|
||
![]() |
|
|
| Fikri Mülahazalar Din, toplum ve kültürümüz ve önemli kişiliklere ait mülahazaları buradan takip edeceğiz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Çalışkan Öğrenci
![]() Giriş: Aug 2007
Mesaj: 78
Tecrübe Puanı: 3
Rep Puanı: 181
Rep Derecesi:
![]() ![]() |
Taninmis akademisyen-yazar Prof. Dr. Mim Kemal Oke namaza nasil basladigini yazdi. Iste Prof. Oke'nin ilk kez Konya'da yerel bir gazete de yayimlanan ve her paragrafi anlam yuklu, dusunduren oykusu... Imani ibadetle tamamlamak genclik yillarima nasip oldu. "Bu esigi gecisim, gurbetteki egitimim sirasinda, kendimle yuzlesme ile basladi" gibime geliyor. Avrupa'da Pazar gunleri Hiristiyanlarin ibadet gunleridir. Kilise canlariyla baslayan bu gunde, Hiristiyanlar en temiz elbiselerini giyerek, ailece kiliselere kosarlar. O gun spor musabakalari, hatta bazi yerlerde barlar, restoranlar bile kapalidir. Iste boyle bir ortamda yedi yil yasadim ben... *** Pazarlari dinlenme gunumdu. Ama yapacak bir mesgale bulamaz; kendimi bu haftalik teneffus surecinde, yalnizlas(tiril)mis hissederdim. Hatta birazda galiba, Hiristiyanlara imrenirdim. Onlarin o gunu ulvî bir atmosfer icinde gecirmelerini kiskanirdim. O zaman sormaya basladim kendime; "Sen nesin?" Dinin kisinin kimliginde temel tasi olmasini kavramistim cok sukur. Ama ya ben? Evet, ailem daha kucukken bazi sure ve ayetleri ezberletmisti. Hatta "yatmadan once Allah'a dua etmem" de tembihlenmisti. Iyi niyetli ebeveynlerim sehirli uygarlik icinde buyuttukleri evlatlarini, adeta "protestanlastirilmis bir din telâkkisi" icinde, "modern" Musluman olarak gormeyi arzuladiklarindan olsa gerek, "kabahat de ibadet de gizlidir" zihniyetiyle, Allah'a gecenin o issizliginda el acmamizin uygun dustugunu belletmislerdi bana. Din sahsi, belki de mahrem bir olguydu onlara gore... *** Universite ise sorgulama insiyaki acar insanda. Benim okulum da dunyanin en saygin universitesiydi. Kurulusu XII. Yuzyila inen bir muessese. Akademik hayatin gerceklestigi bir alem vardi, birde gunluk yasantinin gectigi mustakil kolejler... Her biri bir Hiristiyan azizin ismini tasiyan bu kolejlerden birinde kaliyordum. Kolejlerin her birinin bunyesinde "chapel" dedikleri kilisecikler bulunuyordu. Bu kiliseler tarihi ozellikleriyle hem bir turist ugragi, hem de ogrencilerin ibadetlerine tahsis edilmis tapinaklardi. Universite acildiktan sonra, kolej yetkilileriyle ogrencilerin tanisma caylarindan birinde, kolejin papazi yanima geldi. "-Siz kimsiniz?" dedi. "Biz sizinle chapel'de hic karsilasmadik." Dogrusu endiselenmistim. Olur ya, Papaz efendi; "Bu universitede kiliseye devam etmeyenleri dislariz." derse ne yapardim? Yani onca zorlukla girdigim universiteyi birakip, Turkiye'ye mi donecektim? Papaza biraz da mahcup bir tavirla; "Affedersiniz, ben Turk ve Musluman'im..." diyebildim, o kadar... Urkek halimi goren papaz, derhal ozur dilercesine sozu degistirdi. Ve sudan konulara dogru bir gedik acti. Birkac hafta gecti oradan. Bu kez bir arkadasim, kolej bahcesinde beni gorunce; "Hey, papaz seni cagiriyor." Demez mi! Korktugum basima geldi, diye ic gecirdim. Oysa ki papaz beni guler yuzle karsiladi. "Otur!" dedi: "Bu ulkede siz Muslumansiniz. Sizin de ibadet etmeye hakkiniz