Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Dinimizi Öğrenelim » Fıkıh & İçtihatlar » tevbe ile yeniden doğmak!

Fıkıh & İçtihatlar Fıkhi ve içtihadlarla ilgili bilgilerimizi buradan tazeleyebiliriz.

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 08-24-2008, 16:25   #1 (permalink)
Stajyer Moderatör
 
menekşe kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2008
Konum: kalpler sevgiyle yaşamalı
Mesaj: 6,303
Tecrübe Puanı: 1202
Rep Puanı: 119559
Rep Derecesi: menekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond repute
menekşe is online now  
Arrow tevbe ile yeniden doğmak!


"“Günahlarına tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.”
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)


Kul deyince aklınıza ne gelir? Sıralıyabileceğiniz birçok özelliğin arasında, hiç şüphesiz ‘muhtaç varlık’ tanımı da vardır. Gerçekten de makamı-mevkisi, parası-pulu ne olursa olsun, kul olarak yaratılan insanoğlunun en temel vasıflarından biri, her an ihtiyaç içinde bulunmasıdır. İnsan her şeyden önce Yaratıcısı’na muhtaçtır. Ve bu ihtiyacı dünya ve ahirette hiçbir zaman bitmeyecektir.

Esas olarak, ihtiyaç içinde olmak bir kusurdur. Kusur deyince hemen günah anlaşılmasın. Hayatı bile başka birinin elinde olan bir varlık devamlı noksanlık içindedir. Noksanlık bir kusurdur. Hiç bir kusuru bulunmayan ve kimseye ihtiyacı olmayan sadece Aliahu Tealâ’dır, Onun bu sıfatta da tek olduğunu ifade için, ‘kusursuz kul yoktur’ denir.

Peygamberler dahil, bütün insanlar ihtiyaç içindedirler. Bu ihtiyaçlarını gideren Yüce Allah’a karşı teşekkür ve minnettarlık, yani şükür farzdır. Şükrün en başı da nimet sahibini tanımak ve ona saygı göstermektir. İşte buna iman denir, Yüce Allah’a şükür O’na imanla başlar, ve bir sonu yoktur. Çünkü kulun ihtiyaçları hiç bitmez, Bu ihtiyaçları gideren Yüce Allah’ın ikramlarının da bir sonu yoktur.

Peygamberler başta olmak üzere bütün insanların Yüce Allah’a karşı yapacakları en büyük amel, kul olduğunu bilmektir. Sonra acizliğini görmek gelir. Aciz kulun en faziletli işi, Yüce Rabbi’nin iyilik, ihsan ve nimetlerine karşı şükürdeki kusurlarını kabul ve itiraf etmektir. Peygamberlerin gözyaşı döktükleri kusurlar, işte bu tür kusurlardır. Onlar, Yüce Mevlâ’ya kulluk olarak ne yapsalar az görür, kusurlu bulur, bunun için göz yaşı döker, tevbe yapar, istiğfar ederler. Bu, sevenlerin korkusu ve gözyaşıdır.

Kalbin O'na Dönüşü: NASUH TEVBESİ

Tevbe dönmektir. Nasuh, samimi olmaktır. Nasuh tevbesi ise, içi ve dışıyla samimi olarak Yüce Allah’a dönmektir.

Nasuh tevbesi, kalp, gönül, dil, hal ve azalarla günah işlememeye kesin olarak karar vermektir.

Nasuh tevbesi, Yüce Allah’a dostluğu seçmektir. Bunun için O’nun razı olmadığı her şeyi sevgi ve iradesiyle terk etmektir. Sevgi olmadan yönelme olmaz. İrade olmadan kulluk yapılmaz.

Tevbenin aslı, Yüce Allah’a sevgi ve saygıya dayanır. Saygının içinde korku da vardır. Bu korku azap korkusu değil, ayrılık korkusudur. Kulun Yüce Rabbi’nin sevgi ve rahmetinden uzaklaştırılması ve cemalullah nimetinden ebediyyen mahrum olması, cehennem ateşinde daha şiddetli, daha korkunç, daha acı verici bir azaptır.

