Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Onuncu Yıl Marşı’nın bestesi çalıntı mıydı? (1)

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 05-20-2007, 09:48   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Onuncu Yıl Marşı’nın bestesi çalıntı mıydı? (1)


Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN yazısıdır...
Yazmıştım ama tekrarda fayda var: Biz asıl Cumhuriyet döneminde Batı’dan koptuk!
Şaşırdınız kuşkusuz. ‘Nasıl olur?’ dediniz belki de, ‘onca Batılılaşma gayretleri ortadayken bunu nasıl iddia edebilirsiniz? Şapka ve kılık kıyafetten tutun da medeni hukuka, saat ve takvime kadar Avrupa’dan alınmadık bir şey kalmamışken nasıl olur da kalkıp ‘Biz asıl Cumhuriyet döneminde Batı’dan koptuk!’ iddiasında bulunma cüretini gösterebiliyorsunuz?’

Bir kere söylem ile eylem arasında derin bir fark olduğunu belirtmem lazım. Evet, muasır medeniyetin Avrupa medeniyeti olduğuna dair çok sayıda beyanatla karşı karşıyayız. Bunlar bizzat Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa’nın ağzından çıkmıştır ve o devirde pek çok aydın tarafından da paylaşılmıştır. (Tabii aynı çevrede yer alıp da Yahya Kemal gibi bu tezi paylaşmayanlar da mevcuttu.)

Ne var ki, iş icraata geldi mi, mesele değişir. Uygulamada kendi toplumsal ve kültürel ufku, inkılapçıların hareket sahasını daraltır. Nitekim Medeni Kanun yapılırken Avrupa’daki en muhafazakâr hukuk sistemine sahip ülkelerden İsviçre’nin model seçilmesi epeyce manidardır. Biliyorsunuz, Katolik İsviçre kadınlara seçme ve seçilme hakkını yalnız Avrupa’da değil, dünyada en geç tanımış ülkedir. İskandinav ülkelerinden veya Fransa’dan değil, medeni hukukta tutuculuk bakımından toplumsal yapımıza en yakın örnek olan İsviçre’nin seçilmesi Batıcılığımızın da ‘seçmece’ olduğunun en güçlü kanıtı oluyor.

Demek ki, masa başında “muasır medeniyet seviyesi”ne ulaşma veya üstüne çıkma nutukları çekilse de, iş icraata gelince sanıldığı kadar radikal adımlar atılamıyor, Nitekim Prof. Ergun Özbudun, Kemalizmin Türk toplumunu tamamen değil, kısmen değiştirmeye yöneldiğini söylerken aynı noktaya parmak basıyordu. Yani Atatürk İnkılaplarının, zannedildiği kadar, mesela Sovyetler Birliği tecrübesi nispetinde bir topyekün değişimi olmayıp Batılılaşma veya Çağdaşlaşma projesinin meçhul bir ütopyaya göre değil, pratikteki ihtiyaçlara ve eldeki şartlara göre yürütüldüğünü söylemek gerekiyor.

Bugün size 1930’lara doğru yoğunluğu giderek artan “kültür devrimleri”nden, özellikle de “müzik devrimi”nden ve çarpıcı sonucundan söz edeceğim.

Önce bir soru: “Müzik devrimi” neyi amaçlamıştı? 1926’da Türk musikisi öğretimi resmi kurumlardan kaldırılmıştı; 1934’te ise asıl darbe gelecek, radyodan alaturka musiki çalınması yasaklanacaktı. Peki neydi amaç? Asıl müzik, Batı müziğidir, Türk musikisi tek seslidir ve medeni dünyanın seviyesinden geridedir. Öyleyse nasıl kılık kıyafetimizi veya Arap harflerini değiştirerek muasır medeniyet karşısında içine düştüğümüz aşağılık kompleksinden kurtulduksa, aynı şekilde “geri ve ilkel” musikiyi terk edersek medeni milletler dairesine kabul edilmemiz mümkün olur diye düşünülmüştü. Böylece ne oldu? Müzikolog Bülent Aksoy’un deyişiyle bir kere daha “ideoloji”, “kültür”e baskın çıktı.

