|
||
![]() |
|
|
| Fıkıh & İçtihatlar Fıkhi ve içtihadlarla ilgili bilgilerimizi buradan tazeleyebiliriz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Stajyer Moderatör
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: May 2008
Konum: kalpler sevgiyle yaşamalı
Mesaj: 6,302
Tecrübe Puanı: 1202
Rep Puanı: 119559
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kıyâmet koptuktan sonra her şey yok olacak, hiçbir canlı kalmayacak, yalnız Allah bâki kalacaktır. Bu yokluk bir müddet devam ettikten sonra, Allah, İsrâfil`e Sûr`a ikinci defa üflemesini emredecek; Sûr`a üfürülmesini müteâkip de insanların cisim ve bedenlerini yeniden yaratıp ruhları o bedenlere geri gönderecek, böylece ölüleri ihya edip diriltmiş olacaktır. Bütün semavî dinler, bu inanç esasında müttefiktirler. Kur`an`da şöyle buyurulur: "Kendi yaratılışını unutup, `bu çürümüş kemikleri kim diriltecek`, diyerek bize misal getirene de ki: `Onu birinci defa kim yoktan vâr etti ise, işte yine O diriltecektir." (Yâ-sîn, 78-79). Bu âyet, dirilmenin mümkün, hattâ ilk yaratılışa göre daha kolay olduğunu anlatmaktadır. Şu âyetler de aynı mânâyı te`yid etmektedir: "Biz ilk yaratışta acz mi gösterdik ki, ikinci yaratışta acze düşelim? Hayır, onlar yeni yaratılıştan şübhe içindedirler." "Bir de şöyle dediler: `Biz, kemik ve toz yığını olduğumuz vakit mi, gerçekten biz mi, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz.` (Ey Resûlüm onlara) söyle; `İster taş, ister demir olsun, yahut gönlünüzde büyüyen (dağlar ve gökler gibi kuvvetli) herhangi bir yaratık olsun, muhakkak öldürülecek ve dirileceksiniz`. Onlar şöyle diyeceklerdir: `O halde, öldükten sonra bizi kim diriltip geri çevirecek?` Sen de ki: `Sizi ilk defa yaratmış olan kudret sâhibi Allah diriltecek...`" (el-İsrâ, 49-51). "Onlar: `Allah ölen kimseyi diriltemez` diye en kuvvetli yeminlerle Allah`a yemîn ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek Allah üzerine gerçekleşen bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler." (en-Nahl, 38) "Yağmur rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen O Allah`tır. Nihayet bu rüzgârlar buhar ile yüklü, ağır ağır bulutları yüklendiği zaman, bakarsın ki biz, onları ölmüş (kurumuş) memleketere sevketmişizdir. Böylece o bulutla, o yere su indiririz de o su ile her çeşit meyveleri çıkarırız. İşte bu ölü araziden bitkileri (nebatatı) çıkardığımız gibi, ölüleri de böyle çıkaracağız (dirilteceğiz). Gerektir ki, düşünür ve ibret alırsınız" (el-A`râf, 57). Kur`an`da haşirden bahseden âyetler, hep şu husus üzerinde dururlar: "Yoktan vâr etmeye, koskoca kâinatı yaratmaya ve kuruyan ölü toprağı canlandırıp yeşertmeye kadir olan Hak Teâlâ, hiç şübhesiz ölerek toprak olan insan bedenini de yeniden diriltmeye, ruhunu bedenine