|
||
![]() |
|
|
| Siyer-i Nebi (Peygamber Efendimiz'in Hayatı) Peygamber Efendimiz (sav) in hayatı ve diğer Peygamberler ile ilgili bilgileri buradan temin edebiliriz |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Stajyer Moderatör
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: May 2008
Konum: kalpler sevgiyle yaşamalı
Mesaj: 6,346
Tecrübe Puanı: 1220
Rep Puanı: 121349
Rep Derecesi:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Hicretin 3. senesi, 7 Şevvâl, Milâdî 625. Kureyş müşrikleri Bedir`de uğradıkları hezimetin acısını bir türlü unutmak istemiyorlardı, daha doğrusu unutamıyorlardı. İleri gelenlerinden bir çoğunu bu savaşta kaybetmişlerdi. Bir avuç Müslümandan yedikleri ağır darbe ile izzet-i nefisleri kırılmıştı. Civar kabileler nezdindeki prestijleri de haliyle sarsılmıştı. Ayrıca, sahilden giden Şâm ticaret yollarının Resûl-i Ekrem tarafından devamlı kontrol altında tutulması da ticarî hayatlarına oldukça ağır darbe vuruyor, onların askeri ve iktisadî mukavemetlerini kırıyordu. Kureyş müşrikleri bu sefer Irak yoluyla Şam`a ticaret kervanlarını göndermeye başlamışlardı, ama burası da Peygamberimiz tarafından kısa zamanda haber alınmış, gönderdiği seriyye ile bu yoldan giden ticaret kervanları kıstırılarak, mallarına el konulmuştu. Haliyle bu durumlar, zaten Bedir hezimetinin acısıyla yanıp tutuşan Kureyş müşriklerinin Müslümanlara karşı kin ve husûmetlerini artırıyor, intikam alma duygularını harekete getiriyordu. İlk fırsatta bu intikam hislerini tatmin için âdetâ can atıyorlardı. Bedir`den sonra giriştikleri bir iki küçük baskın hareketi onların bu kinlerini dindirme yerine, bozguna uğrayan kendileri olduğu için, daha da kabartmıştı. Daha önce, Ebû Süfyan idaresinde Şam`a gönderilmiş olan büyük ticaret kervanı Resûl-i Ekrem`in kumandasındaki Müslüman kuvvetlerin eline düşmekten kıl payı kurtulup Mekke`ye zar zor gelebilmişti. Hemen arkasından Bedir Harbinin patlak vermesi, kervandaki malların taksimini geciktirmişti. Mallar olduğu gibi "Dâru`n-Nedve" de muhafaza edilmekteydi.533 Bu sırada bilhassa Bedir Savaşında yakınlarını kaybetmiş olanlar ve bunların içinden Cübeyr bin Mut`im, Safvan bin Ümeyye, İkrime bin Ebû Cehil gibi Kureyşin ileri gelenleri sayılabilecek kimseler Ebû Süfyan`a şu teklifte bulundular. "Muhammed, büyüklerimizi öldürerek, bizi perişan etti. Onlardan intikam alma zamanı artık gelmiştir. Kervandaki malların sermayesini sahiplerine verelim. Kârıyla da Müslümanlara karşı harp hazırlığı yapalım!"554 Teklif oy birliği ile kabul edildi. Mallar satılarak altına dönüştürüldü: Toplam 100 bin altın. Hisse sahiplerine sermayeleri olan 50 bin altın verildi. Kârıyla da sürâtle harp hazırlığına başlandı.555 Bedir`den gözü korkan Mekkeli müşrikler bu sefer büyük bir ordu hazırlamak kararında idiler. Sadece, mahallî gönüllü askerler, hattâ devamlı müttefikleri bulunan Ahabiş* Kabilesi askerleriyle iktifa etmiyorlardı. Arabistan