Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Günün Ayeti:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulurki esirgenirsiniz.
Hucurat Suresi, 10
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Eğitim Bölümü » Dersler, Ödevler & Tezler » Hukuk Bilgi Bankası » 1924 Anayasasi

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Bu Konuda Ara Görünüm Modları
Eski 12-14-2006, 11:08   #1 (permalink)
Sahip :p
 
Tunaltay kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Konum: Fildişi Kule/Onuncu Köy
Mesaj: 10,989
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı: 13548
Rep Derecesi: Tunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond repute
Tunaltay is offline  
Varsayılan 1924 Anayasasi


T.C.
ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
KAMU YÖNETİMİ ANA BİLİM DALI



DERS
TÜRKİYE’NİN YÖNETİM YAPISI

BOLU
ARALIK-2004

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ………………………………………………………………………………………..…1
1924 ANAYASASININ HAZIRLANIŞI VE KABULÜ………………………………...……2
1924 ANAYASASININ BÖLÜMLERİ……………………………………………………….3
A) GENEL ESASLAR…………………………………………………………………….…3
a) Cumhuriyet İlkesi…………………………………………………………………...…3
b) Devlet Dini………………………………………………………………………….....3
c) Egemenliğin Kullanılışı……………………………………………………………….3
d) Yargı………………………………………………………………………………..…4
B) YASAMA……………………………………………………………………………...…5
C) YÜRÜTME…………………………………………………………………………….…6
a) Yürütme Erki………………………………………………………………………….6
b) T.B.M.M.- Hükümet İlişkileri…………………………………………………...……8
D) YARGI……………………………………………………………………………………9
E) KİŞİ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ…………………………………………………….…9
F) ANAYASANIN ÜSTÜNLÜĞÜ…………………………………………………...……11
1924 ANAYASASININ ÇOĞUNLUK DEMOKRASİSİ ANLAYIŞI ………………...……12
1924 ANAYASASINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER……………………………………13
1924 ANAYASASININ UYGULANMASI…………………………………………….……16
A) TEK PARTİ DÖNEMİ……………………………………………………………….…16
B) ÇOK PARTİLİ DÖNEM……………………………………………………………..…17
1921 ANAYASASI VE 1961 ANAYASASI KARŞILAŞTIRMASI……………..…………19
SONUÇ…………………………………………………………………………………….…22
1924 ANAYASASI METNİ……………………………………………………………….…23
KAYNAKÇA…………………………………………………………………………………32








GİRİŞ

20 Ocak 1921 tarihli Anayasa (Teşkilatı Esasiye Kanunu) olağanüstü devrin, olağanüstü şartları içinde çıkarılmış dinamik bir dönemin anayasası idi. Cumhuriyet ilan olunmuş, Türk devrimi aksiyon evresinden yeniden düzenleme, reformlar evresine yönelmişti.
Cumhuriyetin ilanı ile kurulan yeni Türk Devleti için 1921 Anayasası hükümleri yeterli değildi. Cumhuriyetin ilanından sonra yeni Türk devletine uygulanan kuralları ayrıntıları ile düzenleyecek yeni bir metnin hazırlanması daha açık bir deyimle yeni bir anayasa gerekiyordu.
Böylece yeni meclis, yeni devletin yeni anayasasını yapma tarihsel göreviyle karşı karşıyaydı., Yeni
Türkiye'nin yeni bir Anayasaya ihtiyacı vardı. TBMM'nde çalışmalar ve müzakereler sonunda, 20 Nisan 1924'te 105 maddeden oluşan yeni Anayasa kabul edildi.
20 Nisan 1924'te kabul edilen yeni devletin ikinci Anayasası, Milli Mücadelenin kazanılmasından ve Cumhuriyetin ilanından sonra, demokrasi ilkesine değer veren bir anayasa olarak düzenlendi.
1924 Anayasası, dayandığı ilkeler bakımından, 1789 Fransız İhtilali'nden itibaren gelişen ferdiyetçi ve hürriyetçi hukuki ve siyasi ideolojiyi temsil etmekte ve aynı zamanda siyasi fikir akımlarının tarihi gelişmesinden de faydalanmaktadır. Bu Anayasa hazırlanırken, 1921 tarihli Anayasanın dayandığı temel esaslardan esinlenilmiştir. Milli egemenlik, tek meclis ve kuvvetler birliği ve meclisin üstünlüğü prensipleri, 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu'ndan alınmış ve geliştirilmiştir.











1924 ANAYASASININ HAZIRLANIŞI VE KABULÜ

Anayasa hazırlamak amacıyla kurulan “Kanuni Esasi Encümeni” (Anayasa Komisyonu) çalışmalarına başladı. Bu yeni Anayasanın hazırlanmasında daha çok memleketin o günlerde içinde bulunduğu koşullar göz önünde tutuldu. Kanuni Esasi Encümeni, anayasa tasarısı hazırlaması konusunda bir öneri olmadan, kendiliğinden bir tasarı hazırlayarak Meclis Genel Kuruluna sunmuştur. Girişimin genel kuruldan gelmemesi, Anayasayı hukuken sakatlayıcı bir eksiklik değildir. Zaten o tarihte Anayasa yapımı düzenleyen özel kurallar yoktu. 1921 Anayasası adi yasalar gibi görüşülüp kabul edilmiş, ileriki Anayasa değişiklikleri içinde özel kurallar koymamıştı; yumuşak bir Anayasa idi. 1924 Anayasasının görüşülmesine başlandığında da kabul edilen bir tek usul kuralı olmuştur. Meclis Anayasanın kabulü için toplantı yeter sayısı olan salt çoğunluğun üçte ikisinin kabul oyu vermesini gerekli ve yeterli saymıştır.
Anayasa taslağı hazırlanırken Encümenin yararlandığı kaynaklar arasında 1875 Fransız Anayasası ile 1921 Polonya Anayasası da vardır. Amaç,” kuvvetli bir devlet” düzeni yaratmak diye ifade edilmiştir. Bu kanun hazırlanırken muayyen bir memleket Anayasası veya muayyen bir sistem olduğu gibi alınmış ve taklit edilmiş değildir. Ayrıca sivil ve demokratik koşullarda oluşturulmuş ilk Anayasamızdır.
Yeni Anayasa, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adıyla 20 Nisan 1924’te yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Anayasa, basit, sağlam yapılı, kendi içinde tutarlı ve metin olarak kısa bir Anayasadır.
1924 tarihinde kabul edilen Anayasanın dayandığı esaslar, kendisinden önceki 1921 “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”nun dayandığı temel esasların aşağı yukarı aynıdır. ”Milli egemenlik” esası, “Meclis hükümeti sistemi”,”Tek meclis” esası, “Kuvvetler birliği” ilkesi hep o Anayasadan alınmış esaslardır. Ancak 1921 Anayasası da zaruret icabı noksan bırakılmış hususlar 1924 Anayasasıyla tamamlanmış ve 105 maddeden ibaret bir metin meydana getirilmişti.
1924 ANAYASASININ BÖLÜMLERİ

A)GENEL ESASLAR
1924 Anayasasının belli başlı özelliklerini şöyle sıralayabiliriz.
a) Cumhuriyet İlkesi: Devletin temel niteliğinin Cumhuriyet olduğu anayasanın, “
Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” diyen 1. maddesinde açıklamıştır. Bu anayasa ile, herhangi bir hükümdarlık sülalesinin tanınmayacağı, devletin yasama organı ile devlet başkanının doğrudan veya dolaylı olarak seçimle iş başına geleceği ilkesi benimsenmiştir.
Ayrıca “Cumhuriyet” ile ilgili anayasa hükmü özel koruma altına alınmış, değiştirilemeyeceği, hatta değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği kabul olunmuştur. (md.103/3)

b) Devlet dini: 1924 Anayasasının yapılışı sırasında ortam henüz, “
Türkiye Devletinin
dini İslam’dır” diyen eski maddenin ortadan kaldırılmasına elverişli değildir. Bu ilkenin tekrarlanmış olmasına rağmen, anayasanın kendisi tamamen “laik” bir nitelik taşıyor.
Bu kuralın anayasadan çıkarılması ancak 1928 yılında yapılan anaysa değişikliği ile olabilmiştir.
c) Egemenliğin kullanılışı: 1920’de ortaya çıkan ve 21 anayasası ile perçinlenen “güçler birliği” ve “meclis üstünlüğü” ilkelerinin parlamenter sistemdeki temel mekanizmayla nasıl bir araya getirildiğini görmek için 1924 anayasasının 3, 4, 5, 6 ve 7.maddelerini sıralamak gerekir.
Yürütme erki, yasama erkinden 1921’de olduğundan daha fazla ayrışmış ama kabine sistemlerinde görülen karşı ağırlık ve yetkilerle de tam donatılmamıştır. 3. ve 4.maddeler 1921’deki üstünlük ve özdeşlik ilkelerini yinelemiştir: “Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir” ve “ TBMM Milletin tek ve gerçek temsilcisi olup
millet adına egemenlik hakkını kullanır.” 5. maddede güçler birliği anlayışı yinelenmekle birlikte(“yasama yetkisi ve yürütme erki Büyük Millet Meclisinde bulunur ve toplanır.”); bu, Yürütme’ye ilişkin maddelerle birlikte okunduğunda, ortaya biraz daha farklı bir durum çıkmaktadır. 6, maddeye göre” Meclis, yasama yetkisini kendisi kullanır.”, yani bu yetki devir ya da gasp edilemez.
Meclise yasama yetkisinin dışında başka yetkilerde verilmiştir. Örneğin; mahkemelerden çıkıp kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesi, Meclisin görevleri arasında yer almıştır. Bu görevin, af yetkisine sahip olan meclise verilmesi, kişinin yaşamına son veren önemli bir kararın, ulus egemenliğinin kullanıcısı olan meclisin iznine bağlanması, Anayasanın kişi yaşamına ve ulusal egemenliğe verdiği önem açısından anlamlıdır.
Meclis üstünlüğü ilkesi, Anayasanın başka kurallarında da görülmektedir. Örneğin, yasama organının tek meclisten oluşması, Cumhurbaşkanı seçiminin meclise bırakılması, meclisin dağıtılması yetkisinin meclisin dışında, başka bir organa verilmesi gibi.
1924 Anayasası ile güçler birliği ilkesinin yumuşatılmış bir biçimde sürdürülmekte olduğu görülür. Daha öncede belirtildiği gibi Anayasanın 4. ve 5. maddesinde güçler birliği ilkesinin benimsendiği açıkça görülmektedir. Güçler birliği ilkesinin 1921 Anayasasında olduğu gibi; katı bir biçimde uygulanmadığı, parlamenter sisteme yaklaşan, yumuşak bir uygulamaya gidildiği, yine Anayasanın yürütmeyi düzenleyen maddelerinden anlaşılmaktadır.
Buna göre;
7. maddeye göre,” meclis yürütme yetkisini kendi seçtiği cumhurbaşkanı ve onun atayacağı bir Bakanlar Kurulu ile kullanır. Meclis, hükümeti her zaman denetleyebilir ve düşürebilir.” Buna karşılık, kabine sistemlerinde görülen; yürütmenin yasamayı feshi yetkisi 1924’de yoktur. Seçimlerin yenilenmesine ancak Meclis (salt çoğunlukla) karar verebilir.(Md.25).
Anayasanın yasama ve yürütme kudretini B.M.M.’de toplayıp meclisin yasama yetkisini bizzat, yürütme yetkisini ise cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu eliyle kullanacağını belirtmesi, bir yandan kuvvetler birliği ve meclis hükümeti sistemine bağlı kalındığı, öbür yandansa yasama ve yürütme iktidarın birer fonksiyon olarak ayrıldığı anlamına gelir. Böylece cumhuriyeti ilan eden anayasa değişikliği ile başlamış olan parlamenter sisteme doğru kayış, 1924 Anayasası ile hafızaya alınmış olmaktadır.
c) Yargı: B.M.M.
millet adına egemenlik hakkını kullanması, kuruculuk(anayasa değişikliği), yasama ve yürütme(hükümet eliyle) yetkileri bakımından olup yargı erkini içermez. 8. maddede, yargı hakkı, millet adına usul ve kanuna göre bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır.


