Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Kitapsever Bölüm » İsimle Ateş Arasında / Nazan Bekiroğlu

Kitapsever Bölüm Yeni çıkan kitaplar hakkında buradan bilgi sahibi olacaksınız.

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 09-24-2007, 16:23   #1 (permalink)
anubis
 
Mesaj: n/a
 
Wink İsimle Ateş Arasında / Nazan Bekiroğlu





Kapak Yazısı:


Ben uydurdum bütün bu hikayeleri. Ama size şunu söylüyorum ki: Daha yüksekte duran bir gerçeği işaret etmek için bunca hikaye uydurdum. Demek istediğim, hepsi yalanken anlattıklarımın, anne kalbinde bir çocuk yokluğunun işaret ettiği acı yalan değildi. Yalan değildi eşi zalim avcı tarafından vurulan turnanın zaruri ölümü. Yalan değildi kemalin arkasından zevalin geldiği. Olgunlaşan her şeyin sonunda bozulduğu. Bir şey bozulurken onunla birlikte başka şeylerin de bozulduğu. Yalan değildi devletlerin insanlar gibi, aşkların da devletler gibi ömürleri olduğu, mahiyeti safiyet olan aşkı en çok karanlıkların boğduğu. Yalan değildi aşkın birbirine uymayan iki tanımının olduğu. Bu tanımlardan biri sorgusuz sualsiz teslimiyet anlamına gelirken, diğerinin, sorgusuz sualsiz teslimiyetin kurulumu demek olduğu. Böylece aşkın mutlak tanımının mümkünse aleminde na-mümkün olduğu. Yalan değildi güzel kokunun ezel hatırası taşıdığı. Yalan değildi bazı şeylerin hep bir şeyle bir şey arasında ürperti gibi asılı durduğu. Günahı ve ihaneti bu dünyada su, öbür dünyada ateş arıtacakken, suyla arınmayan aşık kalbinin ancak ateşle durulduğu. Belki de bu yüzden bir büyük yangının koptuğu. Bir ocağın; kelama mecbur çileden yenik elemden ibaret bir kalpten kopa gelen yangınla tutuşup kül olduğu. Hikayelerine ayrılarak anlatılmış bir romanda son kez yemin ediyorum ki; Vallahi yalan değildi!

Timaş Yayınları - Nazan Bekiroğlu



Bir yazı


Sebepleri önce yazan ve sonra yaratan Tanrı, Âdem'e önce isimleri öğretmişti de hayatları sonradan vermişti. Ki Âdem bildiği isimlerle melek*lere üstün kılındı, bir sürgünü*nün ardından onlarla tevbe kıldı, onlarla secde kıldı, isimleri, var*lıkları beyanındaydı çünkü, isim hayattan evveldi. İsim sebepti, isim her şeydi.



Padişah ile yeniçerinin isimleri arasında yazıldı bu hikâye. Kul ile şahın. Bu sebepler âleminde padişah bir isimdi çünkü, onun neferi de bir isimdi.



Halkına dair bütün hükümleri iki dudağı arasında tutan, son*ra bir mumun alevini titretip titretmeyeceğini hesaba katmaksı*zın, bir nefesle salıveren padişahın varlık hükmü de iki isim ara*sındaydı: Sikke ve hutbe.

Hutbe: Söz.

Sikke: Yazı.

Adına basılan sikkenin üzerine yazılan ismi ve adına okunan hutbede söylenen ismi padişahı padişah ederdi. Böylece padişah kayıt altına aldığı iki isimle padişah ederdi ismini.



Adı hutbeden çıkarılan her padişahın son bulmuş bir hikâye olması, isim ve hayat arasındaki ölümcül muaşakadandı. Hutbe*de ismini okumayı terk eden coğrafyayı en evvel kaybetmesi bu yüzdendi padişahın, isminin ulaşmadığı yerlere hükmü geçmez*di padişahın, ismi kadar yaşardı her padişah. Padişah bu yüzden bir isim demekti.



O kadar "bir isim"di ki her padişah, Mehmed, Selim, Süley*man, kendi biricikliğini kuramayıp da, yani ki kendi hayatını taşamayıp da, kendi adını koyamayıp da, başında bir sıra sayı sıfa*tı, Üçüncü Mehmed, Üçüncü Selim, ikinci Süleyman, çoğul bir uzvun tek düze örneklerinden biri olarak kaldığında yitirirdi ken*dine özgü padişahlığını. Bazen bu sayı sıfatlarının dördüncüsü, beşincisi hatta altıncısı bile olurdu. Bu yüzden olmalı ki onlardan kendi biricikliğinde var olabilen her biri; aynı değil farklı, bir de*ğil çok hayat yaşadığında ve hayat bir isme sığmadığında, kendi isminden de çok kendisine koyulan bir diğer isim olurdu. Onu di*ğer isimdaşlarından ayıran bir lâkap, ikinci bir isim:



Fatih. Yavuz. Kanuni.