Nasuh tevbesi, Yüce Allah’ın davetini can u gönülden kabul etmektir. Samimi tövbe, sırf Allah rızası için yapılır. Kınanmaktan kurtulmak, insanlar arasındaki şerefini korumak, dünyevî bir menfaat ele geçirmek, günahın zilletinden uzak kalmak için yapılan tevbeler, samimi ve saf değildir. Hatta manevi dereceler elde etmek, ibadetle itibarlı olmak, itaat içinde tatlı bir hayat yaşamak, keşif ve kerametlere ulaşmak gibi manevî nimetler için yapılan tevbeler de arifler tarafından tenkit edilmiştir. Çünkü onlarda nefsin hoşlandığı şeylerön plana çıkmaktadır. Halbuki nasuh tevbesinde tek hedef, Yüce Allah’ın rızasına ulaşmaktır. Bu çok ince bir noktadır.

Tevbe Peygamberlerin Ahlâkıdır

Ariflerin belirttiği gibi, tevbe bizlere insanlığın babası ilk peygamber Hz. Adem A.S.‘dan miras kalmıştır, Hz, Adem A.S. dünyaya tevbe ederek gelmiştir, tevbe ederek gitmiştir. Sadece o mu? Bütün peygamberlerin ahlâkı böyledir. Yüce Rabbi’ne tevbe etmeyen, kusurlarına ağlamayan, nefsi ve ümmeti için inlemeyen hiçbir peygamber yoktur. Peygamberler böyle olunca, diğer insanlar tevbeden nasıl uzak kalabilir?

Tevbe, insanoğluna takdir edilmiş ezeli bir hükümdür. Değişmesine de imkan yoktur, Kâfir olsun mümin olsun, bütün insanlar tevbeye muhtaçtır, tevbe ile yükümlüdür. Ve bu yükümlülük ölene kadar devam etmektedir. (Gazalî, İhya)

Bütün gelmiş ve gelecek günahları affedilmiş Hz. Muhammed A.S. Efendimiz’in şu beyanları meselenin ciddiyetini anlatmaya yeterlidir:

“Ey insanlar! Allah’a tevbe ediniz. Şüphesiz ben günde yetmişten fazla, (ya da yüz defa) Allah’a tevbe ediyorum.” (Buharî, Müslim)

“Kalbimi (nurdan bir takım) perdeler kaplar ve bu sebepten dolayı Allahu Tealâ’ya günde yüz defa istiğfar ederim.” (Müslim, Ebu Davud)

Hiç kusur işlemeyen kul yoktur. ‘Kusurum yok’ demek, en büyük kusurdur. Peygamberlerin kusuru, kendi makamlarına göredir. Onlar devamlı Cenab-ı Hakk’ın huzurunda bulunmaktadırlar. Norma! şartlarda güzel ve doğru olan bazı şeyler, o huzurda kusur gibi uyarı alabilir. Tevbe, Allah’ın dostlarının en sevimli amelidir, Kur’an’da peygamberler ve ümmetleri devamlı tevbeye davet edilmiştir. Bu haliyle tevbe başlı başına bir ibadettir. Her yönüyle zikirdir, şükürdür, tefekkürdür.

Ya Şeytana Teslimiyet, Ya Allah'a

Tevbe edilecek amellerin en başında Yüce Allah’ı inkâr gelir. Sonra sırasıyla şirk, nifak, fısk denilen büyük günahlar ve küçük günahlar gelir. Büyük günahların başında dini tahrif, bid’at, sünneti inkâr, yalan söyleme, kibir, riya, kendini beğenme, insanları küçük görme, ibadetiyle övünme, haset, gıybet, aşırı dünya sevgisi, zikirden gaflet, ahireti unutma, namazı terk etmek gibi günahlar gelmektedir.

