Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Dinimizi Öğrenelim » Siyer-i Nebi (Peygamber Efendimiz'in Hayatı) » Peygamberimize Salavat Getirmenin Faydaları

Siyer-i Nebi (Peygamber Efendimiz'in Hayatı) Peygamber Efendimiz (sav) in hayatı ve diğer Peygamberler ile ilgili bilgileri buradan temin edebiliriz

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 07-04-2007, 23:38   #1 (permalink)
Acemi Öğrenci
 
zahide111 kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jul 2007
Mesaj: 13
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı: 242
Rep Derecesi: zahide111 has a spectacular aura aboutzahide111 has a spectacular aura aboutzahide111 has a spectacular aura about
zahide111 is offline  
Lightbulb Peygamberimize Salavat Getirmenin Faydaları


SALÂT, SALAVÂT

Tebrik, tezkiye, duâ, Peygamberimiz (s.a.s)'e yapılan duâ, istiğfar, rahmet gibi anlamlara gelen bir terim, salavât. "Belirli vakitlerde, Kur'an'da emredildiği tarzda ve Hz. Peygamberin tarif ettiği şekilde yapılan ibadettir. Salât'ın çoğulu salavât gelir. Türkçede daha çok Hz. Peygamber'e yapılan duâ mânâsında kullanılır.

Kur'ân-ı Kerim'de bu anlamda şöyle buyurulur: Âllâh ve O'nun melekleri Peygamber'e hep salât ederler. Ey mü'minler, siz de Ona salât (ve dua) ediniz ve samimiyetle selam veriniz" (el-Ahzab, 33/56).

Bu âyeti kerimeyle, Peygamberimize salât ve selamlarımızla hürmetlerimizi sunmak farzdır; her müslüman için yerine getirilmesi gerekli bir görevdir. Her müslüman en kısa şekilde: Âllâhümme salli alâ Muhammed Allâhım Muhammedi rahmetinle tebrik et ve esen kıl" diye salât getirir.

Rasûlü Ekrem Efendimiz de, "Yanında benim adım anılıp da bana salât getirmeyen kişinin burnu sürtünsün, hakarete uğrasın " buyurmuştur (et-Tâc, V, 145).

Namazlarda oturduğumuz zaman tahiyyât * tan sonra okuduğumuz "Allahumma Salli, Bârik..." duâları da, Hz. Peygambere salât getirmeyi ifâde eder. Hz. Peygambere salât getirmenin fazileti hakkında Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: Kim bana bir salât getirirse, Allah ona on salât (mağfiret) eder" (et-Tâc, Vı 145).

Hz. Peygamber'in ismi her işitildiğinde veya anıldığında salat getirilip getirilemeyeceği hususunda bazı alimler; bir yerde, Hz. Peygamber'in adı ne kadar anılırsa anılsın bir defa salât edilmesi yeterlidir derken, bilginlerin çoğunluğu ise, Hz. Peygamber'in adı her anıldığında salât getirilmesi gereklidir demiştir. Nitekim hadis ilmiyle uğraşanlar, Hz. Peygamberin hadislerini rivayet ederken, sözleriyle, halleriyle en büyük saygıyı göstermişler; öğretimi sırasında da Hz. Peygamber'in adı ne kadar çok anılırsa anılsın, her anıldıkça, "Sallallahü aleyhi ve sellem" diyerek saygılarını göstermişlerdir (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XI,164; Geniş bilgi için bk. Salvale).

Şamil İSLAM ANSİKLOPEDİSİ


SALVELE

Hz. Peygamber (s.a.s)'e salavât okuma; Allah'a hamd ve senâ ettikten sonra Hz. Peygamber (s.a.s) hakkında "... Ve's-Salatü ve's-selâmu alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain" şeklinde yapılan dua.

Peygamberimiz (s.a.s)'e imanın ve muhabbetin bir ifâdesi olan bu duayı mü'minlere Allah Teâlâ emretmiştir. Allah Teâlâ Ahzab süresinde şöyle buyurmaktadır: Hiç şüphesiz, Allah ve melekleri peygambere salat etmektedirler. Ey İman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin" (el-Ahzab, 33/56). Bu âyette Allah Teâlâ kendisinin ve meleklerinin Hz. Muhammed'e (s.a.s) salât getirdiğini bildirmekte, mü'minlerin de salât getirmesini emretmektedir. Ayrıca O'na selam vermemizi de vazife kılmaktadır. Bu âyet-i kerimede Allah Teâlâ, Peygamberinin (s.a.s) hayatını ve mematını şerefli kıldığını, mevkiini yücelttiğini açıklamaktadır.

