Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Günün Ayeti:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulurki esirgenirsiniz.
Hucurat Suresi, 10
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Eğitim Bölümü » Öğretmenlere Özel » Özgüven Uğruna Eğitimin Felç Edilmesi

Öğretmenlere Özel Öğretmenler için hazırlanmış bir bölümdür...Yıllık ve Günlük Planlar, Kaynaklar, dökümanlar yer alacaktır.

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 12-07-2006, 19:07   #1 (permalink)
dalgalandım da duruldum
 
abis kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Mesaj: 3,938
Tecrübe Puanı: 52
Rep Puanı: 4653
Rep Derecesi: abis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond reputeabis has a reputation beyond repute
abis is offline  
Arrow Özgüven Uğruna Eğitimin Felç Edilmesi


Öğretmen, psikolojik danışman değildir; öğrenci ise her an psikolojik desteğe ihtiyaç duyan psikolojik bir hasta değildir! Öğretmen öğretmenliğini, öğrenci öğrenciliğini yapsın.

Eğitim açısından Türkiye'yi Cumhuriyet tarihi boyunca şahit olmadığı yepyeni sorunlar beklemekte. Amerika'dan pedagojik yaklaşımlar, resmî ve özel çeşitli kanallarla ve son süratle ülkemize aktarılmakta. Her gün muhtelif vasıtalarla süslü biçimlerde karşımıza çıkan yeni söyleme göre, bu ithal edilen yeni eğitim yaklaşımları bütün eğitim sorunlarımızı çözecek. Oysa, Amerika'daki eğitim durumuna bir göz atılması ve Türkiye'deki mevcut eğilimlerin dikkatli bir incelemesi, durumun aslında ürkütücü derecede vahim olduğunu gösterecektir. Bütün göstergeler, İsmet Özel'in haklı olduğunu gösteriyor; Türkiye'de eğitim adeta bilinçli olarak her geçen gün biraz daha felç edilmekte. Uzun bir geçmişi olan Batılılaşma tarihimizden bildiğimiz bir şey var: Bizdeki Avrupacı aydınlar aslında Avrupa'yı iyi tanımaktan çok uzaktılar. Bugün, Amerika'da popüler olan kimi pedagojik yaklaşımların, -bu yaklaşımların eleştirisinden habersiz şekilde- Türkiye'de metafizik bir hava içerisinde her derde deva bir ilaç gibi sunulmasını gördükçe, felsefeyi pozitivizmden ibaret sanan Cumhuriyet döneminin Batıcı aydınlarını hatırlamamak mümkün mü?
Yeni pedagojik yaklaşımların kimi sorunlarını ele almayı sürdürme niyetindeyim. Bu yazıda, okulu klinik, öğretmeni ise psikolojik danışman hüviyetine sokan; kendine güveni olan ve fakat her yönden başarısız öğrenciler üreten, "özgüven" merkezli psikolojik yaklaşımın, eğitimde doğurduğu tahribata eğileceğim.
Immanuel Kant, Aydınlanma Nedir?'de Aydınlanmanın temel düsturunu veciz şekilde ifade eder: "Bilmeye cüret et!". Kant'ı iki asır geride bıraktık. Her yandan eğitimi saran yeni moda eğitim anlayışları ile birlikte yeni düstur galiba şu: "Sevgili öğrenciler! Hiçbir şey dahi bilmeseniz olur, kendinize sonsuz güvenin yeter!". "Bilmeye cüret et!"menin "bilmeye cüret etme!"ye nasıl dönüştüğü, geniş bir incelemenin konusudur. Bu kırılmanın tarihsel seyrini ayrıntılı olarak inceleme amacında değilim. Kısaca bazı önemli noktalar üzerinde duralım.

Öncelikle, kaderin cilvesine bakın ki, yeni moda bilgi düşmanlığı, sonuna kadar Aydınlanmacı bir damardan beslenen çocuk-merkezli eğitimin bir ürünü! Açıkçası, bilgiye ve bilmeye değer atfeden klasik pedagojik yaklaşımdan öğrenci-merkezli yaklaşıma geçilmesi ile birlikte, bilginin ve bilmenin değersizleşmesi mukadderdi. Bu uzun süren değersizleştirme sürecinde, Amerika'da özellikle son otuz yılda özgüven ve benzeri psikolojik nosyonlar önemli bir vazife gördü. Amerikan pedagojisinde psikolojinin mümtaz yeri ile postmodern narsisizm kesişince, özgüven nosyonu etrafında eğitim kökten şekillendirildi.

Asırlar boyunca okullar bilgi edinme merkezleri olarak düşünüldü. Okul, öğrencilerin kendilerini yetiştirdikleri, temel beceriler ve bilgiler edindikleri bir mekandı. Öğrenci-merkezli eğitim ile birlikte okulun işlevleri değişti. Sözgelimi, okul bilgi verme işlevinden ziyade öğrencinin kendi ilgi ve istediği doğrultuda serbestçe gelişmesi için uygun ortamı hazırlama işlevini sahiplendi. Okullar, öğrencilere bir şeyler öğretmeden ziyade, onları koruma ve gözleme mekanlarına dönüştü. 20. asrın başından itibaren Amerikan pedagojisinde hayli mühim bir konumu olan ve pedagojiyi şekillendiren psikoloji, 1980'lerde duygusal zekadan tutun da çoklu zekaya kadar bir çok yeni nosyon eliyle pedagojiyi dönüştürmeye devam etti. İşte bu yeni süreçte, özgüven nosyonu daha bir önem kazandı. Bir çok eğitim araştırmacısının ortaya koyduğu gibi, öğrencilerin özgüveni sarsılmasın diye, bilindik bir çok geleneksel pedagojik pratik karalandı. Örneğin, sınıf içerisinde rekabetin öğrencilerin özgüvenine zarar verdiği iddia edildi. Bundan dolayı, öğrencileri başarılarına göre sıralama yerildi. Dahası, öğrencilere not verme olumsuzlanarak öğrenciye sürekli olumlu mesajlar verilmesi öğütlendi. Peki, özgüven nosyonuna dayalı bu yermelerdeki ve öğütlerdeki sorunlar nelerdir?

Doğrudan ifade edecek olursak, bilgi karşıtlığı bu zeminde iyice gelişti. Şöyle ki, not verme yerildiği için ve herkese sadece olumlu mesajlar verildiği için, hayli emek verilmiş bir çalışma ile pek de emek harcanmamış bir çalışma eşitlendi! Buna bağlı olarak çalışma ve bilme değersizleştirildi. Bu anlayışa göre, başarısızlık diye bir sonuç sözkonusu olamazdı. Geçen Temmuz ayında İngiliz medyası, Öğretmenlerin Meslekî Derneği (PAT) adlı kuruluşun yıllık konferansında ortaya atılan bir iddia hakkında geniş tartışmalara sahne oldu. Sözkonusu öneriye göre, "başarısız" kelimesi eğitim lügatinden çıkarılıp atılmalıdır ve yerine "ertelenmiş başarı" konulmalıdır! Elbette ki, bu öneri İngiltere'ye has değildir. Bu satırların yazarı, bir kamu ilköğretim okulunda birkaç yıl önce öğretmenlik yaparken, bütün öğrencilerin istisnasız geçirilmesine dair öğretmenlerin idare tarafından zorlanmasına şahit olmuştur. Son yıllarda iyice açığa çıktığı üzere, ilk ve orta öğretim eğitim sisteminde "başarısızlık" fiili olarak ortadan kaldırılmaktadır. Bütün öğrencilerin başarılı ilan edilmesinin altındaki mantığa göre yani psikologların verdikleri fetvalar uyarınca, eğitimden amaçlanan temel şey, öğrencilerin bir şeyler öğrenmesi değildir. Önemli olan, öğrencilerin kendilerini iyi hissetmeleridir; öğrenci, başarısızlıkla karşılaşırsa, hayal kırıklığına uğrayabilir ve bu onda onulmaz hasarlara yol açabilir, vs.

Herkesi başarılı kılma düşüncesinin altında yatan, yukarıda bahsettiğim türden bir gerekçelendirme, aslında çok da ciddiye alınacak bir görüş değildir; fakat bu görüşün eğitim sisteminde esaslı bir yer edindiği düşünülünce, üzerinde durulmasında fayda vardır. Bu mantığın sorunlu bir tarafı şudur ki, özgüven ve başarı arasındaki ilişkiyi yanlış kurgular. Eğitim profesörü Maureen Stout'un deyişi ile "başarı özgüvenden değil de, aksine, özgüven, başarıdan doğar". Bu ilişkinin yanlış anlaşılması sonucu, öğrencilerin özgüven sahibi olmasının bir başına başarı doğuracağı sanılmıştır. Oysa bu tamamen yanlıştır. Dahası, bu yanlıştan en çok zararı, yoksul kesim görmüştür.

Yani, özgüven etrafında örülen pedagojik pratikler, aslında toplumsal eşitsizlikleri artıran bir işlev görmüştür. Amerika'da beyazlar ile siyahlar arasındaki başarı uçurumunun, 1980'lere göre 1990'larda daha da kötüleşmesi bunun bir delilidir. Bunun böyle olması tabii ki bir tesadüf değildir. Şöyle ki, yoksul kesimin çoğunluğu için, okul büyük bir ümit kapısıdır. Oysa, yoksul ve bilgisiz öğrenci, aldatıcı bir özgüvenle şişirildiği için, kendine yepyeni fırsatlar sunabilecek bilgilerden tamamen mahrum şekilde mezun olur; buna karşın, yoksul olmayan öğrenciler bilgi durumlarını okul dışında aile kanalıyla tedarik ederler. Tabii ki buradaki fark, sadece bilgiye indirgenemez, ama bilgi önemli bir işleve sahiptir. Dahası, yoksul öğrencinin kendi bilgi eksikliğinin farkına varmasına yardımcı olunmaz. Böyle bir yoksul öğrenci, mezun olduğu zaman hayatın gerçekleri ile çok sert bir şekilde yüzleşir. Bir çok öğretmen, özgüven adına öğrencilere fazladan not vermek zorunda bırakılır; çoğu öğrenci hak etmediği notları alarak liseden mezun olur ve üniversite sınavı veya piyasa gerçekleri sayesinde mecburen kendi başarısızlığıyla yüzleşir. İşin daha vahimi, sürekli özgüven aşılanan bu özne, başarısızlığı kendisinde bulur ve de kimseden hiçbir hak talep edemez!

Öğrencilere özgüvenin gerçek anlamda verilmesinin yolu, onlara başarısızlıklarını söylemek ve dahi bunun üstesinden gelebileceklerini göstermektir. Öğrenci, başarısızlıklarını aştıkça ve başarabildiğini gördükçe, gerçek bir özgüven sahibi olacak, kendine inanacak ve çalışma azmi artacaktır. Sahici olmayan bir özgüven ve benzeri psikolojik nosyonları bir yana bırakmalı; çalışkanlık, sebat, azim ve gayretkeşlik gibi klasik pedagojik terimlerin anlamını yeniden keşfe çıkmalıyız. Bunu yapabilmenin yegane yolu, pedagojiyi, psikolojinin insafına terk etmekten imtina etmektir. Öğretmen, psikolojik danışman değildir; öğrenci ise her an psikolojik desteğe ihtiyaç duyan psikolojik bir hasta değildir! Öğretmen öğretmenliğini, öğrenci öğrenciliğini, psikolojik danışman ihtiyaç duyana danışmanlığını yapsın, hasta ise hastalığıyla baş etme ile uğraşsın.

Son olarak, sınıfta kalmanın minimize edildiği, başarı ile başarısızlığın gittikçe birbirine eşitlendiği bir sistemde, karnelerin dağıtılması üzerine "uzmanlar"ın bu dönem sonunda da, velilerin kırık notları olan öğrencilere kızmaması konusunda uyarı yapması sizce de biraz "çağdışı" değil mi? Uzmanların, velilere "Telaşa mahal yok, devletimiz olaya el koymuştur, bütün öğrencilerimiz başarılı olacaktır" diye bir açıklama yapması daha uygun olmaz mıydı?!
__________________
Yaşamak,gecenin tüm karanlığına rağmen, buğulu bir cama güneşin resmini çizebilmektir
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 00:05.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382