|
||
![]() |
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Sahip :p
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Nov 2006
Konum: Fildişi Kule/Onuncu Köy
Mesaj: 11,025
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı: 17499
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Okullarda takip edilen belirli günve haftalar gibi artık annelerin,babaların, sevgililerin bile bir günü var. Batıda geçmişi yüzyılayaklaşmasına rağmen, bizde son zamanlardapopülerleşmeye başlayan bu günlerdenBabalar Günü, haziran ayının3'üncü pazarında kutlanıyor. Eskilerin baba tarifi hep sert mizaçlı beni sever ama belli etmezdi. Şimdilerde ise babalar anneler kadar çocuklarına yakın. Hem sever hem de sevdiğini gösterir. Eskiden babalar çocuklarını uyurken öperdi. Ama şimdi parklarda neredeyse yaşayamadıkları çocukluklarını yaşıyorlar. Hem de aldıkları oyuncakları çocuklarından daha fazla oynayıp hasret gideriyorlar. Asıl adı Ömer Okçu olan gazeteci yazar Hekimoğlu İsmail'e babasını, oğlu Osman Okçu'ya da babası Hekimoğlu'nu anlattırdık. Hekimoğlu İsmail, Babalar Günü gibi bir günü komik bulduğunu söylüyor. Batı dünyasının aile, anne, baba kavramlarının içini boşalttığına dikkat çeken Hekimoğlu, "Avrupa ve Amerika'da yaşı 18'e gelen çocuk kız veya erkek evden çıkıp gidebiliyor. Ailesini terk edebiliyor. Aile müessesesini ortadan kaldıran Batılılar, bu boşluğu doldurmak için Anneler Günü ve Babalar Günü gibi günleri çıkarttı. Bunlar bana çok komik geliyor. Annenin, babanın günü mü olur? Benim annem, ömrünün son döneminde yaşlı ve hastaydı. Hastaneye giderken bir yere kadar taksiyle götürür, sonra sırtıma alırdım. Baba babadır, anne annedir, bunlara gösterilecek sevgi ve saygı bir günle sınırlandırılamaz. Biz babamız, annemizle her gün can-ciğeriz. Evlat ve baba bir ağacın kökü ve dalları gibidir. Kökünden çıkartılan bir ağacın durumu ne olur? Dalı kopartılan ağacın ıstırap çektiği gibi evladı zarar gören bir insan, daha çok üzüntü çeker." dedi. Damadım da gelinim de evladım Eski günlerin özlemini çeken Hekimoğlu, "Bizim çocukluğumuzda pederşahi aileler vardı. Evlenen, babasının yanından ayrılmazdı. Yemek zamanı hep birlikte sofraya oturulurdu. Hatta kalabalık olduğu için iki defa sofra kurulurdu. Şimdi hürmet ve merhamet azaldığından, oğlan evleniyor ev lazım, kız gelin oluyor ev lazım. Çünkü bugün kayınvalideyle, kayınpederle bir arada oturamıyorlar. Mesela benim damadım da gelinim de benim evladım gibi. Her ikisi de benden teklifsiz olarak her şeyi isteyebiliyor. Çünkü bunlar benim manevi evlatlarım. Hayatın tadı da böyle çıkıyor. Oğlum Osman burada olunca seviniyorum, ikimiz birlikte çalışıyoruz. Hayatın tadını ailemle birlikte olarak alıyorum." şeklinde konuştu. Ailenin manevi bir yönü olması gerektiğine dikkat çeken Hekimoğlu, şunları söyledi: "Eğer oğlumun ihtiyacı varsa, benim bütün malımı mülkümü satıp kullanabilir. Benim için önemli olan manevi hayat olduğu için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Allah korusun, oğlum ticari hayatta zor bir duruma düşse, 'Baba sıkıntım var dese', 'dairem var, sat, öde' derim. Bunu manevi değerlere dayanan kişiler söyleyebilir. Ölçüsü maddi olanlar, materyalistler ise para, mal ve makamı önemsedikleri için bunu diyemezler. Oğlum, bu şirketin genel müdürü, ben de onun yanında çalışıyorum. Bu işyerinde o benim amirim, ben de onun memuruyum. Bugün 'gel' dedi geldim. Çünkü benim ona sevgim ve saygım var, onun da bana karşı hürmeti var. Böylece birlikte çalışıyor ve yaşıyoruz. Eğer dinî eğitim ve yaşantı olmazsa ailenin anlamı