Ebul-Alâ el-Mevdudî bu âyetle ilgili olarak şunları söyler: "Konunun akışından bu hususa neden deyinildiği kolayca anlaşılabilir. Bu dönem, bütün İslâm düşmanlarının İslâm'ın başarısını kıskandıkları bir dönemdi. Onu lekeleyerek, onun İslâm ve müslümanların her gün daha da güçlenmesine sebep teşkil eden ahlakî mükemmelliğine gölge düşürmeyi planlıyorlardı. Allah bu âyeti gönderdiğinde şartlar böyleydi. Bu âyetle şöyle denilmek isteniyor: Kâfirler, münâfıklar ve müşrikler, Hz. Peygamber'in görevinin başarısızlığa uğraması için ona ne kadar iftira atsalar ve gözden düşürmeye çalışsalar da, sonuçta başarısızlık ve rezaletle karşılaşacaklardır. Çünkü ben, Peygamberime karşı merhametliyim ve bütün kainatı idare eden melekler de onun destekleyicileridirler. Onun düşmanları onu suçlayıp aşağılayarak hiç bir şey elde edemezler, çünkü ben onun ismini yüceltiyorum ve melekler de sürekli ona saygı ve sevgi göstermektedirler. Benim rahmetim ve bereketim onunla birlikte iken ve meleklerim "Ey Alemlerin Rabbi, Muhammed'i daha yüce makamlara çıkar, onun dinini yay ve geliştir" diye gece gündüz sürekli dua ederken, kâfirler, fitne ve tuzaklarıyla Peygamberime hiç bir zarar veremezler" (Mevdudî, Tefhîmul-Kur'an, İstanbul 1991, IV, 450-451).

İmam Kurtubî de bu âyetin tefsirinde "rivayet olunduğuna göre" diyerek şöyle bir hadis zikretmektedir: Ashab-ı Kiram, Rasûlüllah (s.a.s)'e: - Ya Rasulallah! Ahzab süresinin "Şüphesiz Allah ve Melekleri Peygamber'e salât eder..." ifadeleri ile başlayan âyetinin manasını açıklar mısınız? Diye sormuşlar.

Hz. Peygamber (s.a.s) buyurdu ki:" - Bu sorduğunuz ilm-i meknûndur (Yani insanlara açıklanmamış bilgilerdendir). Eğer bu konuda bana sormasaydınız, onu size açıklamazdım.

Allah benim için iki melek vazifelendirdi. Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirirse bu iki melek (ona) Âllah seni bağışlaşsın" diye dua ederler. Allah'ın (diğer) melekleri bu iki meleğin duasını pekiştirerek "amîn"derler, Allah da (bu duayı kabul eder)".

Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirmezse bu iki melek "Âllah seni bağışlamasın" diyerek beddua ederler. (Diğer) melekler de bu iki meleğin beddualarına "âmîn" derler. Allah da (bu bedduayı kabul eder) (Kurtubî, el-Câmi' Li Ahkâmil-Kur'an, Beyrut 1985, XIV, 233).

Türkçemizde salavât veya salavât-ı şerîfe dediğimiz kelime bu âyette geçen salât kelimesinin çoğuludur. Âyetten de anlaşıldığı gibi salat: Allah'ın salatı, Meleklerin salatı ve müminlerin salatı olmak üzere üç kısma ayrılır.

a. Allah'ın Peygamberi'ne salat etmesi: O'na rahmeti ve ondan hoşnut olması, O'na yardım etmesi, tebliğ ettiği İslâm dinini yayarak O'nun şanını artırması, O'nun işlerini bereketli kılması, ismini yüceltmesi, ona ahiret mükafatlarını vermesi ve getirilen salatı kabul etmesi anlamına gelir.

b. Meleklerin salatı şu anlama gelir: Melekler Hz. Peygamber'i çok severler; O'na en yüce makamları vermesi, dininin ve şerîatının gelişmesi ve O'nu yüksek derecelere ulaştırması için Allah'a dua ederler, istiğfar ederler; O'na salat getirenlere Allah'ın rahmetini dilerler.

c. Müminlerin salatı: O'na saygı ve tazimde bulunmaları, O'nunla ilgili duada bulunmalarıdır. Allah'tan, tebliğ ettiği dinin güçlenmesini, şanının artmasını dilemek ve Cennetteki Makam-ı Mahmud'u ve ümmetine şefaat etme hakkını ona vermesini istemektir.

