Bİr Elİf GÖnder Ardin Sira Gelecek
BİR ELİF GÖNDER ARDIN SIRA GELECEK
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” Bu yıl, ilk defa Kur’an kursunda yaz talebelerini okutmak nasip oldu. Sabahları erkek çocuklara, öğleden sonra da kız çocuklara ders veriyorum.Çocukların dünyalarını saf, katıksız ve güzel duygularını bilirim. Yakın geçmişimde ana okulu öğretmenliği olduğu için onların güzide dünyalarına aşinayım. Hiçbir hesap yapmadan ve menfaat gütmeden seven ve sevgi bekleyen pırıl pırıl gözler. Ümit vadeden tomurcuklar. Onlara adeta aşığım. Aralarına katıldığımda kendimi gülistandaki çeşit çeşit çiçeklerin içine girmiş gibi mutlu hissediyorum. Her cihetten ayrı bir rayiha beni kendine çekiyor. Rabbimizin yarattığı bu küçük canlara, dünya ve ahiretlerinde ışık olacak bilgiler verme ayrıcalığını yaşıyorum. Çok mutluyum. Aslında mutlu ifadesi onlarlayken hissettiğim hazzın ifadesinde sönük kalıyor. Ben de, “bilmezdim kelimelerin bu kadar kifayetsiz olduğunu”. Küçük bir cana “elif” öğretmek,”kef” i tanıtmak, sure belletmek ne kadar da özel bir ayrıcalık. Dersini geçenin yüzündeki aydınlık görülmeye değer. Düşünün, o çocuk ve ondan bu Kur’an eğitimini alan her kişi sizin amel defterinizi açık tutacaklar. Siz hayatta olmasanız da sevap hanenize katkıları devam edecek. Bu müthiş bir imkan. Hamdolsun ki böyle bir fırsatın içindeyim.Dün çok güzel bir şey oldu. Kur’an kursunun kapısına gelmiştim. Yine etraftan benim geldiğimi gören talebelerimin yoğun alakası ile karşı karşıyaydım. Tam da kapıdan içeri girecekken bir anda sanki mekan değişti ve bir adım sonra kendimi Kabe’nin selam kapısından içeri girecek durumda hissettim. Kısa bir an, muazzam bir an, olağan üstü bir haz. Bir adım sonra, evet sadece bir adım sonra o muazzez yapıyı görebilecektim. Öyle ki sağ ve solumda Kabe nöbetçilerinin varlığını hissettim, gayrı ihtiyari Kabe-i Muazzama’yı göreceğim yöne şevkle baktım. Başlarını acemice örtmüş minik canlarla gözgöze geldim. Deniz mavisi, Kabe karası gözlerle. Fevkalade mutlu olduğum anlar Kabe’mize yaklaştığım ve onu göreceğim anlardı. Şimdi birer çiçek misali kızlar yazın boğucu ve bunaltıcı sıcağına rağmen alışkın olmadıkları örtüleriyle bir şeyler öğrenmenin gayret ve çabası içindeydiler. Mazimde kalmış hac günlerim en canlı bir şekilde tekrarladı. Evet, gerçekten de bu denli mutluluk dolu özel zamanları ancak Kabe de yaşamıştım. Bu kadar senedir ilk defa böylesine canlı tekrarını yaşayışım içinde bulunduğum nimetin Allah katında fevkalade makbul olduğunu düşündürdü... “Sizin en hayırlınız Kur’an öğrenen ve öğretenlerinizdir” kutlu hitabını hatırladım. Bu satırları okuyan kardeşim; haydi bir elifte sen öğret! Emin ol ki senin sayende öğrenilen o elif amel defterinde çok ağır gelecek. Belki de kurtuluş beratın olacak. Öğrencilerimin neden Cumartesi-Pazar kurs yok ki? Diyen samimi sitemleri ile karşılaşmaktayım. Bir sevgi halesi içindeyiz hoca ve talebeler. Öğrenmek ve öğretmek kendi adıma en mütelezziz olduğum duygudur. O yüzden ya talebe oldum, ya öğretmen. Bir üçüncüsü olduğum zamanlar azdır ama, o zamanlarda da öğrenen ve öğretenleri seven oldum. 16-07-2005/cumartesi
alıntı
|