|
||
![]() |
|
|
| Okur Köşesi Okuduğunuz kitapları burada özetleyebilir, tavsiyelerde bulunabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Mesaj: n/a
|
SEZAİ KARAKOÇ'UN ŞİİRLERİNDE GÜL "Gelin gülle başlayalım atalara uyarak Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine" GÜL'E DAİR Gül; güzelliği, çekiciliği ve kokusuyla, fiziki yapısının çağrıştırdığı nesnelerle,hatta bazen garipsenecek yaklaşımlarla, milletlerin sosyal yaşantısında,kültürlerinde ve gönüllerinde yer etmiş efsanevi bir çiçektir. Dünya milletlerini doğu ve batı diye iki gruba ayırırsak görürüz ki hem doğu hem de batı milletlerinin edebiyatlarında gülün tartışılmaz bir ayrıcalığı vardır.Hele hele doğu(Arap, Fars, Hint, Türk) edebiyatlarında. Türk edebiyatına Fars şiirinden girmiştir gül ve oldukça rağbet görmüş,her defasında başka bir duyarlılıkla tekrar tekrar işlenmiştir. 'Gül ü bülbül' mazmunu divan şiirinin en önemli mazmunudur dersek yanılmış olmayız herhalde. Klasik şiirimizde lale,nergis,sümbül,karanfil...vb. daha başka çiçeklerden de bahsedilir.Ancak 'sevgili' tipinin hemen bütün vasıflarını taşıması ve metafizik yorumları bakımından gülün yeri başkadır ve en çok gülün adı anılır.Bazen sevgilinin yüzü bazen yanağı bazen de kulağı olur.Ya gül sevgiliye benziyordur ya sevgili güle. Divan edebiyatıyla beraber, Türk Halk ve Tekke edebiyatlarında da oldukça işlenen gül;Tanzimat döneminden günümüze dek gelen batılılaşma süreci şiirinde de önemli bir motif olarak karşımıza çıkar.Ancak edebiyatın hemen her temasında olduğu gibi gül imajı da yer yer gelenekten uzaklaşıp öncekilerden farklı ,alegorik ve sembolik değerler kazandırılarak kullanılmıştır.Yahya Kemal'in "Hafız'ın kabri olan bahçede yeniden,her gün kanayan rengiyle açıp ağlayan gül"üyle ,Ahmet Haşim'in "Kamıştan daha nalan sonsuz iri güller"i başka başka güllerdir.Necip Fazıl'ın "Gül yetiştirenlere mahsus heves"i ,Behçet Necatigil'de "solgun bir gül oluyor dokununca".Tanpınar'ın gülü "karanlıklarda" ve "siyah açarken" ,Sezai Karakoç'ta baharın "diriliş"in muştusudur gül. SEZAİ KARAKOÇ'UN ŞİİRLERİNDE GÜL Sezai Karakoç'u Türk düşünce ve sanat dünyasında verdiği eserlerle ,milletinin değerleriyle ters düşmemekten öte ,onları sahiplenen ,aydın ve şair kimliğiyle tanıyoruz.'Sezai Karakoç'un şiiri' denince akla gelenek gelir. İslam kültüründen ve uygarlığından gelen birçok kavram O'nun şiirlerinde sadece motif olarak değil, yaşayan ya da yaşatılmak istenen bir değer olarak vardır.O, Tanzimattan sonra yolundan sapmış bunun içinde önemli ölçüde yabancılaşmış Türk şiirini aslına rücu' ettirmek için gayret etmiş ve kısmen de olsa bunda başarılı olmuştur.Diriliş düşüncesinden aldığı ilhamla ,bazılarının artık 'işe yaramaz','eskimiş' gözüyle baktığı ne varsa hepsini diriltmiş ve çağın dejenere ruhlarına sunmuştur. ... Dikenler gülü mü reddediyor. ... (Alınyazısı Saati,12. Bölüm) İşte gül Türk aydınının 'eskiye ait' diye, eski medeniyetin içinden bir unsur diye ihmal ettiği, yok saymaya çalıştığı ,hatta korktuğu bu değerlerden biridir. "Eskilerin gülan dedikleri (yani güller ,gülün açıldığı ay anlamında) Mayıs'ın halk diline yeni yeni girdiği 1933 yılının baharında"(1)dünyaya gelen ve çocukluk yıllarından beri geleneğin kurumaya yüz tutmuş çeşmelerinden su içen Karakoç ,daha gençlik yıllarında yazdığı ilk şiirlerle bu değerleri "gün yüzüne" çıkarma amacına yönelmiştir.Bu amaçla yola çıkan Karakoç sonraki dönemlerde de yazdığı şiirlerle geleneğin 'gül' akan çeşmelerinden en azından bir kaçını önyargısız damaklara sunabilmiştir.Üstelik akan güller çağın gereksinimlerini karşılayacak bir üslupla yepyeni kaplar içinde sunulmuştur. 1950 sonrası "şairaneliğin hor görüldüğü ,bütün değerlerin yere serildiği" bir ortamda şiir yazmaya başlayan Karakoç bir şeyler yapmak gerektiğine inanır ve şöyle bir çare bulur bu salgın hastalığa.Karakoç'u dinliyoruz:Gül kavramını yeniden diriltmenin gereğini düşünüyordum hep."Monna Rosa" (mona roza) böyle doğdu.Modern bir Leyla ile Mecnun denemesiydi bu.Bir gencin dilinden anlatılış şeklinde başladı şiir.'Rosa' bilindiği gibi 'gül' demekti. Böylece aşağılanan 'gül' kavramını yeniden gündeme getirmek istedim.Aslında modern anlamda Leyla ile Mecnun hikayesi şiirimize tekrar bu şiirle girdi denilebilir.