|
||
![]() |
|
|
| Deneme, Hikaye & Öykü Birbirinden güzel denemeler, hikayeler ve öykülerin arasında buluvereceksiniz kendinizi... |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Rektör
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Mar 2007
Konum: İki Kelime arasında.
Mesaj: 7,392
Tecrübe Puanı: 221
Rep Puanı: 21200
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() Nur doğduğunda. O, annesinin bedeninde korunağı olan karanlıktan çıkıp da ışığa kavuşunca. Önce kulağına hep aynı isim: Hak, Muhammed Mustafa. Sonra karanlıktan çıktığı için ışığa, Nur demiştim adına. O, benim de içimden kopmuştu. Geceler hakkı için ki ona hayat veren bir taraftım ben. Yine de, sadece, bir yanıyla benim olduğu için sevemedim Nur’u. Onu benim bedenimden benim hazzımla alarak kendi bedeninden acıyla koparan kadın, yaşamın en güçlü sırrıyla doluydu. Nur cennetin kokusuydu. En çok bu yüzden sevdim Nur’u. Geceler inerdi Nur’la benim üzerimize. Biraz uzağımda, yani hemen yanı başımda oyun yorgunu çocukluğuyla, saçlarının o güzelim masum kir kokusu kucağıma uzanarak uyurdu. İç titremesiyle yoğrulmuş bir şefkatti ona duyduğum sevginin gerçeği. Cennetten gelen bu yüze tutkum, korkuyla beslenirdi. Nur için her şeyden korkardım. En çok da onun korkmasından korkardım. Bir gün. Ormanda kaybolan ve asla bulunamayan yedi yaşında bir çocuğun kendi kaderiyle karşı karşıya geldiği anda duyduğu dehşete benzer bir dehşet duyacağı korkusuyla titrerdim onun üzerine. Cennetin imlâsı belki de bu yüzden cinnete benzerdi. Yûsuf kadar güzeldi ve masumdu. Bu yüzden onun yanında en fazla Yakub olurdum. Üstten ve alttan dişleri dökülmüş süt masumluğunda bir çocuk ağzının bir babayı gül edebilecek güzelliğinde sorardım ona: Sin üç dişli, şın ona benzer, Nur hangi-sine benzer, Nur? Uykunun sularına döküldüğü yerde Nur, derin bir soluk, saçlarının çocuk temizliğinde hep o masum ve muzip kir kokusu olurdu. Hıı? Derdi. Sorardım: Nur uyumus mu? Uyumus, derdi. Kuslar rüyalarına uçmus mu? Uçmus, derdi şın’ın bütün dişlerini dökerek. Şın’ın disleri dökülmüs mü? Dökülmüs, derdi. Nur, kuşlar diyemesin de, kuşların kanadına konup uzaklara gidemesin diye mi, derdim. Bir şın aşk’ı aşk yapan. Aşk olmasın diye mi babasına Nur şın’ın dişlerini dökmüş, diye sorardım sonunda. Sesi çıkmazdı. Nur uyumuş olurdu. O, sonunu duymazdı sorduklarımın. Ben kendi sorduklarımı cevaplamazdım. Aklımda ne olduğunu bilemediğim noksanlıklarım, sabah olurdu, gözlerimi kırpmazdım. Denizin sesi gelirdi yakınlardan. Deniz ne benim kadar dertli ne benim kadar dayanıklı olurdu. En fazla üç gün, kendi derinliğinde çalkanır durur, sonra durulurdu. Ben durulmazdım. Nazan Bekiroğlu “İsimle Ateş Arasında” dan…
__________________
“Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş...” Bu mesaj en son " 02-24-2008 " tarihinde saat 23:14 itibariyle AnubiS tarafından düzenlenmiştir.... |
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|