Nasuh tevbesi, gizli-açık, büyük-küçük, zahirî-batinî bütün günah çeşitlerinden kalbi ve kalıbı temiz tutmaktır. Bu, ölene kadar devam edecek bir vazifedir. Kâmil mümin, haramlara dikkat ettiği kadar, iyilik ve ibadetlerindeki kusurlara da dikkat eder. Çünkü şeytan harama götüremediği müminden elini çekmez, onun ibadetlerine musallat olur, İbadeti ile zarara sokmaya çalışır. İbadetin içindeki edepleri hafife almak, gaflete düşmek, ibadetine gösteriş katmak, ameline güvenmek, yaptığı hayırlarla sonunun kesin cennet olduğunu düşünüp tevbeyi terk etmek, kendisini insanların en takvalısı ve faziletlisi görmek gibi gizli günahlarla onu felakete sürükler, Bunun için her mümin bir kusur işlediği zaman tevbeye sarıldığı gibi, bir ibadet yaptığı zaman da peşinden tevbe ve istiğfar etmelidir. Edep budur. Emniyet, ibadete değil, Yüce Allah’a güvenmektir. Bir arifin belirttiği gibi, halk günahlarından, veliler ise yaptığı iyiliklerdeki kusurlarından Allah’a tevbe eder. (Ebu Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb)

Günahlarda Saklı Hikmet

Allahu Tealâ yeryüzünde kusur işlenmesini istemeseydi, nefis ve şeytanı yaratmazdı. Tevbeleri kabul etmeseydi, “tevbe ediniz” emrini vermezdi, Allahu Tealâ’nın haram ve isyanda rızası yoktur, fakat iyilik ve kötülüğü yaratan O’dur. O’nun yarattığı her şeyde bir hikmet, ibret, ilim ve terbiye vardır. O, kullarını hayır ve şer içinde imtihan eder. Böylece onlara tek ilâhlığını, mutlak rablığını, sonsuz kudretini, ilmini, hikmetini, rahmetini, lütfunu ve kahrını gösterir. Ayrıca bu imtihan içinde kulların acziyetini ispat eder, nefislerini tanıtır, terbiyelerini gerçekleştirir. Yüce Allah’ın her işinde hayır vardır. Kul günahta ısrar eder ve tevbeye yanaşmazsa, sonuç felaket olur. Kusurunu anlayan, haline ağlayan ve el açıp Rabbi’ne yalvaran bir kul ne güzel kuldur! Rasulullah A.S. Efendimiz’in şu beyanlarındaki inceliği düşünelim:

“Bütün insanlar hata eder. Hata edenlerin en hayırlısı ise, çokça tevbe edendir.” (Tirmizî, Ahmed, Hakim)

“Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, günah işlediğinde hemen istiğfar eden ve kendilerini affettiği insanlar getirirdi.” (Müslim, Tirmizî, Ahmed)

Bu hadis-i şerifte, günah işlemenin normal ve basit bir şey olduğu anlatılmıyor. Burada dikkat çekilen husus şudur:

Cenab-ı Hakk’ın “Rahman”, “Rahim”, “Gaffar”, “Settâr”, “Tevvab” gibi yüce sıfatları mevcuttur. O, bunlarla tecelli edip yüceliğini göstermeyi murat etmektedir, Bunun tezahürü için bir sebep ve mahal gerekmektedir. Bu sıfatların tecellisi için en güzel sebeplerden birisi, kusur içindeki kulun hatasını anlayıp, Yüce Rabbi’ne yalvarmasıdır, Kula düşen, kusurunu anlayıp ağlamak, Yüce Rabb’e layık olan ise bağışlamaktır. Böylece kulların acizliği, Mevlâ’nın yüceliği anlaşılmış olacaktır.

Helali bırakıp harama girmek büyük bir kusurdur. Aynı şekilde günaha dalan bir kulun onu küçümseyip, “yaptığım ne ki?” diyerek tevbeyi terk etmesi, daha büyük bir kusurdur. Bunun için Yüce Rabbimiz: “Tevbe etmeyenler, zalimdir.” (Hucurat /11) buyurmuştur,

Derman Yüce Allah'ta

Tevbe herkese lazımdır. Tevbe, kulun hasta kalbine acıması ve ilâhî rahmete koşup ilacını istemesidir. Dert kulda ise, derman Yüce Allah’tadır,

Günahların bir kısmına tevbe etmek de geçerlidir. Bir insan bazı günahları kolayca terk edebiliyor fakat bir kısmına tevbe ettiği halde koruyamıyorsa, tam tevbe ettiği günahları affedilir. Her günahın peşinden hemen tövbe etmek farzdır. Sonra tövbe ederim demek yanlıştır ve felaket sebebidir.

“Ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara/195) ayet-i celilesinin tefsirinde bazı alimler derler ki:

Kendisini tehlikeye atan kimse, büyük bir günah işledikten sonra, ‘helâk oldum! Artık bana hiç bir amel fayda vermez, ben affolmam,’ deyip, tevbe ve istiğfarı terkeden kimsedir, (Taberî, Camiu’l-Beyan; lbnu Kesir, Tefsir)

Eğer Yüce Rabbimiz kullarını ilk kusurlarının peşinden yakalayıp cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde ikinci kez günah işleyecek kimse kalmazdı. Bize verilen ilâhî emir şudur: “Ey iman edenler! Nasuh bir tövbe İle Allah’a tövbe ediniz. Bunu yaparsanız Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlerine koyar.” (Tahrim/8)

Samimi tevbenin bir diğer hediyesi de, daha önce işlenen günahların affedilmesi ve yerine iyilik yazılmasıdır. Bunu şu ayetten anlıyoruz;

“Allah, tevbe ve iman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah çok affedici ve çok acıyandır.” (Furkan/70)

Güzelliklere Omuz Omuza Yürümek

Tevbe ve istiğfar, her yerde, her zaman tek başına yapılabilir, yapılmalıdır. Bu iş, müminlerin şahitliği ve dua desteği ile cemaat halinde de yapılabilir. Tek başına tevbe yapmak ve istiğfar etmek kolaydır, fakat tevbeyi korumak zordur. Allahu Tealâ; “Ey iman edenler, topluca tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur/31) ayetinde, şeytana ve günahlara karşı birlik içinde hareket etmeyi emretmiştir. “Takvada ve iyilikte birbirinize yardımcı olun.” (Maide/2) ayeti de, takvanın tek başına bulunamayacağına işaret eder. Bunun için cemaat halinde tevbe etmek ve Allah yolunda birbirini desteklemek gerekmektedir. Bu, güzel kulluk için en faydalı ve en kolay yoldur.

Tasavvufta mürşid nezaretinde yapılan tevbe, ayette emredildiği gibi topluca tevbe etmektir. Tevbe sadece Yüce Allah’a yapılır. Kâmil mürşid ve müminler bu tevbeye şahitlik yapar, tevbe edene destek verir, kusurlarını tanımada ve terk etmede yardımcı olur. Mürşide ‘beni affet’ denmez; ‘benim affım için Rabbim’e istiğfar et, tevbe etmede bana yardımcı ol’ denir. Bir müminin, anne-babası, evlatları, diğer mümin kardeşleri ve dostları için istiğfar etmesi, ağlaması, Yüce Allah’a yalvarması en faziletli amellerden birisidir. Bu, Kur’an ve Sünnet’te teşvik edilmiştir.

Tasavvufta manevi terbiyeye girerken önce Yüce Allah’a tevbe edilir, peşinden mürşide intisap yapılır. İntisap, Allah yolunda güzel kulluk yapmak için kâmil mürşide talebe olmak ve bunun hakkını yerine getireceğine dair söz vermektir. Bu iş, Allah yolunda Allah dostunu kendine rehber edinmek, şahit yapmak, yardımcı seçmek ve örnek almaktan ibarettir.

Mürşidle yapılan tevbe ve intisap, Kur’an ve Sünnet’te biat olarak zikredilir. Biat, Allah yolunda sadık olacağına ve güzel kulluk yapacağına dair Allah’ın halifesi önünde söz vermektir. Bu halife hayatta iken Hz. Peygamber A.S.’dır. Kendisinden sonra da ümmetin idare ve terbiyesini üstlenen gerçek alimlerdir.

Kâmil bir mürşid huzurunda tevbe yapmayı hırıstiyanların papaz önündeki vaftiz olayına ya da günah çıkama işine benzetmek çok büyük bir hatadır Hırıstiyanlar, yaptıkları günahları papaza bir bir anlatıp kendisinden affedilmeyi ve temizlenmeyi isterler. Papaz da onlara merhamet edip, günahlarını temizlediğini ve Allah adına affettiği söyler. Bu yanlıştır. Hiç kimsenin Allah adına günah affetme yetkisi yoktur. Günahları temizlemek de sadece Yüce Allah’a ait bir iştir.