B) YASAMA
İkinci bölüm yasama görevine ayrılmıştır. Anayasa, genel esaslar bölümünde yasamadan bir “yetki”, yürütmeden de yine bir “yetki” ya da “kudret” diye söz etmişti. Şimdi ki bölüm başlığında ise yasamayı bir “görev” olarak ele almaktadır.
Yasama organı tek meclisli
TürkiyeBüyükMillet Meclisidir. TBMM, özel yasaya göre seçilen mebuslardan oluşur(md.9) Bu yasa, seçim kanunudur. Anayasada seçimlerle ilgili iki temel konu düzenlemiştir: seçme ve seçilme hakları. 18 yaşını bitiren her erkek Türk mebus seçme(md.10), 30 yaşını bitiren her erkek Türk de mebus seçilme hakkına sahiptir.(md.11)
Yukarıdaki hükümler 1934’te değiştirilip kadınlara da siyasal hakları tanınacaktır.
1921 Anayasası, genel seçimlerinin 2 yılda bir yapılmasını kabul etmişti.(md.5) 1924 Anayasası görüşmelerinde, bu sürenin çok kısa olduğu ve verimli bir yasama dönemi yaşamasına elverişli olmadığı düşünülmekteydi. Komisyon önerisi doğrultusunda hemen herkes bu sürenin dört yıla çıkarılmasının zamanı geldiği kanısındaydı. Sonuçta bu da kabul edildi.
1924 Anayasası seçim sistemi bakımından herhangi bir ilke getirmiyor ve milletvekillerinin “özel kanuna göre
millet tarafından” seçileceğini belirtiyor. Tek partili dönemdeki genel seçimler, iki dereceli olurdu: vatandaşlar önce ikinci seçmenleri seçerler, onlarda milletvekillerinin seçimlerini yaparlardı. 21 Temmuz 1946 genel seçimleriyle tek dereceli seçim sistemi kabul edildi.
Ayrıca, parlamentonun yürütme organı tarafından feshedilebilmesi gibi bir durumda söz konusu değildir. Normal olarak dört yılda bir yapılması gereken genel seçimleri, ancak T.B.M.M.’nin kendi seçimlerini yenileme
kararı almasıyla daha erken yapılabilir. Aynı şekilde,”yeni seçim yapılmasına imkan görülmezse”, TBMM, dört yıllık toplanma dönemini bir yıl uzatabilir. Bununla birlikte, fesih hakkının hukuken var olmasını fazla önemsememek gerekmektedir.Hükümet, genellikle,parlamento’ya hakim olan partinin önderlerinden kurulu olduğu için, onların aldıkları “seçimleri yenileme “ kararı, kolaylıkla, parti grubunun ve sonradan meclisin kararı halline gelebilmektedir.
Anayasa, TBMM ‘nin bizzat yerine getireceği görevleri şöyle sıralar: Kanun koymak, kanunlarda değişiklik yapmak, kanunları yorumlamak, kanunları kaldırmak.Devletlerle sözleşme,antlaşma ve barış yapmak, harp ilan etmek, devletin bütçe ve kesin hesap kanunlarını incelemek ve onamak, para basmak, tekelleri akçalı yüklenme sözleşmelerini ve imtiyazlarını onama ve bozmak genel ve özel af ilan etmek, cezaları hafifletmek ve değiştirmek, kanun soruşturmalarını ve kanun cezalarını ertelemek, mahkemelerden çıkıp kesinleşen ölüm cezası hükümlerini yerine getirmek.
TBMM’nin görev ve yetkileri arasında sayılan iki konu özellik taşımaktadır.Bunlar, ahkam-ı şeriyenin yerine getirilmesini sağlama ve yasaları yorumlama yetkileridir.Ahkam-ı şeriyeni tenfizini sağlama görev ve yetkisi aslında yepyeni bir düzenleme değildir.Kanun-i esasi’de de bu yetki yer almış,ama padişaha tanınmıştı.1921 anayasasında da aynı hüküm vardı.Şu önemli farkla ki,şeriat kurallarının uygulanmasını sağlamak görevi hem ”zamanın ihtiyaçları” uygun kurallarla sınırlanmış,hem de bu görev halife,sultan gibi teokratik-monarşik bir makamdan alınıp TBMM gibi demokrat,k ve temsili bir organa verilmişti.Haklı olarak işaret edildiği gibi bu durum laiklik yolunda atılmış bir adım niteliğindeydi.İşte 1921 anayasası bir önceki anayasadan bu hükmü devralmış bulunmaktadır.Şu var ki hızlı reformlar parkurunda bu hükümde uzun ömürlü olmayacak dört yıl sonraki anayasa değişikliğiyle (1928) kaldırılacaktır. TBMM’ni yetkileri arasında görülen bir başka yenilik kanunları
tefsir (yorumlama) yetkisidir.Komisyon tasarısında yer almayan bu husus anayasa metnine meclis görüşmeleri sırasında eklenmiştir.Bu da bir kez daha, TBMM üyelerinin meclisin hakları ve tarihsel değeri üzerinde gösterdikleri titizliğin kanıtıdır.
Görülüyor ki , bu yetkileri elinde bulunduran TBMM üstün bir organ durumuna getirilmişti.Zaten biraz da bu eğilimin etkisiyle çift meclis sistemi kabul edilmemişti.Yine sırf bu nedenle, Cumhurbaşkanına meclisi yenileme yetkisi tanınmamıştı. Meclisin ulusal egemenlik açısından tek ve gerçek temsilci sayılması, ulusal istencin parlamento çoğunluğuna kaymasına, başka bir değişle iktidar çoğunluğunun kendisini ulusal irade ile bütünleşmesine yol açmıştır.
Kısaca, söylemek gerekirse “parlamentonun üstünlüğü” ilkesi benimsenmiş fakat bunun uygulanışı hiçbir zaman bazı demokratik ülkelerde de özellikle İngiltere’deki uygulamaya benzememiştir.
C) YÜRÜTME
a) Yürütme Erki:1924 anayasasının yürütme erki de TBMM’ye aittir. Ancak yasama yetkisini bizzat kullanan meclis, yürütme yetkisini kendi seçtiği Cumhurbaşkanı
ve onun atayacağı icra vekilleri heyeti (bakanlar kurulu) eliyle kullanır.(Md.7)
Üçüncü bölüm, Cumhurbaşkanının statüsünü düzenleyen maddelerle başlamaktadır.
-Cumhurbaşkanı dört yıl için seçilirdi, seçim süresi meclisin seçim müddetinin aynı idi.Yeniden seçilmek mümkündür.(Md.31)
-Yürütme görevini Cumhurbaşkanı temsil ederdi.Fakat yürütme yetkilerinin kullanılması ona bırakılmıştı.
-Cumhurbaşkanı meclis tartışmalarına katılmaz ve oy vermezdi.Gerekli gördüğü zaman ve özel merasimlerde meclislere başkanlık edebilirdi.Devletin başı sıfatıyla içerde ve dış ilişkilerde devleti o temsil ederdi.
-Meclis tarafından gönderilen kanunları on gün içinde bir daha görüşülmek üzere geri gönderme yetkisi vardı fakat 1924 anayasası yürürlükte bulunduğu süre içerisinde hiçbir cumhurbaşkanı yetkisini kullanmamıştır.
Cumhurbaşkanının meclisçe seçilmesi, görev süresinin meclisin görev süresi kadar olması cumhurbaşkanı ile meclisin dolaylı da olsa bir ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir.1924 anayasası döneminin tek partili rejiminde ilk iki cumhurbaşkanını güçlü kişilikleri politik önderliği elinde bulundurmaları meclisle cumhurbaşkanını karşı karşıya getirmemiştir.
Cumhurbaşkanı siyasal bakımdan sorumsuz olup yetkilerini ancak başbakan ve ilgili bakanın katılımıyla (imza) kullanabilir(Md.39). Bu karardan doğan sorumluluk başbakan ve ilgili bakana aittir(Md.41). Cumhurbaşkanının sorumluluğu;vatan hainliği ve şahsi kusurundan doğar.
Sonuçta cumhurbaşkanı parlamenter sistem devlet başkanından farksız konumdadır.1924 anayasasının cumhurbaşkanı,1921 anayasası sisteminde fiilen devlet başkanlığı yapan, meclis başkanlığının yanı sıra İcra Vekilleri Heyeti’nin de doğal başkanı olan, meclis adına imza koymaya ve vekiller heyeti kararlarını onaylamaya yetkili sayılan kişiden daha güçlü değil daha zayıf ve etkisiz bir konumdadır.
Türkiye’nin birinci ve ikinci cumhurbaşkanlarının siyasal hayattaki güçlü ve “şef “ kimlikleri, 1924 anayasasından değil, siyasal hayatın ve dönemin özelliklerinden (kurtuluş savaşı mirası, karizma, tek parti, ordu desteği vb.)doğmuştur. Hükümet, 1924 sisteminde yürütme işlerini yüklenmiş olan asıl kanattır.
Yürütme organı içindeki sorumlu kısmın yani bakanlar kurulunun meydana gelişi ve durumu 44.,45.,46. maddelerde açıklanmıştır.
1924 Anayasasında hükümetin kuruluş biçimi farklıdır. 1921 anayasasının ilk biçiminde bakanlar tek tek meclis tarafından seçilmekteydi. 1923 yılı değişikliğine göre ise, seçilen başbakan ve bakanlar meclisin onayına sunulmaktaydı. 1924 Anayasasında ise, meclisin bakanları onaması şartı kaldırılmış, sadece güven için meclise sunulma ilkesi getirilmiştir. Dolayısıyla artık, bakanlık ve başbakanlık sıfatı meclis onayı ile değil, cumhurbaşkanı onama anında kazanacaktır.1924 Anayasası hükümetin kollektif sorumluluk ilkesini açıkça kabul etmiştir.
1921’de olduğu gibi, 1924’de de başbakan ve bakanlar meclis içinden seçilirler.(md.44) –ki bu gelenek 1961 ve 82 de bozulacaktır.- Bakanlar Kurulu, 1921’den farklı olarak hükümetin genel politikasından birlikte sorumludurlar (md.46).
Görülüyor ki, yasama ve yürütme kuvvetlerinin birliği noktasından yola çıkmış olan anayasa, bakanlar kurulunun(İcra Vekilleri Heyeti) kurulmasını meclise ait bir yetki olmaktan çıkarıp Cumhurbaşkanı ve başvekile ait bir yetki haline getirmekle, 1923’den beri netleşen parlamenter sisteme kayış çizgisini sürdürmüştür.
b) TBMM-Hükümet İlişkileri: 1924 Anayasası kuvvetler birliğini sürdürmüş olmasına rağmen yasama ve yürütme işlerinde organik ve fonksiyonel ayrılıklara da yer vermiştir. Yürütme işleri Cumhurbaşkanı ile başbakan aracılığı ile dayanışmalı bir bütün oluşturan Bakanlar Kurulu tarafından yürütülmektedir. Vekiller, tek tek ve heyet olarak TBMM karşısında sorumludur. Meclis artık bakanlara yol gösterme yetkisine de sahip değildir. 1921 anayasasındaki bu hüküm (md.8) yeni anayasada yer almamaktadır.
TBMM ile hükümet arasında birbirleri üzerindeki karşılıklı etkileme araçları ise:
TBMM hükümet üzerinde çok güçlü etkileme olanaklarına sahiptir. Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar hep meclis üyeleri arasından seçilmekte olup kökenleri bakımından meclise bağlı ve onun siyasal etkisi altındadırlar. İkincisi, 1921 metinlerinden farklı ve II:Meşrutiyet’tekine benzer bire durum olarak hükümet kurulduktan sonra programına meclise sunmak ve güven oyu almak zorundadır. Ayrıca meclis hükümet üzerindeki denetimini her an ve değişik yollardan sağlayabilir: Gensoru, meclis soruşturması, meclis araştırması. Nihayet meclis siyasal sorumluluk ilkesi gereği hükümeti denetleyip düşürmeye karar verebilir.
Kanun-i Esasi yürütmelerinin (1876-1909) sahip olduğu fesih, veto, muvakkat, kanun gibi güçlü silah ve olanaklar ise 1924 anayasasında tanınmamıştır.
Bu açıklamalar, 1924 anayasasının meclis hükümeti ile parlamenter rejim arasında bir karma sistemi getirdiği anlamına gelir.
D) YARGI
Anayasanın 4. bölümü, yargı kuvvetine ayrılmıştır. 1921 anayasasından farklı olarak 1924 anayasasında, kısa da olsa yargı ve haklar bölümü vardır. “yargı erki” bölümünün önemli maddelerinde çeşitli ilkeler sayılmıştır: yargıç bağımsızlığı (54), yargıç güvencesi (55), yargılamanın açıklığı (58), savunma hakkı(59) ndan bahsedilir.61 ve
67 arasındaki maddeleri ise yüce divanla ilgilidir.
Meclis hükümeti sistemini benimseyen 1921 anayasasında anayasal denetim ile ilgili bir hüküm bulunmamaktadır. 1924 anayasasında da, anayasa yargısı ile ilgili açık bir kural bulunmamakla beraber 8. maddede “yargı hakkının,
millet adına usulü ve kanunu dairesinde bağımsız mahkemelerce kullanılır” denmektedir.
Yasaların anayasaya uygunluğunun denetlenmesi için benimsenen yol TBMM’nin kendi kendini denetlemesi, yani yasaların Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na uygun düşüp düşmeyecekleri konusunda, bunlar tasarı aşamasındayken bir siyasal denetim yapmasıdır. İdari işlerin yargısal denetimi ise Şuray-ı Devlet tarafından yapılmaktadır(md.51). Ancak, yasaların uygulanışını göstermek için çıkarılan nizamnameler(tüzükler) bundan ayrıdır. Bunların yasalara aykırılığı ileri sürüldükçe bunların çözüm yeri yargı mercii değil TBMM’dir (md.52). İdari yargı hesabına anayasada görülen bir başka zayıflık da, bir yargı yeri olan Devlet Şurasının yargı kuvveti bölümünde değil, yürütme işleri başlığı altında düzenlenmiş olmasıdır. Gerek anayasa yargısını kabul etmeyişi gerek idare mahkemesine yargı başlığı altında değil de yürütme görevi başlığı altında yer vermesi, gerekse olağanüstü mahkemeler açık kapı bırakması, yeni rejimin ideolojik ve politik amaçları ile yakından ilgilidir. Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı sıfatıyla 1 Mart 1924 tarihinden itibaren yargıyı tutuculuğa karşı ve reformların destekçisi bir güç olarak görmeyi istediğini açıklamaya başlamıştı.Yargı, yeni rejimin ve inkılapların bekçisi olmalıydı. İnkılapçı rejimin, yasama ve yürütme işlem ve eylemleri üzerinde etkili bir yargı denetimini istemediği açıkça görülmektedir.
E)KİŞİ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ
1921 Anayasası kişi hak ve özgürlüklerini düzenlememişti. 1924 anayasası 5. bölümde “Türklerin hukuki hakları” başlığı ile yer almıştır.
Anayasa temel hak ve özgürlüklere sıralamakla ve kısa açıklamada bulunmakla yetinmiş temel hakların korunması konusunda gerçek hukuki güvenceler ortaya koymamıştır. Bu hak ve özgürlükler, Fransız Devrimi’nden beri süregelmekte olan “tabi hak” anayasa anlayışına göre düzenlenmiştir. Anayasasının 68. md.sine göre “Her Türk hür doğar hür yaşar. Hürriyet, başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmektir. Tabi haklardan olan hürriyetin herkes için sınırı, başkalarının hürriyeti sınırıdır. Bu sınırı ancak kanun çizer.”
Görüldüğü gibi maddede, özgürlüklerin sınırı olarak devlet, kamu ya da toplum çıkarları gibi kavramlara yollamam yoktur. Tasarının sosyal dayanışma gereği (doğal afetler) bir takım yükümlülükler getirilebileceği yolundaki önerisi bile, genel kurulda tasvip görmeyip reddolunmuştur. Bütün bu tavırlar, Fransız devrim etkisini taşıyan seçkinlerin liberal ve bireyci eylemlerini yansıtır. Gerçekten de 68. md. 1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin 4. md.sinden alınmıştır. 1961 özellikle 1982 anayasasında özgürlüklerin sınırlanmasına getirilen kavram bolluğu (kamu yararı, kamu düzeni, milli güvenlik, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, genel ahlak, vb.) hesaba katılırsa, 1924 anayasasının kla**** liberal ve bireyci felsefesi daha iyi anlaşılır.
Anayasa, klasik- bireysel hak özgürlüklerin hemen hepsine yer vermiştir. Yasa önünde eşitlik ilkesi ve hakkı ile her türlü ayrıcalığın yasaklanması (md.69) en başta gelmektedir. Kişi dokunulmazlığı, vicdan, düşünce, söz, yayın, seyahat, sözleşme, çalışma, mülk edinme, malını kullanma, toplantı denek ve ortaklık kurma hak ve özgürlüklerini Türklerin tabi haklarından olduğu belirtilmiştir(md.70)
Anayasanın bireylere tanıdığı yargısal güvence hakları 58.,59.,60. ve 83. md.lerde açıklanmıştır.
Siyasal ve kamusal katılma hakları 10.,11,82.,92.md.lerde belirtilmektedir.
Ekonomik konularda anayasanın bireysel mülkiyet ve girişimi koruyucu özellikleri açıktır. 1924 anayasasının devleti, müdahaleci ve sınırlayıcı değildir.
Sosyal haklar konusu da hemen hemen hiç ele alınmamıştır. Devletin sosyal ödevlerine yer verilmemiştir. Sendika, grev ve toplu pazarlık, toplu sözleşme gibi kollektif emekçi hakları tanınmamıştır. Sosyal güvenlik, iş hakkı, sağlık ve konut hakkı gibi alanlarda da devlete düşen ödevlerden söz edilmemiştir. Bunun tek istisnası, parasız ilköğretim hakkı ve zorunluluğudur (md.87). Kısacası anayasanın devlet felsefesi sosyal değil liberaldir. Anayasa olağanüstü yönetim usulü olarak örfi idaren düzeninin esaslarını koymaktadır. Savaş, savaşı gerektirecek bir durum, ayaklanma ya da vatana ve cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemci kalkışmaların doğduğuna ilişkin kesin belirtiler ortaya çıktığında bakanlar kurulu, süresi bir ayı aşmamak üzere sıkı yönetim ilan edilebilir. Durum hemen meclisin onayına sunulur. Meclis sıkı yönetim süresini uzatabilir ya da kısaltabilir. Sıkı yönetim, kişi ve konut dokunulmazlıklarının, basın, gönderişme, dernek ve şirket kurma özgürlüklerinin geçici olarak kayıtlanması ya da durdurulması sonucunu doğurur (md.86). Bu düzenlemede dikkati çeken bir özellik, sıkı yönetim durumunda kayıtlanabilecek ya da askıya alınabilecek hak ve özgürlüklerin anayasada sayılıp gösterilmesi yani sınırlandırılmasıdır. 1961 ve 82 anayasalarında ise bu tür sınırlamalar yer almayacaktır.
F) ANAYASANIN ÜSTÜNLÜĞÜ
1924 anayasasının altıncı bölümünde ise türlü maddeler vardır. Bunlardan önemli hükümler idari bölünüm ve yerel yönetimle ilgili anayasal düzenin kaynakları ile anayasanın üstünlüğü ve katılığıdır.
İdari bölünüm ve yerel yönetim ile ilgili hükümler çok kısaltılarak “çeşitli hükümler” e atılmış ve 1921 den farklı olarak vilayet işlerinin “yetki genişliği ve görev ayrımı” esaslarına göre yürütüleceği söylenmiştir. Bu yaklaşım 1961 ve1982 de de sürdürülecektir.
Görüldüğü üzere 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu da, merkeziyet yada ademi-merkeziyet terimlerini kullanmamış,”tevsii mezuniyet ve tefriki vezaif” demiş; fakat, açık, belirgin bir şekilde 1921 anayasasının ademi-merkeziyetçi düzenini terketmiştir. Belki, “umumi müfettişlikler” in anayasa metninde yer almamış olmasına bakarak, aksine bir sorun çıkarmanın mümkün olduğu ileri sürülebilir. Ancak, 1924 Teşkilat-ı esasiye Kanunu, Kanunu Esasi’den de farklı olarak kanun koyucuyu daha serbest bırakan, oldukça genel düzeyde bir sınırlama yapmakla yetinmiştir. Muhtemeldir ki, bunda, TBMM’nin milli iradeyi temsil, hatta bizatihi milli irade olma anlayışı etkili olmuştur.
Anayasanın üstünlüğü ilkesi şu hükümlerde ifadesini bulur: Anayasanın hiçbir maddesi hiçbir sebep ve bahaneyle savsanamaz ve içlerlikten alıkonamaz. Hiçbir kanun anayasaya aykırı olamaz(md.103). Ne var ki yasaların anayasaya aykırı olamayacağının ilanı, pratik bir sonuç doğurmaya yeterli değildir. Çünkü bunun yargısal yaptırımı yoktur.
Anayasanın katılığı ilkesi yumuşak bir anayasa olan 21 anayasasından sonra 1924 anayasası ile yeniden benimsenmiştir.
1924 Anayasası sert bir anayasaydı. Bu anayasasnın 102. md.sine göre anayasa değişiklik teklifinin meclis üye tam sayısının en az üçte biri tarafından imzalanması şarttı. Değişiklik tekliflerinin kabulü de üye tam sayısının en az üçte ikisinin oyuyla mümkündü. Gene, bugünkü anayasamızda olduğu gibi bu anayasanın devlet şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki 1. md.de değişiklik ve başkalama yapılması hiçbir türlü teklif edilemezdi. Ancak anayasanın sertliği gerçek bir müeyyideye kavuşmamış, adi kanunlarla anayasaya aykırı hükümler kabul etmek, yani dolaylı yönden anayasayı değiştirmek mümkün olmuştur.

