Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Günün Ayeti:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulurki esirgenirsiniz.
Hucurat Suresi, 10
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Eğitim Bölümü » Dersler, Ödevler & Tezler » Hukuk Bilgi Bankası » suç ve ceza araştırması

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Bu Konuda Ara Görünüm Modları
Eski 11-26-2006, 14:30   #1 (permalink)
yine yalnız
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 9,274
Tecrübe Puanı: 29
Rep Puanı: 1733
Rep Derecesi: USER has a brilliant futureUSER has a brilliant futureUSER has a brilliant futureUSER has a brilliant futureUSER has a brilliant futureUSER has a brilliant futureUSER has a brilliant futureUSER has a brilliant futureUSER has a brilliant futureUSER has a brilliant futureUSER has a brilliant future
USER is offline  
Varsayılan suç ve ceza araştırması


İÇİNDEKİLER


1) Giriş Bölümü
-Önsöz
A-Suç ve Cezanın Tarihsel Gelişimi ve Türklerde Ceza Hukuku Uygulamaları
B-Suç , Suç Umumi Nazariyesi , Ceza Müeyyidesi

2) Hareket

A-Kavram
B-Hareket Unsuru
C-Kanuni Tipte Hareketin Yeri
D-Kanuni Tipte Hareketin Sayısı ve Bu Sayının Tayini
E-Hareketin Elverişliliği Meselesi

3) Hareket Kavramı Hakkında Kuramlar

A-Hareketin Tabiatçı Kavramı

-Tabiatçı Kavramın Menfi Hareket Açısından Tasnifi

aa-Menfi Hareketi Kabul Etemeyen Teoriler
bb-Menfi Hareketi Dahili Bir Hareket ile Müsbet Bir Şekilde Açıklayan Teoriler
1-Psikolojik Teoriler
2-Fizyolojik Teoriler
cc-Menfi Hareketi Harici Bir Faaliyet ile Müsbet Bir Şekilde Açıklayan Teoriler
1-Aynı Zamanda Farklı Bir Şey Yapıldığı Teorisi
2-Aynı Zamanda Zıt Başka Bir Şey Yapıldığı Teorisi
3-Önce Başka Bir Şey Yapıldığı Teorisi
dd-Menfi Hareketin Soyut Bir Şey Olduğunu Kabul Eden Teoriler
ee-Menfi Hareketin Somut Bir Şey olduğunu Kabul Eden Teoriler






B-Hareketin Normcu Kavramı

aa-Beklenen Hareketin Yapılmaması Görüşü
bb-Hukuken Gerekli Bir Hareketin Yapılmaması Görüşü
cc-Gereken Hareketin Yapılmaması Görüşü

C-Hareketin Gayeci Kavramı

D-Hareketin İfadeci Kavramı

E-Sosyal Hareket Kavramı


4 ) Hareketin Çeşitleri ve Hareket Unsuru Açısından Suç Şekilleri


A-Hareketin Çeşitleri
aa-Hareketin Tabiatçı Kavramına Göre Ayırım
bb-Hareketin Normcu Kavramına Göre Ayırım
cc-Muhtelit Hareketler

B-Hareket Unsuru Açısından Suç Şekilleri
aa-Hareketin Şekli Açısından Suçların Ayrımı
1-Bağlı Hareketli Suçlar
2-Serbest Hareketli Suçlar
3-Müsbet , Menfi Hareketli Suçlar
4-İcrai , İhmali Hareketli Suçlar

bb-Hareketin Sayısı Açısından Suçlar
1-Tek Hareketli Suçlar
2-Seçimlik Hareketli Suçlar
3-Birden Fazla Hareketli Suçlar
4-İtiyadi Suçlar

5 ) Kısaltmalar

6 ) Bibliyografya




















Giriş











Önsöz

C
eza Hukuku , ceza müeyyidesinin uygulanmasını gerektiren hukuki ihlallerin nelerden ibaret olduğunu , bu husustaki kaideleri ve esasları gösteren hukuk dalına verilen isimdir . Bu hukuk dalını diğerlerinden ayırmaya yönelik en esaslı özellik , bu hukuk dalında kaidelere aykırılığın müeyyidesini hayata , cisme , hürriyete ve mallara taalluk eden ve bunlarla ilgili haklardan kısmen ya da tamamen mahrumiyetleri icap ettiren sert ve kesin mahiyette ceza adı verilen müeyyidelerin varlığıdır . Bir cezanın var olması için suçun da varlığı gereklidir . Suçun da kısa bir tanımını yapmak gerekirse şöyle denilebilir : “Suç , isnad kabiliyetine sahip bir insanın kusurlu iradesinin yarattığı bir hareketin meydana getirdiği , kanunda yazılı tipe uygun , hukuka aykırı ve yaptırım olarak bir cezanın uygulanmasını gerektiren bir fiildir . “ Suç nazariyesi , suçun unsurlarının tetkikini kendisine mevzuu olarak almaktadır . Bu şekilde nazariye umumi ve hususi olarak ikiye ayrılmaktadır . Bu araştırmada , suçu hukuki bir müessese olarak ele alan suç umumi nazariyesinin , yani bir fiili suç haline sokan , onu diğer hukuka aykırı fiillerden ayıran hususların neden ibaret bulunduğunu meydana koyan , bu suretle sosyolojik veya maddi bakımdan değil de , hukuki bakımdan suçun ne olduğunu izah eden nazariyenin alt başlığı olan “suçun maddi unsurları nazariyesinde hareket unsuru” nu ele alacağım . Araştırmamı kurgularken izleyeceğim sırayı şu şekilde uygun görmüş bulunmaktayım . Suç umumi nazariyesi içinde hareket unsurunu daha iyi kavramak ve kavramın temelini oluşturmak için öncelikle , suç ve cezanın tarihsel gelişimini kısaca anlatıp daha sonra da suçun , cezanın ve suç umumi nazariyesinin tanımlarının üstünde durdum .İkinci bölümde konum olan hareket unsuru ile ilgili olan hareket kavramını ve bu kavramın ceza hukuku ile alakasını ortaya koydum . Üçüncü bölümde ise hareket kavramının ceza hukukunda çeşitli görüşler tarafından tanımlarına ve çeşitli tartışmalarına yer verdim . Son bölümde ise hareket unsrunun suç ve ceza üstünde ne gibi etkileri olduğundan yani hareketin suç ve cezayı nasıl şekillendirdiğinden , suçu ne şekilde tasnif eylediğinden bahsederek konuyu kapamayı uygun gördüm .