Kâmil mürşidin işi insanların kusurlarını dinlemek, günahlarını silmek ve isyanlarını affetmek değildir. O sadece Yüce Allah’a yönelmek ve tevbe etmek isteyen bir kula, bu yönelmede yardımcı olur, tevbe etmede yol gösterir, kendisi ve talebesi için istiğfar eder, samimiyetle ilâhî huzurda boyun büker ve Allah’tan af diler, Sonra kendisine intisap eden talebesinin manevi terbiyesi ile meşgul olur. Ona kalbini gaflet, isyan, şehvet, kibir, haset, gösteriş gibi manevi kirlerden temizlemek için lazım olan zikir ve ibadetleri öğretir. Şeytan ve nefse karşı uyanık tutar, tedbir alır. İşte buna takva ve edep yolunda yardımlaşma denir.
alıntı...
__________________
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-08-2008, 08:55   #2 (permalink)
Profesör
 
vuslat78 kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Apr 2008
Konum: ...ANKARA...
Mesaj: 3,428
Tecrübe Puanı: 773
Rep Puanı: 76989
Rep Derecesi: vuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond repute
vuslat78 is offline  
Varsayılan


Allah razı olsun önemli bir konu.Rabbim,edep ile nasuh tevbe etmeyi nasip eder inşaallah.
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-08-2008, 14:15   #3 (permalink)
Stajyer Moderatör
 
menekşe kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2008
Konum: kalpler sevgiyle yaşamalı
Mesaj: 6,303
Tecrübe Puanı: 1202
Rep Puanı: 119559
Rep Derecesi: menekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond repute
menekşe is online now  
Varsayılan


inşallah vuslat sağol güzel paylaşımların için
__________________
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-08-2008, 18:22   #4 (permalink)
Doktor
 
Giriş: Apr 2008
Mesaj: 733
Tecrübe Puanı: 272
Rep Puanı: 27196
Rep Derecesi: elif şeyma has a reputation beyond reputeelif şeyma has a reputation beyond reputeelif şeyma has a reputation beyond reputeelif şeyma has a reputation beyond reputeelif şeyma has a reputation beyond reputeelif şeyma has a reputation beyond reputeelif şeyma has a reputation beyond reputeelif şeyma has a reputation beyond reputeelif şeyma has a reputation beyond reputeelif şeyma has a reputation beyond reputeelif şeyma has a reputation beyond repute
elif şeyma is offline  
Varsayılan tevbe-i nasuh


Resûlüllah (s.a.v), müslümanlar arasında kardeşlik bağı kurdu. Bu çeşitten olmak üzere , Said b. Abdullah ile Sa'lebe Ensarî arasında bir kardeşlik bağı kurdu.

Bu sırada , Resûlüllah(s.a.v.) , Tebük gazasına çıkmıştı.

Said b. Abdullah gaza niyeti ile yola çıktı. Yerine kardeşi Sa'lebe'yi çoluk çocuğunun işi için vekîl bıraktı. Sa'lebe odun taşıyor; su getiriyor. Bütün bunları yaparken , sevabını Allahu Tealadan diliyordu. Bir gün dönüşünde eve girdi. İçeri girince ona iblis geldi:

- Şu perdenin arkasına bak, deyince , Sa'lebe, perdeyi kaldırdı ve kardeşinin güzel hanımını gördü. Dayanamadı; yanına girdi onu okşadı.

Kadın şöyle dedi:

- Ey Sa'lebe! Allah yolundaki kardeşinin bizim için sana bıraktığı hakkı koruyamadın.
Bunun üzerine Sa'lebe :

- Eyvah, mahvoldum! Diye bağırıp yola düştü. Bir dağa çıktı.
Yüksek sesle şöyle yalvarıyordu:

- İlahi Sen Sen'sin: ben de benim. Sen mağfiretle karşılayansın. Ben ise, günahlarla, hatalarla huzuruna geldim...

Resûlüllah (s.a.v.) gazadan döndükleri zaman, herkes kardeşini karşılamaya geldi. Ama, Said'in kardeşliği gelmedi.

Said evine gitti; hanımına sordu:
- Allah yolunda kardeş olduğumuz Sa'lebe nerede?

