Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Günün Ayeti:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulurki esirgenirsiniz.
Hucurat Suresi, 10
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Eğitim Bölümü » Dersler, Ödevler & Tezler » Hukuk Bilgi Bankası » Sİgorta Akdİ Ve SÖzleŞmelerİ

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Bu Konuda Ara Görünüm Modları
Eski 12-12-2006, 16:07   #1 (permalink)
Sahip :p
 
Tunaltay kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Konum: Fildişi Kule/Onuncu Köy
Mesaj: 10,989
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı: 13548
Rep Derecesi: Tunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond repute
Tunaltay is offline  
Varsayılan Sİgorta Akdİ Ve SÖzleŞmelerİ


Sigorta sözleşmesi başlığı altında, sigorta sözleşmesinin tanımını, unsurlarını, tarafları, tehlikenin gerçekleşme olasılığını, sigorta sözleşme sürelerini, sözleşmenin sona ermesini ve son olarak da sigorta hukukunda zamanaşımını inceleyeceğiz.
1.SİGORTANIN TANIMI
İnsanın sahip olduğu mal varlığı ve hayatı her zaman için sayısız tehlikelerle karşı karşıyadır. Halk dilinde tehlike veya kaza olarak bilinen bu tabirler sigortacılık dilinde riziko diye adlandırılır. O halde sigortacılığın doğmasında insanların yaşamlarında karşılaştıkları veya karşılaşabilecekleri tehlikelere-rizikolara karşı önlem alma ihtiyacı büyük rol oynamaktadır. Bu bakımdan sigortanın ilk unsuru fertlerin ileride karşılaşacakları rizikolar için kendilerini emniyette hissetme arzusu olarak düşünülmektedir. İşte
sigorta, insanların karşılaşmaları muhtemel tehlikelerin-rizikoların ekonomik sonuçlarını ortadan kaldırabilmek ve de onları tehlikeden önceki mali durumlarına getirebilmek için kullanılan bir yöntem, bir sistemdir. Bu sistem devreye girince, gerçekleşen rizikolardan doğacak olan zarar sigortacı tarafından ödenmektedir. Ödenen bu zarar tazminatları ise hem zarar gören sigortalı hem de diğer sigortalılardan tahsil edilen primlerle karşılanmaktadır. O halde sigortanın ikinci unsuru da rizikonun dağıtılması prensibidir.
İşte
sigorta, ileride meydana gelerek insanın canına, malına veya üçüncü şahıslara zarar verebilecek olaylar karşısında önceden güvence sağlayan bir yöntem, bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sigortanın tanımı Türk Ticaret Kanunu’nun
Sigorta Hukuku adını taşıyan beşinci kitabında yer almaktadır. T.T.K’nın 1263. Maddesiyle Siorta: “Sigorta bir akittir ki bununla sigortacı bir prim karşılığında diğer bir kimsenin para ile ölçülebilir bir menfaatini halele uğratan bir tehlikenin (bir rizikonun) meydana gelmesi halinde tazminat vermeyi yahut bir veya birkaç kimsenin hayat müddetleri sebebiyle veya hayatlarında meydana gelen belli bir takım hadiseler dolayısıyla bir para ödemeyi veya sair edalarda bulunmayı üzerine alır.
Ruhsatname almamış olan bir şahıs ile, onun ruhsatname almamış olduğunu bilerek yapılan
sigorta sözleşmesi hakkında Borçlar Kanunu’nun kumar ve bahis hakkındaki 504 ve 505 inci maddeleri tatbik olunur. Şu kadar ki; Türkiye dışındaki sigortacılarla yapılmış bulunan sigorta akitleri bu hükümden müstesnadır.
Birçok şahısların birleşerek içlerinden herhangi birinin duçar olacağı her nevi tehlikeden (Rizikodan) doğan zararları tazmin etmeyi taahhüt etmelerine “Karşılıklı
Sigorta” denir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu hükümden de anlaşılacağı üzere, Türk Ticaret Kanunu’nda mal sigortaları, can sigortaları ve karşılıklı
sigorta tanımlanmıştır. Ayrıca kanun koyucu, ruhsatname almadan sigorta sözleşmesi yapan sigorta şirketleri hakkında ne gibi işlem yapılacağını da bu madde ile hüküm altına almış bulunmaktadır.
Şimdi TTK 1263 nolu tanımdan hareketle sigortanın bazı önemli unsurlarına değinelim:

Öncelikle sigortalanacak bir menfaatin mevcudiyeti gerekmektedir. Yani bir kimsenin para ile ölçülebilir bir iktisadi kıymetinin, bir menfaatinin bulunması şarttır.
Rizikonun ileride ortaya çıkma ihtimali olmalıdır. Eğer riziko eskiden tahakkuk etmişse bu sigortaya konu teşkil etmez veya riziko zaten ileride de doğmayacak ise yine bu da sigortaya konu teşkil etmez. Bu nedenle rizikonun ilerde ortaya çıkma ihtimalinin bulunması gerekmektedir.
Bu tehlikenin ilerde doğması karşılığında da sigortalının bir prim vermesi icap etmektedir.
Sonuç olarak da rizikonun tahakkuku halinde sigortacı bir tazminat ödemeği taahhüt etmektedir.
2.
SİGORTA AKDİNİN TARAFLARI VE UNSURLARI

Sigortacı
Sigortacı; sigortalanmak isteyen kişi veya kuruluşa
sigorta sözleşmesi gereğince, prim karşılığında teminat veren sigorta şirketidir. 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu’nun 2. maddesi a/1 fıkrası hükmü gereğince sigortacılık, ancak anonim ortaklık şeklinde kurulan şirketler tarafından yapılabilecektir. Yerli şirketler gibi, yabancı şirketler de Türkiye dahilinde sigortacılık yapabilirler. Yerli ve şube açmak suretiyle faaliyet gösteren yabancı sigorta şirketlerinin faaliyette bulunabilmeleri için, ilgili kuruluştan ruhsatname almaları şarttır. Gerek yerli gerek yabancı sigorta şirketleri ve istihsal organları Sigorta Murakabe Kanununa tabidir.