1924 ANAYASASININ ÇOĞUNLUKÇU DEMOKRASİ ANLAYIŞI

1924 anayasası demokratik felsefeye bağlıdır ve özünü de ulusal egemenlik ilkesi oluşturmaktadır. 24 anayasasında egemenlik kayıtsız şartsız milletindir: Türk milletini TBMM temsil eder ve
millet adına egemenliği kullanır(md.3,4) diyerek çoğunlukçu demokrasi anlayışına uygun bir demokrasi anlayışı getirmiştir. Zira egemenlik zaten tanımı gereği olarak mutlak ve sınırsız bir buyurma gücü olduğuna ve bu egemenliği sadece TBMM kullandığına göre meclisin yetkileri sınırsızdır. Meclis iradesi uygulamada çoğunluğun iradesi olarak belirdiğine göre, mecliste çoğunluğu elinde bulunduran parti veya grup dilediğini yapabilecektir. Ayrıca 24 anayasası kamu hürriyetlerinin sınırlarının çizilmesi konusunda meclise ayrıntılı direktifler vermeden çoğunluğun keyfi iradesine bırakmak suretiyle çoğunluk yönetim ilkesini daha da geliştirmiş ve azınlık haklarının büsbütün güvencesiz hale getirmiştir.
Yukarıdaki hükümlerden anlaşılacağı üzere 1924 anayasası çoğulcu değil, çoğunlukçu bir anayasa idi. Bu anlayış temelde Rousseau’nun genel irade görüşünden kaynaklanmaktadır. Çoğulcu demokrasi anlayışında, siyasal iktidar çeşitli merkezler arasında bölüşülür, paylaşılır ve dengelenir. Bu anayasa, çok partili yaşamın aksamadan işlemesini sağlayacak hukuki güvencelerden yoksundu. Bu eksiklikler özellikle, 1954-60 döneminde ortaya çıkmış ve 27 Mayıs askeri müdahalesine ortam hazırlamıştır.
24 Anayasasının çoğunlukçu demokrasi anlayışını benimseme nedenlerine gelince;
-Bilindiği üzere Türk kamu ve siyasal hayatı
büyük ölçüde Fransa’dan etkilenmiştir. Yukarıda belirttiğimiz gibi çoğunlukçu demokrasi anlayışı, temelini Rouseau’nun temel irade görüşünden alır. Fransa’nın bu etkisinin yanı sıra Fransa’da kanunların anayasaya uygunluğunun denetimi hiçbir zaman kabul edilmiş değildir.
-24 Anayasası Milli Mücadele döneminin bir ürünüdür. Bu ideolojiye uygun olarak milletin hakları ancak temsilcileri kanalı ile belirlenebilir.Söz konusu hakların padişah tarafından zedelenebileceği kabul edilmeyerek, bir koruma getirilmemiştir.
-24 Anayasası yapılırken Atatürk ve arkadaşlarının devrim programlarının gerçekleşmesi için, çoğunlukçu demokrasi anlayışı daha elverişliydi.

1924 ANAYASASINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

1924 Anayasası, zorunlu saydığı imza ve oy oranı bakımından,görünüşte değiştirilmesi güç bir anayasadır. Ama uygulamada oldukça sık değişmiş ve bu değişikliklerin hepside usulüne göre yapılmıştır. Bunun izahı, sözü edilen değişikliklerin hemen hemen hepsinin tek parti döneminde yapılmış olmasıdır. 1924 ile 1960 arasında yapılan yedi anayasa değişikliğinin altısı tek parti döneminde gerçekleştirilmiştir, çok parti döneminde yapılan yedincisi ise daha önce yapılan bir değişikliğin iptalinden ibaret kalmıştır.
1924 Anayasasında yürürlükte kaldığı süre içerisinde yapılan değişiklikler şöyledir:
1. Değişiklik: Cumhuriyetin ilanından sonra Devlet teşkilat ve kuruluşlarını laikleştirmek yolunda bir çok hamleler yapılmış, Şer-i’ye mahkemeleri kaldırılmış, Evkaf ve Şer-i’ye Bakanlıkları lağvedilmiş ve 1926 yılında medeni kanun kabul edilmiştir.
İşte 1924 Anayasasında yapılan ilk değişiklik 10 Nisan 1928’dedir. Bu değişiklikle Anayasada yer alan laikliğe aykırı maddeler düzeltilmiştir. Anayasanın 2. maddesinde yer alan “
Türkiye Devleti’nin dini, İslam’dır.” İbaresi bu değişiklikle kaldırılmıştır.Ayrıca, milletvekillerinin yemin, şeklini düzenleyen 16. madde ile Cumhurbaşkanının yeminini tespit eden 38. madde değiştirilerek “vallahi” yerine “namusum üzerine söz veririm” ifadesi konulmuştur. Nihayet, T.B.M.M.’nin görevlerini sayan 26. madde değiştirilerek, bu görevler açısından, şeriat kurallarının uygulanması görevi çıkarılmıştır.
2. Değişiklik: 10 Aralık 1931’de yapılan ikinci değişiklik, birincisi gibi temel bir konuya dokunmamaktadır. Bununla, bütçe tasarısının meclise sunulma tarihi değiştirilmekte, bütçenin artık Kasım ayının başında değil, mali yılbaşından en az üç ay önce meclise getirileceği kararlaştırılmaktadır. Bu küçük değişikliğin kapsamı, bir tek maddeyle-95. madde ile- sınırlı kalmıştır.
3.Değişiklik: Buna karşılık, 5 Aralık 1934’te yapılan üçüncü değişiklik, rejimin niteliği bakımından
büyük önem taşımaktadır. Bununla, Türk Kadınlarına, ilk defa olarak, seçme (md.10) ve seçilme (md.11) hakları verilmiştir. Ancak şu da var ki, bu ilerici hamle geriye doğru hamle atılmasına da vesile olmuştur. Gerçektende seçilme yaşının otuz olarak kalmasına karşılık, seçmen yaşı on sekizden yirmi ikiye çıkarılmıştır. Görünüşe göre kadınların ancak bu yaşta siyasi olgunluğa erişebilecekleri düşünülmüş, yeni konan eşitlik kuralını bozmamak endişesiyle de erkeklerin seçmen yaşı yükseltilmiştir.
4. Değişiklik: 1924 Anayasasının en çok değiştirildiği yıl 1937 yılıdır. Bu yılın başında 5 Şubat 1937’de yapılan dördüncü değişiklik, sekiz maddeyi- 2, 44, 47, 49,50, 61, 74 ve 75. maddeleri hedef almıştır.
2. maddeye “
Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır.” Şeklinde bir ilk cümle konmuştur. Devletin temel niteliklerini sayan bu sıfatlar, Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasal ideolojisini özetleyen “Altı Ok” tur. Başka bir değişle, “parti” ve “devlet” özdeşleştirilmiştir. 1920-24 Meclisinden 1923-27 Meclisine geçilirken yapılan tasfiyelerle siyasal iktidarını güçlendiren Cumhuriyet Halk Partisi, Üçüncü meclisten itibaren (1927-31) artık tam bir tekelci parti haline gelmiştir. T.B.M.M., “ ellerin orman gibi yaktığı” bir CHP parlamento grubu haline gelmiş; mecliste muhalefetin varlığından söz edebilecek son meclistir. Bu süreç içinde, 1931 ve özellikle 1935 kurultaylarında siyasal ideolojisini, iki Dünya Savaşı arasının Avrupa totaliter ideoloji ve rejimlerinin etkisi altında iyice netleştiren CHP, bu ideolojinin temel ilke ve sloganını 1937’de Anayasaya sokmuştur. “6 Ok”un anayasaya konulmasının ardında yatan yaklaşımı en özlü biçimde göstermesi bakımından 1935 CHP Tüzüğü ile ilgili 95. maddesi:”Parti, kendi bağrından doğan hükümet organı ile kendi örgütünü birbirini tamlayan bir birlik tanır.”
Bundan başka yapılan değişiklikler içinde beş tanesinin-44, 47, 49, 49, 50, ve 61. maddeleri kapsayan değişikliklerin- ortak bir hedefi vardır: Bakanlıkların yanında siyasi müsteşarlıklar kurmak,Anayasada, bakanlardan söz edilen hemen her yerde “siyasi müsteşar” ibaresi eklenmiştir. 74. madde ile de Çifçiyi Topraklandırma ve Kamulaştırmayla ilgili hükümler anayasaya sokulmuştur. Ayrıca 75. maddedeki “tarikat” sözcüğü maddeden çıkartılmıştır. Böylece, din ile mezhebin yanı sıra, kınanmadan- “muaheze edilmeden”- bir de tarikate mensup olmak anayasal bir hak olmaktan çıkmıştır.
5. Değişiklik: 1937 yılında yeralan ikinci değişikliğin tarihi 29 Kasımdır. Bununla 1924 Anayasası beşinci defa değiştirilmiş oluyordu. Bu değişikliğin başlıca özelliği, Şubat ayında yapılan değişikliklerden bir kısmını, siyasi müsteşarlarla ilgili olanları iptal etmesidir. Bu şekilde Şubat ayında değiştirilmiş olan 44, 47, 49, 50 ve 61. maddeler eski hallerine döndüler. Buna karşılık, şubata değiştirilmemiş olan bir madde, 48. madde, kasımda değiştirildi. Ama bu değişiklik son derece önemsizdir. Bununla bakanlıkların sayısının kanunla belirlenmesini emreden anayasa hükmü kaldırılmış ve onun yerine, bakanlıkların kuruluş tarzlarının özel kanunla belirleneceği hükmü getirilmiştir.
6. Değişiklik: 10 ocak 1945’te, 1924 Anayasası altıncı defa değiştirilmiştir. Bu anayasa ile, 1924 Anayasasının dili baştan aşağı Türkçeleştirilmiştir, “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” “Anayasa” adını almıştır.* Bu değişiklik, hukuken ilginç bir durum yaratmıştır: Anayasa hem bütünüyle değiştirilmiş, hem de hukuki muhtevası hiç değiştirilmemiştir. Bilindiği gibi, işin sırrı, değişikliğin sadece dilde kalmış olması, aslında bir çeviriden başka bir şey olmamasıdır.
7. Değişiklik: Çok partili dönemin 1924 Anayasasında gerçekleştirdiği tek değişiklik 24 Aralık 1952 tarihlidir. Bu anayasada yapılmış yedinci ve son değişikliktir. Bununla, tıpkı Kasım 1937’de olduğu gibi, daha önce yapılmış bir değişiklik iptal edilmiş, eski hale dönüşmüştür. 10 Ocak 1945’e kadar Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adını taşıyan 1924 Anayasasının dili, o tarihte baştan aşağı Türkçeleştirilmişti. Ancak, 24 Aralık 1952 tarihli bir başka değişiklikle iktidardaki Demokrat Parti ile muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisinin dil devrimi konusundaki farklı görüşlerin bir sonucu olarak yine eski dile dönüldü. Böylece “ Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”, “ahkam-ı umumiye”, “hakkı hakimiyet-i istimal””, “müstakil mehakim”, “kanun-u mahsusuna tevfikan”, “Erkan-ı harbiyeyi Umumiye Riyaseti” gibi terim ve tamlamalar yeniden anayasa diline girmiş oluyordu. Aslında, günlük uygulamada ya da yazı dilinde aynı terimlerin ve tamlamaların kullanılması gerekmezdi; Anayasa pekala, içindeki hukuk kurallarının sözüyle değil, özüyle uygulanması gereken bir tarih belgesi olarak, eski dildeki biçimiyle saklı tutulabilir. Ve buna karşılık, kullanılan Anayasa terimleri, uygulama sırasında, bilimsel titizlikle yenileştirilebilirdi. Gerçekten, 1945’teki Türkçeleştirme sırasında, “mebus” kelimesinin “ milletvekili” sözüyle karşılanması gibi, aslında “temsil” ve vekalet” kuramlarına ilişkin derin tartışmalara yol açabilecek bazı anlam kaymaları yapılmış, bazı terimler eksik yada değişik biçimde türkçeleştirilmişti. Yenileşmeyi bilimsel titizlikle, zaman içine yayarak yapmak belki daha doğru olabilirdi. Fakat, hukuk çevreleri genellikle böyle bir yaratıcılık gösteremediler. Oysa, hukuk açısından kendilerini bağlayan hiçbir engel yoktu. Nitekim, bugün de, örneğin Anayasadaki “hakim” sözü yerine “yargıç demek Anayasaya ayrılık sayılmaz. Tam tersine, böyle bir tutum, “yargı” sözünü benimseyen Anayasayla daha da uyumlu olur.

1921 ANAYASASININ UYGULANMASI

1924 anayasası 1946 yılına kadar tek partili, 1946’dan sonra çok partili bir rejim içinde uygulanmıştır. Tek partili cumhuriyet, 1924 Anayasasının bir özelliği değildir. 1924 anayasası döneminde, siyasal yaşamın tek partili sürmesi toplum yaşamındaki gelişmeler ve önderlerin tutumları ile yakından ilgilidir.
A)TEK PARTİ DÖNEMİ
Tek parti rejimi aşamalı ve gelgitli bir şekilde kurulmuş ve yerleşmiştir. Bu rejimin, 1924 anayasasının öngördüğü esasları bir çok bakımdan değiştirdiği açıktır.
Cumhuriyetin başlangıç döneminde, tek parti bir devlet ideolojisi olmamıştır. İkinci
BüyükMillet Meclisi seçimini izleyen günlerde, Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyetinin halk Fırkasına dönüşmesiniden sonra, parti içinde ve dışında oluşamn yeni karşıt akımları destekleyenler, 17 Kasım 1924 de “Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası”nı kurmuşlardır. Kazım Karabekir Paşa’nın başkanı olduğu bu parti, genelde Cumhuriyet ilkesini, liberazmi ve demokrasiyi benimsediğini programda açıklamış olmasına karşın Parti örgütünde, o dönemin devrimci atılımlarına karşı çıkanlar toplanmıştır. Bu parti, doğuda, 1925 yılında Şeyh sait isyanının çıkması üzerine, hükümet kararı ile kapatılmıştır. Atatürk devrimlerinin çoğu, bundan sonra başlayan tek parti döneminde gerçekleşmiştir. Ama yinede tek partililik devletin resmi ideolojisi haline gelmiş değildir.
Tek parti dönemi boyunca (1923-1950) özellikle, 1927’den sonra, siyasi rejimin çerçevesini asıl belirleyen 1924 anayasası değil, CHP’nin tüzük ve programları olmuştur.
İkinci deneme, 12 Ağustos 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması ile olmuştur. Bu parti, Atatürk’ün isteği ile Ali Fethi Okyar tarafından kurulmuştur. Yeni parti programında, laik düşünceye yandaş olduğunu, cumhuriyete bağlılığını belirtmesine karşın, özgürlük ortamından yararlanan tutucuların cumhuriyet ve laik düşünceye karşı olanlar partide ve yöneticilerinin çabaları tutucuları girişimlerinin önlenmesine yetmemiş ve Parti 12 Aralık 1930’da kendini kapatma
kararı almıştır.
1924 Anayasası siyasal partiler üzerinde herhangi bir kısıtlama getirmediği gibi, herhangi bir güvence de içermiyordu. Kısacası, partilerden hiç söz etmiyordu. Bu nedenle, iktidardaki Cumhuriyet Halk Fırkasına rakip olarak çıkan kuruluşların yaşamları çok kısa sürmüş ve de de facto biçiminde başlayan tek parti dönemi 20 yılı aşan bir süre varlığını koruyabilmişti.
1930’dan sonra gelen dönem tek partliliğin yavaş yavaş ideolojileşmeye başladığı bir dönemdir. 1931’de “cumhuriyetçilik, milletçilik, halkçılık” ilkelerini genişleterek “altı ok”u benimseyen Cumhuriyet Halk Fırkası, 1935 Kurultayı ile birlikte, devlet yapısıyla kendi aralarında daha sıkı kaynaşmaya doğru gitmektedir. İçişleri bakanının parti genel sekreterliği, valilerinde parti il başkanlığı görevini üstlendikleri görülür. Bu hareketi, faşist ve kominist rejimlerdeki parti ve devlet bütünleşmesine bir özenti olarak görmemek gerekir. Bunu partinin devlet mekanizmasına egemen olması biçiminde, ulus egemenliğinin ve devriminin yerleşmesinde
büyük görevler üstlenmiş olan bürokrasinin, partiyi denetim altına alması biçiminde değerlendirmek, daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.
B)ÇOK PARTİLİ DÖNEM
CHP 1939 kurultayından sonra, tek partinin meclis çalışmalarını içeriden denetlemek üzere, kendi üyelerinden bir “müstakil(bağımsız) grup” kurduysa da çok partili düzene asıl geçiş İkinci Dünya Savaşının sonunda oldu.
İkinci Dünya Savaşından sonra Dünya da yeni bir denge ortaya çıkmış, bir yanda batının çoğulcu siyasal düzeni diğer yandan da işçi sınıfına dayalı sosyalist, “halk demokrasisi” düzeni güç kazanmıştır. İkinci Dünya Savaşından sonra CHP yöneticileri arasında özellikle Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’de çok partili siyasal sisteme geçiş eğilimi güçlenmiştir.
1945’de Milli Kalkınma Partisi, 1946’da da Demokrat Parti kurulmuştur.
1924 Anayasası, 1945’ten sonra ağır bir yük altına girmişti. Kurtuluş Savaşı sonrasının özel koşullarına göre yapılan ve tek partili dönemde rahatlıkla işleyen bir anayasa, herhangi bir değişiklik geçirmeden, çok partili bir demokrasiye çerçevelik etmeye zorlanıyordu.
Çok partili dönemin ilk seçimi 1946’da yapılmıştır.Tartışmalara yol açan bu seçimde, muhalefet meclise küçüksenmeyecek sayıda milletvekili sokmayı başarmıştır. 1945’den 1950 genel seçimlerine kadar
Türkiye’de yirmi dört siyasal parti kurulmuştur.
1950 Genel seçimlerinde Demokrat Parti çoğunluğu sağlayarak, iktidar, resmen kurulduğu 1924 yılından beri iktidar olan Cumhuriyet Halk Partisi’ de muhalefet olmuştur.
Bu sonuçta, uygulanmakta olan seçim sisteminin rolü büyüktür. 1961’den önce
Türkiye’deki seçim sistemi, tek turlu ve çok adlı bir sistemdi. Seçim çevresi olarak kabul edilen illerde partiler illerin nüfuslarıyla orantılı sayıda aday gösterirler, en çok oy alan partinin listesindeki bütün adaylar hep birden o ilin milletvekilliklerine seçilirlerdi.
Çoğunluk sisteminin de yardımıyla, mecliste ezici üstünlük sağlayan DP’nin merkez yönetimi, sıkı bir parti disiplini ile etkinliğini gittikçe arttırmıştır. Sonuç olarak hükümetin keyfiliğini önleyecek gerçek bir meclis denetimi söz konusu olamamıştır. Öte yandan yapılan 1954 ve 1957 seçimlerinde de DP iktidarı korurken, muhalefet sayıca yeterli güce ulaşamamıştır. İktidar, muhalefeti sindirmeye çalışırken, kamuoyunda etkili basın organlarının üzerindeki baskısına da hız verilmiştir.
Ortam bu olunca, tartışmalarda anayasa sorunları üzerinde toplandı. Kuşkusuz
Türkiye’nin sorunları, doğrudan doğruya anayasa sorunları olmaktan çok, iktisadi ve sosyal yapı sorunlarıyla ilgili idi” demokrasinin ön koşuları”nı, ancak bu sorunların çözülmesi sağlayabilirdi. Sorunları yalnız anayasa sorunlarından ibaret saymada-türlü etkenlerin yanı sıra- o yılların siyasal kadrolarının yetersizliği de rol oynamıştır. Hemen bütün dikkatler bir noktada toplandı: Türkiye’de çok partili düzendeki bütün aksamaların suçlusu anayasaydı. Anayasada yapılacak değişikliklerle düzenin normal işleyişi sağlanmış olacaktı. O yıların muhalefeti, başta bunun mücadelesini yapar. Anayasa değişikliği için ilk istek, Cumhuriyet Halk Partisi’nden gelir. Giderek, bütün muhalefet partilerinin ortak arzusuna dönüşür. 1957 seçimlerinden sonra, anayasa değişikliği konusundaki istekler daha da somutlaşacaktır.
1957 seçimlerinden sonraki bazı olaylar, bu yolda tehlikeli belirtiler olarak gözüküyor. Bunların sonuncusu ve bardağı taşırmış olanı, “muhalefetin ve bir kısım basının faaliyetleri hakkında tahkikat icra etmek”(soruşturma yapmak) üzere” Meclis Tahkikat Komisyonu” kuran 27 Nisan 1960 tarihli yasadır. Bu yasayla, Meclis içinden seçilen 15 kişilik bir komisyon, aslında yargı organınca kullanılması gereken bir takım yetkilerle donatılmaktadır. Bir bakıma, egemenliğin TBMM’den toplanması ve meclis üstünlüğü gibi ilkelerden hareket ederek, bu davranışı “Anayasaya uygun” göstermek mümkündür ama, unutmamak gerekir ki Anayasada “yargı hakkının bağımsız mahkemelerce kullanılacağı” yolunda da hüküm vardır. Sonra,asıl önemlisi, İstiklal Mahkemeleri’nin kuruluşundan veya bunların 1924 sistemi içinde bile çalışmaya devam edişlerinden beri çok zaman geçmiştir ve bu zaman içinde Anayasa büsbütün ”parlamenter” bir nitelik kazanmıştır.
DP yönetiminin bu tutumu karşısında tepkiler de giderek şiddetlenmiştir. Ancak anayasayı çiğneyen bir siyasal bir iktidarı frenleyebilecek anayasal olanakların örneğin yargısal denetim yolunun bulunmaması nedeniyle, tek çıkış yolunun anayasa dışı bir müdahalede arandığı görülmüştür. Mayıs 1960’da DP İktidarının askeri bir darbe ile sona ermesi bir bakıma ordunun baştaki yönetime artık güven uymadığını, yani rejimsel desteğini çektiğini yansıtıyordu.

1924 ANAYASASI VE 1961 ANAYASASI KARŞILAŞTIRMASI

1- 1924 Anayasasındaki devletin niteliklerinden olan milliyetçi devlet kavramı 1961 Anayasasında yer almamış buna karşılık Türk milliyetçiliğinden ve milli devletten söz edilmiştir. Yer verilmemesinin nedeni, 2.Dünya Savaşı sırasında, ulusçuluk anlayışındaki değişme ve hayalci bir Turancılığa yönelme kuşkusu olmuştur.
2- 1961 Anayasası da 1924 Anayasası gibi Fransız İhtilali’nin “ulus egemenliği”ni tekrarlıyor, hem de “Türk “sözüyle de pekiştirerek ; “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.” Ama egemenliğin kullanılışı bakımından, her iki anayasa arasında çok çnemli bir başkalık vardır; belki de her iki sistemin en önemli başkalığı bu. 1924 Anayasasına göre “
millet, egemenliğini ancak TBMM eliyle kullanabildiği” halde 1961 Anayasasına göre “millet, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanılır.”
3- 1961 Anayasasındaki hükümlerin sıralanışı ve düzenlenişi gözden geçirilecek olursa, yani daha “teknik” bir deyimle anayasanın sistematiğine bakılıra yine 1924 Anayasasından farklı bir durum görülüyor.”Gelen esaslar”dan hemen sonra gelen “Temel Haklar ve Ödevler” kısmı 1924 Anayasasının sonlarında yer almaktaydı.
4- 1924 Anayasası seçmen yaşını belirttiği halde 1961 Anayasası bu konuyu düzenlememiş, seçmen yaşının belirtilmesini yasaya bırakmıştır. 1961 Anayasası 1924 Anayasasından farklı olarak oy hakkının, genel ve eşit olması yönünden açık ve ayrıntılı bir düzenlemeye gitmiştir. Buna göre seçimler serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy ilkesine göre yapılacaktır.
5- Yapılacak yasaların anayasaya uygun olmasını sağlamak doğrudan doğruya yasama organının kendisine bırakılabilir.1924 sistemi çıkarılan yasaların anayasaya uygun oluşunu sağlama görevini daha doğrusu sorumluluğunu TBMM’nin kendisine vermişti. Meclis, yapacağı yasaların anayasaya uygun olmasına dikkat etmekle yetinmekte, bu uygunluğun denetlenmesini başka herhangi bir organa bırakmamaktadır.1961 Anayasasıyla kurulan devletin mekanizması karma bir nitelik taşıyor, yasaların anayasa uygunluğunu sağlamak bakımından bütün yargı organları yetkili kılınmamış, bu iş için özel bir anayasa mahkemesi kurulmuştur.
6- 1924 Anayasasında açıkça yer almayan hukuk devleti ilkesi 1961 Anayasasının temel ilkelerinden biridir.
7- 1924 Anayasasının temel hak ve özgürlüklere kısa bir biçimde saymakla yetinmiş oysa 1961 Anayasası temel hak ve özgürlükler alanında geniş bir düzenlemeye gitmiştir.
8- 1961 Anayasası, 1924 Anayasasına göre, güçler birliği ilkesinden biraz daha ayrılmış, parti disipliniyle çalışan parlamenter sisteme uygun düşebilen bir güçler ayrılığı ilkesi benimsenmiştir.
9- 1961 Anayasası, 1924 Anayasasından farklı olarak iki meclisli parlamento sistemini kabul etmiştir.
MilletMeclisinin yanında Cumhuriyet Senatosunu da kabul ederek iki meclisli sistemi gerçekleştirmiştir.
10- 1961 Anayasasında 1924 Anayasasından farklı olarak Genel Kurmay Başkanının Başbakana karşı sorumlu olması öngörülmüştür.

















SONUÇ
1924 Anayasası hem çok hem tek parti dönemde olmak üzere tam 37 yıl uygulanmıştır. 1950’li yıllara kadar anayasa bir problem olarak görülmemiş ancak daha sonra siyasal yaşamın temel sorunu olarak görülmüştür.
1921 ve 1924 Anayasaları iktidarı sınırlayarak dengeler arama ve bütüncü bir egemenlik anlayışına geçme sıçrayışının ifadesi idi: Padişahın gücünü kısıtlamak ve halk egemenliği yaratmak. Ancak her iki düzende de belirli parti düzeni olmadığı için, meclis egemenliğinin çok partili hayatta yaratacağı sorunlar gözden uzak tutulmuştur. Meclis egemenliğini soyut olarak ele almak iktidar- muhalefet ilişkisinde doğabilecek sakıncaları görmeyi engellemiştir. Bu sebeple 1924 Anayasası tek partili dönemde rahat uygulanmış ama çok partili dönemde meclis üstünlüğü ile ulus iradesi arasında özdeşliğin olduğuna şüphe ile bakılmıştır.
Millet Meclisinde çoğunluğu elde tutan siyasi partiler kendilerine yöneltilen eleştirileri ulus iradesine yönelik bir tehdit olarak göstermeye çalışmışlardır.
Böyle bir durum sebebiyle, anayasanın değişimi siyasal çalkantıların çözümü gibi görülmüştür. Anayasa değişikliğinden mucizeler beklenmeye başlanmıştır. Buna, muhalefete en küçük bir tahammül göstermeyen, hukuk devleti ilkesine saygısız davranan iktidar partisinin tutumları da eklenince 27 Mayıs gerçekleşmiş, beraberinde yeni bir anayasal düzene geçilmiştir.