Kadın şöyle anlattı:
-O kendini hatalar denizine attı; dağa doğru çıkıp gitti. Said kardeşini aramak üzere yola çıktı; gidip buldu.

Sa'lebe yüzüstü düşmüştü. Başını iki eli arasına almıştı. Yüksek sesle şöyle diyordu:
- Zillet makamım ne kadar düşük! Rabbine âsi olan kimsenin makamı nasılsa öyle...

Said ona şöyle dedi:
- Kalk ey kardeşim, bu gördüğüm hâl nedir?

Sa'lebe şöyle dedi:
- Seninle gelemem. Ancak, şu şekilde gelebilirim: Elimi boynuma bağlamalısın. Zelil bir kul, efendisinin kapısına nasıl götürülürse öyle götürmelisin.

Said onun dediğini yaptı. Sa'lebe'nin Hamsane adında bir kızı vardı. Gelip babasını aldı; Hz. Ömer (r.a)'in kapısına götürdü. Evden içeri girdiler. Sa'lebe , Hz. Ömer(r.a.)'e şöyle dedi:

- Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?

Hz. Ömer (r.a.) şöyle dedi:
- Git yanımdan, saçlarından tutup seni ezmek istiyorum. Buradan çık, git; benim yanımda sana yer yok.

Buradan çıkınca , Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in yanına gitti; şöyle dedi:
- Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?

Hz. Ebû Bekir (r.a.) şöyle dedi:
-Git buradan ; benide kendi ateşini yakma; Bana göre , senin için hiçbir tevbe yoktur.

Oradan çıktı; Hz. Ali (r.a.)'nin kapısına gitti.

Şöyle dedi:
- Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?

Hz. Ali (r.a.) şöyle dedi:
- Çık git buradan. Bence, senin için bir tevbe yoktur.

Buradan çıkınca, şöyle dedi:
- Ey kardeşim! Ey kızım! bu üç kişi beni ümitsiz bıraktı. Ümidim o ki, Resûlüllah (s.a.v.) beni ümitsiz bırakmaz.

Bunun üzerine kızı, onu Resûlüllah (s.a.v.)'ın yanına götürdü.
Resûlüllah (s.a.v.) onu görür görmez şöyle dedi:

- " Cehennemin zicirlerini ve bukağılarını, bana hatırlattın."

Resûlüllah (s.a.v.)'a şöyle dedi:
- Yâ Nebiyyallah! Allah yolunda gazi kardeşimin karısına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?

Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Çık buradan ; bana göre hiçbir şekilde senin tevben yoktur."

Oradan böyle çıktıktan sonra kızı ona şöyle dedi:
- Ey baba, Muhammed (s.a.v.) ve ashabı senden razı oluncaya kadar; sen benim babam değilsin; ben de senin kızın değilim.

Bunun üzerine Sa'lebe yüksek sesle:
- Yâ Rabbi! Ömer'in kapısına gittim; beni dövmek istedi. Hz. Ebû Bekir'e gittim; beni azarladı, tahkir etti. Hz. Ali'nin yanına gittim; beni kovdu. Peygambere gittim; beni ümitsiz bıraktı.

Ey Mevlam! Benim için sen ne yapmayı istiyorsun. Bu duâma "evet" diyecekmisin? yoksa cevabın "hayır" şeklinde mi olacaktır?

Bunun üzerine semadan bir melek geldi; Resûlüllah (s.a.v.)'a şöyle dedi:

-Allahu Teala soruyor: Halkı sen mi yarattın, yoksa ben mi?

Resûlüllah (s.a.v.), Allahu Teala'yı murad edip, şu cevabı verdi:

-"Sen, ey efendim!"

Bunun üzerine melek şöyle dedi:

-Allahu Tealâ şöyle buyuruyor:

-Kuluma müjdele; onu bağışladım.

Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) ashabına sordu:

- "Sa'lebe'yi kim bana getirecek?"

Hz. Ebû Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.) kalktılar:

- Biz getiririz, Yâ Resûlallah! Dediler.

Hz. Ali (r.a.) ve Selman (r.a.) da kalktılar:

- Ya Resûlallah! Biz getiririz, dediler.

