Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Akif’in Asım’ı da darbeciliğe soyunmuştu!

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 05-21-2007, 09:25   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Akif’in Asım’ı da darbeciliğe soyunmuştu!


Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN yazısıdır...

Mehmed Akif’in “Safahat”ı, üzerinde uyuduğumuz gerçek bir hazine. Onun kadar farklı okumalara elverişli bir metin bulmak kolay olmasa gerek. Kendi devrindeki olayların bir tür aynası olarak da sökebilirsiniz hecelerini, zamanı bulamaç yaparak getirdiği eleştiriler olarak da.
Bazı bölümleri o devrin malum şahsiyet veya olay kadroları üzerine kurulmuştur ama o devir battığından, olay veya şahıslar da hafızalarımızda giderek silikleştiğinden, karınlarındaki anlamı söküp çıkarmak pek zahmetsiz bir işlem olmuyor tabiatıyla.

Velhasıl, emek gerektirir Akif’i okumak. Tabii fazlasıyla değer. Zahmetinizi ödülsüz bırakmayacak kadar değerli taşlarla döşelidir çünkü “Safahat”ın yolları.

Hele “Âsım”... O bambaşka.

Değerli ağabeyim Beşir Ayvazoğlu Kapı Yayınları’ndan çıkan “1924: Bir Fotoğrafın Uzun Hikâyesi” adlı usta işi arkeolojik kazısında bize bir fotoğrafın peşinden giderek yakın tarihimizin edebî ve kültürel enkazı altında gülümseyen resmi uzatıyor. “Âsım”la başlayan hazin bir hikâye bu. Umutların enkazı. Ama aynı zamanda iki devrin birbirinin içine geçmesinden hasıl olan muazzam çatırtının Akif’in neslini nasıl hem tematik, hem de coğrafi ve zamansal bir savrulmaya mahkûm ettiğini öz bir şekilde sunuyor kitap.

1924, bir imparatorluğun bir ulus-devlete dönüşme sürecinin başlangıcı. Evet daha önce TBMM kurulmuş, saltanat kaldırılmış, cumhuriyete geçilmiştir. Ancak toplum şuur ve hayatına yansıyan değişikliklerin başlangıcı neredeyse tamamen 1924 yılına dayanır. Hilafetin ilgası, Osmanlı hanedanının yurtdışına çıkarılması, medreselerin kapatılması, yeni anayasanın kabulü, muhalefeti temsil etmek üzere kurulan Terakkiperver Fırka’nın kurulmasıyla kapatılması bir olan ömrü, Said Nursi’nin Van’da Erek Dağı’na çekilmesi... Bütün bu hadiseler arasında ferahlatıcı bir haber, Akif’ten beklenen “Âsım” kitabının yayınıdır.

Ancak devrin dağdağası içinde “Âsım”ın biraz zamanını şaşırdığı bile söylenebilir. Tam bir tasfiyenin başladığı yılda eskiyle yeninin buluşacağı ‘bir başka inkılab’ın mümkün olduğunu açıklayan bu ilginç kitabı haklı olarak “Kuğunun son şarkısı” diye nitelendirmişti Süleyman Nazif. Osmanlı’nın batarken semaya bıraktığı en güzel şarkıydı o. Akif bir yanardağa dönen dimağından fışkıran mısraları, çelik kalemiyle milletinin mermerden mamul tarih cephesine kazırken, o kalemden akan mübarek sıvıyla yalnız Türkçenin değil, dünya edebiyatının da en büyük şaheserlerinden birinin yazılmakta olduğunu acaba sezebilmiş midir?

Ne yazık ki, “Âsım”ın talihsizlik yakasını bırakmamış ve hâlâ yeterince anlaşılamamıştır. Aslında, geçmişi değil, geleceği anlatır Akif; Beşir Ayvazoğlu’nun dikkat çektiği gibi, ideal neslin temsilcisi olarak gördüğü Asım’ı anahtar gibi kullanarak bir “gelecek projesi” çizer. Daha doğrusu alternatif bir “kurtuluş reçetesi”.

