|
||
![]() |
|
|
|
|
#1 (permalink) |
|
Sahip :p
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Nov 2006
Konum: Fildişi Kule/Onuncu Köy
Mesaj: 10,989
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı: 13548
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
İPTAL DAVASI İptal davası, İdari yargı içerisinde görülen davalardan olup yönetimin hukuka uygunluğunu sağlayan yollardan biridir. İptal davası ile yönetimin hukuka uygun olmayan işlemleri iptal edilmektedir. İptal davası açılabilmesi için yönetim tarafından bir haksızlığın yapılmış olması gerekmez. İptali istenen işlemle ilgisi bulunan hemen herkese dava hakkı tanınmıştır. İptal davasının incelemeden önce idari yargı konusunda biraz açıklama yapmamız gerekecektir. İdari Yargı, İdari makamların idare hukuku alanındaki faaliyetleri dolayısı ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözülmesini konu alan bir yargı türüdür. Başka bir deyişle, idari yargının uğraş alanına, Devlet ve Belediyeler gibi Kamu Kuruluşlarının idare hukuku ile ilgili eylem ve işlerinden doğan idari uyuşmazlıklar ve davalar girer. İdari Yargıyı, biri Genel İdari Yargı, diğeri Askeri İdari Yargı olmak üzere iki gruba ayırabiliriz. Milli Güvenlik Konseyi, döneminde yapılmış olan yeni düzenleme ile ilk derece mahkemeleri olarak İdare Mahkemeleri ile Vergi Mahkemeleri kurulmuş, bunun yanında Bölge İdare Mahkemelerine de yer verilmiş ve böylece bir Yüksek Mahkeme olan Danıştay’ın özellikle iptal davaları bakımından genel görevli mahkeme olma niteliği ortadan kalmış, bu nitelik İdare ve Vergi Mahkemelerine verilmiştir. Danıştay, genel idari yargı alanındaki Yüksek İdare Mahkemesi olarak idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu gibi, kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakan bir İdari Yargı yeridir. Bölge İdare Mahkemeleri ise, ilk derece mahkemelerinin bazı kararlarını itiraz yolu ile inceleyen bir idari yargı yeridir. İdare Yargı yerleri şunlardır; -İdare Mahkemesi, -Vergi Mahkemesi, -Bölge İdare Mahkemesi, -Danıştay, İdare Mahkemeleri 1982 tarihinde 2576 sayılı “Bölge İdare Mahkemeleri, Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun” la yeni düzenleme yapılıncaya kadar ülkemizde ilk derece İdari Yargı yeri olarak İl Yönetim Kurulu, İlçe Yönetim Kurulu, Vergiler Temyiz Komisyonu, Vergi İtiraz Komisyonu ve Gümrük Hakem Heyeti gibi kuruluşlar görev yapmaktayken,yeni düzenleme ile bunların yerini İdare ve Vergi Mahkemeleri almıştır. İdare Mahkemelerinde bir başkan ve iki üyeden oluşur. Genel İdare Yargı alanında ilk derece (hüküm) mahkemeleri olup kanunlarla başka yargı yerlerinin görev alanına girmeyen, diğer bir deyişle Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalar ile ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davalarının, tam Yargı davalarının, genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları ve kanunla verilen diğer işleri çözümler. Vergi Mahkemeleri de İdare Mahkemeleri gibi 1982 yılında yapılan düzenleme ile kurulmuş olan yargı yerleridir. Bölge idare mahkemelerinin yargı çevresinde yeteri kadar vergi mahkemesi bulunur. Vergi Mahkemeleri kuruluş yerleri ve yargı çevreleri aynı şekilde İdare Mahkemesinin olduğu gibidir. Vergi Mahkemeleri, genel bütçeye, İl Özel İdarelere, Belediye ve Köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali hükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarihlere ilişkin davaları; bu konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları çözümler. Bölge İdare Mahkemeleri, bölgelerin coğrafi ve iş durumuna göre İçişleri ve Maliye Bakanlıklarının görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur ve Yargı çevreleri saptanır. Bir başkan ve iki üyeden oluşan Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin tek hakimle verdiği kararlara karşı yapılan itirazlar ile idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkacak görev ve yetki uyuşmazlıklarını inceleyerek kesin karara bağlamaktadır. Danıştay, genel idari yargı alanındaki yüksek idare mahkemesi olup; “İdari Mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar” Anayasamıza göre Danıştay, “davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarını ve imtiyaz, şartname ve sözleşmelerini inceleme, idari uyuşmazlıkları çözümlemek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla da görevlidir” Danıştay, ilk derece mahkemesi olarak da “Danıştay kanununda” gösterilen alanlarda iptal ve tam yargı davalarını doğrudan doğruya ve kesin olarak karara bağlar. Temyiz yeri olarak da ilk derece mahkemeleri ile Vergi Mahkemeleri tarafından nihai olarak verilmiş olan ve Bölge İdare Mahkemelerince itiraz yolu ile götürülemeyen kararları inceleyerek çözümler. İptal davalarında nitelik bakımından idari yargılama usulü kanunu tarafından idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konum ve maksat yönlerinden birinde hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanır. İptal davası ile yönetimin işlemlerini yerindeliği denetlenmez. İptal davası ile bir yönetsel işlemin tamamını yada bir bölümünün iptali sağlanır. Eğer davacı iptal dışında başka bir sonuç elde etmek isterse bunları dava dilekçesinde ayrıca ileri sürmesi gerekir. Yönetsel işlemin iptali iki aşamada gerçekleştirilir. Birinci aşamada yargı yeri, açılan davayı ön koşullar yönünden inceler. Eğer ön koşullar yönünden bir eksiklik yoksa, yargı yeri ikinci aşamaya işin özünü incelemeye geçer. Bu aşamada dava konusu olan işlemin hukuka uygun olup olmadığını inceler. Bunlar ön koşul olarak görev, konum, davacı, davalı, süre ve biçim ile alakalıdır. Yönetimin işlemlerini iptal davasına konu olabilmesi için üç koşulun gerçekleşmesi gerekir. Yönetimin işlemi yönetsel bir işlem olmalıdır. Yönetsel işlem etkili bir işlem olmalıdır. Yönetsel işlem yönetsel kesinlik kazanmalı, başka bir ifade ile yönetsel başvuru yolları tüketilmiş olmalıdır. Yönetimin işlemlerinde bu üç niteliğe sahip olanlar iptal davasına konu olabilirler. Yönetsel davalar ancak yönetsel işlemlere karşı açılır. Konusu yönetsel işlemdir. Yönetsel işlemler ise yalnız yönetsel kuruluşlar tarafından yapılmaz, yasama ve yargı görevlerini yürüten kuruluşların da yönetsel işlemler yaptıklarını görebiliriz. Bunlar da konu olarak iptal davasına konu olabilen yönetsel işlemlerdir. İptal davasının açılmasında muhakkak bir yönetsel işlem bulunmalıdır. Yönetsel işlemler kural olarak yazılı olmasına rağmen yazılı olmayan işlemler de olabilir. Bunlara karşı da iptal davası açılabilmektedir. İptal davasında, gerek davada taraf olma yeteneği, gerekse dava açabilme yeteneği yönünden davacıya genel hükümler uygulanır. Bu açıdan iptal davasının ayrı bir özelliği yoktur. İptal davası açısından davacıdan bulunması gereken ve iptal davasına özgü olan koşul “menfaat” koşuludur. Davacıda aranan yetenek ile ilgili koşullar yargılama ile ilgilidir. Yönetimin bazı durumlarda bir istem konusunda açıkça karar almaktan kaçınması idari yargı usulü kanununa göre 60 gün içinde bir isteme karşı karar almaması, o istemin reddedildiği anlamına geldiğinden dava açma hakkı doğmaktadır. Düzenleyici bir işlemin tamamını yada bir bölümünün iptali dava konusu olabilir. İptal davası yasanın öngördüğü tüm koşullarda uygun olarak açılması gerekir. İptal davası İdari Yargılama Usulü Kanununun 3. ve 5. maddelerinde gösterilen biçime uyarak imzalı bir dilekçe ile yapılması gerekmektedir. Dava dilekçesi, davanın açılacağı yargı yerine verilebileceği gibi idari yargılama usulü kanunun da gösterilen yerlere de verilebilir. Dava dilekçesi yasada gösterilen usule uygun değil ise ön koşullar bakımından reddedilebilir. Ön koşullar bakımından eksiği bulunmayan davanın görünüp incelenmesine