var. O nedenle ben universite yetkilileriyle gorustum. Musluman ogrencilerin de, ibadetlerini aksatmamalari icin, bir oda tahsis etmeye karar verdik. Gelin o odayi gezelim. Uygun olup olmadigini soyleyin bize. Uygunsa o zaman tefrisi icin ne gerekiyorsa temin ederiz. Tabii, universite butcesinden." Sasirmistim. O gunden itibaren Aziz Rasmus'un odasi bir mescide cevrildi. Hem de ayni mahalde bir Turk Cemiyetinin temelleri atilarak. Papazin bu jestine karsilik; "-Biz Muslumanlar namazimizi, her yerde, odamizda da kilariz" diyemedim. Hem toplu halde kilinan namazlar icin boyle mekân bulunmaz bir nimetti... Herhangi bir Musluman Derneginin bulunmadigi bu kucuk universitede, namaz bile kilmak aliskanligi olmayan benim uzerime kalmisti, Imamlik... Turkiye'den uzaktim. Kime yazip, bana malzeme gerek diyecektim. Imdadima universite kutuphanesi yetisti. Turk-Islam Literaturunun, hem de orijinal dillerinde bollugu, bu universitenin sarkiyat fakultesinde ne kadar vukufla ogretildigini anlamami sagladi. Ilmihale dalip, neredeyse butun derslerimi biraktim. Ustelik Ibrani, Isevi baslangiciyla... Hepsini taradiktan sonra; "-Iyi ki Musluman'im" dedigimi hatirliyorum. Taklid-i imandan, tahkik-i imana o safhada gecmistim herhalde. Toparlandigim bilgiler ile hem kendi namazlarimi kiliyor, hem de ogleleri universitenin Musluman asilli ogrencilerini, duvarlara yapistirdigim ilânlarla mescide cagirabiliyordum. O gunlerde kolejde ayni suiti paylastigim arkadasim temiz bir Ingiliz idi. Bir gun ibadet icin yatak odama cekilip, kapiyi da kilitlemistim. Bizimki kapiyi vuruyor, bir daha... Disari cikip, sarmasIklara tutunarak, balkona tirmaniyor. Oradan girmek isterken, kolej yetkililerine yakalaniyor. Vaziyeti anlatiyor. Onlar da suphelenerek, bir yedek anahtarla cumbur cemaat kapiyi aciyorlar ve goruyorlar ki, adam namaz kiliyor. Binlerce defa ozur dilediler. Ama arkadasim o gun hayli sitem etti bana. "Niye kapiyi kilitledin? Ben seni rahatsiz mi edecektim? Kinayacak miydim? O kadar kalpsiz ve imansiz biri miyim ben? Sana bir sey oldu zannedip, telâslandim" dedi. O gun ibadetten utanilmamasi gerektigini ogrenmistim. *** Noel tatilinde. Turkiye'deydim. Aileme kavusmak cok guzeldi. Ilk gun namazimi aksatmamak icin odama cekildim. Hani o eski aliskanligim var ya, kapiyi da kapamistim. Bu kez kilitlemedim. Namazim sirasinda annem bir sey soylemek icin odama girdi. Durakladi, cikti. Sonra babamla fisir fisir konustuklarini duydum. Ses etmediler. Sorgulamadilar. Birkac namaz daha gecti. Annem devamli kilip, kilmayacagimi sordu. Basimi salladim. Ustunde durmayacaklar sandim. Ertesi gun sanki benimle ciddi bir sey konusmak ister gibi karsima dikildiler. Bu kez babam sordu. "-Evladim, sakin ola ki, Ingiltere'de bu asiri Islâmci gruplara falan takilmis olmayasin? Bu degisIklik niye?" Guldum. Anlatmaya calistim onlara. Dinlediler. Ne onay, ne itiraz... Notr bir ifade ile... Bir gun sabah namazina kalkmistim. Gurultulerden anladim ki, onlar da ayaklanmis, odama girmis, arkamda duruyorlar. Seyrediyorlar beni... Selâmlarimi verdim. Seccadeyi katliyordum ki, babam "Dur" dedi. Merakli gozlerimi onlara cevirince, annemin basindaki basortusunu fark ettim. "-Biz sana bir sey soylemek istiyoruz" Bir