Müminlerin Allah'ın Rasûlü (s.a.s)'ne salat etmelerinin gereğini anlatan âyetin şu anlama geldiği kaydedilmektedir: "Ey Allah'ın Rasûlü Muhammed vasıtasıyla doğru yola ulaşanlar! O'nun gerçek değerini takdir etmeli ve size olan büyük nimetleri sebebiyle ona şükran duymalısınız. Siz cahiliye karanlıklarında kaybolmuştunuz; size bilgi ışığını ulaştırdı. Ahlâken çökmüştünüz; sizi ahlâkın yüceliklerine ulaştırdı da bu gün çevrenizdekiler bu yüzden sizi kıskanıyor. Barbarlık ve vahşete dalmıştınız; o sizi yüksek bir medeniyete ulaştırdı. Kâfirler, size bu nimetleri verdi diye ona düşman oldular; yoksa şahsen o hiç birine zarar vermemiştir. Bu nedenle, ona şükran ve minnetinin ifadesi olarak siz ona bu insanların düşmanlık ve kinlerine eşit veya ondan daha ateşli bir şekilde onu yüceltmeli ve ona saygı duymalısınız; onların kötülük isteklerine karşılık siz daha içten bir şekilde onun iyiliğini istemeli ve meleklerin gece gündüz ona dua ettikleri gibi siz de dua etmelisiniz: "Ey Alemlerin Rabbi! Senin Peygamberin nasıl bize sayısız nimet ve lütuflarda bulunmuşsa, sen de ona sınırsız ve sonsuz rahmetini göster, onu bu dünyada en yüksek makamlara ulaştır ve ahirette de sana en yakın olma şerefini bahşet" (Mevdudî, a.g.e., IV, s. 451).

Ayette geçen "selâm" kelimesi, eksikliklerden ve her türlü musibetlerden korunmuş olmayı Allah'tan niyaz etme anlamını taşır. Hz. Peygamber'e selam vermek, müminlerin birbirine verdiği gibi kabr-i şerifini ziyaret ettiğimizde O'na selam vermek, ayrıca zaman zaman ve özellikle ismi anıldığında manevi şahsiyetini selamlamaktır. Salat, selam manasını ihtiva ediyorsa da, selamda insanların O'na itaat etmeleri ve O'nun şeriatını yaşamalarını dilemek gibi özel manalar vardır.

Namazların ikinci ve dördüncü rekatlarında okuduğumuz "Et-Tehiyyâtü" diye başlayan duada geçenn "Eyyühennibiyyu ve rahmetullahi ve berekâtüh" cümlesi Hz. Peygamber (s.a.s)'e selamdır. Bu duayı okuyan mümin, Allah'ın Rasûlü'ne selam vazifesini ifa etmiş olur.

Salavat konusundaki âyet, Hz. Peygamber'e salavât getirmenin farz olduğunu göstermektedir. Ancak âyette bunun tekrarına deyinilmemektedir. Hz. Peygamber'e salat ve selam getirmenin hükmü konusunda bir kaç görüş bulunmaktadır. Hz. Peygamber'e salat ve selam getirmenin şekli miktarı, hükmü, anlamı vesair konuları, İslâm alimleri bu mevzuda yazmış oldukları özel kitaplara konu yapmışlardır. Bu tür kitaplara iki örnek vermemiz mümkündür. Bunlardan birisi hicrî 751 yılında vefat etmiş olan Allâme İbn Kayyim el-Cevziyye'nin "Cilâul-Efhâm fi's-Salati ve's Selami ala hayril-Enam " adlı eseri, diğeri de hicrî 902'de vefat etmiş olan Şemseddin Muhammed b. Abdirrahman es-Sehâvî'nin "el-Kavlu'l-Bedî' fı's-Salati alel-Habîbiş-Şefı"' (Kahire 1988) isimli eseridir. Hz. Peygamber'e salat ve selam getirmenin hükmü konusundaki görüşleri şöylece özetlemek mümkündür:

