Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Günün Ayeti:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulurki esirgenirsiniz.
Hucurat Suresi, 10
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » İslam Türk Kültürü » Silahın Sanata Dönüşünün Hikayesi YATAĞANLAR

İslam Türk Kültürü Bu bölümde Türk kültürünün tarihi, bugün geldiği nokta ve değişim evreleri hakkında bilgiler bulabileceksiniz...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 09-01-2007, 15:42   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Silahın Sanata Dönüşünün Hikayesi YATAĞANLAR



Osmanlı döneminde yaygın olarak kullanılan yatağanlar, adını üretildikleri Yatağan beldesinden alıyor. Daha çok yeniçerilerin ve zeybeklerin kullandığı yatağanlar, üzerindeki işlemelerle silahtan çok sanat eseri görünümünde.

Sanat ile silah, her ne kadar bir araya gelmesi zor ve birbirine zıt iki kavram gibi görünse de; her ikisi de insanla birlikte ortaya çıkmış ve onun ellerinde gelişmiştir. Eski çağlardan beri kullanılan silahların başında gelen kılıcın serüvenini dinlerken, insanlık tarihiyle birlikte, silahın sanata dönüşümüne de şahit olur; müzelerde sergilenen kılıçları seyrederken onların bir savaş aleti olduğunu unuturuz. Tıpkı Türklere has bir kılıç olan yatağanlardaki gibi. Tüm dünyada ‘Türk kılıcı’ olarak bilinen yatağanlar, keskinliği ve sağlamlığı kadar göz alıcı bir sanat eseri olarak da adından söz ettirir.

Yatağanlar kılıcın görevini yapmakla birlikte ondan form, yapı ve ölçüler yönünden farklılıklar gösterir. Kemik, boynuz, gümüş veya fildişinden yapılan kabzanın baş kısmı iki geniş kulak şeklinde sağa ve sola ayrılır. Bunlar yatağanın hamle sırasında elden çıkmasını önlediği gibi sahibini düşmana karşı daha avantajlı kılar. Bir ‘Y’ harfi meydana getiren kabza, enli ve kalın bir metal bilezik altında namlu ile birleşir. Kabza zırhı altın tombaklı bakırdan yapılıp mercan, zümrüt ve yakut gibi kıymetli taşlarla bezendiği gibi, tamamen gümüşten yapılan kabzaların da değerli taşlarla süslendiği görülür. Aynı süslemelere kılıcın kınında da rastlanır. 60-80 cm uzunluğunda, içe doğru kıvrık, uç kısmı hariç 3-4 cm’den oluşan yatağanın kalın sırtı demirden; ince ön kısmı ise çelikten, keskin ve dayanıklıdır. Özenle su verilerek çeliğe dönüştürülen yatağanı diğer kılıçlardan ayıran en önemli özellik budur.

Çeşitli resimlerin, güzel yazıların, destanların ve dinî sözlerin bulunduğu metal kısım üzerinde yer alan simgelerde ise şu sıra takip edilir: Kılıcı yapanın mührü, Kelime-i Tevhid, hükümdarı tanıtıcı ve zafer dileyen sözler. Kılıçlar üzerinde iki üçgenin iç içe olarak üst üste gelmesiyle elde edilen altı köşeli yıldız formundaki işarete mühr-ü Süleyman denir. Yatağan üzerine gümüş ya da altın kakma yapmak için motif ve yazılar önce çelik gövde üzerine kazınır, oyulan yerlere eriyik altın ve gümüş doldurularak sonra tesfiye edilir. Gümüş sıvamada ise haddelenmiş ince gümüş tel, uygun tekniklerle gövde üzerine istenilen yazı veya motif şeklinde yapıştırılır. Yatağanlarda kullanılan genelde bu tekniktir.