Dahası, bazen iki isme sığmazdı da, üçüncü bir isim taşırdı padişahı. Muhteşem! Onu kim "I.Süleyman" olarak tanıyor ki?



İsmi olan padişah varlıktı, onun yeniçerisi ise varlık uğrunda*ki yokluk. Padişah efendilikti, yeniçeri kulluk. O kadar ki efendili*ği ile var olan padişahın kulunu bağladığı son-uc. O da bir isimdi, isimleri yaratan ve sonra öğreten ve sonra en güzel isimlerin sa*hibi, ve doksan dokuz ismin sahibi, ve sonra azam ismin sahibi olan Allah'ın ismi: Kelimetullah. Allah'ın ismi kul ile efendi ara*sında yüceltici ve bağlayıcı son-uc isimdi. Bu yüzden yeniçeri, su*ların henüz yataklarında aktığı evvel zamanlarda varlık gayesinde kuldu ama köle değildi.



Varlık isimdi. Yokluk? Ölüm. O da isimsizlik demekti. Bir kü*tüğe kaydolmakla başlardı yeniçerinin hayatı. Bir defter. Bir isim. Sonra bir ismin iptali, üzerinden bir çizgi geçiverilmesi. Defter*den bir ismin silinmesi. Yokluk böyleydi.



Bu yüzden, ölümü hak etmiş ve infazı ancak kendi subayına havale edilmiş bir yeniçeri, ölümünün gizlice dökülen bir kan su*retinde gelen sırrına teslim edilmeden önce, adı ocak defterinden silinirdi. Böyle başlardı yeniçerinin ölümü hikâyesi. Belli ki ölüm bir yeniçeriye adı kütükten silindikten sonra gelirdi. O ki bir yeni*çeri, ismi deftere kayıtlı olduğu sürece ölüm çağıracak kadar bü*yük bir suç işleyemezdi. Ve eğer ölüm çağıracak kadar büyük bir suç işlemişse, önce adı silinirdi defterden sonra ölüme verilirdi. Adının defterden silinmesi bir yeniçeri için zaten ölüm demekti. Ve adı olmayan bir yeniçeri hayatı da olmayan bir yeniçeri demekti.



Bir yeniçeri isminin defterden silinmesi ya kırmızı mürekkep*le oluverirdi ya da siyah mürekkeple. Bir hayat, bir defter üzerin*de öyle biterdi. Kırmızı mürekkeple geçilmişse bir ismin üzerin*den, ya bir ayrılık emeklilik olmuş olurdu kışladan ocaktan, ya da bekleyenini yatakta yakalayan munis bir ölümün şerhi düşmüş olurdu yeniçeriye yazılmış kaderin üzerine. Lâkin siyah mürekke*bin söylediği müthiş olurdu. Siyah, eğer ki iptal serüvenini yazan mürekkebin rengiyse, o haneden bir idam geçmiş demek olurdu.



Akşam ile yatsı, iki vakit arasında uygulanırdı ceza. idamdan önce, Ağakapısı veya Yedikule zindanında ya da Rumelihisarı'nda bir mahpusluk beklerdi ismi birazdan defterden silinip gidecekle*ri. Ve gecenin sessizliğinde boşluğa dağılan bir top sesi haber ve*rirdi İstanbul’da bir yeniçerinin idam edildiğini. Bütün ömrünü göklerin altında ve toprağın üzerinde yürüyerek geçirmiş bulu*nan ve denizin ürkütücü derinliğine, suyun sesine hiç karışma*mış olan ağır piyade yeniçeriyi, bir masal ırmağına benzeyen Boğaz'ın sularında kayıplara karışırken uğurlayan son ses olurdu bu tek parça top sesi.





Zaman dizimi ihlâl edilmiş olan bu hikâyede, bir devşirme olarak kurguya girecek olan Nezuka'nın yeni bir isimle yeni bir hayatı başlamasından çok uzun zamanlar sonra. Düzme bir solağın çağrışımıyla anlatılacak olan turnanın efsane*sinin ise çok ama çok daha sonrasındaki bir zamanda. Tuna üze*rine çoktan bir köprü kurulduğu, Süleyman'ın bir hayata sığmayıp da önce Kanuni, sonra Muhteşem olduğu saadet zamanları*nın da sonrasında. Süleyman'dan sonra, bedelini pek pahalı ödese de isminin başına yeni bir isim getirebilen ilk padişah olan Genç Osman'ın yeniçeriler tarafından ihanete uğradığı, Selimle*rin üçüncüsünün bestekârlıkla padişahlık arasında sarayının du*varlarına gül-ebrû-su çizdiği zamanlardan da sonra. Her şeyin önce kurulduğu sonra bozulduğu zamanlarda. Padişahın ikinci Mahmud olduğu. Devletlerin de insanlar gibi ömürleri olduğu asırlar önce yaşamış Tunuslu tarihçinin büyüleyici teorisiyle çok*tandır aşikâr kılındığı ama herkeslerin hem sebepler hem çareler arayıp durduğu. Kıvılcımlarından önlenemez yangınlar çıkıp du*ran yeniçeri ocağını ateşe atmak fikri, ikinci Mahmud'un zihnin*de uzun zamandan beri bir çare olarak su gibi akıp durduğu za*manlarda.