A ) Suç ve Cezanın Tarihsel Gelişimi ve Türklerde Ceza Hukuku Uygulamaları

Sosyal bir varlık olan insan , sosyal içgüdüleri doğrultusunda toplu olarak yaşar . İnsanların toplu halde yaşamaları , aralarında bir disiplinin bulunması ile mümkündür () . Bu toplumsal disiplinin bulunmaması toplum düzeninin de bulunmayacağı ve buna paralel olarak da toplu yaşamanın mümkün olmayacağı durumunu ortaya çıkarır . Çocukların bile bir arada bulunması , oynaması için bir disipline gerek vardır (). Toplumsal disiplin genelde ayrı bir güce gereksinim duymadan kendiliğinden oluşur . Fakat sosyal topluluğun sınırları genişledikçe , kapsadığı bireylerin sayıları artınca , bir kabile , şehir , devlet formlarını alınca ayrıca üstün bir otoriteye dayanan bir yaptırımlar düzeninin var olması şarttır () . Gerçekten de tarihe bakacak olursak önceleri nüfusu az klanlar halinde yaşayan insanlar ayrı bir güce ihtiyaç duymadan aralarındaki ilişkileri kendileri düzenlemekte , gereken hallerde de yaptırımları kendileri uygulamakta idi . Bu eski zamanlarda müeyyideler bizzat mağdur ya da diğer sosyal toplum bireyleri tarafından uygulanmakta ve genelde de intikam duygusu ile yapılmaktaydı . Daha sonraları toplum gelişmeye ve kalabalıklaşmaya başlayınca , topluma aykırı çeşitli hareketlere müeyyide uygulayabilmek için ayrıca bir otoriteye ihtiyaç duyulmuş bu otorite kimi zaman dini inançlara bağlı olarak tanrı olmuş , kimi zaman ise devlet , ve onun başı olan hükümdarın kendisi olmuştur . Mesela İslam hukukunda , bizzat Kur’an’da adı geçen ya da dini liderler tarafından keyfiyeten konulan çeşitli suçlar var idi . Bu suçlara hadd ve ta’zir adı verilirdi () .Hadd bizzat Kur’an’da adı geçen zina , hırsızlık , hamr içme gibi suçlardı (). Bu tip suçlarda zikredilen hareketi yapmak cezalandırılmak için yeterli idi ve cezaları ise oldukça ağır şekilde verilmekteydi . Ta’zir ise dini liderlerin , ya da yargıçların somut olayda verdikleri kararlara göre belirlenen suç ve cezalardı . Günümüzdeki suç ve cezanın kanuniliği ilkesi ile bağdaşmayan bu uygulama İslam Ceza Hukukunun en çok başvurulan yargılama yöntemlerinden biriydi . Buna istisna olarak hadd suçlarında ölüm cezası bulunduğundan ta’zir suçlarına ölüm cezası verilmezdi . Sadece İslam devletinin hükümdarlarına devlete zararlı oldukları için bazı kimselere ölüm cezası verme yetkisi tanınmıştı ki buna Siyaseten Katl () denir . İslamiyetten önceki Türk hukukuna bakacak olursak , Türklerin yarı göçebe bir toplum olmaları itibariyle , ceza uygulamalarının ya ölüm ya da sopa , damgalanma gibi haysiyeti zedeleyen fiiller şeklinde olduğu görülür . Cezalandırılan hareketler ise daha çok ya devlet aleyhine fiiller ya da toplumsal düzeni bozacak hareketlerdir . Mesela Hunlarda birisine kılıç çeken ya da eşkiyalık yapan öldürülürdü (Kılıç çekmeden maksat öldürmek olsa gerek) () . Göktürklerde isyan ya da cana kast ölümle cezalandırılır . Bu hususta dikkat edilmesi gereken gerek islamiyet öncesi Türklerde gerekse İslam hukukunda cezalandırmanın artık eski çağlarda olduğu gibi özel intikam alanında değil kamu intikamı , kamu hukuku alanına girmesi ve bir nevi tenkil amacı gütmeye başlamış olmasıdır . Son olarak , Osmanlı döneminde ceza hukuku da 1840 yılına kadar İslam ceza hukuku gibiydi . Başlıca norm Kur’an idi ve bunun yanında padişahın ve kadıların da suç ihdası konusunda büyük bir yetkileri vardı . Tanzimat Devri ile aydınlanma çağına giren Osmanlı , 1840 yılında ilk Ceza kanunnamesini kabul etti . Bu Osmanlı İmparatorluğunda tüm vatandaşları ayrıcalıksız olarak eşit tutan ilk kanundur () . Ayrıca Osmanlı Ceza Hukukundan derli toplu hükümleri ihtiva eden ilk kanun olarak da zikredilebilir (). Bu kanun oldukça ilkel bir biçimde kaleme alınmış , tasnifi ise cezalara göre yapmış idi . Bu kanunun en büyük eksikliği her harekete tek tip ceza öngörmesi ve böylece hareketi ayrıca değerlendirip cezayı hafifleten veyahut ağırlaştıran unsurları dikkate almamasıydı . Kısa bir süre sonra 1851 tarihinde Kanun-u Cedit adında yeni bir kanun yapıldı . Kanun-u cedit eskisine göre büyük yenilikler getirmez () . Bu kanunda ilk kez tekerrür ve iştirak hükümleri düzenlenmiştir . Kanun tekniği açısından da aynı tenkitler bu Ceza Kanununa da yöneltilebilir () . Modern ceza hukukunun Osmanlı Devletinde uygulama bulması 1810 tarihli Fransız Ceza Kanununa dayanan 1858 tarihli ceza kanunnamesinin kabulü ile olmuştur. Kanunname çoğu yerde Fransız metnin aynen çevirisi ile düzenlenmiş ve bunlara şer’i hükümler eklenmek sureti ile oluşturulmuştur. Bu yasa 1926 yılına kadar pek çok değişiklik geçirmiş ve bugünkü ceza hukukumuzun temeli olmuştur. Bu 1858 tarihli Ceza Kanunnamei Humayununu , 1 Mart 1926 tarihinde kabul ve 13 Mart 1926’da yayınlanıp 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe giren 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ilga etmiş ve Ceza hukukumuzda Cumhuriyet Devrini açmıştır () .


B ) Suç , Suç Umumi Nazariyesi , Ceza Müeyyidesi


İşlendiğinin subuta varması halinde bir cezanın ve diğer bazı tedbirlerin uygulanmasına sebep olan olan suçun ne olduğu meselesi yanlız hukukçuları değil , sosyolog ve kriminologları da ilgilendirmiş bir meseledir () . Gerçekten de gerek sosyoloji gerekse kriminoloji ilimleri de suç konusuyla ilgilenmiş ve bu konuyu kendi alanlarına göre yorumlamaya çalışmışlardır . Kriminoloji çeşitli farklı görüşlerle suç ve cezayı ele almaya çalışır , bu konuda çeşitli kuramlar geliştirir . Sosyoloji ise toplumda var olan suç eğilimi üzerinde durur ve bu eğilimin varlığının temeline inmeye ve sebeplerini ortaya çıkarmaya çalışır . Hukuki açıdan suç ise çok değişik şekillerde tanımlanmıştır . Teknik Hukuk Okuluna bağlı yazarlar suçu “teknik nizamın netice olarak ceza terettüp ettirdiği fiil” olarak tanımlamışlar () . Carrara ise suçu “ceza kanununun ihlali” olarak tanımlamıştır . Bir başka tanıma göre de suç birtakım zaruri esasların bir araya gelmesi ile ortaya çıkan bir fiildir () . Burada sözü geçen esaslar kimi bazı unsurlardır . Suç organik bir bütündür , fakat bu bütünü mantıki bir ayırıma tabi tutmak da gerekir . İşte suçun unsurları , suç konusunda yapılan tahlil sonucunda elde edilen esaslardır ki yukarıda Dönmezer / Erman’ın yapmış olduğu tanımda mevzu bahis olan bu esaslardır . Suçun bu unsurlarından kısaca bahsetmek gerekir .

