|
||
![]() |
|
|
| Okur Köşesi Okuduğunuz kitapları burada özetleyebilir, tavsiyelerde bulunabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Mesaj: n/a
|
İstanbul’un Fatih’i sözün de padişahıydı Her kitabın, hayata bir müdahale olduğu tezi, inkâr edilmez bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Buradaki ‘müdahale’ sözcüğünün, dilimizdeki yaygın anlamıyla kullanılmadığını söylemeye gerek var mı? Birçok kitabın hayatı zenginleştirmek, güzelleştirmek, anlamlı kılmak, bereketlendirmek suretiyle ona bir nevi müdahale ettiğini söylemek niyetindeyim. Herhangi bir şekilde kişioğlunun hayatına katılmayan, karışmayan yani ona müdahil olmayan bir kitap tasavvur etmek güç. Çünkü bir kitap, en azından onu yazan kimsenin yaşantısında, şöyle ya da böyle, bir anlam halkası olmaktadır. Geçtiğimiz aylarda yeniden yayınlanan ve üzerinde hak ettiğince durulmadığını düşündüğüm Fatih Divanı ve Şerhi (Hazırlayan: Prof. Dr. Muhammed Nur Doğan, İstanbul, Yelkenli Yay., 260 s.+ divanın tıpkı basımı), salt şairinin hayatında değil, asırlar sonra bugün kitaptaki şiirlerle göz göze gelen okuyucunun da duyuş ve düşünüşünde yeni bir ufuk olmaktadır. ‘Fatih Divanı’ adıyla yayımlanmış olmakla beraber, kitaptaki şiirler, bilinen anlamıyla mürettep bir divan oluşturacak sayıda ve evsafta değil. Kitapta hepi topu 83 parça şiir bulunmaktadır. Bunların 71 tanesi gazel formundadır ve çoğu beş beyitten oluşmuştur. Kalanı ise kıtalar ve müfredler. Bunca az söylemenin/yazmanın iki sebebi olabilir: Ya kitabı hazırlayan Prof. Dr. M. Nur Doğan’ın belirttiği gibi, Fatih’in bütün şiirleri bulunmuş/ortaya çıkmış değil ya da büyük padişah devlet umurundan ancak fırsat bulup bu kadarcık şiir söyleyebilmiştir. Bunun ardından, Prof. Dr. Doğan’ın şu görüşünü tümüyle paylaştığımızı hatırlatalım: “Hacim olarak ancak bir divançe oluşturan bu şiirler, duygu ve düşünce bakımından oldukça gelişmiş bir sanatkâr şahsiyetin renkli, samimi ve orijinal akislerini taşımaktadır.” (s. 10) Fatih’in şiirlerinde, yaşadığı çağın hâkim şiir anlayışının ve zevkinin tüm özelliklerini, hünerlerini, sanatlarını, mazmunlarını görmek mümkündür. Bunu şunun için söylüyorum; Fatih, döneminin üst seviyedeki şiir beğenisini ve estetiğini yakinen bilmektedir. Bununla birlikte, o zamana kadar oluşan Türkçe şiir külliyatından bihakkın haberdardır. Bugün bize kadar ulaşan şiirleri, bunları düşündürüyor. Büyük atamız Fatih’in, milletinin edebiyat diline son derece vâkıf, onun inceliklerinden haberdar; kullandığı kelimelerin anlam ayrımlarına âşina, o zamanın şiirinde muteber olan söz ve mana sanatlarının cümlesine hâkim bir söz sultanı olduğu anlaşılmaktadır. Söz gelimi, cinas sanatını başarıyla yansıtan şu beyit: “Bizümle saltanat lâfın idermiş ol Karamanî / Huda fursat virürse ger kara yire karam anı” (s. 250) Öte yandan Fatih, söylediği gazellerin edebî kıymetinin farkındadır. Bir beytinde şöyle der: Bu kelâm ile Nizâmî işidürse sözüni İlteler sana hased Sa’di vü Selman bu gece Şairin iması şu: “Öyle güzel söylüyorsun ki Fatih, sözün öyle etkileyici ki, İran şiirinin üç büyük üstadı, böyle belîğ sözler söylediğini yani kelâmın da padişahı olduğunu duysalar, sana hased ederler, kıskançlıklarını hemen bu gece düş arasında bile iletirler sana.” Fatih’in şiirlerini okurken, İstanbul’u fetheden o büyük, mehâbetli hükümdar imajı, yerini âşık, hüznengiz, melâli anlamış ve anlatabilen nezaketli, zarif bir şair hayaline bırakıyor. “Gâh gözü al kan, gâh hâli perişan” hüznâver bir şair. Kendisi de, bu hâletin yansıması olan görüntüyü hissediyor ki şöyle söylemektedir: Âşnâlar gözlerüm yaşın görüben havf ider. Divanı baskıya hazırlayan yani şiirleri günümüz Türkçesine aktararak ve beyitlerin çoğunu şerh ederek anlaşılmasına, anlam katmanlarının ortaya çıkmasına katkıda bulunan, okura yol gösteren Prof. Dr. Muhammed Nur Doğan’ın işini bihakkın yaptığını da söylemeden geçmek olmaz. Genişçe birikimi ve sahanın bilgilerinden haberli oluşu; şiirleri günümüz Türkçesiyle söyleyişinden, açıklamalarından, beyitlerin okunuşundaki hassasiyetinden ve metni tamirinden anlaşılmaktadır. Kitabın hazırlanışındaki genel titizliğe ve uzmanlığa uymayan bir noktayı da belirtmek gerekir. 51 numaralı gazelin günümüz Türkçesine aktarılışında ve şerhinde bir karışıklık olmuş. Şöyle ki, gazelin 3. beyti, 4. beyit olarak çevrilip şerh edilmiş. Üçüncü beyit yerine ise asıl metinde olmayan bir beytin çevirisi ve izahı yapılmış. Haliyle 4. beyit atlanmıştır. Bu, bir sonraki baskıda düzeltilmesi gereken mühim bir karışıklık. Kitabın baskısıyla, biçimsel özellikleriyle ilgili olarak küçük bir hatırlatma: Kitabın sonuna konan açıklama notları, bir punto büyütülüp sayfa altlarına konulabilseydi istifadesi daha kolay olurdu. Son söz şu, cihan devletinin padişahı da olsa bir kişi aşkın aleviyle ve sözün büyüsüyle yeni bir kişilik olarak karşımıza çıkabiliyor. “Bir şâha kul oldum ki cihân ana gedâdur/ Bir mâha dutuldum ki yüzü şems-i duhadur” diyerek büyük ve asıl sevgiliden şiirin ateşîn diliyle haber veren Fatih’in bu fazlaca bilinmeyen portresini, küçük divanındaki gönül okşayan gazellerinde görebiliriz. Şu birkaç mısra bile ulu sultanın şairlik yolunda da nice mertebeler katettiğini göstermiyor mu? Pes nedür dünyâ içün bu kuru gavgâdan murâd … Hor bakma dil-i virânuma ışka nazar it … Bu melâhat bu letâfet kim nigârâ sende var Her niçe âkil varursa kûyuna şeydâ gelür … Avnîyâ gerçi ölüm dünyede müşkil işdür Gamze-i dilber ile biz anı âsân iderüz … Halk-ı âlem hilâli gözedür illâ ben Kaşların seyr iderem özge temâşâ olmış TURAN KARATAŞ |
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|