1924 ANAYASASI METNİ

T. Düstur, Cilt 26, s.170
Resmi Gazete 15/1/1945-5905
Kanun No Kanun Tarihi
4695 10/1/1945

BİRİNCİ BÖLÜM

Esas Hükümler
Madde 1-
Türkiye Devleti Bir Cumhuriyettir.
Madde 2-
Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi Layik ve Devrimcidir. Devlet dili Türkçedir. Başkent Ankara’dır. (**)
Madde 3- Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir.
Madde 4- Türk milletini ancak
TürkiyeBüyükMillet Meclisi temsil eder ve Millet adına egemenlik hakkını yalnız o kullanır.
Madde 5- Yasama yetkisi ve yürütme erki
BüyükMillet Meclisinde belirir ve onda toplanır.
Madde 6- Meclis, yasama yetkisini kendi kullanır.
Madde 7- Meclis, yürütme yetkisini kendi seçtiği Cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği Bakanlar Kurulu eliyle kullanır.
Meclis, Hükûmeti her vakit denetleyebilir ve düşürebilir.
Madde 8- Yargı hakkı,
millet adına usul ve kanuna göre bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır.
--------------------------------------------------------------------------------
(*) 20/4/1340 tarih ve 491
sayılı Teşkilatı Esasiye Kanununun, 10/1/1945 tarih ve 4695 sayılı Kanunla, mana ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş şeklidir.
(**) Maddenin ilk şekli:
Türkiye Devletinin dini, dinî İslâmdır: Resmi dili Türkçedir; makkarı Ankara şehridir.”
Maddenin 1222
sayılı kanunla değişik şekli:
Türkiye Devletinin resmi dili Türkçedir; makkarı Ankara şehridir.”
--------------------------------------------------------------------------------


İKİNCİ BÖLÜM
Yasama Görevi
Madde 9-
TürkiyeBüyükMillet Meclisi, özel kanuna göre millet tarafından seçilmiş milletvekillerinden kurulur.
Madde 10- Milletvekili seçmek, yirmi iki yaşını bitiren kadın, erkek her Türk’ün hakkıdır. (*)
Madde 11- Otuz yaşını bitiren kadın, erkek her Türk milletvekili seçilebilir. (**)
Madde 12- Yabancı Devlet resmi hizmetinde bulunanlar terhipli cezaları gerektiren suçlardan veya hırsızlık, sahtecilik, dolandırıcılık, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, kısıtlılar, yabancı Devlet uyrukluğunu ileri sürenler kamu hizmetlerinden yasaklılar, Türkçe okuyup yazma bilmiyenler milletvekili seçilemezler.
Madde 13-
BüyükMilletMeclisinin seçimi dört yılda bir yapılır.
Süresi biten milletvekilleri tekrar seçilebilirler.
Eski Meclis, yeni Meclisin toplanmasına kadar devam eder.
Yeni seçim yapılmasına imkân görülmezse, toplanma dönemi bir yıl daha uzatılabilir.
Her milletvekili, yalnız kendini seçen çevrenin değil, bütün milletin vekilidir.
Madde 14-
BüyükMillet Meclisi, her yıl kasım ayı başında çağrısız toplanır.
Meclis, üyelerinin memleket içinde dolaşmaları, inceleme yapmaları, denetleme vazifelerine hazırlanmaları ve dinlenmeleri için çalışmasına yılda altı aydan fazla ara veremez.
Madde 15- Kanun teklif etmek hakkı, Meclis üyelerinin ve Bakanlar Kurulunundur.
Madde 16- Milletvekilleri Meclise katıldıklarında şöyle andiçerler.(***)
“Namusum üzerine söz veririm ki:
Vatanın ve milletin mutluluğuna, esenliğine, milletin kayıtsız şartsız eğemenliğine aykırı bir amaç gütmiyeceğim ve Cumhuriyet esaslarına bağlılıktan ayrılmıyacağım.”
--------------------------------------------------------------------------------
(*) Maddenin ilk şekli:
“Onsekiz yaşını ikmal eden her erkek Türk mebusan intihabına iştirak etmek hakkını haizdir.”
(**) Maddenin ilk şekli:
“ otuz yaşını ikmal eden her erkek Türk, mebus intihap edilmek salahiyetini haizdir.”
(***) Maddenin ilk şekli:
“ Mebuslar Meclise iltihak ettiklerinde şu şekilde tahlif olunurlar;
(Vatan ve milletin saadet ve selametine ve milletin bilâ kaydu şart hakimiyetine mugayir bir gaye takip etmiyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakatten ayrılmayacağıma “Vallahi”).”
--------------------------------------------------------------------------------
Madde 17- Bir milletvekili ne Meclis içindeki oy, düşünce ve demeçlerinden ne de Meclisteki oy, düşünce ve demeçlerini Meclis dışında söylemek ve açığa vurmaktan sorumlu değildir. Seçiminden gerek önce ve gerek sonra üstüne suç atılan bir milletvekili Kamutayın
kararı olmadıkça sanık olarak sorgulanamaz, tutulamaz ve yargılanamaz. Cinayetten suçüstü yakalanma hali bu hükmün dışındadır. Ancak bu halde yetkili makam bunu hemen Meclise bildirmek ödevindedir. Seçiminden önce veya sonra bir milletvekili hakkında verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi milletvekilliği süresinin sonuna bırakılır. Milletvekilliği süresi içinde zamanaşımı yürümez.
Madde 18- Milletvekillerinin yıllık ödenekleri özel kanunla gösterilir.
Madde 19- Araverme sırasında Cumhurbaşkanı veya Meclis Başkanı gerekli görürse meclisi toplanmıya çağırabilir. Üyelerden beşte birinin istemesi üzerine de Meclis Başkanı Meclisi toplanmıya çağırır.
Madde 20- Meclis görüşmeleri herkese açıktır ve olduğu gibi yayılır.
Fakat Meclis, İçtüzük hükümlerine uygun olarak kapalı oturumlar dahi yapabilir. Kapalı oturumlardaki görüşmeleri yaymak Meclisin kararına bağlıdır.
Madde 21- Meclis görüşmelerini İç tüzük hükümlerine göre yapar.
Madde 22- Soru, gensoru ve Meclis soruşturması Meclisin yetkilerinden olup bunların nasıl yapılacağı İç tüzükte gösterilir.
Madde 23- Milletvekilliği ile Hükûmet memurluğu bir kişide birleşemez.
Madde 24-
TürkiyeBüyükMillet Meclisi kamutayı her kasım ayı başında kendine bir yıl için bir başkan, üç Başkan vekili seçer.
Madde 25- Seçim dönemi bitmeden Meclis, üyelerinin tam sayısının saltçokluğu ile seçim yenilemeğe karar verirse, yeni toplanan Meclisin seçim dönemi kasım ayından başlar.
Kasımdan önceki toplantı, olağanüstü toplantı sayılır.
Madde 26- Kanun koymak, kanunlarda değişiklik yapmak, kanunları yorumlamak, kanunları kaldırmak, Devletlerle sözleşme, andlaşma ve barış yapmak, harb ilan etmek, Devletin bütçe ve kesin hesap kanunlarını incelemek ve onamak, para basmak, tekelli ve akçalı yüklenme sözleşmelerini ve imtiyazları onamak ve bozmak, genel ve özel af ilan etmek, cezaları hafifletmek ve değiştirmek, kanun soruşturmalarını ve kanun cezalarını ertelemek, mahkemelerden çıkıp kesinleşen ölüm cezası hükümlerini yerine getirmek gibi görevleri
BüyükMillet Meclisi ancak kendisi yapar. (*)
--------------------------------------------------------------------------------
(*) Maddenin ilk şekli:
BüyükMillet Meclisi ahkâmı şer’iyenin tenfizi, kavaninin vaz’ı tâdili, tefsiri, fesih ve ilgası, devletlerle mukavele, muahede ve sulh akti, harp ilanı, muvazenei umumiyei maliye ve Devletin umum hesabı kati kanunlarının tetkik ve tasdiki, meskukat darbı, inhisar ve mali taahhüdü mutazammın mukavelat ve imtiyazatın tasdik ve feshi, umumi ve hususi af ilanı, cezaların tahfif veya tahvili, tahkikat ve mücazatı kanuniyetinin tecili, mahkemelerden sadır olup katiyet kesbetmiş olan idam hükümlerin infazı gibi vezaifi bizzat kendi ifa eder.”
--------------------------------------------------------------------------------
Madde 27- Bir milletvekilinin vatan hayınlığı ve milletvekilliği sırasında yiyicilik suçlarından biriyle sanık olduğuna
TürkiyeBüyükMillet Meclisi Kamutayı hazır üyelerinin üte iki oy çokluğu ile karar verilir yahut on ikinci maddede yazılı suçlardan biriyle hüküm giyer ve bu da kesinleşirse milletvekilliği sıfatı kalkar.
Madde 28- Çekilme, kanun hükümleri gereğince kısıtlanma, özürsüz ve izinsiz iki ay Meclise devamsızlık yahut memurluk kabul etme hallerinde milletvekilliği düşer.
Madde 29- Ölen yahut yukardaki maddeler gereğince milletvekilliği sıfatı kalkan veya düşen milletvekilinin yerine bir başkası seçilir.
Madde 30-
BüyükMillet Meclisi kendi kolluk işlerini Başkanı elile düzenler ve yürütür.


