralıklara uygun olarak, beş gezegenin ya da Platonik maddenin önemli niteliklerine göre belirlenecek. Ayrıca süsleme amacıyla hem de saygılarımı iletmek için bölüm başlıklarının ilk harfleri çeşitli şekillerde okunduğunda bazı ünlü ve büyük insanların adını koymalılar. Elbette ki kitabın o sıcak oluşum anlamında bütün bu büyük tasarıdan vazgeçilebilir. Bu o kadar büyük bir sorun değil.



Kopernik’in, dünyanın olağanüstü simetrisine ve gezegensel yörüngelerin hareket & büyüklük açısından uyumuna değindiği cümleyi rehber olarak aldım. Bu simetrinin nerede olduğunu soruyorum. İnsanoğlu bu ilişkileri nasıl algılayabiliyor? Son sorunun yanıtı sanırım çok kolay – daha demin yanıtladım. Ruh kendi iç doğası içinde saf uyumları, duyumlara açık olan uyumların prototip ya da paradigmaları olarak içerir. Ve bu saf uyumlar oranlarla ilgili olduğu için, ortada birbirleriyle karşılaştırılabilecek sayılar olmalıdır: bence bu sayılar çember ve çemberlerden yaylar ayrıldığı zaman ortaya çıkanlar olmalıdır. Bu durumda çember yalnızca zihinde var olan bir şey: bir pergel yardımıyla çizdiğimiz çember, yalnızca, zihnin kendi içinde taşıdığı ideanın eksik bir simgesi. Bu konuda, zihnin duyu algılarının doldurduğu bir tabula rasa (Lat.: Boş levha) olduğunu söyleyen Aristoteles’e karşı çıkıyorum. Bu yanlış, yanlış. Zihin, bütün matematiksel idea & sayıları kendi kendine öğrenir; deneysel simgelere yalnızca bu öğrendiklerini anımsamasına yardımcı olur. Matematiksel idealar ruhun özüdür. Zihin kendi başına, bir noktadan eşit uzaklık algılar ve buradan hiçbir duyu algısından falan yararlanmadan, kendisi için bir çember çizer. Bunu şöyle de söyleyebiliriz: Eğer zihnin bir gözü olmasaydı, bu durumda çevresindeki nesneleri algılayarak bir göz ister ve bunun oluşumu için kendi kurallarını ortaya koyardı. Gözün nasıl olması gerektiğini zihne içrek olan niceliklerin tanınması belirlediği için, göz öyle olmuştur, çünkü zihin de öyledir, ama tam tersi değil. Geometri gözler yoluyla algılanmamıştır: o zaten içerdeydi.

İşte şu günlerde üzerinde düşündüğüm konular. Gelecekte bunlar hakkında söyleyecek çok fazla şeyim olacak. Şu anda sevgili eşim bu büyük astronomun kente inip şişman bir kaz almasını buyuruyor.


Fröhliche Weichnachten! (Alm.: Mutlu Noeller),

Johannes Kepler

KEPLER
John BANVILLE
Çeviren; Gökçen EZBER
Kabalcı Yayınları
1. Baskı, Mayıs, 1999, Sf. 188-190
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık