Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Dinimizi Öğrenelim » Sohbetler » M. Fethullah Gülen Hocaefendi » Fuhşun zararlarını anlatır mısınız?

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 07-30-2007, 23:02   #1 (permalink)
Sahip :p
 
Tunaltay kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Konum: Fildişi Kule/Onuncu Köy
Mesaj: 11,026
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı: 17499
Rep Derecesi: Tunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond repute
Tunaltay is offline  
Varsayılan Fuhşun zararlarını anlatır mısınız?


Fuhşun zararlarını anlatır mısınız?

Fuhşun zararları anlatılmayacak kadar çoktur. Fuhuş, bir insanın gayr-ı meşru zevk ve lezzetlere kendisini kaptırması demektir. Yoksa insanın meşru dairedeki dünyevî zevklerden istifadesi fuhuş değildir. Evet, "Meşru dairedeki lezzetler keyfe kâfidir, harama girmeye ihtiyaç yoktur." Efendimiz (asm) "Ne fuhşa dair bir söz söyledi, (Peygamberliğinden önce bile) ne de fuhşun semtine sokuldu." denilmektedir. Hadd-i zatında O bir Peygamber olarak kendisinde ismet sıfatı vardı. İsmet günaha girmeme, harama bakmama ve harama mey-letmemedir. Eğer Efendimiz'de (asm), bunlardan bir tanesi bir kerecik tezâhür etseydi, onu her fırsatta çürütmeyi planlayan hasımları bunu çok iyi değerlendirecek ve serrişte edeceklerdi. O'na sihirbaz, şâir, kâhin, yetim, fakir diyenler, şunu yapmak bunu yapmak istiyor diyenler, bunu demediler, diyemediler, diyemezlerdi de; çünkü bu iftiralarını kimse tasdik etmeyecekti. İffetiyle yaşamıştı. Ağzından böyle bir şey sâdır olmamış ve kulağına bu sözlerden bir tanesi girmemişti. Hatta o galiz söze bile, reaksiyon gösteriyordu. Bir seferinde Yahudiler gelip "Sana ölüm!" mânâsına "Es sâmu aleyküm" demişlerdi. Aişe validemiz, "Es sâmu aleyküm - sana ölüm!" dediklerini anladığı için onlara "Ve aleyküm sâm" karşılığını vermişti. Efendimiz ise, gayet kibarca ve kendisine yakışır şekilde, "Ve aleyküm" "Sizin üzerinize de olsun" diyordu. Sonra da "Ya Aişe sert olma, haşin olma" diye ona tenbihte bulunuyordu. Hz.Aişe: "Görmedin mi Ya Rasulallah! Sana ne dediler?" deyince de Efendimiz (asm): "Ben de onlara sizin de üzerinize olsun!" dedim, cevabını veriyor, fakat kötü lafı ağzına almıyordu. Diyebiliriz ki kötü söz Efendimizin ağzına misafir olarak dahi girmemiş ve kafasından geçmemiştir.

Nasıl geçer ki kendisi şöyle buyuruyor: "İnnallahe lâ yuhibbu fahişel bezî." "Ulu orta ve sağda solda uygunsuz uygunsuz laf eden, fuhşa ait şeyler söyleyen ve sevimsiz kelimeler sarfeden kimseyi Allah sevmez."

Maalesef fuhuş günümüzde çok revaçtadır. Halbuki fuhuş her yönüyle, her haliyle, her ünitesiyle, her müessesesiyle şeytana hizmet eder. Fuhşa karşı İslâm'ın ortaya koyduğu bir kısım düsturlar ve esaslar vardır. İnanan insanlar bu düsturlara başvurdukları sürece, fuhuş girdabına kapılmayacak, fuhuş seylaplarıyla sürüklenip yok olmayacaklardır. Ama İslâm'ın esâsât ve düsturlarına riayet edilmediği zaman, insanların tıpkı kütükler gibi bu fuhuş seylaplarına kapılıp sürüklenmeleri mukadderdir. Kendimiz dahil, bütün inanmış arkadaşlarımız, kardeşlerimiz hakkında endişe ettiğimiz en mühim mesele, bir gün şeytanın onları bu damarlarından vurmasıdır. Ehl-i dalâlet ve ehl-i dünya; henüz yollarda emekleyen ve tam oturaklaşmamış bir kısım genç ve safderun arkadaşlarımıza kadın musallat ederek onları baştan çıkarmak için çok ciddi gayretler göstermektedirler. Onlar para ile halledebileceklerini para ile, makamla baştan çıkaracaklarını makamla, ahlâksızlığa sevketmekle batağa sürükleyeceklerini de onunla baştan çıkarmak için hep gayret içindedirler. (Allah bizleri muhafaza etsin!)

İslâm'ın bu mevzudaki esaslarını şöyle sıralayabiliriz. İslâm, beşere ait her şeyi realite olarak kabul eder. Meselâ beşerde gazab, hırs ve inad gibi duyguların bulunması birer realitedir. Fakat, bunlar yerinde kullanıldığı zaman yümün, bereket ve bir kısım hayırlara vesile olabilirken, aksine insanı şerre sürüklerler. Aynı şekilde İslâm insanın şehvetini de bir realite olarak kabul eder. Çünkü şehvet, insanda şahsî hayatın ve neslin devamı için verilmiş bir avans, bir İlâhî armağandır. İnsan bu avansı kullanıp, değerlendirerek, yeryüzünde Allah'ın halifesi olan Ümmet-i Muhammed'in çoğalmasına vesile olacaktır. Efendimiz (asm): "Tenakehu tekaseru feinnî übahi bikümül-ümeme yevm el-kıyameh." buyurur. Yani "Evlenin, çoğalın, ben sizin, çokluğunuzla iftihar ederim." O, iftarı demhânede, bayramı puthânede, orucu meyhânede olan insanların çokluğu ile değil; namazımızı kılan, kıblemize dönen, bizim dediğimiz şeyleri söyleyen ve hakka dilbeste olan kimselerin çokluğuyla iftihar ediyor. Binaenaleyh bu açıdan gayet rahatlıkla denilebilir ki, insandaki şehvet hissi, mukaddes bir histir; zira bu hiss sayesinde beşerin en müstesnâ ve mümtaz kimseleri dünyaya gelmiş ve bizim için vesile-i iftihar olmuşlardır. Efendimiz de bunlardan biridir.

İslâm her meselede olduğu gibi bu meselede de bir ölçü ve denge getirmiştir. Esas olan insanın günaha girmemesidir. Bunun için de çeşitli vesileler kullanılabilir. Evlenme bunların en başında gelir. İnsan gücü yettiği an evlenmelidir. Evlenmeye imkanı olmayan ise, Allah Rasûlü'nün tavsiyesine göre oruç tutmalıdır. Zira oruç günahlara karşı bir kalkandır. Ancak oruç da bütün şartları yerine getirilerek tutulmalıdır ki, fuhşa mani fonksiyonunu yerine getirebilmiş olsun.

Meselâ insan, bütün gün aç durup da akşam vakti tıkabasa karnını doyursa, sahurda da yine iftar vaktiyle yarışır gibi yemek yese bu insan, elbetteki oruçtan beklenen neticeyi elde edemiyecektir. Zira oruçtan gaye şehveti kırmaktır. Halbuki günde belli kalorinin üstünde alınan gıdalar şehvetin kırılması şöyle dursun, şehvete payanda olmaktadır. Dolayısıylada böyle yiyip-içen bir insanın oruçtan fayda görmesi imkansızdır.

İnsan normal vakitlerde de yeme ve içmesine dikkat etmelidir. Az yeme, az içme ve az uyuma değişmeyen İslamî bir prensiptir. Efendimiz en âzamî midenin üçte birini yemeğe üçte birinin de suya ayrılmasını tavsiye eder. Geri kalan üçtebirlik yerin ise, boş bırakılmasını öğütler. Allah katında en sevimsiz kabın dolu mide olduğu da yine Efendimiz tarafından ifâde buyurulmaktadır. Öyle ise oruçta da aynı ölçülere riâyet etmek mecburiyetindeyiz.

İstenen ölçülere riâyet etmediği halde, oruçtan beklenen neticeyi elde edemediğini söyleyen bir insan, oruca iftira ediyor, demektir. Oruç mutlaka faydalıdır ama, o insan yalan söylemektedir.

Allah Rasûlü'ne birisi gelir, kardeşinin şiddetli bir karın ağrısına tutulduğunu söyler. Allah Rasûlü ona bal şerbeti içirmesini tavsiye eder. Adam ertesi gün gelir ve karın ağrısının daha da arttığını söyler. Efendimiz yine aynı tavsiyede bulunur. Üçüncü gün adam aynı şeyleri söyleyince, Allah Rasûlü "Allah doğru söylüyor; fakat senin kardeşinin karnı yalan söylüyor." karşılığını verir. Bir hikmet vardır böyle olmasında bu sözün söylenmesinde. kim bilir, belki de onun i'tikad ve düşüncesinde bir bozukluk vardır. Evet, niyetini sağlamlaştırıp, sağlam bir moralle insan zehir bile içse, şifa ve derman olur, ama konsantre olma, tam inanma ve tevekkül gibi hususlar çok önemlidir. Bunun gibi, Efendimiz orucu bizim için bir kalkan, sütre ve fenalıklara karşı da bir koruyucu olarak görüyorlar da, biz bu mevzuda tam frenlenemiyorsak, yalan söyleyen biziz. Allah Rasûlü ise her zaman doğru söylemektedir.

Bununla beraber bazı kimseler hususi mahiyette yaratıldıkları için beşeri garizaları çok yüksektir. Böylelerinin, onları cinnete sevkedecek kadar şiddetli evlenme arzuları olabilir. İhtimal ki, oruç onları tam frenliyemiyecektir. Bu türlü kimseler, fakir ve geçim sıkıntısı içinde de olsalar derhal evlendirilmeli ve günahlara girmelerine meydan verilmemelidir.

İslâm, bir taraftan gence oruç tut veya evlen derken, diğer taraftan da beşinci kol faaliyetleri adına toplumu kemiren hastalıklara karşı, ciddi vaziyet alıyor, bunların hepsini yasaklıyor ve bunlara karşı müeyyideler koyuyor. Hem o kadar yasaklıyor ki, şayet bir yerde bir genç, başkalarının baştan çıkmasına sebep teşkil ediyorsa, bulunduğu yerden fitne olmayacağı bir başka yerde ikameti yeğleniyordu. Meselâ Efendimiz, bir kadını böyle bir meseleden ötürü Medine'den uzaklaştırıyor. Hz.Ömer (r.a.)'de bir delikanlıya Medine hâricini gösteriyordu. Nefyedilen genç soruyor: "Ya Ömer! Günahım neydi?" Cevap veriyor: "Hiçbir günahın yoktu. Ancak seni cemaatin selameti için, "seddi zerayı" "Medine'den uzaklaştırıyorum." Binaenaleyh göze, kulağa ve daha başka uzuvlara seslenen, ve tahrik unsuru olan şeylerin hepsinin yok edilmesi lazımdır ki, fuhuştan da, tefahhuştan da uzak kalmış olalım. Günümüzün insanı çok ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bulunmaktadır. Efendimiz yer yer bu tehlikeye dikkat çekmiş, "Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, kadın fitnesidir." buyurmuştur. Başka bir hadiste, "Ümmetim için kadından daha büyük bir fitne bırakıldığını hatırlamıyorum." demiştir. Kadın fitnesi, pek çok geçmiş milletleri hâk ile yeksan etmiştir. Evet, pek çok eski cemaat ve milletler kadın yüzünden mahv-u perişan olmuştur. Roma ve Bizans şehvet ve şehevânî duygular altında kalarak ezildi. O güzelim Endülüs de öyle.. El-Hamra sarayının hamamlarındaki utanç verici resimleri gören hemen herkes bunu kabul eder zannediyorum. Evet, sanat adına sağa sola çizilen ve şehevânî duyguları ifâde eden resimler, ahlâkın o dönemde ne derece sukût ettiğini açıkça göstermektedir. Haşa, Allah zalim değildir. Zalimler Allah'ın kılıcıdır, Allah, zalimlerle intikam alır. İşte bu hikmete binaen "Ezzalimu seyfullah yentekimu bihillah sümme yüntekamu minhu." denilmiştir. Allah onların başına zalim Ferdinand'ı musallat ettiği zaman, onlar çoktan şehevânî duygularının altında kalıp ezilmişlerdi. Aynı şekilde Cenab-ı Hak, Yunan'ı Bulgar'ı daha başka kafir ve zalimi bize musallat ettiği zaman da, bazı dindar bölgenin bir kısım insanları oturak âlemleri yapıyor ve gece âlemleri düzenliyorlardı. Halbuki bu bölgelerin insanları daha sonra, o güne kadar yaptıklarına göre daha hafif olan serpuşa karşı isyan edeceklerdi. O zaman o oturak ve gece âlemlerinin mânâsı neydi? Niye o ahlaksızlıklara karşı isyan edilmiyordu? İsyan edilmedi ve derken Allah zalimleri musallat etti; böylece yoldan çıkmış kimselere "Hizaya gelin!" mesajını verdi.

Evet, fuhuş milletleri yerle bir eden korkunç bir hastalıktır. Selçukî'den, Abbasi'den sonra, şanlı Osmanlı İmparatorluğu da bu devvar-u gaddarın pençesinde can vermiştir. Bundan sonra kimleri hâk ile yeksan edecek şimdilik belli değil. Bugün bir kısım yanlış iddialar var. Eğer bu iddiaların arkasında bir kısım safderun kimselerin iğfali olmasaydı aşağıda ele alacağımız meseleyi ele almayı hiç düşünmüyordum. Onların iddiasına göre, fuhşun önünü almak için erkek ve kadının ihtilatı ve bir arada bulunmaları lazımmış. Böylece her iki tarafta birbirine alışacak, dolayısıyla da ortada hiç bir tehlike kalmayacaktır. Onların bu iddiası çok korkunç, çok kuyruklu bir yalandır. Öyle korkunç bir yalandır ki bu yalan gençlerin yüzde 50-60 ını yanlışlığa sevketmiştir. İlmî araştırmalar ve istatistikler gençlerimizin yüzde 60'ının içki aldığını ortaya koymuştur. İçkinin gençlerin yavaş yavaş fuhşa yöneltecek bir şehvet tahrikçisi olduğu da bilinmektedir. Şimdiye kadar kimse cesaret edemedi ama, eğer ciddi bir araştırma yapılsa, içimizdeki beşinci kol faaliyetlerini yürüten, dış irtibatlı güç odaklarının, gençlerimizi birinci planda ve ilk hamlede fuhuşla avladıkları apaçık ortaya çıkacaktır. İçki ve fuhuş gençlerimizin kanının içine giren bir anemidir. Evet, şehvet avcılığı açığı ve kapalısı ile tıpkı kan kanseri gibidir. Onların bizim odumuzu-ocağımızı söndürmek için ileri sürdükleri bu muhakemesiz ve muvazenesiz iddialar, yani insanların şehvetini tahrik ederek şehvet söndürmeye gidilmesi, deniz suyu ile insanların susuzluğunu giderme teşebbüsü gibi çok ters bir müdahaledir. Çünkü içirdikçe yakacak ve içi yananlarda daha da içme arzusu uyaracaktır. Üstelik İslâmi ölçülere uymayan her türlü çıplaklık, sadece kadına karşı değil, erkeklere karşı da çok kötü arzular uyaracaktır. Vücutları göre göre, müstehcen sözleri duya duya, ve hayalinden bir türlü silemediği açık saçık vücutları düşüne düşüne durmadan erkeklik hormonları üreten ve her gün biraz daha şehevânî duyguların baskıları altına giren bir sürü genç, maalesef kanunlarla da yasak edilmediğinden dolayı cinsî sapıklığa doğru sürüklenip gitmekte ve toplumumuzun yüz karası haline gelmektedir. Pek çok kötülük gibi bu da bize Avrupa'dan gelmiştir. Avrupa belki soğuk bir memleket olduğu için (gerçi bu meselenin de münakaşası yapılabilir) bizdeki kadar birdenbire salgın bir hastalık olmayabilir; fakat sıcak memleketlere doğru gidildikçe bu mesele çok düşündürücüdür. Ne bir dinde, ne bir kitapta, ne de sıhhatli bir muhakemede yeri olmayan böyle bir iddiayı ilim adamları ileri sürüyorsa, oturup halimize ağlamamız icabeder. Mektepte bir öğretmen bunu söylüyorsa, bu milletin ve bu devletin düşmanlarına ve beşinci kol faaliyetlerine yardımcı oluyor demektir. Çünkü kadına karşı zaafı olana, ahlâksızlık davetinde bulunuyorlar. Cemiyeti derdest edip ve onu her gün biraz daha başka emellere hizmet edebilecek hale getiren beşinci kol faaliyetleri ile, devletçe, milletçe uğraşmamız gerekmektedir. Rabbim bu millete ve bu milleti idare edenlere basiret ihsan eylesin! Maalesef günümüzde, gençler, ideolojik saplantılara düşmesin diye bilhassa bu faaliyeti hızlandırdılar. Halbuki bilmiyorlar ki, cihanın şarkındaki münafıklar da, gençleri çekmek için -Komünizmi ilk defa ilan ettikleri zaman- kadın ve erkekleri müşterek olarak hamamlara doldurdular. Komünist ve anarşistlerin bir silah olarak kullandığı gayr-i meşru bir yolu denemek suretiyle, gençleri onlardan uzaklaştıracaklarını zanneden kimseler, katmerli bir yanlışlık içinde bulunmaktadırlar. Arzu ederiz ki bu yanlış anlayıştan geriye dönsünler.

Müslümanların, şahsi hayatlarında bu meseleye çok dikkat etmeleri gerekir. Çünkü bu haramlar zamanla kalbini istila ve işgal ede ede, (Bel râne ala kulûbihim) "Artık kalpleri pas tutmuştur." (83/14) sırrı zuhur edecek, kalp duymaz ve duygulanmaz hale gelecektir. Günahlar kalbi kararttıktan sonra bir insanda, islâmi aşk ve heyecan bulunması mümkün değildir.

Demek oluyor ki, fuhşun önünü almak için iki çare ve vazife vardır. Bunlardan birincisi: Ferdin kendisine düşmektedir ki, o da evlenmek, oruç tutmak veya başka dinamikleri kullanmak suretiyle fuhşa düşmekten korunmaktır. İkinci çare ise, bütün bir millete ve devlete düşmektedir. O da cemiyeti fuhşa teşvik eden her türlü beşinci kol faaliyetlerini durdurmak ve kurutmaktır. Beşinci kol faaliyeti ki, bir milletin yıkılışına tesir eden en şer bir karanlık güçtür. Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de bilhassa bu karanlık güce dikkati çekmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Müminler arasında fuhşun yayılmasını arzu edenlere, işte onlara dünya ve ahirette can yakıcı azab vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz" . (Nur, 24/19)

Usulüne uygun olarak bu karanlık güçlerle mücadele etmek mecburiyetindeyiz. Unutmayalım ki, hem kendimizin hem de milletimizin kurtuluşu buna bağlıdır.

AGT
__________________
Herşeyi bilirim mi diyor gençlik? Herşeyi yaparım mı diyor ihtiyarlık?





Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 06:49.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382