Halbuki esas mesele, müziği alafranga veya alaturka diye ortadan ikiye bölüp halkı birincisini ‘çağdaş müzik’ olarak kabule zorlamak ve ikincisinden uzaklaştırmak değil, kaliteli müziğin üretilmesi olarak konulsaydı, yine kültür galip gelecek ve belki de asıl başarılmak istenen yeni Türk müziği sentezi, bu iki kültürel üretim geleneğinin etkileşiminden zuhur edecekti. Aksoy’un deyişiyle, bu yaklaşım güzel bir ağır semai ile basit bir şark ezgisini aynı kalıba koyma yanlışına düşerken, öbür yandan güzel bir konçerto ile basit bir dans ezgisini de eşitlemiş oluyordu. Böylece ne oluyordu? Dede Efendi ile meyhanedeki udi, Mozart’la bardaki kemancı aynı kalıba oturtuluyor, birinciler alaturka denilerek sahneden diskalifiye ediliyor, ikinciler hangi seviyeden olursa olsun baş tacı ediliyordu.

Herhalde müziğe ideoloji karıştığında ne büyük facialara yol açtığına bundan iyi bir kafa karışıklığı örneği bulunamazdı.

İstanbul Belediyesi tarafından 1932 yılı sonlarına doğru konservatuvarı ıslah maksadıyla çağrılan Viyana Müzik Yüksek Okulu rektörü Joseph Marx, raporunda yöneticilerimizi şu acı sözlerle uyarıyordu:

“Milliyetsiz büyük sanat yoktur. Vatan toprağına ve vatan sesine bağlılık mutlaka lazımdır. Yoksa sanat kıymetsiz, kansız bir özentiye döner… Milli özelliği pek bozmadan Avrupa musiki tekniğini millete mal edecek surette musiki propagandasını kuvvetle yürütmenin tam zamanıdır.”

Marx ‘propaganda’ derken ideolojik beyin yıkama ve yasaklama faaliyetinden söz etmiyor. Müziğin kaliteli hale getirilmesi için mesela orkestraların halka belirli günlerde konserler vermesi veya meyhanelerden alınacak verginin artırılması, böylece kaliteli müzik dinleyecek kitlenin buralara yönelmesini temin gibi tamamen müzik içi bir propagandayı kastediyor.

Belki de Marx’ın bu sözünü yanlış anladı yöneticilerimiz ve Batı müziğinin propagandasına, hatta dayatmasına soyundular. Üstelik onun İstanbul’daki bir konferansında dile getirdiği fikirleri hiç umursamadan:

“Türk musikisi Avrupa musikisinin tekniğinden faydalanacak, fakat milli hususiyetlerinden hiçbir şey kaybetmeyecektir… Türk musikisi gerek millî kaynaklardan, gerek Avrupa kaynaklarından kuvvet alarak kendi kendine büyümelidir.”

Oysa bakın Onuncu Yıl Marşı’nın bestecisi Cemal Reşit Rey, 1950 yılında “Akşam” gazetesinde çıkan röportajında neler söylemiş. İbretle okuyalım:

“Tek sesli musikiyi Garba sevdirmek zordur. Zira Garplılar bu musikiden pek hoşlanmaz, hatta onu biraz iptidaî [ilkel] bulurlar. Bu musikiyi Garba sevdirmek için en güzel örneklerini Garp lisanlarile cazip bir şekilde izah ederek ve Garba has bir titizlikle hazırlayarak radyodan dinletmek lazımdır.”

Elin Marx’ı Türk musikisinin çok sesli hale getirilmesinin feci bir hata olacağını söylerken, Bay Rey, bütün derdini ‘ilkel’ müziğimizi Batılılara sevdirmek şeklinde koymuş. Bir müzik eserinin niteliği mi önemlidir, yoksa Batılıların hoşlanması mı?

İşte yolunu böyle belirlemiş olan Cemal Reşit Rey, Onuncu Yıl Marşı’nı bestelerken de, aynı tarzda hareket edecektir. Ancak hâlâ söylenen Onuncu Yıl Marşı bestesinin Batı müziği tarihinin pek fazla bilinmeyen bir operasından alıntı, hatta çalıntı olduğu iddiası TBMM kürsülerinden “Musiki Mecmuası” satırlarına kadar taşacaktır.

Gelecek hafta Onuncu Yıl Marşı’nın bestesiyle ilgili sıkı bir dosya bekliyor sizi…
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:06.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382