Sigorta Ettiren veya Sigortalı
Sigorta ettiren; Sigortacı ile sigorta sözleşmesi yapan kişi veya kuruluştur.
Sigortalı; Sigortalanabilir menfaati güvence altına alınan kişi veya kuruluştur.
Medeni haklarını kullanabilen ve reşit olmuş, temyiz kudretine (akıl hastası veya akıl zayıflığı bulunmayan, ve buna benzer sebeplerden dolayı makul surette hareket etmek iktidarından mahrum olmayan) sahip herkes sigortalı ya da
sigorta ettiren olabilir.
Çoğu zaman
sigorta ettiren ile sigortalı aynı kimsedir. Mesela; A malını yangına karşı sigortalarsa, A, hem sigorta sözleşmesini yapan kimse hem sigortalıdır. Buna karşılık, bazı sigorta sözleşmelerinde sigorta ettiren ile sigortalı başka başka kimselerdir. Özellikle, başkası hesabına sigortada, sigorta ettiren ile sigortacı aynı şahıslar değildir. Ev sahibinin evini içindeki eşya ile birlikte sigortalamış olduğunu ve aynı evdeki hizmetçinin de bazı eşyalarının sigorta kapsamına dahil bulunduğunu düşünelim. Bu örnekte hizmetçi sigortalıdır; sigorta ettiren ise, evi yangına karşı sigortalayandır. Ancak, bu kimsenin evi ve eşyası da yangına karşı sigortalanmış olduğu için, bu kimse aynı zamanda da sigortalıdır.
Görüldüğü üzere bazı
sigorta sözleşmelerinde sigorta ettiren ile sigortalı ayrı kimselerdir. Sigorta ettiren, sözleşmeyi yapan kimse olduğu halde, sigortalı, şey üzerindeki menfaati sigortayla güvence altına alınan kimsedir. Sigorta ettiren, sigorta sözleşmesinden doğan bütün mükellefiyetleri yerine getirmek durumundadır. Buna karşılık sigorta tazminatını talep hakkı sigortalıya aittir.

Sigorta Menfaati
T.T.K.’nın 1269. maddesinde, “Bir malı muayyen rizikolara karşı temin etmekte para ile ölçülebilecek bir menfaati olan malik . . . . , bu menfaati
sigorta ettirebilirler.” hükmü koyulmuştur. Bu hükme göre, yasa menfaat ilkesini benimsemiş ve mal üzerinde herhangi bir menfaati olan kişinin bu menfaatini sigorta ettirilebileceği kuralını koymuştur. Bundan dolayı sigorta edilen şey, mal değil malın üzerindeki menfaattir.
Gerçekten mal yerine, para ile ölçülebilir menfaat kavramının seçilmiş olması suretiyle
sigorta hukukunun gereklerine daha iyi biçimde cevap verilmiştir:
Evvela, ekonomik değer taşıyan hakların da sigortalanması sağlanmıştır. Yangın rizikosuna karşı sigortalanmış bulunan bir binanın yanması sonucunda, malikin maruz kaldığı zarar, sadece o binanın değerinden ibaret değildir. Malik, yangın dolayısıyla kira alacağından da mahrum kalmıştır. Mal yerine, para ile ölçülebilir menfaat kavramının seçilmiş olması sonucunda, bu gibi haklarında sigortayla güvence altına alınması imkanı olduğu teyit edilmiştir.
Keza, mesuliyet sigortalarının mahiyetini de,
sigorta sözleşmesinin konusunu para ile ölçülebilir menfaat saymak suretiyle açıklayabiliriz. Sigorta ettirenin III. şahsa verdiği zarar dolayısıyla ödeyeceği tazminat sonucunda, mal varlığında da bir eksilme meydana gelecektir. Mesuliyet sigortasıyla, sigorta ettirenin mal varlığında meydana gelmesi muhtemel bu eksilme güvence altına alınmıştır. Sigorta ettiren, mal varlığında meydana gelen bu eksilmeyi gidermek amacıyla sigortacıya başvuracaktır. Bu durumda da sigorta ile teminat altına alınan husus mal değildir. Sigortacı, sigorta ettirenin mal varlığında meydana gelmesi muhtemel eksilmeyi sigortalamaktadır.
Sonra bir malın aynı zamanda, aynı tehlikelere karşı birden fazla
sigorta sözleşmesi ile güvence altına alınması imkanı doğmuştur. Esas itibari ile, bir kimse aynı menfaati, aynı zaman içinde, aynı rizikolara karşı birden fazla sigorta sözleşmesi ile güvence altına almaz. Sigorta konusunu, mal telaki edecek olursak, o mal üzerinde mevcut çeşitli menfaatlerin aynı zamanda aynı rizikolara karşı sigorta sözleşmesi ile güvence altına alınması imkanı kaldırılmış olur. Halbuki, mal üzerinde çeşitli menfaat sahibi kimseler bulunabilir. Mesela, bir malın malikinin menfaati başka, o mal üzerinde intifa hakkı sahibinin menfaati de başkadır. Keza, kiracının menfaati de başkadır. Böylesine değişik rizikolara karşı sigortalayabilmeleri için mal yerine para ile ölçülebilir menfaat kavramı tercih edilmiştir.