Suç , bütün Ceza hukukunun temelinin teşkil eden bir kavramdır . Suç varolduğu için faile ceza verilir ve suç işlenmemesi için bir Ceza Kanunu meydana getirilir () . Bu sebeple suçun tahlilini daha iyi yapmak , ona mevcudiyet veren esasları daha iyi belirlemek ve suçun çeşitli gruplar halinde ele alınmasını ve böylece teorik olarak daha iyi incelenmesini sağlamak amacıyla suç genel teorisi oluşturulmaya çalışılmıştır . Suç umumi nazariyesi bir fiili suç haline sokan , onu diğer hukuka aykırı fiillerden ayıran , hususların nelerden ibaret bulunduğunu meydana koyma maksadı güder () .Suçu hukuki bir müessese olarak ele alan suç umumi nazariyesi , ceza kanunlarının hususi kısımlarında yer aldığı için hususi denilebilecek suçları umumi olarak tetkik eder () . Bu umumi tetkikin iki büyük safhası vardır () . Birinci safhada özel suçların özel unsurları genelleştirilerek , genel bir suç tipi
oluşturulur . Genel suç tipinde , her suçta mevcut olan genel unsurlar mütalaa olunur () . Suç teorisinin bu safhasında bütün suçlara hakim olan esaslar tesbit edilir ve gruplaştırılır . İkinci safhada ise hususi suçların unsurları sistemlere tatbik edilir , aralarındaki münasebetler gruplaştırılır () . Bu şekilde oluşturulan suç umumi nazariyesi çeşitli açılardan farklı müelliflerce farklı tasniflere tabi olmuştur . Mesela suçun kurucu unsurlarının sayısı açısından tasnife giden çeşitli müelliflerden bazıları bu sayıyı iki olarak belirlemiş kimisi ise üç , dört , beş , altı ve hatta bu unsurları sekize çıkaranlar dahi olmuştur () . Gariptir ki bu tasniflerde sayıları aynı olarak kabul eden müellifler arasında dahi ittifak kurulamamış ve unsurların mahiyeti açısından farklılıklar göze çarpmıştır () . Genel olarak Türk hukukunda -kimi zaman isimleri farklı olsa dahi – bu unsurların ayırımı dört gruplu olarak yapılmıştır () . Bunlar kanuni unsur – tipiklik de denir- , hukuka aykırılık , maddi unsur ve manevi unsurdur . Kanuni unsur , yapılan hareketin kanuni tarife uygunluğundan meydana gelir . Fiilin suç teşkil etmesi için kanunda belirtilen harekete uyması gereklidir . Bu unsur kanunilik ilkesinden ortaya çıkar () . Türk Ceza kanunun 1.maddesinde de belirtildiği ayrıca T.C. 1982 Anayasasında da vaz edildiği gibi kimseye kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden ötürü ceza verilemez . Yani bir kimse , belirli bir zamanda işlediği fiilden ötürü , o zamanda yürürlükte bulunan kanunların herhangi birinde o kişinin işlediği fiili yasaklayan bir hüküm ihtiva etmiyorsa cezalandırılamaz . Bir diğer unsur hukuka aykırılık unsurudur . Hukuka aykırılık , ceza kanununun veya ceza hükümlü özel bir kanunun bir maddesinde yer alan ve dış görünüşüyle suç sayılan bir fiilin , aynı kanun veya yürürlükte bulunan hukuk nizamının diğer bir hükmüyle meşru kılınmamış olmasıdır () . 3. unsur maddi unsurdur . Dış alemde bir değişikliğe yönelmiş müspet veya menfi bir hareket bulunmadıkça bir suçun varlığı da ileri sürülemez () .Umumi suç tipinde , diğer bir deyişle her suç tipinde mevcut olan bu maddi unsurlar “hareket” , “netice” , “sebebiyet alakası” ndan ibarettir () . Bir suçtan söz edebilmek için bir harekete , bu hareketin sonunda olacak değişikliğe ve hareket ile neticenin arasında olması gereken bir illiyet bağına ihtiyaç vardır . Bu unsurlar da , suç umumi nazariyesi içinde maddi unsurlar nazariyesini oluştururlar . 4. unsur ise manevi unsurdur . Zamanımız ceza hukukunun modernitesini sağlayan hususlardan bir tanesi bu manevi unsurlardır . Bu unsur kanuna uygun tipteki ve hukuka aykırı fiillerin istenmiş olmasını şart koşmaktadır . Modern Ceza Kanunları fail tarafından istenmemiş , kanuni tipe uygun , hukuka aykırı filleri cezalandırmamaktadır (). Manevi unsuru kısaca fiillerin iradiliği olarak da tanımlayabiliriz . Bu iradiliğin yanında bu iradenin isnad kabiliyetine sahip bir kişiye ait de olması gerekir (). Bu kabiliyete sahip olmayan bir şahıs yaptığı hareketin de suç olduğu bilincinde olmayacak , yaptığı hareketin neticesini öngörecek durumda olmayacaktır . Bu sebepledir ki isnad kabiliyetine sahip olmayan şahıslar mesela kimi bazı akıl hastalıkları cezalandırılmazlar . Suçun unsurları dışında bir de unsurlar dışında kalan kimi şartlar vardır . Bu şartlar gerçekleşmeden suçun suç olma durumu da gerçekleşmez . Bu şartlardan ön-şart denilenler unsur sayılamayacak olan ve suç sayılan hareketlerin dışında incelenmesi gereken şartlardır . Mesela T.C.K 202. maddede zikredilen zimmete para geçirme suçu için öncelikle bu hareketi yapan şahsın bir devlet memuru olması gerekir . Burda bahsi geçen “Devlet memuru olma” zimmete para geçirme suçu için bir ön-şarttır (). Diğer bir şart cezalandırılabilme şartıdır . Cezalandırılabilme şartı suçun bütün unsurları ile tamam olmasından sonra söz konusu olan ve o suçtan dolayı failin ceza görmesine imkan veren hususlardır () . Örnek olarak T.C.K mad. 544’de düzenlenen dilencilik yapma suçunda cezalandırılabilme şartı tutmanın o fiil sırasında , yani dilencilik yaparken yakalanma şartıdır . Son bir şart ise takip şartlarıdır . Kanun koyucu kimi fiillerin cezalandırılması için kimi şartlar öngörmüştür . Bu şartlar gerçekleşmeden o fiile bir ceza verilemez () . Örnek olarak belli derecede akrabalar arasında hırsızlık suçu verilebilir . Şikayet gerçekleşmeden bu tarzda hırsızlık suçu cezalandırılmayacaktır . Halbuki hırsızlık aslında re’sen takibata alınacak bir suçtur . Suç adını alan hukuki olayın sırasıyla kanuni unsur , hukuka aykırılık unsuru , maddi ve manevi unsur olmak üzere 4 unsurdan meydana geldiğinden ve ön-şart , cezalandırılabilme şartı ve takip şartları adı verilen şartlardan bahsettikten sonra suç hakkında şöyle bir tanım yapmak yerinde olacaktır ; “Suç , isnad kabiliyetine sahip bir şahsın kusurlu iradesinin yarattığı icrai veya ihmali bir hareketin meydana getirdiği , kanunda yazılı tipe uygun , hukuka aykırı ve müeyyide olarak bir cezanın uygulanmasını gerektiren bir fiildir .” ()

Ceza ise Arapçadan gelen bir kelimedir ve iyi ya da kötü karşılık manasına gelir . Bu kelime Türkçeye kötü karşılık olarak geçmiştir . T.D.K. Türkçe sözlüğüne göre ceza “toplumca uygun görülmeyen tepki ve davranışlara karşılık üzüntü , sıkıntı , acı veren uygulama” anlamına gelir . Ceza hukuku açısından ceza ise suç işleyen şahsa ıstırap vermesi , meşakkat çektirmesi için tatbik olunan ayrıca da muhtelif yapıcı gayeleri bulunan bir uygulamadır () . Hukuki açıdan cezanın özelliği yetkili otorite tarafından yapıcı maksatla , azap ve ıstırap vermesidir . Cezanın kimi müelliflerce bir intikam sevki tabiisinin yahut öç alma zevkinin harici ifadesi olduğu yolundaki görüşlerine karşın bu tip hisler bugün ancak halk tabakası için geçerlidir . Modern anlamda cezada hissi unsur yoktur , içtimai menfaatin dayandığı akli unsur mevcuttur () . Sade vatandaş hukuku daha çok ceza hukuku olarak düşünür . Ona göre hukuk ve yaptırım iç içe geçmiş durumdadır . Hukukun asıl belirleme şekli de yargılama sonunda verilen cezada ortaya çıkar () . Yukarıda da bahsedildiği üzere cezanın en önemli özelliklerinden biri devlet otoritesi tarafından uygulanmasıdır . Devletin ceza vermesini açıklamak amacıyla ve bu yetkisinin nereden geldiği konusu üzerinde savunulan ve geliştirilen başlıca felsefi görüşler şunlardır : tanrısal irade teorisi –Ortaçağ toplumlarının cezayı tanrısal kaynaklı olarak görmeleri ile ortaya çıkmıştır- , sosyal sözleşme teorisi – devleti oluşturan toplumların aralarında bir sözleşme varolduğunu , genel hukuk prensiplerinden biri olan ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi uyarınca da sözleşmeye aykırı davrananların ceza görmesi gerektiği uyarınca ortaya çıkmıştır - , mutlak adalet teorisi –cezanın insanların vicdanlarına hitap eden adaletin yerine getirilmesi emrinin bir sonucu olarak ortaya çıkar - , Hegel’in teorisi – hukuka aykırı fiillerin aşırı biçiminin cürüm olarak ortaya çıktığı düşüncesinden oluşur - , meşru müdafaa teorisi – kişinin kendi haklarına tecavüz edene karşı bir müdafaa hakkı olması fikrinden ortaya çıkar - , sosyolojik teori –cezalandırmanın sosyal ve hukuki bir zorunluluk olduğu ve sosyal ve hukuki düzenin korunması için ihlallerin yaptırımla karşılanması fikrinden doğar- , faydacı teori – toplumda fayda açısından hazzın yani iyi olanın çoğaltılması , ıstırap yani kötü olanın azaltılması , hiç olmazsa bu ikisinin arasında olan dengeyi sağlamak üzere cezanın olması gerektiği fikrinden ortaya çıkar – ().



Ceza konusunda son olarak cezanın kanuniliğinden bahsetmek gerekir . Ceza da aynı şekilde suç gibi kanuni bir unsura gereklilik gösterir . yapılan bir harekete verilecek olan cezanın kanunla düzenlenmiş olması gerekir . Hiçkimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez () . Gerek T.C.K mad. 1’de gerekse Anayasamızın 38.maddesinde de hükmedilen budur .























Bu Bölümde Yararlanılan Eserler :

Alacakaptan , Uğur . Suçun Unsurları , Ankara , 1975 .

Dönmezer , Sulhi / Erman , Sahir . Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Umumi Kısım , c.1 , İstanbul , 1967 .

Güriz , Adnan . Hukuk Başlangıcı , Ankara , 1999 .

Kunter , Nurullah . Suçun Maddi Unsurları Nazariyesi , İstanbul , 1955 .