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yürütme Görevi
Madde 31-
Türkiye Cumhurbaşkanı, BüyükMillet Meclisi kamutayı tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir. Cumhurbaşkanlığı görevi, yeni Cumhurbaşkanının seçimine kadar sürer. Yeniden seçilmek olur.
Madde 32- Cumhurbaşkanı, Devletin başıdır. Bu sıfatla törenli oturumlarda Meclise ve gerekli gördükçe bakanlar kuruluna Başkanlık eder ve Cumhurbaşkanı kaldıkça Meclis tartışma ve görüşmelerine katılamaz ve oy veremez.
Madde 33- Cumhurbaşkanı, hastalık ve memleket dışı yolculuk gibi bir sebeple görevini yapamaz veya ölüm, çekilme ve başka sebeple Cumhurbaşkanlığı açık kalırsa
BüyükMillet Meclisi Başkanı vekil olarak Cumhurbaşkanlığı görevini yapar.
Madde34- Cumhurbaşkanlığı boş kaldığında Meclis toplanıksa Cumhurbaşkanını hemen seçer.
Meclis toplanık değilse Başkanı tarafından hemen toplanmaya çağrılarak Cumhurbaşkanı seçilir. Meclisin seçim dönemi sona ermiş veya seçimin yenilenmesine karar verilmiş olursa Cumhurbaşkanını gelecek Meclis seçer.
Madde 35- Cumhurbaşkanı, Meclisin kabul ettiği kanunları on gün içinde ilan eder.
Cumhurbaşkanı, uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere gene on gün içinde gerekçesi ile birlikte Meclise geri verir. Anayasa ile Bütçe kanunu bu hüküm dışındadır.
Meclis geri verilen kanunu gene kabul ederse Cumhurbaşkanı onu ilan etmek ödevindedir.
Madde 36- Cumhurbaşkanı her yıl Kasım ayında hükümetin geçen yıldaki çalışmaları ve giren yıl içinde alınması uygun görülen tedbirler hakkında bir söylev verir. Yahut söylevini Başbakana okutur.
Madde 37- Cumhurbaşkanı, yabancı devletler yanında Türkiye Cumhuriyetinin siyasi temsilcilerini tayin eder ve yabancı devletlerin siyasi temsilcilerini kabul eder.
Madde 38- Cumhurbaşkanı, seçiminden hemen sonra Meclis önünde şöyle andiçer*)
“Namusum üzerine söz veririm ki:
Cumhurbaşkanı olarak, Cumhuriyet kanunlarını, milletin egemenlik esaslarını sayacağım;
Ve bunları müdafaa edeceğim;
Türk milletinin mutluluğuna bütün bağlılığımla, bütün kuvvetimle çalışacağım;
Türk Devletine yönelecek her tehlikeyi en son şiddetle önleyeceğim;
Türkiye’nin şanını, şerefini koruyup yükseltmek, üstüme aldığım görevin isterlerini yerine getirmek için olanca varlığımla çalışmaktan asla ayrılmıyacağım.”
Madde 39- Cumhurbaşkanının çıkaracağı bütün kararlar Başbakan ile birlikte ilgili Bakan tarafından imzalanır.
Madde 40- Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüce varlığından ayrılmaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur. Harb kuvvetlerinin komutası barışta özel kanuna göre Genel kurmay Başkanlığına ve seferde Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından tayin edilecek kimseye verilir.
Madde 41- Cumhurbaşkanı, vatan hayınlığı halinde Büyük Millet meclisine karşı sorumludur. Cumhurbaşkanının çıkaracağı bütün kararlardan doğacak sorumlar 39 uncu madde gereğince bu kararı imzalayan Başbakanın ve ilgili bakanındır.
Cumhurbaşkanının özlük işlerinden dolayı sorumlanması gerekirse Anayasanın milletvekilliği dokunulmazlığı ile ilgili 17 nci maddesi hükümlerine uyulur.
Madde 42- Cumhurbaşkanı, Hükümetin teklifi üzerine, daimi malulluk veya kocama gibi özlük sebeplerden dolayı belli kimselerin cezalarını kaldırabilir veya hafifletebilir.
Cumhurbaşkanı, Büyük Millet Meclisi tarafından sanıklanarak hüküm giyen bakanlar hakkında bu yetkiyi kullanamaz.
Madde 43- Cumhurbaşkanının ödeneği özel kanunla gösterilir.
Madde 44- Başbakan, Cumhurbaşkanınca Meclis üyeleri arasından tayin olunur.
Öteki bakanlar Başbakanca meclis üyeleri arasından seçilip tamamı Cumhurbaşkanı tarafından onandıktan sonra Meclise sunulur.
Meclis toplanık değilse sunma işi Meclisin toplanmasına bırakılır.
--------------------------------------------------------------------------------
(*) Maddenin ilk şekli:
“ Reisicumhur intihabı akabinde ve Meclis huzurunda şu suretle yemin eder:
(Reisicumhur sıfatı ile Cumhuriyetin kanunlarına ve hakimiyeti milliye esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Türk Milletinin saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle sarfı mesai, Türk devletine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle men Türkiye’nin şan ve şerefini vikaye ve ilaya ve deruhde ettiğim vazifenin icabatına hasrınefs etmekten ayrılmıyacağıma “Vallahi”)”.
--------------------------------------------------------------------------------
Hükûmet, tutacağı yolu ve siyasi görüşünü en geç bir hafta içinde Meclise bildirir ve ondan güven ister. (*)
Madde 45- Bakanlar, Başbakanın reisliği altında (Bakanlar Kurulu)’nu meydana getirir.
Madde 46- Bakanlar Kurulu, Hükümetin genel politikasından birlikte sorumludur.
Bakanların her biri kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden ve politikasının genel gidişinden tekbaşına sorumludur.
Madde 47- Bakanların görev ve sorumları özel kanunla gösterilir. (**)
Madde 48- Bakanlıkların kuruluşu özel kanuna bağlıdır. (***)
Madde 49- İzinli veya herhangi bir sebeble özürlü olan bir Bakana, Bakanlar Kurulu üyelerinden bir başkası geçici olarak vekillik eder. Ancak bir Bakan birden fazlasına vekillik edemez. (****)
Madde 50- Bakanlardan birinin Yücedivana yollanması hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisince verilen karar, kendisini Bakanlıktan da düşürür. (*****)
--------------------------------------------------------------------------------
(*) Maddenin ilk şekli:
“ Başvekil, Reisicumhur canibinden ve Meclis azası meyanından tayin olunur. Sair vekiller Başvekil tarafından, Meclis azası arasından intihap olunarak heyeti umumiyesi reisicumhurun tasdiki ile Meclise arzolunur. Meclis müctemi değilse arz keyfiyeti meclisin
içtimaına talik olunur.
Hükümet hattı hareket ve siyasi noktai nazarını azami bir hafta zarfında Meclise bildirir ve itimat talep eder”
Maddenin 3115 sayılı kanunla değişiklik şekli:
“Başvekil, Reisicumhur canibinden ve Meclis azası meyanından tayin olunur. Sair vekiller Başvekil tarafından Meclis azası arasından intihap olunarak heyeti umumiyesi Reisicumhurun tasdiki ile Meclise arz olunur.
Meclis müçtemi değilse arz keyfiyeti Meclisin içtimaına talik olunur. Hükûmet hattı hareket ve siyasi noktai nazarını azami bir hafta zarfında Meclise bildirir ve itimat talep eder.
Siyasi müsteşarları Başvekil, Meclis azası arasından geçerek Reisicumhurun tasdikine arz eder.
(**) Maddenin ilk şekli:
“ Vekillerin vazife ve mesuliyetleri kanunu mahsus ile tayin olunur.”
Maddenin 3115 sayılı kanunla değişik şekli:
“Vekillerin ve siyasi müsteşarların vazife ve mesuliyetleri mahsus kanunla tayin olunur”
(***) Maddenin ilk şekli:
“Vekillerin adedi kanunla tayin olunur.”
(****) Maddenin ilk şekli:
“ Mezun veyahut herhangi bir sebeple mazur olan bir Vekile, İcra Vekilleri Heyeti azasından bir diğeri muvakkaten niyabet eder. Ancak bir Vekil bir Vekaletten fazlasına niyabet edemez.
Maddenin 3115 sayılı kanunla muaddel şekli:
“Mezun ve herhangi bir sebeple mazur olan bir vekile İcra Vekilleri Heyeti azasından bir diğeri veya siyasi müsteşarlardan biri muvakkaten niyabet eder. Ancak bir vekil veya bir siyasi müsteşar bir vekaletten fazlasına niyabet edemez.
Siyasi müsteşarın vekile niyabeti halinde kararnamesi Meclise arz olunur.”
(*****) Maddenin ilk şekli:
“Türkiye Büyük Millet Meclisince İcra Vekillerinden birinin Divanı Aliye sevkine dair verilen karar Vekaletten sukutunu dahi mutazammındır.”
Maddenin 3115 sayılı kanunla değişik şekli:
“İcra Vekillerinden veya siyasi müsteşarlardan birinin Divanı Âliye sevkine dair Türkiye Büyük Milet Meclisince verilen karar vekalet veya müsteşarlıktan sukutu dahi mutazammındır.”
--------------------------------------------------------------------------------
Madde 51- İdare davalarına bakmak ve idare uyuşmazlıklarını çözmek, Hükumetçe hazırlanarak kendine verilecek kanun tasarıları ve imtiyaz sözleşme ve şartlaşmaları üzerine düşünüşünü bildirmek, gerek kendi özel kanunu ve gerek başka kanunlarla gösterilen görevleri yapmak üzere bir Danıştay kurulur. Danıştay başkanları ve üyeleri, daha önce önemli görevlerde bulunmuş, uzmanlıkları, bilgileri ve görgüleriyle belirgin kimseler arasından Büyük Millet Meclisince seçilir.
Madde 52- Bakanlar kurulu, kanunların uygulanışlarını göstermek yahut kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere içinde yeni hükümler bulunmamak ve Danıştayın incelemesinden geçirilmek şartıyle tüzükler çıkarır.
Tüzükler Cumhurbaşkanının imzası ve ilaniyle yürürlüğe girer.
Tüzüklerin kanunlara aykırılığı ileri sürüldükte bunun çözüm yeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir.


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Yargı Erki
Madde 53- Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri kanunla gösterilir.
Madde 54- Yargıçlar, bütün davaların görülmesinde ve hükmünde bağımsızdırlar ve bu işlerine hiçbir türlü karışılamaz. Ancak kanun hükmüne bağlıdırlar.
Mahkemelerin kararlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu hiçbir türlü değiştiremezler, başkalayamazlar, geciktiremezler ve hükümlerinin yerine getirilmesine engel olamazlar.
Madde 55- Yargıçlar, kanunda gösterilen usuller ve haller dışında görevlerinden çıkarılamazlar.
Madde 56- Yargıçların nitelikleri, hakları, görevleri, aylık ve ödenekleri, nasıl tayin olunacakları ve görevlerinden nasıl çıkarılacakları özel kanunla gösterilir.
Madde 57- Yargıçlar, kanunla gösterilenlerden başka genel veya özel hiçbir görev alamazlar.
Madde 58- Mahkemelerde yargılamalar herkese açıktır.
Yalnız yargılama usulü kanunları gereğince bir yargılamanın kapalı olmasına mahkeme karar verebilir.
Madde 59- Herkes mahkeme önünde haklarını korumak için gerekli gördüğü yasalı araçları kullanmakta serbesttir.
Madde 60- Hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki davalara bakmazlık edemez. Görev ve yetki dışında olan davalar ancak bir kararla reddolunur.
Yücedivan
Madde 61- Bakanları, Danıştay ve Yargıtay başkanları ve üyelerini ve Cumhuriyet Başsavcısını görevlerinden doğacak işlerden dolayı yargılamak için Yücedivan kurulur. (*)
Madde 62- Yücedivan üyeliği için, on biri Yargıtay, onu Danıştay başkanları ve üyeleri arasından ve kendi Genelkurulları tarafından gerekli görüldükte gizli oyla, yirmi bir kişi seçilir.
Bunlar gizli oy ve salt çoğunlukla içlerinden birini Başkan ve birini Başkan vekili seçerler.
Madde 63- Yücedivan bir Başkan ve on dört üye ile kurulur ve kararlarını salt çoğunlukla verir.
Geri kalan altı kişi gerektiğinde kurulun eksiğini tamamlamak için yedek üye durumundadır.
Bu yedek üyeleri, üçü Yargıtay, üçü Danıştay’dan seçilmiş üyeler arasında olmak üzere adçekme ile ayrılır.
Başkanlığa ve başkan vekilliğine seçilenler bu adçekmeye girmezler.
Madde 64- Yücedivanın savcılık görevi, Başsavcılık tarafından görülür.
Madde 65- Yücedivanın kararları kesindir.
Madde 66- Yücedivan kanunlara göre yargılar ve hüküm verir.
Madde 67- Yücedivan gerekli görüldüğünde Türkiye Büyük Millet Meclisi karariyle kurulur.