Yatağanların en dikkat çekici özelliklerinden biri de kılıç üzerindeki yazılardır. Bu yazılar bazen bir Kur’an ayeti, dua, bazen edebi bir söz bazen de sahibinin ruh halini yansıtan cümlelerden oluşur. Neredeyse yatağanlarla özdeşleşen şu beyit ise kullanıcısına öğütler vermektedir:

Ey gönül bir can içün her cana minnet eyleme
İzzet-i dünya içün sultana minnet eyleme

Yatağanların üzerindeki göz alıcı işlemelere bakıldığında, hepsinin bir ustanın elinden çıkmasının mümkün olmadığı görülür. Bu da kılıcın, farklı aksamlar üzerinde ihtisaslaşmış farklı ustalar tarafından yapıldığı anlamına gelir. Çeliği yapan usta ayrı, kabza ve bezemeyi yapan usta ayrıdır. Gümüş ve deri kınların da ayrı ustalar tarafından yapıldığı belirtilmektedir. Oyma, kakma, telkari ve taneleme teknikleri ile yapılan nefis yatağanlar, bugün bile gerek parlaklığı gerekse işlemeleriyle göz doldurur. Yatağanın kabzası ve kınında bulunan mücevher ve süslemeler, kılıcın sahibinin ekonomik durumuna göre değişir. Kılıç pabucu denilen kınların uç kısmında bulunan ejderha, kartal ve yılan başı şeklindeki süsler, taşıdıkları sanat değerinin yanı sıra; kılıcın kını delmesini de önler.

Daha çok yeniçeriler ve zeybeklerin kullandığı yatağanlar, kılıçtan daha küçük ve hafif olduğundan belde taşınması daha kolay bir silahtır. Yatağanın ağzının çok keskin olmasından dolayı kullanmada da belirli kurallar getirilmiştir. Eğer yiğit, karşısında muharebe ettiği kişi zayıf ise yatağanın ağzı ile, değil ise sırtı ile müdahale eder.

16. yüzyılın ortalarından itibaren yapımına başlanan ve 19. yüzyılın sonlarına kadar da kullanılan bu kılıçlara neden yatağan dendiği meselesine gelince... Yeniçerilerin, bellerine bağladıkları meşinden yapılan silahlığın içine yanlamasına yatık olarak koydukları ve öyle taşıdıkları için yatağan adının verildiği söylense de; yatağanın adını tarihte bu kılıçların yapıldığı yer olan Denizli’nin Serinhisar ilçesine bağlı Yatağan beldesinden aldığı daha güçlü bir rivayettir. Bir iskan yeri olarak Yatağan ismi ise, Selçuklu komutanlarından olduğu rivayet edilen, Yatağan Baba namıyla maruf Osman Bey’in lakabıdır. Yatağan’ı fethettikten sonra buraya yerleşen ve demircilikle uğraşan Osman Bey, yörede Yatağan Baba adıyla nam salmış ve öldükten sonra da (1274) buraya defnedilmiştir. Yatağan Baba sadece adını vermekle kalmamış; kasabada üretilen ve tüm dünyaya nam salan kılıçların da isim babası olmuştur. Pek çok tarihî kaynaklarda ve belgelerde yatağanların Yatağan kasabasında yapıldığına dair yazılı bilgiler bulmak mümkündür. Bu bilgiler kasabadaki sözlü tarihle karşılaştırıldığında paralellik taşımakla birlikte; yatağanların başta İstanbul, Bursa ve Filibe olmak üzere Osmanlı’nın önemli kentlerinde de üretildiği biliniyor.

İstanbul’un fethi sırasında orduya barut gönderen, daha sonraki yüzyıllarda da kılıç ve kama üreten Yatağan’da, babadan oğula geçen demircilik mesleği, yüzyıllardır kasabının en büyük geçim kaynağı. Büyük-küçük, kadın-erkek demeden evinin altında ya da yanında açtığı demir atölyelerinde bıçak yapan Yatağanlılar, artık eskisi gibi yatağan üretemeseler de, bıçak yapımı konusunda Türkiye’de ön sıralarda yer alıyor. Yatağan’daki atölyelerin hangisinin kapısını açsanız, eski tip körüklerin önündeki ocakta kızdırdıkları demiri döven ak saçlı, ak sakallı dedeyle, ilerleyen yaşına rağmen kocasının yanında çekiç sallayan nineyi görmek mümkündür. Bu tür atölyeler, kalite ve estetik açıdan geleneği devam ettirirken; yeni makinelerin bulunduğu atölyeler de seri olarak bıçak üretmektedir.

Alıntı:
ABDULLAH KILIÇ, RESUL CENGİZ ( Zaman )

Bu mesaj en son " 09-01-2007 " tarihinde saat 15:52 itibariyle Turkuaz tarafından düzenlenmiştir....
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 02:52.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382