Tehlike (Riziko)
Riziko kavramı bazen –özellikle halk dilinde- , “Kaza” terimi ile ifade edilmektedir.
Sigorta ile ilgili birçok yazında “Riziko” kavramı “dıştan gelen” ve “ani veya beklenmedik” veya “rastlantısal” olaylar olarak tanımlanmaktadır. Bu özellikler riziko kavramının temel niteliğidir ve bunlara sahip olmayan herhangi bir olay riziko olarak kabul edilememektedir. Kanun koyucu, bu nedenle Türk Ticaret Kanunu’nun 1263. maddesinde sigorta sözleşmesinin tanımını yaparken çok dikkatli davranmış ve tehlike deyimini sadece mal sigortalarının tanımı dolayısıyla kullanmıştır. Hayat sigortaları tanımlanırken hadise deyimine yer verilmiştir.
Tehlike olarak nitelendirilen olayın meydana gelmesi meşkuktür. Bununla beraber bazı
sigorta türlerinde ise, tehlike mutlaka meydana gelecektir. Mesela bir evin yangına karşı sigortalanmasında, yangının meydana gelip gelmeyeceği belli değildir. Buna karşılık, ölüm şart edilerek yapılan sigorta sözleşmelerinde tehlikenin gerçekleşmesi muhakkaktır; fakat tehlikenin hangi tarihte meydana geleceği belli değildir. Özellikle hayat sigortalarında tehlike deyiminin bu niteliği her zaman söz konusu olmayabilir. Kanun koyucu bu nedenle hayat sigortalarının tanımında hadiseden söz etmiştir.
Tehlike, genellikle şahsımızı veya mal varlığımızı tehdit eden bir olaydır. Bununla beraber, bazı
sigorta türlerinde, tehlikenin sevindirici bir olay niteliğini de taşıdığı görülür. Mesela, yangına karşı sigortada, tehlikenin meydana gelmesi ile mal varlığımızda bir eksilme olacaktır. Buna karşılık, çeyiz sigortasında, tehlikenin gerçekleşmesi sevindirici bir olay niteliğindedir. Çünkü, belli bir zamanın idrak edilmesi sonucunda, sigortalı evlenmiş ve bu olay sebebi ile de sigortacıdan sigorta bedelini istemek imkanı elde etmiştir. Özellikle hayat sigortalarında tehlike, bazen sevindirici olaydır. Keza bu nedenle kanun koyucu hayat sigortasını tanımlarken tehlike yerine hadiseden söz etmiştir.
Tehlike, kural olarak, ileride meydana gelecek bir olaydır. Mesela, yangın sigortalarında yangın olayı sözleşmenin vücut bulmasından sonra meydana gelecektir. Buna karşılık, bazı hallerde daha önceden gerçekleşmiş bulunan bir riziko sonucunda meydana gelen kazaların da
sigorta ile güvence altına alınması mümkündür. Nitekim, Türk Ticaret Kanunu 1279. maddesinin mefhumu muhalifinden bu sonuca varılmaktadır. Sigorta ettiren sözleşmenin yapıldığı sırada rizikonun gerçekleşmiş olduğunu bilmiyorsa, sigorta sözleşmesi geçerlidir.
Bazı olayların ise tehlike şeklinde nitelendirilmesi mümkün değildir:
Evvela, tabiat kanunlarına göre meydana gelmesi imkan dahilinde olmayan olaylar tehlike niteliğinde sayılmaz.
Sonra,
sigorta ettiren veya sigortalının kasıt veya hilesi sonucu meydana gelmiş olaylar da tehlike niteliğinde değildir (T.T.K. md. 1278, 1378).
Nihayet , tehlikenin ahlaka, adaba aykırı olmaması gerekir: “Sigortadan faydalanan veya
sigorta ettiren kimsenin kanunla yasak edilmiş ve ahlaka adaba aykırı olan fiillerinden doğabilecek zarara karşı sigorta yapılamaz (T.T.K. 1277).” Bu itibarla, para cezalarının sigorta ile teminat altına alınması söz konusu değildir. Bu konu, daha ziyade sigorta menfaatinin meşru olması ile de ilgilidir.
Keza, eşyanın amacına uygun bir şekilde kullanılmasından dolayı meydana gelen eskime de, tehlike değildir. Bu amortisman konusudur. Malın ayıbından meydana gelen bozukluklar da tehlike sayılamaz ve
sigorta konusu yapılamaz.
Aktüeryal hesaplara göre tehlikenin meydana gelmesi ihtimalini saptamak mümkün olmadığı takdirde, sigortacılar,
sigorta sözleşmesi yapmak istemezler. Bunun sonucu olarak, bu tür olayların da tehlike niteliğini taşıması düşünülemez.

Sigorta Bedeli
Sigorta bedeli, sigorta poliçesinde gösterilen ve rizikonun gerçekleşmesi halinde sigorta değerini geçmemek kaydıyla ödenecek azami meblağdır.
T.T.k.’nun 1345. maddesi “
Sigorta olunan menfaatin tam değeri sigorta değeridir. Sigorta bedeli, sigorta değerini aşamaz.” Hükmünü koymuştur. “Sigorta değeri” sigorta edilen menfaatin tam değeri, “Sigorta bedeli” ise sigortacının ödemekle yükümlü olduğu en yüksek tazminat tutarı olarak tanımlanmaktadır.
Mal sigortalarında
sigorta bedeli, her zaman sigorta tazminatına eşit değildir. Çünkü sigorta tazminatı hasarın meydana gelmesi halinde ödenecek olan ve gerçek zarara tekabül eden miktardır. Buna karşılık sigorta bedeli, poliçede sigorta ile teminat altına alınan menfaat değerinin karşılığıdır. Hayat sigortalarında ise, sigorta bedeli ile riziko gerçekleştiğinde ödenecek olan meblağ arasında fark yoktur. Bu nedenle kanun koyucu 1263. madde de mal sigortaları dolayısıyla “tazminat”tan, can sigortaları için ise, “para ödemek”ten söz etmiştir.
Sigorta tazminatı kavramına nakdi ve ayni tazminatlar da dahildir. Nitekim birçok ülkede cam sigortalarında para yerine cam takılmaktadır. Kanun koyucu, hayat sigortası dolayısıyla ödenecek olan sigorta bedelinin para vesair edalar olabileceğini hüküm altına almıştır (T.T.K. md. 1263/1). Mülga Ticaret Kanunu’nda ise hayat sigortalarında ödenecek olan sigorta bedelinin para olması şartı ileri sürülmüştür. Hayat sigortalarında sigorta ettirene, sigortalıya veya lehdara ödenecek olan sigorta bedeli, irat biçiminde de olabilir.
Mal sigortalarında
sigorta tazminatının poliçede gösterilen miktarı aşamayacağı ve bu itibarla ödenecek olan tazminatın meydana gelen zarara tekabül etmesi gerektiği daha önce belirtilmiş bulunuyor. Hayat sigortalarında meydana gelen zararla, ödenecek olan sigorta bedeli arasında eşitlik bulunduğunu da açıklamıştık.
Bu kuralın sonucu olarak hayat sigortası poliçesinde
sigorta bedelinin gösterilmesi mecburi olduğu halde, mal sigortasında sigorta bedeli belirtilmemiş olsa bile, sigorta sözleşmesinin hüküm ifade edeceği fikrini savunanlar vardır. Çünkü, mal sigortalarında tehlikenin meydana gelmesi ile ortaya çıkan zararın miktarını saptamak ve buna göre tazminat ödemek mümkündür.