Kunter , Nurullah . Suçun Kanuni Unsurları Nazariyesi , İstanbul , 1949 .

Özbudun , Ergun . Türk Anayasa Hukuku , Ankara , 1999 .

Üçok , Coşkun / Mumcu , Ahmet / Bozkurt , Gülnihal . Türk Hukuk Tarihi , Ankara , 1999

Soyaslan , Doğan . Ceza Hukuku Genel Hükümler , Ankara , 1998

Öztürk , Bahri . Uygulamalı Ceza Hukuku Ve Emniyet Tedbirleri Hukuku , İstanbul , 2001

Erem , Faruk . Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku Genel Hükümler , Ankara , 1995






Hareket






A ) Kavram


Suç umumi nazariyesinde maddi unsurlardan ilki harekettir . Kimi müellifler , ceza hukukunda hareketin ne olduğu açısından bir ittifak olmadığı üzere hareketin ne olduğunu tanımlamadan , hareketi sadece kanunun öngördüğü şekilde anlamışlar ve hareketin kanuni tipe uygunluğu açısından tasnife gitmişlerdir . Kimileri ise hareketi tanımlayarak hareket meselesinin bu tanımlar çerçevesinde ceza hukuku sistemine oturtmaya çalışmışlardır () . Fakat genelde kabul edilen bu ikinci tip tasnif sistemidir ki hem teorik hem de sistematik olarak bu tasnif büyük yararlar sağlamaktadır . Genel olarak hareket kavramı aynı zamanda müsbet ve menfi hareketi de kapsar . Türk hukukunda da umumiyetle hareket kavramı üzerinde bir ittifak kurulamamıştır . Hareket kavramı kimi müelliflerce fiil olarak zikredilir . Aslında hareket fiilden farklıdır . Fiil , hareket netice ve bunların arasındaki illi bağdan oluşan bir kavramdır ve bir bütün teşkil eder .Kanımca bu kavram karmaşasının altında ceza kanununun iktibas edilirken yanlış tercüme edilmesi yatmaktadır . Türkçede müsbet veya menfi hareketi karşılayacak tek bir kelimenin bulunmayışından ötürü azione (müsbet hareket) ve inazione (menfi hareket) tabirlerini karşılamak üzere “hareket” kelimesi kullanılmıştır . Aslında İtalyanca’da her iki kavramı karşılayacak olan condotta (davranış,hareket) bizim kullandığımız hareket kelimesine karşılıktır .

B ) Hareket Unsuru

Ceza hukuku nizamı insanın aklından geçenleri cezalandırmaya cevaz vermemektedir . Bunu da insan hakları ve hürriyetlerinin bir neticesi olarak algılamaktadır . Gerçekten de T.C. 1982 Anayasası düşünce ve kanaat hürriyeti başlığı altındaki 25.maddesinde kimsenin düşünceleri ve kanaatleri nedeniyle kınanamayacağını ve suçlanamayacağını açıkça zikretmektedir . Hukukun temel amacının insanlar arasındaki ilişkileri tanzim etmesi olduğuna göre hukukça düzenlenen bu münasebetlerin dahili ve ruhi değil , fakat harici olacağı hiç şüphesizdir () . Suçlar da bu harici münasebetlerin bir kısmı olduğu üzere her suçta hareket şeklinde ortaya çıkan bir unsura ihtiyaç vardır . Hareket suçun dinamik , aktif öğresidir () . Hareket suçun oluşmasında bir zaruriyet teşkil ettiği üzere , suçun unsurlarından bir tanesidir .Hareket unsurunun bir suçta zorunlu olarak bulunması hareketin tamamlanmış olması demek değildir . Bir suçun teşekkülü için hareket unsurunun küllen tamamlanmış olması gerekmez . Hareket unsuru tamamlanmadan da bir suç oluşabilir Ancak söz konusu olacak olan teşebbüs halinde bir suçtur () .

C ) Kanuni Tipte Hareketin Yeri :

Kanunlarda suçun oluşmasındaki hareket kimi zaman saraheten belirtilmiş kimi zaman da açıkça belirtilmemiştir . T.C.K’nın 1.maddesinde belirtilmiş olan kanunun açıkça suç saymadığı fiilin cezalandırılmayacağı ilkesi hareketlerin tümünün de açıkça belirtilmiş olması gerektiği manasına gelmez . Kanunlarda hareketin de gösterilmesi için bir sebebe ihtiyaç vardır . Bu sebep de genellikle hareketin ayrı bir öneme sahip olmasıdır .Bu şekilde harekete ayrı bir önem verilirse o zaman hareket kanunda açıkça gösterilir () . Gerçekten de kimi bazı suç tipleri vardır ki bu suçların oluşması için bir bir hareketlerin sayılması mümkün değildir . Keza T.C.K 448. maddede belirtilmiş olan adam öldürme fiili de bu şekildedir . Maddede sadece manevi unsur olan kast ve maddi unsurlardan bir diğeri olan neticeye yer verilmiş fakat hareketin nasıl olacağı belirtilmemiştir . Hareketlerin belirtilmediği hükümlerde önemli olan neticedir ve hareket ne şekilde yapılırsa yapılsın netice meydana gelecektir , bu da yapılan fiilin cezalandırılmasını gerektirecektir . Bazen de kanun koyucu harekete ayrı bir önem vererek , hareketi neticeden ayrı bir şekilde tayin ve tasrih eder .Bu da iki şekilde olur : Ya hareketin şu veya bu şekilde olacağı hakkında tafsilat suçun vasıflı veyahut ağırlaşmış şeklini meydana getirir veyahut hareketin şu veya bu şekilde yapılması suçun basit şeklini oluşturur () . Hırsızlıkta kapı kırmak birinci tip , alacağım diye kandırıp kızlık bozma suçu ise ikinci tipe örnektir .


D ) Kanuni Tipte Hareketin Sayısı ve Bu Sayının Tayini :

Kanuni tipte hareketin sayısı bir ya da daha fazla olması mümkündür . Bazen bir tek hareket gösterilir ve bu hareketin yapılması suçun oluşması için yeterlidir . T.C.K 298. maddesinde düzenlenen tutuklunun kaçması tek hareketli suçlardandır . Bazen de kanunda birden fazla hareket gösterilir ve bu hareketlerden bir tanesinin yapılması ile suç oluşur . Bu hareketlerden kimisinin müsbet kimisinin de menfi olması mümkündür fakat bütün bu hareketler müstakildir . Emniyeti Suistimal suçu bu şekilde seçimlik hareketli (=alternatif hareketli suçlar () ) suçlardandır . T.C.K 508. maddede düzenlenen bu suçta birden ziyade hareket belirtilmiştir ve bu hareketlerden sadece birini yapmak dahi suçun oluşması için yeterlidir . Kimi zaman ise kanunda birden fazla hareket gösterilir ve suçun oluşması için bu hareketlerin hepsini yapmak gerekir . Aynı şekilde bu hareketlerin kiminin müsbet kiminin ise menfi olabilmesi mümkündür. T.C.K. 539. maddede düzenlenen ruhsatsız temaşa yeri açma suçu böyledir . Suçun oluşması için menfi bir hareket olan ruhsat almamak ve müsbet bir hareket olan temaşa yeri açmak gerekmektedir .
Hareketin birden fazla olması meselesi ile bir tek hareketin işlemlere bölünebilmesi meselesi farklıdır () . Hukuki neticeye ilşkin olan ve hukuken nazara alınmayan neticeler , hukuken bir kıymet ifade etmediklerinden onları meydana getiren faaliyetler hukuk bakımından müstakil bir hareket olarak algılanmazlar , o hareketin bir işlemi telakki olurlar . Fakat hukuken nazara alınan neticeler birden fazla ise dolayısıyla hareket de birden fazla olacaktır . Mesela iki kişiyi yaralamak isteyen bir şahıs bunların arka arkaya durdukları bir sırada tek bir mermi atarak ikisini de yaralarsa iki ayrı müessir fiil mevcut olacaktır () . Bu gibi durumlarda suçların içtimaı ile ceza hukuku tek bir suç varmış gibi davranabilir fakat bu neticenin dolayısıyla hareketin birden fazla olması ile ilgili değildir , tamamen ayrı bir meseledir .