anlik sessizlik; "-Bize de kilmayi ogretsene..." Annem de "hem de hemen" dercesine basini salliyordu. Iste o gunden sonra namazlarini hep kildilar. Ustelik bunu benden imrendiklerini iftiharla soyleyerek... Hatta babam zaman zaman yanima gelip, nafile namazlarinin o gun kirkli, ellili, yuzlu rakamlara vardigini mujdeledi bana... *** Cocuklarima yaslari gelince hicbir seyi empoze etmedim. Bu, onlarin insiyatifi ile gelismeliydi. Ancak bizi goruyorlardi. Oglumun ne zaman namaza basladigini hatirlamiyorum. Lise yillarinda Ramazan'da teravihe ve bayram namazina gidisimiz disinda bellegim bir seyi kaydetmemis. Ergenlik caginda bile edepli olan oglum, arada bir yanima gelir, dini meselelerden soz eder, daha dogrusu sorardi. Ben de dilim dondugunce anlatirdim ona.. Sonra, o da babasi gibi universiteyi yurt disinda okumaya basladi. Ramazan'a yakin seccade istedi bizden. Kargo ile hemen gonderdik. Bes vakit namaz kilmaya basladigini soyluyordu. Orucunu ise ortaokuldan itibaren, aksatmadan tutmustu. Erken yattigimiz bir gun telefonumuz caldi. Oglumdu. Telâsli, hatta biraz korkmus bir ses tonu vardi. Titredigini hissettim. Aglamakliydi. Ya da aglama sonrasi bir hal. Benimle konusmak istiyordu. "-Baba, ne oldu biliyor musun?" Eyvah, diye ic gecirdim. (O saatte kotu bir haber alma endisesiyle...) "-Namaz kiliyordum. Kapim kapaliydi. Bir anda bir ruzgar doldu iceri. Oda da dolastiktan sonra adeta bir hortum gibi beni odakladi. Icime girdi sanki. Ve o anda sanki arkamda biri ile birlikte namaz kilmis gibi olduk. Sonra ayni ruzgâr perdeleri yalayarak, pencereden cikti, gitti. Bir aglama tuttu beni. Gozlerimden yaslar bosaldi. Vucudumu titreme aldi. Hâlâ o halin icindeyim. Bana ne oldu baba?" Ne dersiniz? Ne anlatirsiniz? Tefsir edecek ehil de degiliz ki!... -Mubarek olsun oglum. Bir ikram sunulmus olmali sana..." Bu sozlerimin ne mânâya geldigini anladi mi, kavrayabildi mi, bilmiyorum. Zaten ben de anlayamamistim ki zuhurati. Ne var ki, ben; evet ben!... Gipta ettim herhalde ogluma. Bana oyle bir hâl nasip olmamisti. Yani acikcasi onu hem kiskandim. Hem de telâffuzu imkânsiz bir hosnutluk icine girdim. *** Oglumdan on yas kucuk kizima gelince... Yaradilisin efsanesi cesitliligin bir nisânesi olarak, sira disi bir cocuktu o... Ve daha yuruyemeden namazini kildi yavrum. Onu kucagimiza alip, bir Allah dostunu ziyarete gitmistik esimle birlikte. Allah dostunun hane-i saadeti kalabalikti. Hepsi de "gozyasi uygarliginin" fertleri. Sessizligin konustugu, ruhaniyetin sarmaladigi o atmosferde talimat uyarinca cocugu Allah fakirinin onune biraktik. Eller acildi Yaradan'a... Dudaklar kipirdadi. Ve kizimiz, herkesin yasaran gozleri sahit oldugu gibi, sanki Yuce Efendisi'nin huzurundaymiscasina kendi safiyeti icinde ilk namazina basladi. Hayir, bu "halisunasyon" olamazdi. Goz yanilmasi hic degildi. Yurekler kabarip, tasacak gibi olmustu. O anda bebegime dogru hamle yapip, yanik bagrima basmak istedim onu... Ama kipirdayamiyordum. Bir el kolumu tuttu. Hickiran annesiydi bu.. Ani elele paylasmak istemisti benimle. Goz yaslarim adeta hicap perdesi olusturmus, hakikati gizler bir misyon yuklenmislerdi. Bu "turbulans" ne kadar surdu, nasil olceyim. Bir sure sonra Allah dostuna