Prim (
Sigorta ücreti)
Sigorta, karşılıklı taahhütleri havi bir sözleşme niteliğindedir. Bu itibarla tehlikenin gerçekleşmesi halinde ödenecek olan sigorta tazminatını veya bedelini karşılamak üzere sigorta ettirenden prim alınır. Sigorta ettiren, bu primi mevcut sözleşmeye göre ya taksitle ya defaten öder. Sigorta priminin taksitle ödeneceğine ilişkin sözleşme yoksa, toptan ödenmesi gerekir. Türk Ticaret Kanunu’nun 1294. maddesinin 2. fıkrasına göre sigorta ücretinin yalnız para olarak ödenmesi gerekir. Ödeme için senet verilmesi halinde senet bedelinin tahsil edildiği tarihte ödeme yapılmış sayılır (KHK/537 ile değişik metin RG T. 15.7.1994 S. 2199).
Prim, iki kısımdan ibarettir: Safi prim ve
sigorta yükü (şarjman).
Safi prim, nazari olarak,
sigorta ettirene verilecek olan sigorta bedeli veya tazminatının karşılığını teşkil eder. Sigorta yükü ise, sigortacı tarafından yapılan çeşitli giderleri karşılamak üzere safi prime ek olarak sigorta ettirenden alınan paradır. Sigorta ettirenin fiilen ödediği prime de ticari prim denir. Başka bir deyimle ticari prim, safi prim ve yükün toplamıdır.
Safi prim, hayat sigortalarında özellik gösterir. Özellikle, karmaşık hayat sigortalarında safi prim iki kısma ayrılır: Tasarruf primi ve Riziko primi. Tasarruf primi, ileride mutlaka gerçekleşecek olan rizikoyu karşılamak üzere ayrılan ve bileşik faize tabi tutulan meblağdır. Riziko primi ise, safi primin bir kısmı olup, yıl içinde gerçekleşmesi muhtemel rizikoları karşılamak için ayrılır.
Safi primin miktarının saptanmasında çeşitli faktörler dikkate alınır. Bunlar; tehlikenin gerçekleşme ihtimali,
sigorta ile güvence altına alınan menfaatin değeri, sigorta sözleşmesinin süresi, tahsil edilen primlerin nemalandırılması imkanıdır.

3. TEHLİKENİN GERÇEKLEŞME İHTİMALİ
Tehlikenin gerçekleşme imkanı ne kadar fazla ise, o oranda da fazla prim alınır. Tahsil edilecek primin miktarını tayin hususunda aktüerya biliminden yararlanılır. Aktüerler, istatistik ilmine ve “Büyük Adetler Kanunu”na göre yaptıkları hesaplar sonucunda tahsil edilecek prim miktarını saptarlar.
Tehlikenin gerçekleşme ihtimalinin hesaplanması hakkında genel bir fikir verebilmek için yangın sigortasını örnek olarak alalım: Yangın sigortasında tehlike iki gruba ayrılır: Sivil tehlikeler, ticari ve sınai tehlikeler. Sivil tehlikeler grubuna meskenler, diğerine ticari veya sınai kuruluşlara ait mallar girer. Sivil rizikolar içinde sayılan binalar da tam kagir, yarı kagir ve ahşap olmak üzere üç gruba ayrılır. Ev içindeki eşyanın bina ile birlikte yangına karşı sigortalanması da ayrı bir işleme tabi tutulmuştur. 100.000 ev üzerinde yapılan incelemeler, 8 evin yanmış olduğu sonucunu vermiş olsun. Bu durumun dikkate alındığı takdirde, tehlikenin gerçekleşme ihtimali 8/100.000= 0,00008 dir. Ancak rizikonun gerçekleşmesi sonucunda binaların bir kısmı hasara uğrar. İncelemelere göre, binaların 3/4 ünün prim olarak alınması gerekir. Bu da 0,00006 dır. Bu rakama “coefficient” denir. Bu rakam saptanırken, sigortacının toplam primleri nemalandırma imkanları da göz önünde tutulur.

Sigorta Menfaat Değeri: Sigorta menfaat değeri ile “coefficient” i çarpıp, ödenecek safi primi bulmak gerekir. Binanın değeri 100.000 TL ise 100.000*0,00006=60 TL dır. Başka bir deyimle 100.000 TL değerindeki bir mal için 60 TL safi prim ödenecektir.