BEŞİNCİ BÖLÜM

Türklerin Kamu Hakları
Madde 68- Her Türk hür doğar, hür yaşar. Hürriyet, başkasına zarar vermiyecek her şeyi yapabilmektir.
Tabii haklardan olan hürriyetin herkes için sınırı, başkalarının hürriyeti sınırıdır. Bu sınırı ancak kanun çizer.
Madde 69- Türkler kanun karşısında eşittirler ve ayrıksız kanuna uymak ödevindedirler. Her türlü grup, sınıf, aile ve kişi ayrıcalıkları kaldırılmıştır ve yasaktır.
--------------------------------------------------------------------------------
(*) Maddenin ilk şekli:
“Vazifelerinden münbais hususatta İcra Vekilleriyle Şurayı Devlet ve Mahkemei Temyiz rüesa ve azasını ve Başmüddeiumumiyi muhakeme etmek üzere bir (Divanı Âli) teşkil edilir.”
Maddenin 3155 sayılı kanunla değişik şekli:
“Vazifelerinden münbais hususatta İcra Vekilleri ve siyasi müsteşarları ve Şurayı Devlet ve Temyiz Mahkemesi rüesası ve azasını ve Cumhuriyet Başmüddeimumisini muhakeme etmek üzere bir (Divanı Ali) teşkil edilir.”
--------------------------------------------------------------------------------
Madde 70- Kişi dokunulmazlığı, vicdan, düşünme, söz, yayım, yolculuk, bağıt, çalışma, mülkedinme, malını ve hakkını kullanma, toplanma, dernek kurma, ortaklık kurma hakları ve hürriyetleri Türklerin tabii haklarındandır.
Madde 71- Cana, mala, ırza, konuta hiçbir türlü dokunulamaz.
Madde 72- Kanunda yazılı hal ve şekillerden başka türlü hiçbir kimse yakalanamaz ve tutulmaz.
Madde 73- İşkence, eziyet, zoralım ve angarya yasaktır.
Madde 74- Kamu faydasına gerekli olduğu usulüne göre anlaşılmadıkça ve özel kanunları gereğince değer pahası peşin verilmedikçe hiç kimsenin malı ve mülkü kamulaştırılamaz.
Çiftçiyi toprak sahibi kılmak ve ormanları devletleştirmek için alınacak toprak ve ormanların kamulaştırma karşılığı ve bu karşılıkların ödenişi özel kanunlarla gösterilir.
Olağanüstü hallerde kanuna göre yükletilecek para ve mal ve çalışma ödevleri dışında hiçbir kimse başka hiçbir şey yapmaya ve vermeye zorlanamaz. (*)
Madde 75- Hiçbir kimse felsefi inanından, din ve mezhebinden dolayı kınanamaz. Güvenliğe ve edep törelerine ve kanunlar hükümlerine aykırı bulunmamak üzere her türlü din törenleri serbesttir. (**)
Madde 76- Kanunda yazılı usul ve haller dışında kimsenin konutuna girilemez ve üstü aranamaz.
Madde 77- Basın, kanun çerçevesinde serbesttir ve yayımından önce denetlenemez, yoklanamaz.
Madde 78- Seferberlik ve sıkıyönetim hallerinin veyahut salgın hastalıklardan dolayı kanun gereğine alınacak tedbirlerin gerektirdiği kısıntıların dışında yolculuk hiçbir kayıt altına alınamaz.
Madde 79- Bağıtların, çalışmaların, mülkedinme ve hak ve mal kullanmanın, toplanmaların, derneklerin ve ortaklıkların serbestlik sınırı kanunlarla çizilir.
Madde 80- Hükûmetin gözetimi ve denetlemesi altında ve kanun çerçevesinde her türlü öğretim serbesttir.
--------------------------------------------------------------------------------
(*) Maddenin ilk şekli:
“Menafii umumiye için lüzumu usulen tahakkuk etmedikçe ve kanunu mahsus mucibince değer pahası peşin verilmedikçe hiçbir kimsenin malı istimval ve mülkü istimlak olunamaz.
Fevkalade ahvalde kanun mucibince tahmil olunacak nakdi, ayni ve sayu amele müteallık mükellefiyetler müstesna olmak üzere hiçbir kimse hiçbir fedakarlığa icbar edilemez.”
(**) Maddenin ilk şekli:
“Hiçbir kimse mensup olduğu, din, mezhep, tarikat ve felsefi içtihadından dolayı muaheze edilemez. Asayiş, adabı muaşereti umumiye ve kavanine mugayir olmamak üzere her türlü ayinler serbesttir.”
--------------------------------------------------------------------------------
Madde 81- Postalara verilen kağıtlar, mektuplar ve her türlü emanetler yetkili sorgu yargıcı veya yetkili mahkeme kararı olmadıkça açılamaz ve telgraf ve telefonla haberleşmenin gizliliği bozulamaz.
Madde 82- Türkler gerek kendileri, gerek kamu ile ilgili olarak kanunlara ve tüzüklere aykırı gördükleri hallerde yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine tek başlarına veya toplu olarak haber verebilir ve şikayette bulunabilirler. Haber veya şikayeti alan makam kişi ile ilgili başvurmaların sonucunu dilekçiye yazılı olarak bildirmek ödevindedir.
Madde 83- Hiç kimse kanunca bağlı olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye verilemez ve yollanamaz.
Madde 84- Vergi, Devletin genel giderleri için, halkın pay vermesi demektir.
Bu esaslara aykırı olarak gerçek veya tüzel kişiler tarafından veya onlar adına resimler, ondalık alınması ve başka yüklemeler yapılması yasaktır.
Madde 85- Vergiler ancak kanunla salınır ve alınır.
Devletçe, illerin özel idarelerince ve belediyelerce alınagelmekte olan resimler ve yüklemeler, kanunları yapılıncaya kadar alınabilir.
Madde 86- Harb halinde veya harbi gerektirecek bir durum baş gösterdikte veya ayaklanma olduğunda yahut vatan ve Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma olduğunu gösterir kesin belirtiler görüldükte Bakanlar Kurulu, süresi bir ayı aşmamak üzere yurdun bir kesiminde veya her yerinde sıkıyönetim ilan edebilir ve bunu hemen Meclisin onamasına sunar. Meclis sıkıyönetim süresini, gerekirse uzatabilir veya kısaltabilir. Meclis toplanık değilse hemen toplanmaya çağrılır.
Sıkıyönetim süresi ancak Meclisin karariyle uzatılabilir.
Sıkıyönetim, kişi ve konut dokunulmazlığının, basın, gönderişme, dernek, ortaklık hürriyetlerinin geçici olarak kayıtlanması veya durdurulması demektir.
Sıkıyönetim bölgesiyle bu bölgede hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği harb halinde de dokunulmazlığın ve diğer hürriyetlerin nasıl kayıtlanabileceği veya durdurulacağı kanunla gösterilir.
Madde 87- Kadın, erkek bütün Türkler ilk öğretimden geçmek ödevindedirler. İlk öğretim Devlet okullarında parasızdır.
Madde 88- Türkiye’de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese “Türk” denir.
Türkiye’de veya Türkiye dışında bir Türk babadan gelen yahut Türkiye’de yerleşmiş bir yabancı babadan Türkiye’de dünyaya gelipte memleket içinde oturan ve erginlik yaşına vardığında resmi olarak Türk vatandaşlığını isteyen yahut Vatandaşlık Kanunu gereğince Türklüğe kabul olunan herkes Türktür.
Türklük sıfatının kaybı kanunda yazılı hallerde olur.


ALTINCI BÖLÜM

Türlü Maddeler
İller
Madde 89- Türkiye, coğrafya durumu ve ekonomi ilişkileri bakımından illere, iller ilçelere, ilçeler bucaklara bölünmüştür ve bucaklar da kasaba ve köylerden meydana gelir.
Madde 90- İllerle şehir, kasaba ve köyler tüzelkişilik sahibidirler.
Madde 91- İllerin işleri, yetki genişliği ve görev ayrımı esaslarına göre idare olunur.
Memurlar
Madde 92- Siyasi hakları olan her Türkün, yeterliğine ve hakedişine göre, Devlet memuru olmak hakkıdır.
Madde 93- Bütün memurların nitelikleri, hakları, görevleri, aylık ve ödenekleri, göreve alınmaları ve görevden çıkarılmaları, yükselme ve ilerlemeleri özel kanunla gösterilir.
Madde 94- Kanuna aykırı işlerde üstün emrine uymuş olmak memuru sorumdan kurtarmaz.
Maliye İşleri
Madde 95- Bütçe Kanunu tasarısı ve buna bağlı bütçeler ve cetvellerle katma bütçeler
Meclise bütçe yılı başından en az üç ay önce sunulur. (*)
Madde 96- Devlete malları bütçe dışı harcanamaz.
Madde 97- Bütçe Kanununun geçerliği bir yıldır.
Madde 98- Kesinhesap kanunu, ilişkin olduğu yıl bütçesinin hesap dönemi içinde elde edilen gelirle gene o yılki ödemelerin gerçekleşmiş tutarını gösterir kanundur. Bunun şekli ve bölümleri Bütçe Kanunu ile tam karşılıklı olacaktır.
Madde 99- Her yılın kesin hesap kanunu tasarısı o yılın sonundan başlıyarak en geç ikinci yıl Kasım ayı başına kadar Büyük Millet Meclisine sunulur.
Madde 100- Büyük Millet Meclisine bağlı ve Devletin gelirlerini ve giderlerini özel kanuna göre denetlemekle görevli bir Sayıştay kurulur.
Madde 101- Sayıştay, genel uygunluk bildirimini ilişkin olduğu kesin hesap kanununun maliyece Büyük Millet Meclisine verilmesi tarihinden başlıyarak en geç altı ay içinde Meclise sunar.
Anayasanın Dayanakları
Madde 102- Anayasada değişiklik yapılması aşağıdaki şartlara bağlıdır:
Değişiklik teklifinin Meclis tam üyesinin en az üçte biri tarafından imzalanması şarttır.
Değişiklikler ancak tam sayısının üçte iki oy çokluğu ile kabul edilebilir.
Bu kanunun, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki birinci maddesinde değişiklik ve başkalama yapılması hiçbir türlü teklif dahi edilemez.
--------------------------------------------------------------------------------
(*) Maddenin ilk şekli:
“Muvazenei Umumiye Kanunu müteallik olduğu senei maliyenin duhulünde mevkii icraya konulabilmek için layihası ve merbutu bütçeler ve cetveller nihayet Teşrinisani iptidasında Meclise takdim olunur.”
--------------------------------------------------------------------------------
Madde 103- Anayasanın hiçbir maddesi hiçbir sebep ve bahane ile savsanamaz ve işlerlikten alakonamaz. Hiçbir kanun Anayasaya aykırı olamaz.
Madde 104- 20 Nisan 1340 tarih ve 491 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanunu yerine manâ ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş olan bu kanun konulmuştur.
Madde 105- Bu kanun yayım tarihinde yürürlüğe girer.





KAYNAKÇA

• AKBIYIK, Yaşar; BAYDUR, Mithat; YEŞİLBURSA, Behçet K.; AVCI, Cemal; KILIÇ, Fahri; SÜME, Mehmet; ÖZDEMİR, Nuray; Türkiye Cumhuriyeti Atatürk İlkeleri ve Inkılap Tarihi, 2004.
• AKTAŞ, Nesrin; ÇOBANOĞLU, Bilge; Neden Yeni Bir Anayasa, Amaç Yayınları, İstanbul, 1990.
• ALİEFENDİOĞLU, Yılmaz; T.C. Anayasalarında Devlet Anlayışı,Amme İdaresi Dergisi, Cilt 26/2, TODAİE Yayınları, Ankara, 1993.
• ALİEFENDİOĞLU, Yılmaz; Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin Yayınları, Ankara, 1996.
• BİNGÖL,İrfan; Ülkemizde Anayasa Hareketleri, Atak Yayınları, 1993.
• ERDOĞAN, Mustafa; Türkiye’de Anayasalar ve Siyaset, Liberte Yayınları, Ankara, 2001.
• EROĞUL, Cem; Anayasayı Değiştirme Sorunu, AÜSBF Yayınları, Ankara, 1974
• GÖKSEL, Süha; Anayasa Hukuku, Ege Üni. Basın Yayın Yük. Okulu Yayınları, İzmir, 1992.
• GÖZÜBÜYÜK, Şeref; Anayasa Hukuku, Turhan Kiabevi Yayınları, Ankara, 1999.
• ODYAKMAZ, Zehra; İdare Hukuku-Anayasa Hukuku-İdari Yargı, Savaş Yayınları, Ankara, 2004.
• ÖZBUDUN, Ergun; Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 1993
• PARLA, Taha; Türkiye’de Anayasalar, İletişim Yayınları, İstanbul, 1991
• SOYSAL, Mümtaz; Anayasaya Giriş, AÜSBF. Yayınları, Ankara, 1968
• SOYSAL, Mümtaz; 100 Soruda Anayasanın Anlamı, Gerçek Yayınevi Yayınları, Ankara,1969.
• TANİLLİ, Server; Devlet ve Bürokrasi, İÜ Yayınları, İstanbul, 1981
• TANÖR, Bülent; Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2000.
• TİKVEŞ, Özkan; Anayasa Hukuku, Acargil Matbaası Yayınları, İzmir,1982
• TÜZEL, Sadık; Anayasa Hukuku, Ege Üni. İkt. Ve Ticari Bilimler Fak. Yayınları, İzmir, 1969.
• ÜNSAL, Artun; Siyaset ve Anayasa Mahkemesi, A.Ü. S.B.F. Yayınlaı, Ankara, 1980
• YAYLA, Yıldızhan; Anayasalarımızda Yönetim İlkeleri, Tevsi-i Mezuniyet ve Tefrik-i Vezaif, İ.Ü.S.B.F. Yayınları, İstanbul, 1982.

__________________
Herşeyi bilirim mi diyor gençlik? Herşeyi yaparım mı diyor ihtiyarlık?





Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 20:00.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74