E ) Hareketin Elverişliliği Meselesi :

Genelde işlenemez suç konusu ile birlikte ele alınan hareketin elverişliliği meselesi aslında bir teşebbüs teorisi konusudur . Fakat konum olan “hareket unsuru”nun kapsamı içine girdiğinden kısaca bu meseleden de bahsetme gereğini gördüm . Elverişliliği kısaca hareketin kanunun suç saydığı neticeyi husüle getirebilme iktidarı olarak tanımlayabiliriz () . Yapılan hareket , suç sayılan harekete yönelik olmalı , neticeyi meydana getirebilecek yeterliliğe sahip olmalıdır . Şayet hareket bu yeterliliğe sahip değilse bir işlenemez suç mevzu bahistir ve yapılan hareketin de neticeye yönelik elverişsiz olduğu telakki edilir . Mesela kısa menzilli bir silahla , çok yüksekten uçan bir uçağın pilotunu vurmaya kalkışmak bu şekildedir Hareket yani kısa menzilli silahla ateş etme neticeyi oluşturmaya yani pilotu vurmaya elverişsizdir .












Hareket Kavramı Hakkında Kuramlar









Hukuki terim olarak hareket , insanın tabii alemdeki davranış tarzıdır () . Hareket esas itibarile insan vücudunun bir amelidir ve iradenin sinir sistemi vasıtası ile adelelere ve organlara yaptırdığı amellerin bütünüdür () . Bu ameller , söz yazı vesair adeli hareketler , hatta vücudun yer değiştirmesi , bazen bir bakış şeklinde tezahür edebilir . Dış alemde iradenin açığa vurulmasını sağlayan her şey bir harekettir () . Bir başka görüşe göre de hareket insan bedeninden “yapmak” veya “yapmamak” şeklinde ortaya çıkan , dış dünyada bir önemi bulunan , iradi olan , en azından irade ile dizginlenebilen “maddi bir iştir” () . Hareket terimi üzerine hukuk dünyasında bir anlaşmazlık mevcuttur . Ülkemizde hareket , fiil , eylem , davranış vs. gibi terimlerin kullanılmakta olduğu görülmektedir () . Suçun analizi sonucunda ortaya suçun hareketi , neticesi ve bu ikisi arasında olması gereken sebebiyet alakası ortaya çıkar . Bunların meydana getirdiği bütüne ise fiil denir () . Hareketin suç genel teorisindeki yerinden bahsetmeden önce hareketin çeşitli hukuk görüşleri açısından nasıl değerlendirildiğine değinmekte yarar vardır.

A)Hareketin Tabiatçı Kavramı:

Bu görüş hareketi olduğu gibi kabul eder , bu anlamda hareket mutlaktır () . Bu bakımdan nazara alınan harekete tabiatçı hareket ya da tabii hareket denir () . Hareketin tabiatçı kavramını kabul edenler hareketin müsbet veya menfi olup olmamasına göre çeşit arzederler . Daha doğrusu müsbet hareket bakımdan ihtilafa düşmemekle birlikte menfi hareket konusunda çelişmeler meydana gelmektedir () . Bu çelişik görüşler ; menfi hareketi kabul etmeyenler , menfi hareketi dahili bir hareket ile müsbet şekilde açıklayanlar , menfi hareketi harici bir hareket ile müsbet şekilde açıklayanlar , menfi hareketin soyut bir şey olduğunu kabul eden teoriler ve menfi hareketi somut bir şey olarak kabul eden teoriler olarak tasnif edilebilir () .

--Tabiatçı Teorilerin Menfi hareket açısından tasnifi :

aa)Menfi hareketi kabul etmeyen teoriler:
Bazı müellifler ancak müsbet hareketi mevcut olarak kabul etmekte ve menfi hareketi kabul etmemektedirler. Onlara göre menfi hareket faaliyetsizliktir ve faaliyetsizlik ise bir hareket değildir . Menfi hareketin veya ekseri kullanımla ihmalin tabiatta mevcudiyeti yoktur . İhmali denen suçlar aslında hareketsiz suçlardır . Hareket ancak müsbet şekilde tezahür eder () .


bb)Menfi hareketi dahili bir hareket ile müsbet bir şekilde açıklayan teoriler
Menfi hareketi faaliyetsizlik , faaliyetsizliği yokluk olarak addedince , yokluktan bir şey çıkmayacağı sonucu ile kimi bazı müellifler menfi hareketi bir hareket ile açıklama zaruriyeti duymuşlardır () . Menfi hareket (selbi) gerçek olarak mevcuttur , yanlız bu hareketler failin dışında gözüken hareketlerden değildir , dahili bir harekettir .Bu hareket failin gerekeni yapmama hususundaki bir iç faaliyetidir (). Bu görüş taraftarları da dahili faaliyeti fizyolojik ve psikolojik olarak kabul ettiklerine göre iki gruba ayrılırlar .

1)Psikolojik Teoriler:

Kimi yazarlara göre insanda zararlı hareketleri önlemeye yönelik bir men edici ruhi enerji vardır bu her an harekete geçmeye hazırdır fakat kimi zaman ters bir enerji bu enerjiyi önler böylece suça sebep olur . İki ruhi kuvvet arasındaki çatışmayı esas tuttuğu için bu nazariyeye çatışma nazariyesi de denmektedir () .


2)Fizyolojik Teoriler :

Bu tip teoriler insan anatomisine göre hareketi değerlendirirler . Müsbet harekette kasları harekete geçiren , menfi harekette ise durduran uyarımların olduğunu savunurlar . Bu uyarımlar da ; insanın içinde yani dahili olan bir hareket , müsbet harekettir . Diğer bir deyişle insan fizyolojisinde asabın tenbih görmesi bir olaydır ve hareketi önleyen tenbihler ise fizyolojik bir gerçektir ().

cc)Menfi hareketi harici bir faaliyet ile müsbet şekilde açıklayan teoriler

Bu görüşte menfi hareket , bir hareketsizlik ya da bir iç hareket değil ,ayrı bir hareket kategorisidir . Menfi hareket yahut ihmal bir şey yapmamak değil , yapmaktır . Bu görüş kendi içinde üç ayrı gruba ayrılır :


1 )Aynı zamanda farklı başka bir şey yapıldığı teorisi :

Bu görüşe göre insan hiç bir zaman atıl değildir . İhmal durumunda fail hiç birşey yapmamış değil , kendisine yükletilen davranış yerine başka bir davranış ,hareket yapmıştır . Failin yapmadığı hareket ile yaptığı hareket arasında bir fark yoktur , biri diğerinin yerine yapılmıştır ve sonuca yapılan hareket sebep olmuştur . Bu görüş Alman yazar Luden tarafından ortaya atılmıştır .


2 )Aynı zamanda zıt başka bir şey yapıldığı teorisi :

Bu görüş yukarda belirtilen başka bir şey kavramı yerine zıt başka bir şeyi şart koşmaktadır . Bir somut durumun gerektirdiği hareketin yapılmaması yani menfi hareket ya da ihmalin yapılması ancak yapılması gereken hareketin zıddı bir hareketin yapılmasıyla oluşur . Başka bir hareketin yapılmış olması yeterli değildir . Örnek olarak mesela bir demiryolu sinyalizasyon memurunun tren gelirken “hat dolu” sinyalini açmamış olması durumunda kendisinden beklenen hareketten başka bir hareketi yapmış olması muhtemeldir . O sırada ya yemek yiyordu ya da müzik dinliyordu . Her hareket belli bir zamanda meydana geldiği üzre ve aynı zamanda birden fazla hareket yapılamayacağına göre yaptığı diğer hareketlerin yapmış olması gereken harekete zıtlığı söz konusudur () . Massari bu görüşün kurucusudur .

3 )Önce başka bir şey yapıldığı teorisi :

Bu görüşü savunanlara göre menfi harekete yol açan önceden yapılmış bir müsbet harekettir () . Şayet bir kimse kendisini neticeye götüren hareketi önceden yapmamış olsaydı , sonradan netice gerçekleşmemiş olacaktı , böyle bir durumda da önceden yapılmış bir müsbet hareketin varlığı kabul olunur . Mesela bir dadı , ihmali suretiyle , bakmak durumunda olduğu çocuğun ölmesi durumunda , önceden bakımı üstlenmeseydi menfi davranış veyahut ihmali davranışı söz konusu olmayacaktı () . Önemli temsilcileri Glaser ve Krug’dur

dd)Menfi hareketin soyut bir şey olduğunu kabul eden görüşler :

Kimi bazı müellifler menfi hareketi tabiatçı görüş doğrultusunda kabul etmekte ve gerçekliğini kabul etmekle birlikte onun soyut bir şey olduğunu varsayımdan ibaret olduğunu savunurlar . Onlara göre menfi hareket bir irade ızharıdır ve mevcut ızhar da bir harekettir . Fakat bu tamamen hukuki bir faraziyedir . Bu görüşün savunucuları Maggiore , Bonnini ve Dall’Ora ‘dır .