4.
SİGORTA SÖZLEŞMESİNİN SÜRESİ
Prim miktarını saptarken dikkate alınan faktörlerden biri de sözleşmenin süresidir. Kural olarak, primin hesabında bir yıl esas alınır.
Sigorta sözleşmesi bir yıldan fazla ise ödenecek prim miktarı yıl adedi ile çarpılır. Bu şekilde ödenecek safi prim miktarı yıllara göre artar.
Bazı
sigorta sözleşmeleri ise bir yıldan daha az bir süre için yapılmıştır. Bu tür sigorta sözleşmeleri için de ayrı prim saptanır. Prim miktarı sigorta süresine göre değişir; süre kısaldıkça prim miktarı da düşer. Taşıma rizikoları ise genellikle çok kısa bir zaman için yapılır. Bu tür sigortalarda primin hesabında bir yılı esas olarak almak mümkün değildir.
Dikkat edilecek olan hususlardan biri de, rizikonun gerçekleşme ihtimalinin her yıl aynı şiddette olmamasıdır. Özellikle bir kısım hayat sigortalarında rizikonun gerçekleşme ihtimali bazı yıllarda fazla, bazı yıllarda ise azdır, buna rağmen, tek bir prim saptanır. Başka bir deyimle, rizikonun gerçekleşme ihtimalinin arttığı zamanlarda çok, azaldığı zamanlarda ise az prim tahsil edilmez. Bir hesap sonucunda bulunan ortalama prim uygulanır.
Yük ise, vergiden ibarettir ve idare harcı alınmamaktadır.
Vergiden ibaret olan yükün yanında safi prim içinden
sigorta şirketlerinin idari giderleri, acente ve prodüktörlere verilen komisyonlar karşılanır.

5.
SİGORTA SÖZLEŞMESİNİN KURULUŞU
Sigorta sözleşmesinin kuruluşu ile ilgili olmak üzere bazı önemli konular vardır. Bu konular arasında, sigorta sözleşmesinin tabi olduğu şekil, poliçe ve muvakkat ilmühaber, zeylname ile sigortacının mesuliyeti başlıca yeri tutar.
Sigorta sözleşmesi vucut bulduktan sonra, sigortacı poliçeyi vermek mükellefiyetindedir. Görüldüğü gibi, sigorta sözleşmesi ile poliçe birbirinden ayrı iki belgedir. Bu itibarla sigorta sözleşmesi ile sigorta poliçesini birbiri ile karıştırmamak gerekir.
SİGORTA SÖZLEŞMESİNİN TABİ OLDUĞU ŞEKİL
Sigorta sözleşmesi hiçbir şekle tabi değildir. Sigorta sözleşmesi, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun surette iradelerini beyan etmeleri sonucu vücut bulur. Poliçe, sigorta sözleşmesinden ayrı bir belgedir.
Sigorta sözleşmesinin mevcudiyetini ispat hususunda ortaya çıkan çeşitli tereddütlere Yargıtay kararları ışık tutmuştur.
Türk Ticaret Kanunu’nun Hükümet Gerekçesinden de anlaşılacağı üzere,
sigorta sözleşmesi hiçbir şekle tabi olmadan vücut bulur. Ancak sigorta sözleşmesinin ispatı, sigorta poliçesi ile mümkündür. Bununla beraber sigorta poliçesi tek ispat aracı değildir. Sigorta sözleşmesi, poliçe ibraz edilmediği hallerde defterlerle ispat edilebilir; Ayrıca bu konuda yemin tevcih etmek imkanı da vardır. Keza sigortacının ikrarı da bir delil mahiyetindedir. Görüldüğü gibi, sigorta ilişkisinin tek ispat aracı poliçe değildir. Poliçenin dışında çeşitli imkanlardan yararlanmak suretiyle sigorta ilişkisinin mevcudiyeti ispat edilebilir. Bununla beraber, sigorta priminin veya sigorta bedelinin ispatı hususunda şahit dinlenmesine imkan tanınmamıştır. Yazılı beyyine başlangıcı olan haller dışında şahit dinlenemez. Keza, poliçenin yangın, düşman istilası, yer sarsıntısı vb. gibi fevkalade ve önüne geçilmez durumlar dolayısıyla kaybolması halinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 293. ve 294. maddelerine göre şahit dinlenmesi caizdir. SİGORTA SÖZLEŞMESİ – POLİÇE –
Poliçe,
sigorta akdinin yapılmış olduğunu ve akdin taşıdığı şartları gösteren yazılı bir sözleşmedir, delil niteliğindedir. Yukarıda kayıtlı T.T.K.’nun 1263. maddesindeki esasları taşıması, yani sigortanın tanımına uyması gerekir. Bu esaslara göre sözleşme yani poliçe, sigortalı ile sigortacının karşılıklı yükümlülüklerini gösteren bir anlaşmadır.
T.T.K’nun 1266. maddesine göre bir poliçenin aşağıdaki hususları ihtiva etmesi gerekir:
Sigortacının ve
sigorta ettirenin ve varsa sigortadan faydalanan kimsenin ad ve soyadı veya ticaret unvanı ile ikametgahları
Sigortanın konusu,
Sigortacının üstüne aldığı rizikolarla bunların başlayacağı ve son bulacağı tarih,
Sigorta bedeli,
Primin tutarı (
Sigorta ücreti) ile ödeme zamanı ve yeri,
Sigortacının üstüne aldığı rizikoların belirtilmesi,
Tanzim tarihi,
İlgili bakanlıkça onaylanmış bir genel şart.
7397 Sayılı “
Sigorta Şirketlerinin Murakabesi” Kanunu’nun 28. maddesine göre sigorta sözleşmesi Müsteşarlıkça onaylanan genel şartlara uygun olarak yapılır. Poliçe ile ilgili üç ayrı husus daha var ki onları da ayrı ayrı belirtmek gerekir.

Sırasıyla;
Muvakkat İlmühaber
T.T.K’nun 1265. maddesine göre;
“Sigortacı
sigorta ettirene sigorta mukavelesi gereğince her iki tarafın haiz olduğu hak ve borçları gösteren ve kendi tarafından imza edilen bir sigorta poliçesi veya onun yerine geçmek üzere bir muvakkat sigorta ilmühaberini ekleriyle beraber vermeye mecburdur. Sigortacı istediği takdirde, sigortalı dahi poliçe veya ilmühaberi ve eklerinin bir örneğini imzalayarak sigortacıya vermekle mükelleftir.
Poliçe ve ilmühaberi
sigorta ettirenin talebi üzerine nama, emre yahut hamiline yazılı olarak tanzim olunabilir.”
Muvakkat ilmühaber;
sigorta sözleşmesinin yapılmasından sonra poliçenin sigorta ettirene verilmesi ve primin ödenmesine kadar geçecek süre içindeki tehlikelerin sigortacının sorumluluğunda olduğunu belirtmek amacı ile düzenlenir.