iade etmeye kadirdir." Görüldüğü gibi, Kur`an`da haşirden bahseden âyetlerde esas maksad, haşrin nasıl olacağını izah etmek değil, haşrin mümkün olacağını isbattır. åyetlerde haşrin nasıl olacağının sarih olarak zikredilmemesi, Kelâm ve İlâhiyat âlimleri arasında fikir ayrılıklarına yol açmıştır. Münâkaşa, bilhassa haşrin sadece ruhen mi olacağı, yoksa cismanî yani ruh ve beden birlikte mi gerçekleşeceği hususu üzerinde toplanmaktadır. Ehl-i Sünnet îtikadı, haşrin cismanî olacağı üzerindedir. Haşrin cismânî oluş hikmeti şu şekilde îzah edilmiştir: "Cisim dediğimiz madde, kendi âleminde yeknesak (monoton) bir durumda değildir. Biz, uzayda yer kaplayan ve ağırlığı olan her şey`e madde diyoruz, ama havaya göre su, suya göre de toprak daha sert ve daha katı bir cisimdir. Seyyareler arasını ve bütün uzayı dolduran, eskilerin havadan daha lâtif bir cisim olduğuna inandıkları ve esir dedikleri şey, eğer bir madde ise (çünkü esirin bir takım enerji dalgaları olduğu söyleniyor) hava buna göre çok katı bir cisim sayılır. Bütün madde cinsleri arasında çeşitli madenlerden meydana gelmiş olan toprak, Allah`ın Kudret, Hâlikıyet ve Rubûbiyet sırrına hepsinden fazla mazhar olmuştur. Bitkilerin hayatına menşe` olan toprak, Allah`ın en üstün mahlûku olan insan hayatına da sahne olmuştur. Böylece toprak, kendinden daha lâtif olan sâir madde cinslerinden daha çok İlâhî lütfa ermiştir. Yani, maddenin en katısı, en üstün durumdadır. İnsanın mânevî hayata yükselmesine yardım eden duyu organları da maddî unsurlardır. Gözünü kaybeden, şekil ve renklerin güzelliğinden, kulağı işitmeyen de ses ve nağmelerdeki âhengin zevkinden mahrum kalacaktır. Güzel kokudan alınan tad, güzel sesten alınan tada göre daha maddî, yemek ve içmekten alınan lezzet de şekil ve renklerden aldığımız hazza göre daha maddî sayılır. Duyu organlarının sağlam ve sıhhatli olması, düşünceye güzel ve işe yarar malzeme hazırlar. Hasta duyular yanlış idrâklere, yanlış idrâkler de hatâlı düşüncelere yol açarlar. Sağlam ve sıhhatli bir düşünce, mânevî hayatın temel unsurlarından biridir. Görüldüğü gibi insanın mânevî hayata yükselebilmesi, maddî duyulardaki kuvvet ve hassasiyete bağlı kalmaktadır. İnsanın maddî duyulardan ve kuvvetlerden tecrîd edilmesi, onun mânevî hayatta sür`atle yükselmesini te`min edecek yerde, mânevî hayata geçişi tamamen imkânsız kılmaktadır. İnsan vücudu, ruhu Allah`a götürecek bir enerji deposudur ve maddîdir. Bu sebeble de, maddenin ruha zıd ve düşman bir şey olmayıp, ona zemin hazırlayıp destekleyen ve tamamlayan bir vasat olduğunu söyleyebiliriz. åhiret hayatının cismen de mümkün olduğunu gösteren canlı misaller vardır. Bu dünya hayatı, ruh ile cismin müşterek bir hayatı değil midir?" (Emin Işık, Kur`an`ın Getirdiği). alıntı...