yarımadasındaki diğer kabileleri de yanlarına almak istiyorlardı. Bunun için hususî bir heyeti görevlendirdiler ve o kabileleri kandırmak için de özel bir fon ayırdılar. Bu fonla diğer kabilelerden paralı askerler kiralayacaklardı. Kendileri Mekke`de sür`atle harp hazırlıklarını sürdürürken, görevlendirdikleri, içlerinde bir çok ünlü kişilerin, şâirlerin, hatiplerin de bulunduğu propaganda heyeti ise bütün Arabistan Yarımadasını karış karış dolaşıyor, anlaşabileceklerini tahmin ettikleri kabilelere girişecekleri hareketin mahiyetini anlatarak, halkı Peygamberimize karşı ayaklandırmaya var güçleriyle uğraşıyorlardı. Bir şâirin bir tek sözü, bir hatibin bir tek hitabesi için kabilelerin icabında birbirlerine girdiklerini, kanlar akıttıklarını kaydedersek, şâir ve hatiplerin bu harekete katılmaya teşvikten ne derece müessir oldukları kendiliğinden anlaşılmış olur. Civar kabilelerden gelenlerin ve parayla kiralanan askerlerin de katılmasıyla şirk ordusu tam 3000 kişiyi buldu. Yedi yüz zırhlı, iki yüz atlı ve üç bin de deve vardı.556 Askerlere moral vermek, onları harbe teşvik etmek, heyecanlarını devamlı diri tutmak için orduya kadınlar da katıldı. Türkü söyleyecek, def çalacak ve askerlerin moral gücünü takviye edeceklerdi! Komutan Ebû Süfyan Sahr bin Harb idi. Kadınlar kolu da Ebû Süfyan`ın karısı ve Bedir`de babasını kaybeden Hind`in kontrolü altında bulunuyordu. Gönlü kin dolu bu kadın, Bedir`de öldürülen yakınlarının intikamını alacaklarına dair kadınlara yemin bile ettirdi. Kureyş ordusunun üç sancağı vardı. Birini Süfyan bin Uveyf, birini Talha bin Ebî Talha, üçüncüsünü de Ahâbîş Kabilesinden biri taşıyordu. Kureyş hazırlıklarını böylece tamamlamış ve yirmi gün sürecek bir uzun sefere Mekke`den hareketle çıkmış bulunuyordu. Medine`ye Peygamber Efendimize bir haber geldi. Haberi getirmek üzere görevlendirilen adam mektubu Resûl-i Ekreme heyecan ve telâş içinde uzattı. Açılan mektupta, Kureyş müşriklerinin hazırlıklarını tamamladıkları ve Medine üzerine yürümek için yola çıktıkları yazılı idi. Mektubun altındaki imza, Peygamberimizin amcası Hz. Abbas`a aitti. Resûl-i Ekremin emriyle, hem oradaki Müslümanlara yardımcı olmak hem de olup bitenlerden kendilerini haberdar etmek maksadıyla Mekke`de oturmaya devam ediyordu. Hattâ bir ara Medine`ye gelmek arzusunu izhar edince Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: "Sen bulunduğu yerde daha güzel cihad etmektesin. Senin Mekke`de oturman daha hayırlıdır."557 Peygamber Efendimiz, ilk anda mektubun muhteviyatını gizli tuttu ve birkaç kişiden başkasına bildirmedi. Fakat kötü haber çabuk yayılır hesabı, Kureyş`in Medine üzerine yürüdüğü haberi çarçabuk etrafa yayıldı.Resûl-i Ekrem Efendimiz, önce Kureyş ordusunun durumunu gözetleyip tahkik etmek maksadıyla birkaç Sahabîyi Mekke`ye doğru gönderdi. Mücahidler, yolda Kureyş ordusunu gördüler ve durumunu öğrendikte sonra Medine`ye gelip durumu Peygamber Efendimize haber verdiler. Mücahidlerin getirdiği haber, Hz. Abbas`ın mektupta yazdıklarına aynen uyuyordu. Kureyş ordusu Uhud`da Mekke`den ayrılıp süratle yol alan Kureyş ordusu Şevvâl ayının başlarında bir Çarşamba günü gelip Uhud Dağının yakınında bulunan Ayneyn Tepesi yanında karargâhını kurdu. Bu sırada Resûl-i Ekrem Efendimiz gördüğü bir rüyayı Ashabına anlattı: "Ben kendimi sağlam bir zırh içinde gördüm. Kılıcım Zülfikârın ağzında ise, bir gediğin açıldığını gördüm. Boğazlanmış bir sığır, arkasından da bir koç gördüm." Ashab-ı Kirâm, "Bunu ne şekilde tâbir ediyorsun, yâ Resûlallah?" diye sordular. Hz. Resûlullahın cevabı şu oldu: "Sağlam zırh giymek Medine`ye, Medine`de kalmaya işarettir. Kılıcımın ağzında bir gediğin açılmasını görmüş olmam, bir zarara uğrayacağıma işarettir. "Boğazlanmış sığır, Ashabımdan bir kısmının şehid edileceğine işarettir." Onun arkasından bir koçun getirilmesine gelince, o askeri bir birliğe işarettir ki inşallah Allah onları öldürecektir."558 Bir başka rivâyete göre Peygamber Efendimizin rüyâsı şöyledir: "Rüyâmda kılıcı yere çarptım, ağzı kırıldı. Bu, Uhud günü mü`minlerden bazılarının şehid düşeceklerine işârettir. "Kılıcı tekrar yere çarptım. Eski düzgün haline döndü. Bu da, Allah`tan bir fetih geleceğine, müminlerin toplanacağına işârettir."559 Peygamber Efendimizin bir Cuma gecesi gördüğü bu rüyâ, Ashabla harp hususunda yapacakları istişâreye de tesir edecektir. Ashabla İstişâre Resûl-i Ekrem Efendimiz, Ensar ve Muhacirlerin ileri gelenlerini bir araya topladı ve kendileriyle bu hususta istişârede bulundu. Peygamberimizin kanâatı, gördüğü rüyânın da ilhamıyla Medine`yi bizzat içerden müdafaâ etmekti. Buna rağmen Müslümanların da görüşlerine başvurup onların da kanâatlarını öğrenmek istiyordu. Ashabın ileri gelenlerinin bir çoğu da Peygamber Efendimizin bu kanaatına iştirak etti. O anâ kadar hiç bir toplantıya çağrılmayan münafıkların reisi Abdullah bin Übey de bu istişâreye çağrılmıştı. O da Medine`de kalma fikrindeydi. Ancak Bedir Gazâsında bulunmayan kahraman ve genç Sahabîler, Bedir`de bulunan gâzilerin nâil olduğu ecir ve sevabı, Bedir şehidlerinin ulaştığı yüksek dereceleri Resûl-i Ekrem Efendimizden işitmekle, o harpte bulunmadıklarından dolayı son derece üzülmüşlerdi. Bu sebeple düşmanı Medine dışında karşılama arzusunu taşıyor ve bu arzularında şiddetle ısrar ederek şöyle diyorlardı: "Yâ Resûlallah! Vallahi, onların Cahiliyye Devrinde bile Medine`ye, üzerimize yürümelerine meydan ve imkân verilmemiştir. İslâmiyet devrinde onların Medine`ye, üzerimize yürümelerine nasıl müsaade buyurulur? "Yâ Resûlallah! Biz, Allah`tan bu günü isterdik. Bizleri dışarı çıkar. Düşmanlarımız ile göğüs göğüse cenk edelim!"560 Bir kısmı ise şöyle diyordu: "Yâ Resûlallah! Eğer onları dışarda karşılamazsak, düşman bu durumu korkaklığımıza ve zaafımıza hamlederek şımarır!" Bu arzuyu taşıyanlara cesur ve bahadır bir zat olan Hz. Hamza, Sa`d