Ek Belge (Zeyilname)
Poliçe ve tecditler üzerinde herhangi bir değişiklik, ilave, iptal gibi durumlar olduğunda düzenlenen belgelerdir. Bu belgeler bazen primli, bazen de primsiz olabilir. Örneğin; adres değişikliği
zeyilnamesi primsizdir. Primli zeyilnameler ise bazen sigortalıdan prim alınmasına, bazen de prim iadesine yol açabilir. Örneğin poliçe konusu malın satışında düzenlenen iptal zeyilnamesi ile sigortalıya prim iadesi yapılır.

Yenileme Belgesi (Tecditname)
Yenileme belgesi, sigortalının,
sigorta süresinin bitiminde sigortasigorta şirketince tek taraflı olarak düzenlenen bir belgedir.
Yıllık poliçeler, sigortalının adı, adresi, rizikonun niteliği, yeri ve
sigorta bedeli bakımından herhangi bir farklılık göstermediği taktirde tecditname ile yenilenir. Ancak, belirtilen şartlarda bir değişiklik olduğu taktirde yeni bir poliçe düzenlenmesi gerekir.
Sigorta Sözleşmesi’nin (poliçe) izahından sonra şimdi de poliçeye baz teşkil eden ve de ondaki bilgilere istinaden poliçe tanzimi gereken, ayrıca poliçeden önce de devreye giren bir önemli belge de “TEKLİFNAME”dir.
O halde, yukarıda izah edilen bilgilerden önce bilinmesi gereken konu teklifname olması gerekir.

TEKLİFNAME

Teklifname, sigortalının doldurarak sigortacıya verdiği ve
sigorta konusu ve poliçe şartları ile ilgili gerekli tüm bilgileri taşıyan bir formdur. Çok özel sigortalar dışında çoğu sigorta türleri bakımından hazır teklifname formları mevcuttur. Her sigorta şirketi branşın ve de rizikoların özelliğini dikkate alarak teklifname hazırlar. Teklifnamelerin imzalı olmaları da çok önemlidir. Teklifnameler genelde sigortalının adını, adresini, sigortanın konusunu, istenen rizikoların ayrı ayrı ismini, sigorta bedelini ve de sigorta süresi ile tanzim tarihini ihtiva etmelidir. “Azami Hüsnüniyet Prensibi”ne göre sigortalının esasla ilgili tüm bilgileri eksiksiz beyan etmek suretiyle sigortacının prim tespitine yardımcı olması gerekmektedir. İşte bütün bu esaslı bilgilerin öncelikle teklifnamede yer alması lazımdır.
Teklifnamenin en önemli kısmı sigortanın konusu ve de istenen rizikolarla ilgilidir. Bunların eksiksiz ve de sağlıklı olması halinde sigortacıda gereken primi rahatlıkla saptayabilmektedir.

Sigortacının Mesuliyeti
Sigortacının mesuliyetinin başlayabilmesi için, primin veya ilk taksitinin ödenmesi gerekir. Bu husus Türk Ticaret Kanununun 1282. maddesinde açıkça hükme bağlanmıştı: “aksi kararlaştırılmış olmadıkça, sigortacı primin ödendiği tarihten itibaren gerçekleşen rizikolardan mesuldür. Sigortanın devam müddeti mukavelede yazılı değilse, tarafların müşterek maksadıyla mahallî teamül vesair haller göz önünde tutularak mahkemece tayin olunur” (bk. T.T.K. md. 1295/3 KHK./537 ek değiştir metin RG. 15.7.1994 S.21991). Türk Ticaret Kanunu’nun 1282. maddesi hükmü sözleşme ile
sigorta ettiren aleyhine değiştirilemez. (TTK. Md. 1264/2). Buna karşılık, sigorta ettiren lehine olarak sözleşmeye konan hükümler geçerlidir. Mesela; sözleşmeye konacak bir hükümle sigortacının mesuliyeti, primin 2. taksidinin ödendiği tarihe götürülemez. Ancak taraflar sigortacının mesuliyetinin sözleşmenin yapılmasıyla birlikte başlayacağını kararlaştırabilirler.
Taşıma rizikolarına karşı
sigorta için daha değişik bir hüküm sevk edilmiştir: “Sigortacının mesuliyeti primin ve ay ilk taksitinin ödendiği tarihten başlar. Şu kadar ki, kara ve denizde mal taşıma işlerine ait sigortalarda sigortacının sorumluluğu akdin yapıldığı andan başlayacağı gibi, sigorta primi de henüz poliçe tanzim edilmemiş olsa bile, o anda muaccel olur”. (T.T.K. md. 1295/3 , 1312); (KHK/537 ile değişik metin RG. 15.7.1994 , S. 21991).
Sigortacı,
sigorta ettirenin veya sigortadan faydalanan kimsenin kastından meydana gelen zararlardan mesul değildir. Aksi kararlaştırılmış olmadıkça sigortacı malın ayıbından doğan zararları da tazmin etmeye mecbur tutulamaz (T.T.K. md 1278). Keza, sigorta sözleşmesinin yapıldığı sırada sigorta ettiren, rizikonun gerçekleşmiş olduğunu biliyorsa, sigortacı mesul değildir: “Mukavelenin yapıldığı sırada sigorta ettiren ve ya sigortadan faydalanan kimse, rizikonun gerçekleşmiş olduğunu yahut sigortacı rizikonun gerçekleşmesi imkanı kalmadığını bilmekte iseler, sigorta mukavelesi hükümsüzdür. Şu kadar ki, birinci halde sigortacı sigorta primin isteyebilir (T.T.K. md.1279)”. Bu madde hilafına yapılan sözleşmeler hükümsüzdür (T.T.K. md.1264/2).