ee)Menfi hareketin somut bir şey olduğunu kabul eden görüşler :

Bu görüşte menfi hareketin soyut bir varlığı olduğu savunulur . Antolisei2nin görüşüne göre hareket iki şekilde tezahür edebilir ; müsbet ve menfi . Her ikiside davranış şeklidir . Müsbet hareket de menfi hareket gibi bir neticeye ulaşacaktır ve bu neticede hareketin müsbet ya da menfi oluşunun bir farkı yoktur () () .
Türk hukukunda , genel olarak tabiatçı görüşün menfi hareket hakkında savunulan görüşlerden bu en sonuncusu yani menfi hareketin somut bir şey olduğu görüşü kabul edilmektedir . Nurullah Kunter , Faruk Erem , Sulhi Dönmezer ve Sahir Erman menfi hareketin müsbet hareket gibi bir maddi varlığı olduğunu bu itibarla menfi hareketi kabul etmeyen veyahut onun soyut bir şey olduğunu savunan ya da , zıt ya da başka bir şey yapıldığı görüşüne riayet etmediklerini belirtmektedirler () . Kunter tabiatçı görüşün içindeki , menfi hareketin somut bir şey olduğunu kabul eden görüşü tercih etmesinin gerekçesini şöyle vermektedir : “ Menfi davranış da müsbet davranış gibi maddi varlığı olan birşeydir . Müşahedelerimiz menfi hareketin de varlığını kabul etmektedir . Bir hareketin yapıldığı gibi , yapılmadığı da görülmekte , hislerimizle idarek edilebilmektedir . Tabiatçı olan bu davranış çeşitlerini izah ederken , onları tasnif eylerken sebebiyet alakasının yardımına başvurulması , bizzat davranışın sebebiyet alakası ile izahı demek değildir . “ ()

B) Hareketin Normcu Kavramı :

Hareketin bu görüşü , hareketi mevcut normlara göre , yani hareketin mevcut normlara göre takdiri hükmüne vararak inceler . Bu görüşü savunanlara göre hareket kavramı mevcut olmayıp , hareketin kendisi fikri bir ameliyedir () . Onların görüşüne göre Ceza hukukunda önem taşıyan hareket , kişilerin günlük hayatta yaptıkları davranışlar değil , hukuken önemli bir sonuç doğuran ve failine isnad edilebilen hareketir () . Bu görüşün ortaya atılmasının sebebi hareketin bizzat tahlili için değil , ihmal sureti ile icra suçları denilen suç tiplerinde sebebiyet alakasını kurabilmektir . Bu sebeple normcu hareket teorisini savunanların tabiatçı hareket görüşlerine karşı çıkmaları gerekli değildir . Nitekim normcu hareket teorisini savunan kimi müellifler ( Grispigni ve Petrocelli gibi (). ) hareketin tabiatçı görüşünü de savunurlar . Hareketin normcu teorileri üç grupta toplanır :

aa ) Beklenen hareketin yapılmaması görüşü :

Bu tip görüşü savunanlara göre ihmali suçları ve ihmal sureti ile icra suçlarını ancak mevcut normlara göre yani normcu görüşe göre açıklanabilir . Onlara göre ihmal beklenen , düşünülen ve mümkün olan bir hareketin yapılmamış olmasıdır . bu görüşün en önemli savunucularından olan Mezger ‘in verdiği örneğe göre yanlışlıkla birini bir odaya kilitleyen bir kimsenin , bunu öğrendiğinde kapıyı açması gereklidir , açmaz ise ihmali söz konusudur () . Bu örnekten , bu görüşü savunanların , suçun maddi unsurlarından olan hareketin bir beklenen davranışın yapılmaması olarak almakta olduklarını çıkarabiliriz .

bb) Hukuken gerekli bir hareketin yapılmaması teorisi :

Normcu teorinin bu farklı görüşünü savunanlara göre yapılan hareketin herhangi bir norma değil sadece hukuki bir norma göre olması gerekir . Bu teoriye “hukuki vazife” veyahut “hukuki mükellefiyet” teorisi de denmektedir () . İhmalin bir neticeye sebep olabilmesi için , neticeye mani olmak şeklinde hukuki bir mecburiyet bulunması gerekmektedir . Yoksa yapılmış olan hareket hukuki normlar açısından hiçbir hüküm ifade etmeyecektir . Fransız ve Türk doktrini genel olarak bu görüşü benimsemişlerdir () . Dönmezer de , bir makalesinde sosyal durumun bir ahlaki yardımı ya da bir destek olmayı hukuken yaptırım altına alınmasının gerekli görülmediği hallerde , bu yardımı yapmamanın cezalandırılmayı gerekmediğini , şayet yaptırım var olsa idi , o zaman bir yaptırım gerekeceğini belirtmiştir () .

cc) Gereken hareketin yapılmaması teorisi :

İhmal diye mevcut bir kavramın mevcut olmadığını , bu kavramın ancak bir norm ile beraber düşünüldüğü zaman meydana geleceğini savunur . Hareket normlar bakımından tetkik edilir ve bu tetkikatı yapacak olan üçüncü bir şahıstır . Bu şahsın tetkikatı sonucunda hareketin normlara uygunluğu -bu normların illa hukuki normlar olması şart değildir ahlaki ya da dini normlar da olabilir - , ya da uygun olmayışı belirli olacaktır . İhmal ancak belirli bir gayeye ulaşmak isteyerek , fakat bu gayeye erişmek için belli faaliyet sahasının prosedürlerine uygun hareket etmeyerek oluşur () . Bu görüşe göre şayet bir norm bir hareketin yapılmasını gerektiriyorsa o hareket yapılmalıdır . Norm bir hareketin yapılmasını emrediyorsa aynı zamanda o hareketi yapmamayı , yani menfi hareketi veyahut hareketsiz kalmayı da yasaklıyor demektir . Bu tezi savunan müellifler bir parkta güneşlenen adam örneğini verirler . Güneşlenen adam herhangi bir hareket yapmıyor diye onun ihmalinden bahsolunamaz , fakat bir öğrenci okula gitmediği zaman , bir norm ihlalinden böylece de ihmalden bahsedilir () .


C ) Hareketin Gayeci Kavramı

Doktrinde bir de hareketi gayeci biçimde tetkik eden görüşler vardır . Bu anlayışta fiil tek başına incelenmez , onun gayesine göre değerlendirilmesi icap eder () . Bu görüşü savunanlar hareketin tabiatçı kavramını kabul etmezler . Onlara göre bu zihniyet , fizik ve teknikteki ilerlemelere paralel olarak insansal gerçekleri katı maddesel ve fiziksel kurallara bağlı olarak açıklama eğilimine giren mekanist () zihniyete dayanır ve insan ile şuursuz kör tabiat kuvvetlerini bir tutar . Fakat insanın hareketleri , her zaman , taksirli dahi olsa bir gayeye yönelir , insan her zaman hareketlerinin muhtemel neticelerini önceden düşünebilir ve hareketlerini bu düşüncelere göre bir nizama sokabilir . Kastın her zaman bir gayeye yönelik olmasında bir şüphe olmamasına rağmen , taksir hakkında tartışmalar vardır . Taksirli suçlarda da hareket ile netice arasında bir sebebiyet alakası olmasına karşın gayeli hareket ile meydana gelen netice arasında bir alaka yoktur . Mesela bir doktorun bir hastayı iyi etmek gayesiyle yaptığı bir ameliyatta doktorun taksiri sebebiyle hastanın ölmesi durumunda hareket yani ameliyat ile netice yani hastanın ölümü arasında bir illi bağ vardır . Fakat güdülen gaye ile netice arasında bir alaka yoktur , bu da taksirli suçlarda da hareketin bir gayesi olduğunu kanıtlamaktadır () . Bu görüş hareketi maddi unsurdan çıkarıp manevi unsura yaklaştırdığı için eleştirilmiştir .


D ) Hareketin İfadeci Kavramı :

Kimi müellifler hareket kavramını failin tehlikeliğini meydana çıkarması , ifade etmesi açısından ele almışlardır . Bu görüşte hareketin tek başına bir manası olmadığını , hareket vasıtası ile failin ruhi hayatındaki tehlikeliliği ortaya çıkardığı , ifade ettiği savunulmuştur () . Bu görüşe göre bugüne kadarki hareketi açıklayan kavramlar kimi durumlarda hukuki düzeni tanzim etmeye elverişli değildirler . Gerçekten de hareketin gerek tabiatçı , normcu gerekse gayeci kavramlarında tekerrür ve itiyadi suç kavramları gibi durumlarda öne sürülen kavramların somut olayı çözmeye yetmeyeceği ortadadır . Bu gibi durumlarda olay hareket ile değil failin şahsi durumuyla çözülebilir . Bu görüş de aynen gayeci görüş gibi , maddi unsur nazariyesi dışına çıkmakla eleştirilmiştir . Bu görüşte hareketin failin şahsiyetiyle açıklanması gerektiğinin savunulması bir maddi unsur sorunu değil bir manevi unsur sorunu olmalıdır () .