(2) Monna Rosa siyah güller ak güller Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Monna Rosa siyah güller, ak güller (Monna Rosa, Aşk ve Çileler) Evet gülle başlamıştır şiire Karakoç ,daha ilk şiirlerinde "atalara uyarak" girmiştir kelimeler ülkesine.Monna Rosa ile başlayan gül yağmuru, diğer şiirlerinde de devam etmiş, "Zamana Adanmış Sözler'de ,hele hele Gül Muştusu'nda bir sele dönmüştür adeta.Karakoç'un doğduğu ve çocukluk yıllarını yaşadığı "Dicle'yle Fırat arasında/İpekten sedirlerinde Kur'an okunan /Açık pencerelerinden gül dolan" kasabadan (Ergani) motifler ve anılarla yüklü olan bu şiirde "gülün kültürümüzdeki yerinden yola çıkılarak yaratılan atmosfer",kendi inanç ve değerlerinin ışığında dirilişin sırrını anlatmaktadır bizlere. Gül Sezai Karakoç'un şiirlerinde mazideki o ihtişamlı devrini ihya edecek kadar yeni yepyeni bir surette görünerek sahip olduğu yepyeni ifadelerinde canlılığıyla çarpar insanı. Ne kadar inkar edilmeye çalışılsa da tarihe damgasını vurmuş bir uygarlığın dirilişinin sembolüdür gül Karakoç'un şiirlerinde.Baharın aydınlık günlerin muştucusudur. ... Ölen döner ve çağırır Gülün açışı gibi Bahar söylenmeğe başlar Derken kır otun diliyle Fısıldar bir dirilişi ... (Gül Muştusu, 2.Bölüm) Annedir, babadır, çocuktur, "sevgili"dir, "en sevgili"dir gül Karakoç'un şiirlerinde. ... Ve gençlik yıllarında son ışıklar perisi Gibi gelen sevgili gül ve aynaydı sana ... (Zamana Adanmış Sözler,Esir Kent'ten Özülke'ye) "Doğunun açılan alın yazısı/ Yırtılan kalbim(iz)in çile çiçeğidir", gül Diyarbekir'in, Malatya'nın, Erzurum'un, İstanbul'un, Bağdat'ın, Şam'ın, Mekke'nin, Medine'nin kokusudur. ... Açar bir gün elbet yeniden gönlümüzün çiçekleri Görülmemiş fizik ötesine ait çiçekler Mesnevi'nin, Manevi'nin İhya'nın Mektubat'ın İstanbul'un, Bursa'nın Diyarbekir'in, Konya'nın Erzurum'un, Bağdat'ın,Şam'ın Kahire'nin ve bütün Afrika'nın Mekke'nin, Medine'nin gülleri (Alınyazısı Saati,11. Bölüm) İbnü'l Arabi'nin Füsus'u, Mevlana'nın Mesnevi'si, Hallac'ın çağrısı, Nesimi'nin derisi,Hızır'ın yemesi Taha'nın yeniden dirilişidir gül. ... Ben Hızır'ı gördüm kardeşim ... Genellikle dağ havasını taşıyan biri Yemesi bir gülün dirilişi ... (Hızır'la Kırk Saat,7.Saat) "Bülbülün ölümsüz aşkı",menekşenin yoldaşı,ay'ın yüzü,saba rüzgarının ürpertisi,'samanyolu'nun yerdeki görüntüsüdür gül. ... Güldür çiğ gibi yağan samanyollarından Uyanır uyanmaz güneşe saldıran doğu çocuklarına ... (Taha'nın Kitabı,1.Bölüm) İbrahim'in Nemrut'a vurduğu tokat,Şibli'nin Mansur'a attığı bir taştır gül. ... Hallac-ı Mansur'un Kur'an okuyan yüreğinden Bir ışık kapabilir miyiz. ... Bir taş atarak Bir gül alabilir miyiz. Elinde biten. ... (Hızırla Kırk Saat,26.Saat) "Aşk uğruna yaralanmış bir Karacadağ'lının kucağımıza yıkılışı","Her çocukta /Vakti gelince açan" bir 'çıban'dır gül. ... Anlat anlat bu göz yaşlarını anlat Bir gül gibi açan Her çocukta Vakti gelince Doğu çıbanlarını ... (Hızırla Kırk Saat,30.Saat) Bazen peygamberin bazen annenin teri.Cebrail'in sınırı geçince yanan kanadı,İsrafil'in dirilten nefesidir gül. ... Ey gök yolcusu Yolculuğunda meleğin kanadı Mevsimi geçmiş bir gül yaprağı gibi yanan ... (Gül Muştusu,14.Bölüm) "Şeyh Galip işi bir şafakta /Van Goghsu bir kırmızılık" ,Yedinci Oğul'u ölümsüzleştiren direniş aşkıdır gül. ... Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa Her şeyim sizin olsun,hep sizin kesik başlar Rüyasında örümcek başlasa ağlamağa İçine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar ... (Monna Rosa,Ve Monna Rosa) Aslını yitirmiş, kültürel değerlerinden kopmuş,başka kavimlerin maskarası olmuş,varlığından habersiz bir milletin,yeniden uyanışının,dirilişinin sembolüdür.Dirilişin sembolüdür gül. Yaşayan hayattır Ölmeyen insan Gül. |
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|