cevrildi gozlerim. Avuclari yuzunu sivazlarken, ter boncuklarini da silmis oluyordu. Gozlerini actiginda cemâlden, celâle gecisinin bâriz hatlari yuzunde sekillenmisti. "-Haydi, gecmis olsun, artik gidin!" dedi. "Gelmemeniz de olurdu. Giyabinizda okurduk. Bizde merasim yoktur. Bu is kalp isidir." Biz de sessizce kapinin yolunu tuttuk. Tesekkur etme nezaketi gosterebildik mi, hatirlamiyorum. Ama bir daha o kapidan ayrilmadim. *** Kizimiz bize bereket getirmisti. Yurudu, buyudu. Okula basladi. Islerim acildi. Yeni bir sitede ev almak istedik. Secenekler kondu onumuze. Birini begendik. Biraz ufak ama kaliteliydi. Odeme plânimiz ev sahibinin beklentisinin gerisinde kaliyordu. Yeni evin icinde dolasiyor, hanimla hesap yapiyorduk. Hulyanin maddi bedeli yok ya, geziniyorduk iste... Bir ara kizimizin yoklugunu fark ettik. Acaba kapiyi acip, disari mi cikmisti? Aman kaybolmasin diye kapiya dogru hamle yaptim. Salona girdigimde rukudaydi. Namaz kiliyordu. Gozlerim beni aldatiyor olmaliydi. Takla mi atacak oyun mu oynuyor dememe kalmadi. Namazina devam etti. O gunlerde bes yasindaydi. Ve namaza durmustu. Kiblesi de dogruydu, hareketlerinin insicami da... Durdum, onu seyrettim. Arkadan emlâk danismani ve hanim da ayni sahneyi hayretle izlediler. Saskinlik sukûnetini ben bozdum. "-Burayi aliyorum!..." demistim. *** O daireyi aldik. Sıkısmadan da odedik. Simdi ben, her gun bes vakit kizimin o namaz kildigi yerde, ibadetimi yapiyorum. Yine gunlerden bir gun, namazimi yeni bitirmistim ki, ana okuluna giden kizim yanima geldi. Soyle bir bakti bana, ve dudaklarindan; "-MIR'ACIN SENIN!" sozleri dokuldu. Once tam duyamadigimi sandim. Tekrarlattim. "-MIR'ACIN SENIN!" Sonra cocuksu bir ifade ile uzaklasti yanimdan. Bir sarki mirildanip, bebekleriyle oyuna daldi. Belki namaz en ulvî mânasiyla, en guzel boyle anlatilabilirdi. "Bu sozu ogluma, o gece telefon edisinde niye soyleyemedim." diye hayiflandim kendi kendime... O anda; ilk namazi anne ve babama nasil ben ogretmissem, benim cocuklarim da bana bir seyler ogretiyorlar gibime geldi. Geriye dogru bakinca sadece ilk namaz hadisesi... "sahdamarindan YAKIN'in" esrarini, bir hardal tanesi kadar bile olsa anlamaya basladigimi hissettim.
__________________
haksız bir davada ZİRVE olmaktansa, haklı bir davada ZERRE olmayı tercih ederim... |
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Çalışkan Öğrenci
![]() Giriş: Aug 2007
Mesaj: 78
Tecrübe Puanı: 3
Rep Puanı: 181
Rep Derecesi:
![]() ![]() |
Ağlayarak , gıpta ile okuduğum bir yazı oldu. Ve sizlerle paylaşmak istedim. İnşallah hepimize Miraç nasip olur..
__________________
haksız bir davada ZİRVE olmaktansa, haklı bir davada ZERRE olmayı tercih ederim... |
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Doktor
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Oct 2007
Konum: Fanide misafir,ebediyyet yolcusu.Ank.
Mesaj: 687
Tecrübe Puanı: 122
Rep Puanı: 12036
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Gerçekten çok güzel bir yazıydı 'shmal' teşekkürler. ALLAH razı olsun.Hakikaten gıpta edilerek okunacak bir yazı.
__________________
Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir. (Blaise Pascal) |
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|