|
||
![]() |
|
|
| Kitapsever Bölüm Yeni çıkan kitaplar hakkında buradan bilgi sahibi olacaksınız. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Mesaj: n/a
|
![]() Arka Kapaktan Derinleşmiş bir ruhun gönül yamaçlarına akseden en canlı ışıklar, daha çok yol mülâhazası ve murakabe anında kendilerini hissettirirler. Bu dünyanın şartlarına göre yaratılan insanoğlunun, dönüp kendini Var Edene yönelmesi, mesafelere takılmadan sürekli O'na doğru ilerleyebilmesi oldukça dikkat, temkin, titizlik ve kararlılık isteyen bir konudur. Hemen herkesin, böyle önemli bir mevzuda, iptidaî ve basit bir fikri bulunsa da, yine de böyle birinin, insanlık kafilesinin rehberliğini derpiş etmiş kimselerin yol belirleyiciliğine itimat ederek, her zaman onların arkasında yol alması, onların merkezî hareketlerinin insiyaklarına kendini salarak sürekli hedef arkasında koşması icap eder ki, hedefe ulaşanlar için çok avantajlı, dökülüp yollarda kalanlar için de helâket sayılan böyle hayatî bir seyahati arızasız gerçekleştirebilsin. Şayet bu rehberler, o sahanın tecrübeli, bilgili, marifet eksenli ve vicdan ufuklu üstatları iseler, tereddüt etmeden onların rotasına girilmeli ve hep onların yörüngelerinde hareket edilmelidir; edilmelidir, zira onlar, her zaman Hakk'a ulaştıran en kestirme yollarda yürür., geçit veren veya vermeyen zirveleri çok iyi bilir., halvete erebilecekleri ufukları kollar., vuslat koyları etrafında dolaşır durur., sürekli hedeften aks-i sadâlar alır., bu sesleri kırmadan, çarpıtmadan arkalarındakilere intikal ettirir, ve bu uzun seyahatte kendi üzerlerine ve takipçilerin başlarına kabarıp boşatabilecek dalgalara karşı da âdeta birer dalgakıran gibi her şeyi göğüslerler. |
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Mesaj: n/a
|
Yol Mülahazaları Kitabı Üzerine Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'ye ait Prizma Serisi'nin altıncı kitabı, "Yol Mülahazaları" adıyla piyasaya çıktı. İhtiva ettiği konulara geçmeden evvel, öncelikle kitabın isminde yer alan "mülahaza" kelimesi üzerinde bir nebze durmak istiyorum. Aslı Arapça olan ve "bir şeyi gözleme, dikkatle bakma, üzerinde iyice düşünme" gibi ilk manalarıyla tanıyacağımız "mülahaza" kelimesinin hem Arapça, hem de Türkçe'de daha geniş bir kullanım sahasına sahip olduğunu görmekteyiz. Yerine göre, "düşünce, kanaat, gözlem, yorum, açıklama vb." kelimelerin karşılığı olarak kullanılabildiği gibi "dikkatleri çekme, hesaba katma, göz önünde bulundurma, ihtimal olarak değerlendirme, gözden geçirme" gibi manaları ifade sadedinde de kullanıldığını müşahede etmekteyiz. Kelimeyi, Hocaefendi'nin konuşma ve yazı dilinde takip ettiğimizde ise, değişik terkip ve izafetlerle de kullanılması neticesinde onun daha bir çeşitlilik, esneklik ve zenginlik içerisinde karşımıza çıktığını görmekteyiz. Mesela "mülahazaya alma, mülahazaya kapılma, mülahazalarla dolma, mülahazaya dalma, mülahazalara açık durma, mülahazasına kapı açma.." gibi yardımcı fiillerle kullanımı söz konusu olduğu gibi, "çıkar mülahazası, kendini ifade etme mülahazası, metafizik mülahaza, mülahaza dairesi, fantastik mülahaza, ırkî mülahaza, şahsî mülahaza, sahabî mülahazası, esbaba riayet mülahazası, ebediyet mülahazası, natüralist mülahaza, ubudiyet mülahazaları, teveccühlerine mazhar olma mülahazası" gibi çok değişik tamlama ve terkipler halinde de kullanıldığı görülmektedir. İşte Hocaefendi'nin elimize ulaşan bu son kitabını, kitabın isminde geçen mülahaza kelimesinin çağrışımlarla dolu o esnek, kuşatıcı, geniş ve renkli muhtevasıyla okunması gerektiğini düşünüyorum. Eğer bu başarılabilirse zannediyorum zengin bir "yol literatürü”yle bize sunulan ışıktan bir rehbere, bir el kitabına kavuşmuş olacağız. İsterseniz şimdi bu perspektif doğrultusunda kitap üzerinde mini bir seyahat gerçekleştirelim. Yoldaki Handikaplar Yüce bir