olmaz. Batı bu noktada, aileyi hafife alarak kaybetti." Evlatların babalarına benzeşmesinin normal olduğunu ifade eden Hekimoğlu, kendisinin de babasından bazı özellikler taşıdığını anlatıyor: "Babam çalışkandı, ben de çalışkan sayılırım. O tutumluydu, ben de tutumluyum, bir şey alıp verirken iyi hesaplarım. O 6 yıl askerlik yapmıştı, ben de asker emeklisiyim." Hekimoğlu İsmail, babasını şöyle anlattı: "Rahmetli babam sert mizaçlı biriydi. Doğu Cephesi'nde Kazım Karabekir'in askeri olarak 6 sene savaştı. Bir İstiklal Madalyası'yla cepheden döndü.. 1938 Erzincan depreminde evimiz yıkıldı. Babam İstiklal madalyasını satarak ker***ten bir ev yaptırdı. Babam bizi dövmezdi ama sevgisini göstererek sevmezdi de. O zaman babaların sözü şuydu: Çocuğu uyurken öpeceksin. Babam benimle çok resmiydi. O dönemin babaları savaş ve kıtlık görerek pişmişlerdi, onun için ufak tefek meseleleri konuşmaya tahammülleri yoktu. Erzincan'dan asker olarak Ankara'ya yürümüş, açlıktan ağaç kabuklarını yiyerek hayatta kalmışlar. Hatta bırakın çarık giymeyi, yalınayak yürümüş, çarıkları da yolda ıslatıp yemişler. Onun için ufak tefek meseleleri benimle konuşmazdı. Yıllarca süren savaşı yaşadığı için 1938'deki büyük depremi çok büyük bir hadise olarak bile görmüyordu. Babam vefat ettiğinde 30'lu yaşlardaydım. Kendisi ümmiydi, okuma yazma bilmezdi. Annem de ümmiydi. Bizim evde kitap yoktu. 18 yaşıma geldiğimde babama, anneme ve Erzincan'a baktım 'ben böyle olmayacağım' dedim. Sonrasında kendi kendime İngilizce ve Arapça çalıştım. Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde yayınladığı klasiklerden büyük bölümünü genç yaşlarda okumuşumdur." Hekimoğlu İsmail'in oğlu Timaş Yayınları'nın Genel Müdürü Osman Okçu, baba denince, babasının asker olduğunu ve tedirgin bir ortamda yaşadığı günleri hatırlıyor. Babasının yazdığı yazılar, okuduğu kitaplardan dolayı sıkıntılı bir ortamda yetiştiklerini anlatan Osman Okçu, sık sık evleri arandığı için babasının okuduğu kitapların komşularının evlerinde saklandığını söylüyor. Hastalandığı zaman elinden tutup hastaneye götürdüğü günleri unutmadığını belirten Osman Okçu, "O günleri kendisiyle hiç konuşmadık. Geçen sene rahatsızlandığında, elinden tutup hastaneye götürdüm. Yolda kendisi hatırlattı: 'Sen küçükken ben de senin elinden tutup hastaneye götürürdüm, şimdi sen götürüyorsun." dedi. Oğlu Osman'ın dilinden Hekimoğlu İsmail'in yaşantısı ve ailesiyle diyaloğu şöyle: "Bizim evimizin her yerinde kitap vardı. Çok az bir eşyamız oldu. Babam, 1975 yılından beri aynı evde oturuyor. Kendisinin boş zamanı olmazdı. Bizim ailecek bir pikniğe, gezmeye, aile ziyaretine gittiğimizi hatırlamıyorum. Bizimle diyaloğu da, sohbetlerinden, yazıların kalan kısa, dar zamanlarda olurdu. Onda da genelde iyi bir eğitim almamız veya sanat sahibi olmamız yolunda nasihatlerde bulunurdu. Ayrıca yazdığı yazıları, kitapları henüz yayımlanmadan bize verir, okuyup eleştirmemizi isterdi. Bizim bulduğumuz hatalı kelimeyi kendisine söylerdik, o da yanımızda düzeltirdi. Sonra o yazıyı takip ederdim, 'acaba benim düzelttiğim şekilde mi yayımlanıyor yoksa kendisinin yazdığı biçimde mi?' diye. Yayınlandığında düzelttiğim şekilde yer alan yazıyı gördüğümde sevinirdim ve özgüvenim artardı. Bunun yayıncılık hayatına atılmamda büyük katkısı olduğuna inanıyorum." Osman Okçu, "Bir soru sorduğumuzda bu dinî veya farklı bir konu olabilir; uzun uzun ve olabildiğince anlaşılır bir şekilde anlatır. Lise yıllarında Ankara'dan İstanbul'a taşınınca derslerim iyi gitmemeye başladı. Yıl sonunda karneme baktı