__________________
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Stajyer Moderatör
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: May 2008
Konum: kalpler sevgiyle yaşamalı
Mesaj: 6,302
Tecrübe Puanı: 1202
Rep Puanı: 119559
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
rabbim cümlemizden razı olsun vuslat sağol bu önemli konularımı gün yüzüne çıkardığın için ayrıca rabbim razı olsun dua ile ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
__________________
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Doktor
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Apr 2008
Mesaj: 733
Tecrübe Puanı: 272
Rep Puanı: 27196
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
TEKRAR DİRİLMEK İki adam cennet gibi güzel bir memlekete giderler. Bakarlar .ki oradakiler evinin, dükkanının muhafazasına fazla dikkat et¬miyor. Paralar ve mallar açıktadır. Onlardan birisi her şeye elini uzatır, çalar, gasp eder, ahlâk¬sızlıklar yapar. Arkadaşı: "Bu memleketteki nizâm ve ahenkten anlaşılıyor ki, bu mallar sahipsiz değildir. Bak görüyorsun, herkes görevin¬de azamî bir dikkatle çalışıyor ve her biri çok önemli İşler görü¬yor. Belli ki herkes buranın padişahının askeridir. Her yerde o padişahın memurları, kameraları, dinleyicileri vardır. Belki sivil olduklarından sana dokunmuyorlar. Sen başıboş gibi, kimse gör¬müyor gibi hareket etme. Onun memleketinde, onun kanunları¬na uygun hareket edeceğini, misafir gibi davranacağını ona ilan et!" diyerek onu uyarır. O sersem: "Bunlar birinin malı değil, sahipsizdir." diyerek inad eder. Aralarında ciddi bir tartışma başlar. O adam divanece "Ne padişahı, ben padişah falan görmüyo¬rum ve tanımıyorum!" der. Arkadaşı: "Bir köy muhtarsız, bir iğne ustasız, bir harf katipsiz olmaz, Bu kadar düzenli, bu denli güzel bir memleketin ha-kimsiz olması, bu sarayların, bu nakışların kendi kendine yapılması hiç mümkün müdür. Hem bak o padişahın her şey üzerin¬de mührü ve imzası var." diye cevap verir. "Tamam" der o sersem... "Padişahı kabul ediyorum. Fakat, benini bu küçük yaramazlıklarımın ona ne zararı olabilir. Her¬kes vazifesini yaparken bir tane de benim gibisi olsun. Hem zin¬dan falan da görünmüyor, bu yaptıklarımdan ötürü ceza görmüyorum." Arkadaşı: "Burası bir manevra meydanıdır. Vazifesini yap¬mak için her gün kafileler gelir, kafileler gider. Bir müddet son¬ra bu yıkılmaya müsait diyar tamamen boşaltılacak, buradakiler daimi bir memlekete alınacak. Herkes vazifesini yapması nispe¬tinde ya ceza çekecek, ya mükafat görecek." der. "Buradan başka bir diyar olduğuna, bizim oraya götürülece¬ğimize inanmıyorum!" der inatçı adam. O emin arkadaşı: "Madem bu denli inat ediyorsun, ben sana o gidilecek hakikî diyarı isbat edeyim."der. Bu yerlerin padişahının hak edene hak ettiğini verdiğine bu misafirhanenin şahit olduğunu, bunun onun adaletini isbat etti¬ği gibi gönderdiği yaverine de adaletini söylettiğini, halbuki za¬limlerin izzetiyle mazlumların zilletiyle gittiğini, demek bir mahkeme-i kübra'ya bırakıldığını, Onun itaat edenlerin mükafa¬tını vermesi için ebedî bir diyarın olması gerektiğini, kendisi için olmasa bile bu ahenkli misafirhanede huzuru bozanlardan itaat edenlerin hakkını almak için bir hesap meydanını kuracağını, vaadini, vaadinden dönmesinin O'nun için muhal olduğunu, zira vaadini yerine getirmekte aciz olmadığını, bu dünyada bile her ölüme bir dirilişi takip ettirerek, ölen bir elmayı midede, ölen bir çekirdeği toprakta dirilterek diriliş numuneleri gösterdiğini, bu memleketi yoktan kuran birisinin dağılmış parçalarını toplama¬sının akıl için daha kolay olduğunu, ebedî ikram etmek isteyenin ebedî ziyafet sofralarının ve ebedî tecellisinin olacağını.... Binler¬ce delil ile anlatır. Evet, öldükten sonra dirilmek, gecenin sabahı, kışın bahan kadar kafidir. "Vermek istemeseydi istemek vermezdi." (10. Söz) |
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|