6.
SİGORTA HUKUKUNDA SÖZLEŞME SERBESTİSİ
Kural olarak,
sigorta hukukunda da sözleşme serbestisi ilkesi benimsenmiştir. Bununla beraber, sigorta hukuku alanında ki sözleşme serbestisi ilkesi ile Borçlar Hukuku alanındaki sözleşme serbestisi arasında fark vardır.
Borçlar Kanunu’ndaki hükümlerin büyük çoğunluğu yedek hukuk kuralları niteliğindedir; amir hükümler son derece azdır. Başka bir deyimle, Borçlar Kanunu’nu 19. ve 20. maddelerine aykırı olmamak kaydıyla yapılan sözleşmeler geçerlidir. Bu maddeler dışında istisnai mahiyette bazı amir hükümleri tesadüf edilmektedir.
Buna karşılık, Türk Ticaret Kanunu’nun
Sigorta Kitabındaki yedek hukuk kurallarının miktarı daha sınırlıdır. Sigorta Hukukundaki hükümleri üç grup etrafında toplayabiliriz.
Birinci gruba dahil bulunan hükümlere aykırı olarak yapılmış olan sözleşmelerin tümü batıldır. Türk Ticaret Kanunu’nun 1264. maddesinin 2. fıkrasına bu hükümler gösterilmiştir.
İkinci gruba dahil bulunan maddelere aykırı bir surette yapılmış olan sözleşmeler geçerlidir. Bununla beraber, anılan madde hükmüne aykırı sözleşme hükmü geçersizdir. Bu maddeler de Türk Ticaret Kanunu’nun 1264. maddesinin 3. fıkrasında belirtilmiştir.
Üçüncü gruba dahil olan hükümlere aykırı olarak yapılan sözleşmeler,
sigorta ettiren kimsenin zararına olmamak kaydıyla hüküm ifade eder. Bu itibarla, bu gruba dahil kanun maddeleri, ancak sigorta ettiren lehine olmak kaydıyla değiştirilebilir.
Bu üç grup halinde düzenlenmiş bulunan kanun maddeleri dikkate alındığı takdirde, sözleşme serbestisi ilkesinin
Sigorta Hukuku Kitabı da önemli derecede sınırlandırılmış olduğu görülür.
Bu itibarla
sigorta hukukuna ilişkin bir uyuşmazlığı çözüme kavuşturmadan önce, Türk Ticaret Kanunu’nun 1264. maddesini dikkate alarak, sigorta poliçesinde mevcut hükmün geçerli olup olmadığını saptamak gerekir.

7.
SİGORTA SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ
Sigorta sözleşmesi çeşitli sebeplerle sona erebilir:
Sigorta sözleşmesi, poliçede gösterilen tarihin gelmesi sonucunda sona erer. Sigorta sözleşmesinin sona ereceği tarih, poliçede gösterilmemiş olabilir. Bu taktirde, sigorta sözleşmesinin sona ereceği tarih, tarafların ortak amacı, yerel teamül vesair haller dikkate alınarak mahkemece tayin olunur (T.T.K. md.1282). Sigorta sözleşmesinde gösterilen sürenin geçmesiyle, sigorta sözleşmesi kendiliğinden sona erer; ayrıca feshi ihbar da bulunmaya gerek yoktur. Bununla beraber, sözleşmede feshi ihbar kaydı yer alabilir. Taraflardan biri feshi ihbarda bulunmadığı taktirde, sözleşme kendiliğinden uzamaktadır. Sigorta sözleşmesi 10 yıl için yapılmışsa yeni sözleşme kaç yıl için uzamıştır? Genellikle bu uzamanın bir yıl için olduğu ileri sürülmektedir.
Tarafların anlaşması ile veya taraflardan birinin fesih hakkını kullanmasıyla da
sigorta sözleşmesi sona erer. Özellikle, ihbar mükellefiyetinin kanuna ve sözleşme hükümlerine uygun bir biçimde yerine getirilmemesi (T.T.K. md. 1290-1292), sigorta ettirenin acze düşmesi (T.T.K. md. 1302 – 1331), sigortalı malın sahip değiştirmesi (T.T.K. md. 1303) hallerinde sigortacı, sigorta süresinin sona ermesini beklemeden sözleşmeyi feshedebilir.
Ayrıca primin yarısını ödemek kaydıyla
sigorta sözleşmesinden rücu etmek imkanı da sağlanmıştır. Sigortacının mesuliyeti başlamadan evvel, sigorta ettiren sigortacıya kararlaştırılmış olan primin yarısını ödeyerek sözleşmeden cayabilir (T.T.K. md. 1295/4); (KHK/537 ek değişik metin. RG. 15.7.1997 S.21991). Sigorta sözleşmesi, rizikonun gerçekleşmesi ile veya herhangi bir sebeple sigorta konusu malın telef olmasıyla da sona erer. Sigorta konusu mal, kısmen hasara uğrasa, sigorta sözleşmesi yine devam eder; ancak poliçe genel şartlarına göre taraflara fesih hakkı tanınmıştır.