Resûlullah (s.a.v.) Hz. Ali (r.a.) ve Selman (r.a.)'a izin verdi.
Sa'lebe'nin yolunu tutup gittiler. Yolda Medine çobanlarından birine rastladılar.

Hz. Ali (r.a.) ona sordu:
- Resûlullah'ın ashabından birini gördünmü?

Çoban şöyle dedi:
- Galiba siz cehennemden kaçan birini arıyorsunuz?

- Evet,i onu arıyoruz. Bizi onun yanına götür, deyince çoban şöyle dedi:
- Gece basınca, şu dereye gelir gider, şu ağacın altına oturur. Sonra Yüksek sesle şöyle der:

- Rabbine âsi olanın makamı ne kadar düşüktür!
Orada beklediler. Gece olunca Sa'lebe geldi; o ağacın altına gidip oturdu. Sonra ağlayarak secdeye kapandı.

Selman onun ağlamasını duyunca, ona doğru yürüdü ve şöyle dedi:
- Yâ Sa'lebe kalk. Âlemlerin Rabbi seni bağışladı.

Bu sesi duyunca sordu:
-Habîbim Muhammed nasıldır?

Allah'ı ve seni seviyor, dediler. Bilâl namaza kalktığı zaman, Sa'lebe'yi mescide getirdiler. Safın son kısmında durdular.

Resûlüllah (s.a.v.) namazda :


- "Çoklukla övünmek sizi oyaladı" (Tekâsür sûresi, âyet:1) âyetini okuduğu zaman, bir bağırırş bağırdı.

- "O kadar ki; kabirleri ziyaret ettiniz" (Tekâsür sûresi, âyet:2) âyetini okuyunca bir daha bağırdı;dünyadan ayrıldı.

Resûlüllah (s.a.v.) namazı bitirince Sa'lebe'nin yanına geldi.

-" Ey Selman, onun üzerine su serp."

Selman:
- Yâ Resûllallah, o dünyadan ayrıldı.

Sonra kızı geldi; Resûlüllah'a şöyle dedi:
- Yâ Resûlallah, babam nerede? Ona hasret kaldım.

Resûlüllah (s.a.v.) ona:
- " Mescide gir " dedi. Mescide girince, babasını ölmüş buldu. Elini başına götürdü.

- Ah perişan halim, ah babacığım, senden sonra bana kim bakacak?

Demeye başladı.

Onun bu haini gören Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
-" Ey Hamsane! İstermisin: Ben, senin baban olayım; Fatımada kardeşin?"

Buna karşılık şöyle dedi:
- Olur Yâ Resûlallah!

Resûlullah (s.a.v.) Sa'lebe'nin cenazesine gitti. Kabrin kenarına geldiği zaman, parmak uçlarına basarak yürüdüğü görüldü.

Döndükleri zaman, Hz. Ömer (r.a.) şöyle sordu:
- Yâ Resûlallah! Kabrin başında parmak uçlarına basarak yürüyordun; nedendir?

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Yâ Ömer! Meleklerin çokluğundan, ayağımın tabanını basacak yer bulamadım ."

FAKİH der ki:
- Yukarıdaki hikâye çeşitli lafızlarla anlatılmıştır.

Söylendiğine göre şu âyet-i kerime o sahabe hakkında nâzil olmuştur.

- " O kimselerki: Bir kötülük işledikleri, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı anarlar; günahlarının bağışlanmasını isterler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir?

Bir de onlar, günah üzerinde bile bile ısrar etmezler. Bunlara rablerinden mağfiret vardır; altından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedî kalırlar. Böyle yapanların mükâfatı, ne kadar güzeldir. " (Âl-i İmrân sûresi, âyet: 135-136)


aynı konu altında paylaşmak istedim

allah razı olsun güzel paylaşımlarınız için
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-13-2008, 17:59   #5 (permalink)
Stajyer Moderatör
 
menekşe kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2008
Konum: kalpler sevgiyle yaşamalı
Mesaj: 6,303
Tecrübe Puanı: 1202
Rep Puanı: 119559
Rep Derecesi: menekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond repute
menekşe is online now  
Varsayılan


elifşeymacım rabbim razı olsun güzel konuyu tamamlamışsın canım yeni gördüm sağol
__________________
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 10:38.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382