ve nasihatte bulundu. O zaman gazeteye yazı yazar, kitap yazar, konferanslara, panellere ve sohbetlere giderdi. Bana, "Bak oğlum. Sadece sen benim evladım değilsin. Bu ülkede senin yaşında olan bütün çocuklar benim evladım sayılır. Ben hepsine eşit mesafedeyim. Hepsine yararlı olmaya çalışıyorum. Sana anlatabildiğim bazı konular var ama benden istifade etmek sana kalmış. Kendi kararını kendin ver.' deyince bu benim tahsil hayatımda dönüm noktası oldu." diyor. Babasıyla her zaman her konuda istişare ettiğini anlatan Osman Okçu, "Çocuklarım ile ilgili yapacağım işlerde kendisinden fikir alırım. Evlenirken de üniversite tercihimi yaparken de istişare ettim. Yayıncılık hayatında çalışmak istediğimi söyledim. Olumlu bulduğu konularda çok teşvik eder. Bu tercihimi olumlu buldu ve beni yüreklendirdi." ifadesini kullanıyor. Oğlu'nun gözüyle Hekimoğlu İsmail Eleştirileri yapıcıdır: Çevresindekileri ağır bir şekilde eleştirmez. Her zaman hata payı bırakır. Eleştirilerini de direkt söylemez, dolaylı olarak ikaz eder. Eğitim metodu ise yaşayarak göstermek şeklinde. Üniversite eğitimi alırken bir yandan da yayınevi çalıştırıyordum. Yayınevine gelir, bize yemek yapar, büronun temizliğini yapar, hatta bulaşıkları bile kendisi yıkardı. Böylece bize bu işlerin nasıl yapılacağını göstererek örnek olurdu. Yardımsever ve cömert: Kazandığı parayı çoğu zaman ihtiyaç sahiplerine verirmiş. Bunu çok sonradan öğrendik. Yardımlarından annemin bile haberi olmamış. Birçok kişinin cezaevindeyken ailesine, kendisine, öğrenciyken eğitimine katkıda bulunmuş. Bunu kendisinden değil, yıllar sonra yardımda bulunduğu kişilerin rahatsızlığından dolayı ziyaretine geldiklerinde bize söylemesiyle öğreniyoruz. Her zaman cömertliğini, yardımseverliğini gördük. Yardım talebinde bulunanı boş çevirmez, elinden geleni yapardı. Randevularına sadık: Çok dakik, randevularına sadıktır. Bulunması gereken yere vaktinden saatten mutlaka daha erken gider, orda bekler. Konferansa gittiğinde daha çok uçağı değil de otobüs yolculuğunu tercih ederdi. Otel yerine öğrenci evlerinde, yurtlarında kalmayı tercih ederdi. Yemek seçmez, peynir ekmekle yetinmeye çalışırdı. Lüksü, gösterişi sevmez: Lüks bir hayatı tercih etmez. Eskiden Sümerbank ayakkabı giyerdi. Bir gün lüks bir araba almak istedim. Kendisine sorduğumda 'Ben o arabaya binmem. Ne lüzumu var lüks bir arabanın. Binilebilecek normal bir araba al." demişti. Felsefesi; 'Zengin olmalıyız ama fakir yaşamalıyız.' Büyüklerine karşı çok saygılı: Rahmetli babaanneme nasıl baktığına şahit oldum. Son dönemlerinde yürüyemeyecek kadar ağır hastaydı. Ona çocuk şefkati gösterirdi. Bugünkü gibi ambulans imkanı yoktu, sırtında taşırdı. Annesi ne söylese emir telakki eder ve en ufak bir rahatsızlığında hastaneye götürür, bir ilaçla geçiştirmek istemezdi. Eleştirilmekten kırılmaz: Yayıncılık noktasında da kendisiyle iyi bir yazar-yayıncı ilişkimiz var. Yazmadan önce kaleme almayı düşündüğü konuyu muhakkak istişare eder. Yazarken çok iyi bir şekilde araştırır. Yazdıktan sonra eleştirilerimizi dikkate alır, 'olmamış' dediğimizde gerekirse birkaç defa yeniden yazar. Tekrar tekrar yazmak kendisine hiç zor gelmez. Hatta büyük emeklerine rağmen yayınlamadığımızda da buna asla kırılmaz. Şuan yayınlamaya uygun bulmadığımız, zayıf gördüğümüz birçok dosyası var. Babam, yayıncı olarak çok sevdiğimiz ve çalışılması kolay bir yazar. RÖPORTAJ / MEHMET SAKİN Zaman
__________________
Herşeyi bilirim mi diyor gençlik? Herşeyi yaparım mı diyor ihtiyarlık?
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|