Zaman zamandan önce, zaman zamandan sonra.



Padişahın yine ikinci Mahmud, sadrazamın Mehmed Selim Paşa, şeyhülislâmın Kadızade Tahir Efendi, Yeniçeri Ağasının Mehmed Celâleddin Ağa olacağı. Sancak-ı Şerifin saray dışına çı*kartılarak bütün istanbul'un yeniçerilere apaçık cihad açacağı. Ve Kara Cehennem lâkaplı yüzbaşının toplarının onları ateşe ataca*ğı. Sahaflar Şeyhinin oğlu Esad Efendinin, padişah öyle buyurdu*ğu için kaleme aldığı resmi tarihinde, yeniçeri ocağının ateşe atıl*masını kendisinden sonra uzun zaman gelip geçecek bütün ta*rihçilerle birlikte Vak'a-i Hayriye, yani Hayırlı Vak'a olarak adlan*dıracağı tarihten ise üç yıl kadar önce.



İsmi Mansur'du, bir Yeniçeri.

Gece. Yedikule surları içinde.

İsminin üzerinden bir iptal serüveni geçti. Siyahtı Yeniçeri Kâtibinin kullandığı mürekkebin rengi.



Kolay yazılıyordu deftere idamın ismi. Ateş olan hayat yazıya düşünce, cevheri ağaç olsa da kâğıdı tutuşturmuyordu çünkü.





Kuşku yok ki lisanın mecazları içinde bu eylem, adı defterden silinmek, olarak ifade edilebilirdi. Ama Mansur'un adı mahşere değin defterden silindiyse de, ölümü ana kütüğe bildirilmediği için ve Mansur, bir isim olarak hâlâ yaşadığı için bir esame kaldı ondan geriye. Esame, her şeyin bozulduğu ve isimlerle oynandığı devirde onu satacakların elinde bir kâğıt, bir belge. Kâğıt üzerin*de satılığa çıkarılmış bir ismin hayat olarak kazanılmış hakları cümlesi. Esame kimin elindeyse ulufe ve cülus bahşişi onun hak*kı. Ulufe: Yeniçeri maaşı. Cülus bahşişi: Her ne kadar padişahların hazinesinde cülûsiye dağıtacak güç uzun zamandır kalmamışsa da, tahta çıkan padişahın kullarına dağıttığı. Neticede esameyi alan da kârlı satan da kârlı.



Mansur'un esamesi, birkaç satır birkaç imza: Bölüğü ortası, amiri ağası, baba adı kendi adı. Mansur'un esamesi kaldığı için geriye, bir hayat olarak yeniden yaşanması gerekti. Satılığa çıkartıldı esame ve onu biri satın aldı. Çalıntı bir yaşamdı bu. iğreti bir yaşamdı. Satın alanın asıl adını ocakta kimse bilmedi. Bir esame bile kalmadı ondan geriye. Ama ocağın dışında, kendisine ait isimle yaşadığı hayatta o kadar çok kendi isminden geçti ki. Bir isim kaldı ondan geriye. O da tek kelimeydi. Siz sonunda bileceksiniz: Ateş-ten!



"Hadiseleri yazanların sıralayıp saydıkları sebeplerden" her*hangi biriyle, bir isim bir şey söylemediğinde artık hikâye bitti demektir. Ve hikâyenin adı o başlamadan da vardır ama ancak bit*tikten sonra koyulur.

Şimdi. Padişah bir isim ve onun gözünün bebeği yeniçerisi, o bir ateş olduğundan ve her şeyin bir şeyle bir şey arasında durduğu bu hikâyede, çit sarmaşığı-aşeka kökünden gelen aşk, o da isimle ateş arasında durduğundan. Ben, yazıcı. Denize bakan odamda oturuyorum. Vazgeçtiğim ismimle seçtiğim isim arasında duruyorum. Başlangıç tarihini atabilmem için. Kendi kavmi tarafından çarmıha gerilecek habercinin doğumu üzerinden tam iki bin yıl ile bir de ay geçmesi gerekti. Kelimeleri durdukları yerden toplarken ben ve cümleden selâmetle sıyrılmak için okuyucu yüzüne sirayet edecek yazıcı uykusuzluğuna düşe kalkarken ben. Başladığım isimdi, bitirdiğim ateş. isimle ateş arasında dolandım durdum. Bu hikâyenin adını isimle Ateş Arasında koydum.
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-02-2007, 22:41   #2 (permalink)
Acemi Öğrenci
 
Giriş: Oct 2007
Mesaj: 3
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi: kübütüs is on a distinguished road
kübütüs is offline  
Varsayılan


okuduktan sonra bidaha okusam aynı keyifi alırım dediğim kitaplardan birisi
okumaanlarınız varsa şayet alsın okusun
kolay gelsin
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 03:58.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382