1. Sahih olan görüşe göre Hz. Peygamber'in ismi anıldıkça salat getirmek farzdır. Bu hususta bir çok hadis rivayet olunmuştur. Az evvel sözünü ettiğimiz eserlerde bu tür hadisleri bir arada görebilmek mümkündür. Bu hadislerden bir kısmı şöyledir: Hz. Peygamber buyuruyor: "Kıyamet gününde bana halkın en yakın olanları ve şefaatime hak kazananları, bana en çok salâvât getirenleridir" (Tirmizi, Vitir, 21); "Yanında ben anıldığım halde bana salavat getirmeyenin yüzü yere sürülsün, hakarete uğrasın" (Tirmizi, Deavât, 100; Müsned, II, 254); Kim bana bir salavat getirirse Allah Teâlâ bu yüzden o kimseye on misli mağfiret eder" (Müslim, Salat, 70); En cimri (bahîl) olan yanında anıldığım halde bana salat-u selam getirmeyendir" (Tirmizî, Deavât, 100; Müsned I, 201); "Günlerinizin en faziletlisi Cum'a günüdür. O günde bana çok salavat getirin; zira sizin salat ve selamlarınız (melekler vasıtasıyla) bana arzolunur". Âshab-ı Kiram sordu: "Ya Rasulallah! Getirdiğimiz salavat size nasıl arz olunur; halbuki siz çürümüş bulunacaksınız?". Rasûl-i Ekrem (s.a.s) Efendimiz: "Allah Teâlâ Peygamberlerin cesetlerini yer yüzüne haram kılmıştır" cevabını verdi (Ebu Davud, Salat, 201; Vitr, 26; Nesâî, Cum'a, 5; İbn Mace, İkame, 79, Cenâiz, 65; Darimî, Salat, 306; Müsned, IV, 8 );

"Şüphesiz ki, benim üzerime salavat getiren kimsenin selamını almak için Allah bana ruhumu iade eder" (Ebu Davud, Menâ**** 96).

İbn Ebî Leylâ şöyle demiştir: Ka'b b. Ucre ile bir defasında karşılaştım, bana şöyle dedi: Sana Peygamber (s.a.s)'den işittiğim bir hediye vereyim mi? Peygamber (s.a.s) bizim yanımıza çıktı. Biz O'na:

- Ya Rasulallah! Bizler Sana nasıl selam okuyacağımızı öğrendik. Fakat Sana nasıl salat okuyacağız? Dedik. Rasûlüllah (s.a.s) bize:

Âllahümme sallî alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin. Kema salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrahime inneke Hamîdun Mecîdun.

Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrahime inneke Hamidun Mecîdun ".

(Allahım! Muhammed'e ve Muhammed'in âli üzerine, İbrahim'in âli üzerine salât ettiğin gibi salât et: Şüphe yok ki, Sen Hamîd'sin, Mecîd'sin. Allahım! Muhammed'e ve Muhammed'in âline, İbrahîmin âline bereket ihsan ettiğin gibi bereket ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen Hamîd'sin Mecîd'sin) (Buharî, Enbiyâ,10; Daavât, 31, 32; Müslim, Salat, 65, 66, 69).

Namazda okunan teşehhüd duası bu hadiste açıklanan lafızlardan daha farklı lafızlarla da rivayet olunmuştur. Bütün bu salavatlar, lafızları farklı olmakla birlikte aynı anlamı taşımaktadır. Bu salavatlarla ilgili şu bir kaç noktanın çok iyi anlaşılması gerekmektedir:

Birincisi, salavatların hepsinde Hz. Peygamber (s.a.s) müslümanlara, kendisine selam ve salat göndermenin en iyi yolunun, Allah'a "Allahım Muhammed'e salat eyle" diye dua etmek istediğini söylemektedir. "Allahümme salli alâ Muhammedin" diye dua eden bir kimse aslında Allah karşısında kendi acizliğini kabul ediyor ve "Allah'ım, ben Rasûlüne gerektiği gibi salat gönderemem. Bu yüzden sana yalvarıyorum; benim yerime sen ona salât et ve bu hususta benden dilediğin hizmeti al" (Mevdudî, Tefhîmul-Kurân, IV, 453).

İkincisi, Hz. Peygamber (s.a.s) bu duayı sadece kendisine hasretmemiş; ashabını, hanımlarını ve soyundan gelenleri de buna dahil etmiştir. Hanımları ve soyundan gelenlerle ne kastedildiği bellidir. "Âl" kelimesi ise sadece Hz. Peygamber'in ev halkını değil, onu takib eden ve onun sünnetine uyan herkesi içine alır (Mevdûdî, a.g.e., IV, 453).