bin Übâde, Numân bin Mâlik gibi hatırı sayılır Ashabın ileri gelenleri de katıldı. Kahraman Hz. Hamza bu görüşünü şöyle açıkladı: "Yâ Resûlallah! Sana kitabı indiren Allah`a yemin ederim ki, bu kılıcımla Medine dışında Kureyş müşrikleriyle çarpışmadıkça yemek yemeyeceğim." Hz. Hayseme Bedir Muharebesine katılmak için oğlu Sa`d ile kurâ çekmişti. Kurâ Hz. Sa`d`a çıkmıştı. Bedir Harbine katılan Sa`d ise arzuladığı şehâdet mertebesine ulaşmıştı. Şehid babası Hz. Hayseme şöyle diyordu: "Yâ Resûlallah! Kureyşliler, çöl Araplarından ve müttefikleri olan Ahâbîşten asker topladılar. Develerine ve atlarına binip gelip meydanlarımıza indiler. Bizi evlerimizde ve kalelerimizde kuşatacaklar, sonra da dönüp gideceklerdir. Aleyhimizde bir sürü söz söyleyeceklerdir. Bu, onların cesaretlerini arttıracaktır. "Görüp de karşılamayacak ve onları yurdumuzun ortasından kovmayacak olursak, çevremizdeki Araplar da bize göz dikeceklerdir! "Allah Teâlânın bizi, Kureyş müşriklerine karşı galip getireceği ümit edilir. "Eğer ikincisi olursa - ki şehitliktir -Bedir, beni ondan mahrum kıldı. Halbuki, ben onu öyle özlemiştim ki! Benim Bedir Muharebesine çıkmayı arzuladığımı duyan oğlum benimle kurâ çekmişti. Kurâ ona çıktı. Sonunda şehidlik mertebesine o ulaştı. "Halbuki, ben şehid olmayı ne kadar arzu ediyorum! "Dün gece oğlumu güzel bir surette gördüm: Cennet meyvaları ve ırmakları arasında dolaşıyor ve bana `Cennette arkadaşlığa katıl! Ben, Rabbimin bana vaadettiği gerçeği buldum!` diyordu. "Vallahi, yâ Resûlallah! Sabah gözlerimi açınca, oğluma Cennette arkadaş olmayı candan özlemeye başladım."Yaşım, fazlasıyla ilerledi. Artık Rabbime kavuşmayı özlemekteyim. "Yâ Resûlallah! Beni şehidlikle, Cennette oğlum Sa`d`ın arkadaşlığı ile nasiblendirmesi için Allah`a duâ et!" Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Hz. Hayseme`nin bu arzusunu yerine getirdi. Kendisi için duâ etti.561 Ebû Said el Hudrî`nin babası Mâlik bin Sinan ise, "Yâ Resûlallah! İki şeyden biri bizimdir: Ya Allah bizi onlara galip ve muzaffer kılar ki istediğimiz budur. "Ya da Allah, bize şehidlik nasip eder! Vallahi, yâ Resûlallah! Bence bu ikisinden hangisi olursa olsun, onda hayır vardır!" dedi. Yine kahraman bir Sahabî olan Numan bin Mâlik ise şöyle dedi: "Yâ Resûlallah! Ben şehâdet ederim ki, rüyâda boğazlandığını gördüğün sığırın temsil ettiği Ashabından birisi de benim! Bizi Cennetten mahrum etme! Kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah`a yemin ederim ki, ben Cennete girsem gerektir!" Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, "Niçin?" buyurdu. Hz. Numan, "Çünkü" dedi, "ben, Allah`tan başka ilâh bulunmadığına, senin de Allah`ın Resûlü olduğuna şehâdet eder, Allah`ı ve Resûlünü severim. Düşmanla karşılaştığım gün de yüz çevirip kaçmam!" Peygamber Efendimiz, "Doğrusun ve gerçeği söyledin" buyurdu.562
__________________
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|