E ) Sosyal Hareket Kavramı :

Toeri hareketin sosyal açıdan önemini ele alır . Buna göre hareket insanın iradesinin dizginleyebildiği sosyal açıdan önemli davranışıdır () . Bu görüşü savunanların hareket hakkındaki diğer tanımlamaları ise şöyledir . “Kişiye yüklenebilen , toplumsal önemi olan neticeye sebebiyet vermiş bulunan davranışlardır “ , “ Objektif olarak öngörülebilen sosyal önemi olan davranıştır “ ( ) . Hareket suçun diğer unsurları ile aynı değerde kabul edilebilir ve incelenebilir . Hareket neticenin öngörülebilmesini aramaktadır , böylece suç unsurları bakımından bilme unsuru da gerçekleşmiş olacaktır . Kişinin neleri yapabilip neleri yapamayacağı bu teoride belirlenebilmekte böylece kişi imkanı dahilinde olmayanı gerçekleştirmemiş olması sebebiyle sorumlu tutulmayacaktır . Kısaca bu şekilde özetlenebilecek olan sosyal hareket teorisi eleştirilmiştir . Eleştirilerin dayanağı ise yapılan hareketin sosyal öneminin dikkate alınacak olmasıdır ki bu da hareketi dikkate alacak olan makamın yani hakimlerin objektiviteden çıkıp subjektiviteye yani öznelliğe dönecek olmalarıdır . Mesela sosyal açıdan hiçbir önemi olmayan “şakalaşma” olayında yaptığı bir şaka ile başka bir kişiye zarar veren şahsın durumunda failin yaptığı hareketin sosyal bir önemi olmadığı için hareket olarak addedilmeyecek böylece fail olma durumunda çıkacaktır ki bunun ceza hukukunda yeri yoktur () . Kanımca sosyal hareket teorisinin hareketin ifadeci kavramı ile bir bağlantısı vardır . Hareketin ifadeci kavramında failin tehlikeliliğini ortaya çıkarması , ifade etmesi açısından hareketin önemi vurgulanmıştır . Sosyal hareket teorisinde ise hareketin sosyal önemi gözetilmiştir . Failin tehlikeliliği sosyal bir durumdur . Filhakika failin yöneleceği davranışlar birçok durumda sosyal düzeni bozmaya yönelik olacaktır ve haliyle sosyal düzen açısından bir tehlike arzedecektir . Bu sebepten ötürüdür ki hareket hakkındaki bu son iki görüşü birbirinin içine geçmiş olan iki farklı görüş olarak algılamaktayım .






























Bu Bölümde Yararlanılan Kaynaklar :

Alacakaptan , Uğur . Suçun Unsurları , Ankara 1975

Erem , Faruk . Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler , Ankara , 1995

Erem , Faruk . Ceza Hukukunda Ümanist Doktrin , Ankara , 1980

Dönmezer Sulhi / Erman , Sahir . Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku , İstanbul , 1967

Dönmezer , Sulhi . İhmal Suretiyle İcra Suçları , İHFM , III-IV , İstanbul , 1943

Kunter , Nurullah . Suçun Maddi Unsurları Nazariyesi , İstanbul , 1955

Keyman , Selahattin . Suç Genel Teorisinin İki Temel Sorunu : Genel ve Soyut Hareket Kavramı Suçun İşlenmesinde Tekçi ve Tahlilci Yöntemler (Prof Dr. Fadıl Hakkı Sur’un Anısına Armağan ) , Ankara , 1983 .

Önder , Ayhan . Ceza Hukuku Genel Hükümler , c.II , İstanbul , 1989

Öztürk , Bahri . Uygulamalı Ceza Hukuku ve Emniyet Tedbirleri Hukuku , İstanbul , 2001

Öktem Niyazi , Türkbağ , Ahmet Ulvi . Felsefe Sosyoloji Hukuk ve Devlet , İstanbul , 2001 .

Sancar , Türkan Yalçın . Müteselsil Suç , Ankara , 1995



Bu Bölümde Yararlanılan Kaynaklar :


Önder Ayhan . Ceza Hukuku Genel Hükümler , c.II , İstanbul , 1989

Kunter Nurullah . Suçun Maddi Unsurları Nazariyesi , İstanbul , 1955

Erem Faruk . Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku Genel Hükümler , Ankara , 1995

Alacakaptan Uğur . İşlenemez Suç , Ankara






















Hareketin Çeşitleri ve Hareket Unsuru Açısından Suç Şekilleri


















Suç umumi nazariyesinde hareket denilen maddi unsur çeşitleri bakımından tasnif edilir . Tabiatçı bakımdan hareket müspet ve menfi , normcu bakımdan ise icrai ve ihmali olarak tasnif edilir . Ayrıca kimi müellifler muhtelit hareketler adlı yeni bir görüş ortaya atarak kimi zaman hareketin aynı zamanda müsbet ve menfi veya icrai ve ihmali olabileceğini iddia etmektedirler .


A ) Hareketin Çeşitleri


aa) Hareketin tabiatçı kavramına göre ayırım :

Hareketin tabiatçı görüşü hareketin biri müsbet diğeri menfi olmak üzere iki çeşit arzettiğini savunur () . Bir kısım müellifler müsbet hareketi failin bir vücut veya adele hareketi yapması veya bir kelime ile faaliyet , menfi hareketi ise vücut ve adelelerin sükun halini muhafaza etmesi veya bir kelime ile sükunet , atalet faaliyetsizlik olarak tanımlamışlardır () . Müsbet veya menfi hareketi yapmak veya yapmamak olarak tanımlayanlar da vardır . Tabiatçı görüşün genel karakteristiğine göre denilebilir ki hareket aslında bir neticeye sebep olmadır . Bu bağlamda şayet bir hareket neticenin olmazsa olmaz unsurunu teşkil ediyorsa , yani olmasaydı netice de meydana gelmezdi diyebiliyorsak müsbet hareket , şayet bulunsaydı netice meydana gelmeyecekti diyebiliyorsak ise menfi bir hareket söz konusudur () .

bb) Hareketin normcu kavramına göre ayırım :

Hareket unsuru normcu bakımdan ele alındığı zaman icrai ve ihmali olarak tasnife tabi tutulur . İcrai hareket suç tipinde herhangi birşeyin yapılması şeklinde gösterilen harekettir . Almak , tağyir etmek , tahrif etmek gibi . İhmali hareket ise belli bir suç tipinde belli birşeyin yapılmaması şeklinde gösterilen harekettir .İhbar etmemek , yardım etmemek gibi . Bir diğer söyleyişle , icrai hareket , kanunun işlenmesini men ettiği fiili işlemek , ihmali hareket ise kanunun işlenmesini emrettiği fiili işlememektir () .
İcrai hareket bir normda yasak edilen bir hareketin yapılması yoluyla yani o yasak normunun ihlali ile olacağından her zaman müspet bir harekettir . İhmali harekette ise bir emir normunun ihlali vardır , emrin yerine getirilmemesinden ibarettir . Emrin yerine getirilmemesi yani ihmali hareket ise yapılmaması neticeye sebep olan hareket olduğu itibariyle her zaman menfi bir harekettir .

c) Muhtelit hareketler :

Kimi bazı yazarlar hareketin bir üçüncü şeklinin daha mevcut olduğunu öne sürmüşlerdir . Bu üçüncü tür hareketler aynı zamanda hem müsbet hem menfi veya hem icrai hem ihmalidir . Bunlarda neticenin oluşmasında hem bir müsbet hem de bir menfi hareketin varlığı gerekmektedir () . Bu tip suçlara örnek olarak da ruhsat almadan temaşa yeri açmak verilir . T.C.K. madde 539 da düzenlenen bu hüküm birden çok hareketli suçlardan olup aynı zamanda hem müsbet hemde menfi bir hareket içermektedir . Bu görüş hareketin sadece neticesini ele almakta olduğundan eleştirilmiştir . Ruhsatsız temaşa yeri açma örneğinde aslında tek bir hareket yoktur . Birden fazla hareket vardır ve hareketlerden biri müsbet biri ise menfidir () .