Üçüncüsü, Hz. Peygamber (s.a.s) tarafından öğretilen tüm bu (dua ve selamlar) ile, ona Hz. İbrahim ve onun Âline salât, rahmet ve bereketin aynısını indirmesi için Allah'a dua edilmektedir. Allah, Hz. İbrahim'e (a.s) yer yüzünde başka hiç kimseye ihsan etmediği bir nimet vermiştir. Peygamberliği, vahyi ve Kitab'ı hidayet kaynağı olarak kabul eden Müslüman, Yahudi yahut Hıristiyan olsun, bütün insanlar Hz. İbrahim'in önderliğini kabul etmiştir. O halde Hz. Peygamber'in (s.a.s) söylemek istediği şudur: "Allah'ım! Hz. İbrahim'i bütün peygamberlere inananların sığınağı yaptığın gibi, beni de bütün peygamberlerin sığınağı yap ki; risalete inanan hiç kimse benim peygamberliğime inanma nimetinden mahrum olmasın" (Mevdudî, a.g.e., IV, 454-455).

Rasûl-i Ekrem (s.a.s)'e salat ve selam getirmenin hükmü ile diğer görüşler de şöyledir:

Ömürde bir defa salât getirmek farzdır. İsmi her anıldığında salat getirmek vacibtir. Ancak bir mecliste ismi çok defa anılsa da bir defa salat getirmek yeterlidir.

Namazda salat getirmek gereklidir. Namazda salat getirmek Hanefi, Malikî ve Cumhur'a göre sünnet; İmam Şafi ve Ahmed b. Hanbel'e göre ise farzdır. Onlara göre salat terkedilirse namaz bozulur.

Duanın başında ve sonunda salat getirmek vacib olup, duanın kabulü için şarttır.

Burada, "Allah'ın Rasûlü (s.a.s) bizim salat ve selâmımıza muhtaç mıdır" şeklinde bir soru akla gelebilir. Elbette ki bunun cevabı "hayır!" olacaktır. Ancak bazı sebeplerden ötürü insanlar O'na salat ve selam getirmeye muhtaçtırlar.

Allah O'na salat ve selam getirmemizi emrediyor. Bizim için gerekli olmasaydı emretmezdi.

Bize Kur'an'ı tebliğ eden, dünya ve âhirette mutlu olmanın yollarını gösteren Yüce Peygamberimiz salat ve selam O'na bir teşekkürdür.

Her Peygamberin kabul olunan bir duası vardır. O bu duasını ümmetine şefaat etme hakkını elde etmede kullanacağım bildirdiği ve ümmetinin yarısından fazlasının şefaati ile Cennet'e gireceğini açıkladığı için, O'na salat ve selam, bu hakkı elde etmesinde O'na manevî bir yardımdır; aslında nefsimiz için şefâat talebinde bulunmaktır. O'na salat ve selam, O'nunla gönül râbıtasını kuvvetlendirmek ve feyzimizi arttırmaktır ki, buna bir kulların ihtiyacı vardır.

Allah'ın Rasûlü Hz. Muhammed'e salat ve selam getirmek Allah'ın emri olduğu için, özellikle ismi anıldığında ona salat ve selam getirmemek günahtır. Peygamberimiz (s.a.s) kendisi ile ilgili bu gerçeği bir hadislerinde şöyle açıklamaktadır: "Yanında ben anıldığımda bana salat getirmeyenin yüzü yere sürülsün, hakarete uğrasın " (Tirmizi, Daavât, 100, Müsned, II, 254).

Ebu Hureyre'nin rivayet ettiğine göre Allah'ın Rasûlü (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Bana salat getirdiğiniz zaman benim için Allah'dan "vesîle'yi" isteyiniz. "Sahabiler tarafından soruldu:

Ya Rasulallah! Vesîle nedir?

"Vesîle, Cennet'in en yüksek derecesidir. Oraya ancak bir kişi yükselecektir. O kişinin de ben olacağını ümit ediyorum" (Müsned, II, 265).

Peygamberimiz (s.a.s) için Vesîle'yi istemek O'nun şefaatine ermemize vesîledir. Nitekim ezan okunduğu zaman ezandan sonra kendisine salat getirip Vesile'yi isteyene Allah'ın izni ile şefaat edeceğini peygamberimiz müjdelemektedir ve sallallahu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi va sahbihi ve sellim.

Sabahaddin YILDIRIM

Kaynak: Şamil İslam Ansiklopedisi
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 13:30.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382