mefkureyi, ulvi bir düşünceyi gönül burçlarında bir bayrak halinde dalgalandırmak; 'inşa, imar ve ıslah'ı gaye edinen bir yol içinde bulunmak elbetteki kolay bir iş değildir. Kolay ne kelime, menzili çok, geçidi yok, derin suları bulunan uzun, zorlu ve çetin bir yoldur. Bu yolda nefsin, heva u hevesin, insi ve cinni şeytanların bir sürü tuzak, komplo, entrika ve oyunları vardır.. bu yolda başları döndüren, bakışları bulandıran can alıcı handikaplar, derin girdaplar vardır. İşte Hocaefendi, kitabın ilk bölümünün ilk sorusunda, yol boyunca karşılaşılabilecek makam, mansıp, şöhret vb. tehlike ve handikapları kalbinin ta derinliklerinden kopup gelen muzdarip bir ses ve eda ile dile getirirken, konuyu tarihten misallerle şu şekilde izah etmektedir: "Sosyoloji ilminin kurallarına göre, menfaat, makam-mansıp hissi insanları birbirine düşüren marazlardır. İslam ümmeti arasında tâbiîn dönemine girilirken işte böyle bir fasıl yaşanmıştır. Hatta sahabenin çile çekmemiş olanları da bu kabîl hadiselere belli ölçüde katılmışlardır." Bu noktada Hocaefendi sahabe hakkında muhtemel yanlış anlamaların önüne geçmek için şu önemli uyarıda bulunmaktadır: "Onlar, Allah'ın özel teveccühüne mazhar olduklarından, doğrunun peşindedirler ve içtihatlarına göre davranmışlardır. İçtihat hatasında sevap da olduğundan onlar aynı zamanda sevap işlemiş sayılırlar. (…) Ancak şöyle düşünmek mahzursuz olsa gerek: Onların bu davranışları kendilerine göre ve kendilerince değildi. Çünkü onlar mukarrebîndi. Sahabenin kendine göre hatası vardı, ama bu hatalar bizim sevaplarımız türündendi." Şimdi bu kayıtları göz önünde bulundurarak Hocaefendi'nin bam teline dokunan şu tesbitine kulak verelim: Eğer Allah Rasulü'nün (sas) terbiye ettiği cemaat içinde dahi, dünya kendilerine güldüğünde, makam ve mansıptan ötürü birbirine düşenler olmuşsa, şöhret duygusu, içtihat mülahazası ve "Ben daha iyi idare ederim" düşüncesi, onların bazılarının gönlünde de yer bulmuşsa –ki bütün bu sayılar elbetteki bizim günahlarımız gibi değildir- öyle olmayan ve hiçbir zaman öyle olacak insanın bulunmayacağı dönemlerde evleviyetle o türlü hususların yaşanacağına her zaman ihtimal verilebilir. İşte böyle bir ihtimalle günümüze bakınca Hocaefendi'nin iki büklüm halde endişelerini şu şekilde dile getirdiğini görmekteyiz: "Bir gün gelecek biz de "Hey gidi günler!" diyeceğiz. Ne günlerdi o dupduru günler! Kimsede şöhret hissi, makam arzusu yoktu.. câh sevdası akla gelmez.. menfaat ve çıkar mülahazası da asla düşünülmezdi. Evet, biz de bir gün bunları düşünerek ellerimizi dizlerimize vuracak ve "Hey gidi günler" diyeceğiz. Ben şimdilerde bir yandan , "Allah o günleri bana göstermesin" diyor, diğer yandan da Allah Rasulü (sas) gibi tenbihte bulunuyor ve "Aman hazırlıklı olun, dünyaya meyl u muhabbette bulunmayın" deyip inliyorum." Peki bu handikapları aşmanın yolu nedir? Hocaefendi aynı makalenin sonunda bunun ölçülerini de şöyle sıralıyor: "Bence insanlar, demokrasilerden öte demokrat davranarak gelecekte mukadder bir kısım gaileleri aşabilirler. Herkesi kabul ederek, her kabiliyet ve istidada saygılı olarak, her hizmeti alkışlayarak, faydalı herkese destek vererek, bu ülke ve bu millet yararına olduktan sonra, herkesle iyi geçinmeye kararlı olarak, herkese sinesini açarak bu işten yararlanabilir ve kavgaya giden yolları kapayıp huzura giden yolları açabilirler." Esasında bu makalecikten maksadım kitabın muhtevası hakkında kısa bir ufuk turu yapmaktı. Ancak zannediyorum üslup bilmemenin bir sonucu olarak tek bir başlıkla yazının istiab haddini doldurmuş olduk. Şimdi müsaadenizle bir sonraki yazıda "yol cilveleri, yol âdâb ve erkânı, yol düsturları, yol azığı" gibi konuları ele almayı düşündüğümüzü belirterek burada yazıyı noktalamak istiyorum. Hamdi İşcan |
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|