geçildiğinde iptalini gerektiren hukuka aykırı nedenleri nelerdir ? sorusuna yanıt aranır. Yönetsel işlem yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırı olabilir. Bunlar iptal nedenleri sayılabilir. Yönetime verilen yetki yönetimin kanunlarla tanınmış gücüdür. Yönetime verilen yetkinin sınırları dışına çıkılması, yada hiç kullanılmaması yetki yönünden hukuka aykırılık sayılır. Yönetim hukukunda üç tür yetkiden söz edilerek yer yönünden, zaman yönünden ve konu yönünden olan yetkiler sıralanmıştır. İptal nedenlerinden biri de şekil yönünden hukuka aykırılıktır. Şekil gereken yol ve yöntem gösterir. Tüm bu yönetsel işlemler biçime bağlı işlemlerdir. Yönetsel işlemlerin yapılması, yönünden kanunlarca öngörülen kurallara ve biçime uyulmaması, işlemin “şekil” yönünden sakatlar. İptali gerektiren nedenlerin üçüncüsü ise iptal işleminin sebep, yada neden öğesinde yapılan sakatlıktır. Genellikle tüm yönetsel işlemler bir nedene dayanır. Yönetim hukukunda bir yönetsel işlemin nedeni işlemin dışında yönetimin böyle bir işlem yapmaya yönelten nesnel etkenlerdir. Neden açısından işlemler; nedeni belli işlemler, nedeni yönetime bırakılan işlemler, neden gösterilmesi öngörülmemiş işlemler olarak sıralanır. Yönetsel işlemlerde işlemin doğuracağı sonuca konu denilmekte olup, bir işlemin konusu o işlemin hukuk düzeninde ortaya getireceği değişikliktir. İşlemin konusu yasalarla önceden belirtilmiştir. Yönetim hukuku ise konu yönünden statüler hukukudur. Amaç yönünden hukuka aykırılık deyimi ile maksat yönünden hukuka aykırılık aynı anlama gelmekte olup yönetsel yargının bir özelliğidir. Amaç yönünden hukuka aykırılık diğer aykırılık nedenlerinden farklı olup öznel bir nitelik taşıyarak işlemi yapanın niyetini araştırmak gerektiğini doğurur. İptal kararının doğurduğu sonuçlar bakımından üç açıdan ele alınması gerekmektedir. İşlem yönünden iptal kararına konu yönetsel işlem ve bu işlemin doğurduğu hukuksal sonuçlar, iptal kararı verilmesi üzerine ortadan kalkar. Taraflar açısından iptal edilen karar ister genel nitelikte, ister bireysel nitelikte olsun davanın taraflarını etkilemektedir. Kişiler yönünden iptal kararının kişileri etkileyebilmesi için, genel nitelikte olması gerekmektedir. İptal kararının yerine getirilmesi açısından ise, görevi yapan ve yönetsel işlemi yerine getiren kuruluşa düşmesi, iptal kararının yerine getirilmesini güçleştirmekte olup değişik durumların ortaya çıkmasına sebep olur. Bu durumlarda yönetimin yeni bir işlemde bulunmasının zorunlu olmadığı durumlar, iptal kararı ile bazı durumlarda yönetimin aynı sonucu doğuran yeni bir karar almasına engel olmayan durumlar, yönetimin iptal edilen kararın aksine bir karar alma zorunda olduğu durumlar, yönetimin iptal edilen kararla ilgili olanların yerine hukuksal durumlarda değişiklik yapması gerektiği durumlar ve iptal kararının yerine getirilmesi olanağı bulunmayan yada iptal kararını uygulama büyük haksızlık doğurabileceği durumlar meydana çıkabilir. Yukarıdaki bahsettiğimiz sebeplerin sonucunda yönetim, yargı kararlarını yerine getirmek zorundadır. İptal davasına yönetime yargı kararlarını yerine getirmenin dışında herhangi bir olanak tanınmamıştır. Yargı kararlarını kasıtlı olarak yerine getirilmemesi, hatta yerine getirilmesinin geciktirilmesi Anayasaya göre suçtur. Anayasamız, konusu suç teşkil eden emirleri yerine getiren kamu görevlisini sorumluluktan kurtulamayacağını belirtmiştir. Bunu da ceza kanunu cezalandırmaktadır. Anayasanın kabulünden hemen önce çıkarılmış olan İdari Yargılama Usulü Kanununda kasten yargı kararlarını yerine getirmeyen kamu görevlisine karşı da tazminat davası açabileceği öngörülmüştür.
__________________
Herşeyi bilirim mi diyor gençlik? Herşeyi yaparım mı diyor ihtiyarlık?
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
| Görünüm Modları | |
|
|