8. ZAMANAŞIMI
Sigorta sözleşmesinden doğan alacakların, sigorta türü dikkate alınmaksızın, iki yıl da zamanaşımına uğrayacağı Türk Ticaret Kanunu’nu 1268. maddesinde hükme bağlanmıştır: “Sebepsiz yere ödenmiş bulunan primin veya sigorta bedelinin geri alınması alacakları dahil, sigorta mukavelesinden doğan bütün mütalebeler, 2 yılda müruruzamana uğrar”. Bu zamanaşımı süresi, sigorta sözleşmesi gereğince alınan vergi ve resimleri de kapsar. Zamanaşımı sürelerini değiştiren poliçe hükümleri geçerli değildir.
Zamanaşımına ilişkin bu hüküm, umumi hükümler arasında yer aldığı cihetle mal ve can sigortaları uygulanır.
Zamanaşımı ile ilgili bir diğer hüküm de
Sigorta Murakabe Kanunu’nun 19. maddesinde yer almaktadır: “Yaşama ve ölüm şartlı can sigortalarında ödenmesi gereken paralar ödemeyi gerektiren tarihten itibaren 10 yıl içinde hak sahiplei tarafından aranmamış ise, 10. yılı takip eden yılbaşından itibaren 6 ay içerisinde (içinde), tasfiye ve iflas işlemlerinin devamı sırasında hak sahiplerinden müracat etmeyenler olursa sigorta şirketlerinin bunlara ödemek zorunda oldukları paralar, müracatları halinde ödenmek üzere son bilançonun tanziminden önce, - sahiplerinin ad ve kimlikleri ile bilinen adreslerini ve hak kazandıkları para miktarını gösterir şeklinde tanzim olunacak bir cetvel ile – Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı emrine Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına tevdi olunur.
TCMB’na yatırılan bu paralar 2 sene içinde sahipleri tarafından aranmadığı takdirde Devlete intikal eder.”
Görüldüğü gibi bu hüküm, sadece yaşama ve ölüm şartlı can sigortalarına uygulanır. Diğer
sigorta türleri için benzeri bir hüküm yoktur. Bu hüküm muvacehesinde yaşama ve ölüm şartlı can sigortalarında, hak sahipleri kendilerine ödenmesi gereken parayı 10 yıl içinde sigorta şirketinden 10. yılı takip eden yılbaşından itibaren 21 yıl içinde de TCMB’dan da talep edebileceklerdir. Bu suretle T.T.K’nun 1268. maddesinde hükme bağlanan zamanaşımı süreleri bu tür sigortalar açısından daha uzun bir zamana yayılmıştır.
2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesinde de zamanaşımı süresi düzenlenmiştir. Bu hükme göre motorlu araç kazalarından doğan maddi zararın tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde kaza gününden itibaren 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar. Bu madde ihtiyari mali mesuliyet sigortasında da uygulanır (Karayolları Trafik Kanunu md.100) Karayolları Trafik Kanunu’ndaki zamanaşımı hükmü, T.T.K’nın 1268. maddesinden farklıdır. Trafik Kanununda zamanaşımının başlangıç tarihinin açık olarak hükme bağlanmış olmasına rağmen, Türk Ticaret Kanunu’nda bu husus da herhangi bir hüküm yoktur. Gerekçe de Borçlar Kanunu’nun zamanaşımının başlangıcına ilişkin hususlarını uygulanacağı yazılıdır. Başka bir deyimle
sigorta alacağını muacceliyeti tarihinden itibaren zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Muacceliyet tarihi, prim veya sigorta tazminatının istem konusu olmasına göre değişir.
Prim alacağı, belli bir vadeye bağlanmış ise, bu vadeden itibaren zaman aşımına uğrar. Primin vadesi hususunda herhangi bir tarih saptanmamış ise, prim alacağı
sigorta poliçesinin verilmesi karşılığında muaccel olur. Bu itibarla prim alacağı hakkında zaman aşımı, poliçenin verildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Sigorta tazminatının muacceliyet tarihi hususunda mal, mesuliyet, can ve trafik sigortalarına göre değişik hükümler sevkedilmiştir:
Mal sigortalarında
sigorta tazminatı, rizikonun gerçekleştiğinin sigortacıya ihbar borcunun doğduğu anda muaccel olur (T.T.K. md 1299). TTK’nın 1292. maddesine göre ihbar borcu, sigorta ettirenin rizikonun gerçekleştiğini haber aldığı tarihte doğar (aynı esas deniz sigortaları için de geçerlidir.bk. T.T.K. md. 1371,1441,1264/3).
Mesuliyet sigortalarında ihbar süresi ve dolayısıyla tazminat alacağının muacceliyet tarihi, mali mesuliyet sigortasının türüne göre değişmektedir. Üçüncü şahsın sigortalıya dava açması ve mesuliyet sigortası hükümlerine göre sigortacının, sigortalının savunmasına yardım etmesi halinde iki yıllık zamanaşımı süresi sigortalının tebligat üzerine davayı öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Üçüncü kişinin sigortalıya karşı dava açması ve sigortacının savunma görevini yüklenmemesi halinde ise,
sigorta tazminatı, mahkeme kararının kesinleştiğini sigortalının öğrendiği tarihte muaccel olur. Dava olunmaksızın veya sonucu beklemeksizin sigortalının üçüncü şahsa parayı ödemesi halinde sigorta tazminatı, ödeme tarihinde muaccel olur. Zarara maruz kalan kimsenin doğrudan doğruya sigortacıya başvurması halinde iki yıllık zamanaşımının başlangıç tarihi Kanunda öngörülmemiştir.
Can veya kaza sigortalarında, zamanaşımı sürelerinin başlangıcı daha değişik bir hükme bağlanmıştır.
Sigorta bedeli, ihbar süresinin sonunda muaccel olur (1132/son fıkra, 1336/son fıkra). Mal sigortası ile can sigortası arasındaki bu fark, kanun koyucunun zuhulü eseri olsa gerektir.
Sigortacının,
sigorta bedelini ödedikten sonra sigorta ettiren kimse yerine geçerek halefiyet dolayısıyla üçüncü şahıslara karşı açacağı davanın zamanaşımı süresi hakkında kanunda hüküm yoktur. Yargıtay Hukuk Bölümü İçtihadi Birleştirme Genel Kurulu kararına göre, sigorta tazminatını ödeyen sigortacının, zarara sebebiyet veren aleyhine sigorta ettirenin halefi sıfatıyla açacağı davanın zamanaşımı, sigorta ettirenin aynı şahıs aleyhine açabileceği davanın zamanaşımına da aynı tarihte işlemeye başlar (E. No. 1970/2, K. 1972/1 –RG. 20.3.1972, S. 14134);
(Arseven, H.,
Sigorta Hukuku 2.bası İstanbul 1991. sh 192; Ulaş, I.,Uygulamalı Sigorta Hukuku, Ankara 1992, sh. 71.).
teminatından mahrum kalmamaları için
__________________
Herşeyi bilirim mi diyor gençlik? Herşeyi yaparım mı diyor ihtiyarlık?





Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 20:54.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382