B ) Hareket Unsuru Açısından Suç Şekilleri :

Suçlar hareket unsuru açısından çeşitli tasniflere uğramıştır . Bu tasnifler hareketin sayısına ve hareketin şekline göre yapılmıştır . Hareketin sayısı açısından suçlar tek hareketli , seçimlik hareketli , birden ziyade hareketli ve itiyadi suçlar olmak üzere dörde ayrılır . Hareketin şekli açısından da bağlı hareketli , serbest hareketli , müsbet – menfi ve icrai – ihmali suçlar olarak dörde ayrılırlar .




aa ) Hareketin Şekli açısından suçların ayrımı :

1 – Bağlı hareketli suçlar : Kanun koyucunun suçun oluşması için hareketi bizzat hükümde belirttiği suçlardır . Ancak ve ancak belirlenmiş hareketin yapılması ile suç teşekkül etmiş olabilir . T.C.K. 423. maddedeki alacağım diye kandırıp kızlık bozma suçu bu tip suçlardandır . Ancak belli hareketin yapılması ile cezalandırılabilecektir () .

2 – Serbest Hareketli Suçlar : Neticeye önem verilip harekete önem verilmediği durumlarda söz konusu olan suçlardır () . Kanun hükmünde şayet netice belirtilip hareket belirtilmediyse bu tipte bir suç mevzu bahistir . Müessir fiil ve adam öldürme bu tipte suçlardandır . Hareket çok çeşitli şekillerde tezahür edebilir . Mesela müessir fiil tokat atmak , bıçaklamak , korkutmak gibi fillerle işlenebilir .

3 – Müsbet , menfi hareketli suçlar : Hareketin tabiatçı görüşüne göre suçlar müsbet , menfi , müsbet veya menfi şekilde işlenebilir () . Kimi suçlar sadece müsbet şekilde teşekkül edebilir . Mesela hırsızlık suçu müsbet hareketle işlenebilen bir suçtur . Bazı suçlar ise sadece menfi bir hareketle işlenebilir . Bu tip suçlara örnek ise şahitlikten imtina örnek olarak verilebilir . Ve son olarak da kimi bazı suçlar ya müsbet ya da menfi hareketle işlenebilir . Adam öldürme suçu bu tip suçlardandır . Mesela bıçaklamak suretiyle adam öldürülürse müsbet hareketle suç teşekkül eder , boğulurken birine yardım edilmezse menfi bir hareketle suç işlenmiş olur .

4 – İcrai , ihmali suçlar : Hareketin normcu görüşü açısından ise suçlar icrai ihmali ve ihmal suretiyle icrai suçlar olarak üçe ayrılır () . Yasak eden bir normun ihlali ile yani aktif bir hareket ile işlenebilen suçlara icrai suçlar denir . Adam öldürme , nası ızrar , müessir fiil gibi suçlar bu türdendir . İhmali suçlar ise emredici bir normu ihlal yani normun emrettiği hareketi yapmamak şeklinde tezahür eden suçlardır . Fail pasif bir davranışta bulunarak suçu teşekkül ettirir . Memurun öğrendiği suçu ihbar etmemesi bu gibi suçlardandır . Norm ihbarı emretmekte fakat fail hareketsiz kalarak , pasif bir davranış ile normu ihlal etmektedir . İhmal sureti ile icra suçları ise esasen icrai bir hareket ile işlenen suçların hareketsiz kalarak işlenebilmesi durumunda ortaya çıkar . Adam öldürme aslında icrai bir suçtur . Fakat bir hastabakıcının hastayı öldürmek maksadı ile onun için hayati önem taşıyan ilaçları vermemesi yani hareketsiz kalması ile neticenin yani hastanın ölümü durumunda bir ihmal sureti ile icra suçundan söz edilir .

bb ) Hareketin sayısı açısından suçların ayrımı :

1 – Tek hareketli suçlar : Suçun kanuni tarifinde öngörülen neticenin tek bir hareketle meydana gelebileceği kabul edilmiş ise tek hareketli suçlardan bahsedilir (). Örneğin sövme suçu böyledir . Bir kimsenin şahsiyetine karşı söz ile taarruz durumunda yani sövme hareketinin yapılması ile maddi unsur olan hareket gerçekleşmiş olacak ve suç da oluşmuş olacaktır .

2 – Seçimlik Hareketli suçlar : Kanunda birden ziyade hareketin gösterilmiş olması ve bu hareketlerden bir tanesinin dahi yapılmış olması suçun teşekkülü için yeterli görülüyorsa seçimlik hareketli bir suç söz konusudur () . Emniyeti suistimal ve resmi evrakta sahtecilik suçları bu tip suçlardandır .

3 – Birden Fazla hareketli suçlar : Suçun teşekkülü için , kanun koyucu birden fazla hareketin yapılmış olmasını öngörmüş ise birden fazla hareketli suç mevcuttur . Özel evrakta sahtecilik suçlarında suçun teşekkülü için hem evrağın üstünde sahtekarlık yapmak hem de bu evrağı bilerek kullanmak gereklidir . Bu her iki hareket de yapılmadıkça suç teşekkül etmez .

4 – İtiyadi Suçlar : Şayet kanunda bir suçun oluşması için aynı hareketin birden fazla defa yapılması ve bunun itiyad halini almış olması gerekiyorsa itiyadi suçlardan bahsedilir () . Mesela itiyadi sarhoşluk böyledir . İki defa aynı fiilden mahkum olup tekrar aynı fiili işleyenler o fiili itiyad etmiş sayılır ve ancak 3.hareketin sonunda cezalandırılırlar () .










Bu Bölümde Yararlanılan Eserler :


Dönmezer , Sulhi / Erman , Sahir . Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku , İstanbul , 1967

Dönmezer , Sulhi . İhmal Suretiyle İcra Suçları , İHFM , III-IV , İstanbul , 1943


Kunter , Nurullah . Suçun Maddi Unsurları Nazariyesi , İstanbul , 1955 .

Erem , Faruk . Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku Genel Hükümler , Ankara , 1995

Öztürk , Bahri . Uygulamalı Ceza Hukuku ve Emniyet Tedbirleri Hukuku , İstanbul , 2001































Kısaltmalar :


c. = Cilt

s. = Sayfa

a.g.e. = Adı Geçen Eser

a.g. mak. = Adı Geçen Makale

vd. = Ve Diğerleri

T.C. = Türkiye Cumhuriyeti

T.C.K. = Türk Ceza Kanunu

(maddi) = Suçun Maddi Unsurları Nazariyesi

(ümanist) = Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku Genel Hükümler

(unsurlar) = Suçun Unsurları

mad. = Madde

İHFM = İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası

T.D.K. = Türk Dil Kurumu











Bibliyografya :

Alacakaptan , Uğur . Suçun Unsurları , Ankara , 1975

Alacakaptan , Uğur . İşlenemez Suç , Ankara

Dönmezer , Sulhi / Erman , Sahir . Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Umumi Hükümler , c.1 , İstanbul , 1967

Dönmezer , Sulhi . İhmal Suretiyle İcra Suçları , İHFM , III-IV , İstanbul , 1943

Erem , Faruk . Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku Genel Hükümler , Ankara , 1995

Erem , Faruk . Ceza Hukukunda Ümanist Doktrin , Ankara , 1980

Güriz , Adnan . Hukuk Başlangıcı , Ankara , 1999

Keyman , Selahattin . Suç Genel Teorisinin İki Temel Sorunu : Genel ve Soyut Hareket Kavramı Suçun İşlenmesinde Tekçi ve Tahlilci Yöntemler (Prof.Dr. Fadıl Hakkı Sur’un Anısına Armağan) , Ankara , 1983

Kunter , Nurullah . Suçun Maddi Unsurları Nazariyesi , İstanbul , 1955

Kunter , Nurullah . Suçun Kanuni Unsurları Nazariyesi , İstanbul , 1949

Mumcu , Ahmet / Üçok , Coşkun / Bozkurt , Gülnihal . Türk Hukuk Tarihi , Ankara 1999

Önder , Ayhan . Ceza Hukuku Genel Hükümler , c.2 , İstanbul , 1989

Öktem , Niyazi / Türkbağ , Ahmet Ulvi . Felsefe Sosyoloji Hukuk ve Devlet , İstanbul , 2001

Öztürk , Bahri . Uygulamalı Ceza Hukuku ve Emniyet Tedbirleri Hukuku , İstanbul , 2001

Özbudun , Ergun . Türk Anayasa Hukuku , Ankara , 1999

Sancar , Türkan Yalçın . Müteselsil Suç , Ankara , 1995

Soyaslan , Doğan . Ceza Hukuku Genel Hükümler , Ankara , 1998
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 19:25.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382