İyi ama biz daha önce kurtulmamış mıydık? İstiklal Savaşı’nda düşmanı İzmir’den denize dökmemiş, yurdu düşmandan temizlememiş miydik? Yoksa Çanakkale’de süper güçleri durdurarak işgali önlemek yeterli olmamış mıydı? İşte Akif bütün bunların bir son değil, bir başlangıç olduğunu anlatmak için yazmıştı “Âsım”ı. Barut ve kan kokusunun yerini kitap kokusu, şehit ve gazilerin yerini çantası elinde, bilgi pınarından kana kana içmeye hazırlanan yeni bir nesil almalıydı: “Âsım’ın nesli” buydu.

Çanakkale zaferini, İstiklal Savaşı’nı kazanan bu altın nesil, şimdi yeni bir göreve talip olmalıydı. Onlar bilginin, eğitimin, cehaletle ve fakirlikle savaşın Çanakkale’sini başaracaktır şimdi. Ve ancak bu başarılırsa Çanakkale gerçekten ve nihai olarak kazanılmış olacaktır. Genç nesli kırgın gibi biçen Çanakkale’lerin bir daha yaşanmaması için “bu Çanakkale”nin kazanılması şarttır.

Lakin Akif’in ideal neslin timsali saydığı Âsım askerden dönünce bir tuhaf olmuştur. Sokakta gördüğü sarhoşları pataklamakta, mübarek Ramazan günü sigarasının dumanını yüzüne üfleyenleri tokatlamakta, kumarbazları alenen tehdit etmektedir. Hatta hızını alamayıp memleketteki bozuk işlerin düzeltilmesini alıştığı kaba kuvvet mantığıyla çözmeye kararlıdır. Vurarak, kırarak, hatta darbe yaparak işlerin düzeleceğine inanmıştır.

Babası, Âkif’e Âsım’ı şikayet eder. “Senin aptal” der, “daha bir hayli çılgın bularak Bâbıâli’yi basmayı kurmuş.” Bâbıâli’yi, yani Başbakanlığı basarak işi tepeden halletmeye karar vermiştir. Ablası mani olmaya çalışmaktadır ama ne yapacağı hiç belli olmaz bu “deli”nin. Bakarsın hem basar, hem de asar baştakileri! Ona ne yapıp edip mani olunmalıdır. Babanın sözü geçmiyordur. Akif’ten yardım ister. Âsım’ı doğru yola getirmek ona düşmektedir.

Nihayet millî şairimiz, Âsım’ı bir kenara çeker. Dinî ve bilimsel bilgilerin beraber okutulacağı yeni bir medrese kurup “nesli tehzib” ve “i’lâ ile”, yani terbiye edip yükseltmekle meşgul olması gerektiğini söyler. Kendisi de inkılap istemektedir ama hükümeti devirmekle, adam asıp kesmekle yapılacak bir inkılap değildir o. Bilgiyle ahlakı kaynaştıracak, bütünleştirecek uzun vadeli (kendisi “20 yıl ister” diyor) bir inkılaptır. Onun için Âsım, Avrupa’ya gidip fen diyarından sızan sonsuz pınarı hem içecek, hem de yurda getirecektir.

Asım ve nesli, böylece İttihatçıların bu ülkeye en büyük kötülükleri olan darbeci zihniyetten uzaklaşmalı ve ülkenin geleceğini sabun köpükleri üzerine değil, sağlam temeller üzerine kurmanın gönüllü fedaileri olmalıdırlar. (Muhtemelen Âsım, 1916’da bir hükümet darbesine hazırlanan Teşkilat-ı Mahsusa’dan Yakup Cemil ve arkadaşlarının etkisindedir.)

İşte hazırlanmış, Berlin’e, tahsile gitmektedir Çanakkale kahramanı Âsım. Şairimiz şu umut dolu mısralarla yolcular onu:


İnkılabın yolu mademki, bu yoldur yalınız,
“Nerdesin hey gidi Berlin?” diyerek yollanınız.
Altı ay, bir sene gayret size eğlence demek...
Siz ki yıllarca neler çekmediniz, hem gülerek!
Hani, bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz;
Bir gün evvel gidiniz, bir saat önce dönünüz.
Şark’ın âgûşu açıktır o zaman işte size;
O zaman varmanın imkânı olur gâyenize.

Eşref Edip, Akif’in “Âsım”ın devamını yazmayı planladığını ancak gerçekleştiremediğini söyler. Anadolu’da ‘lafın tamamı deliye söylenir’ derler. Bence yazmış yazacağını. O tohumlar bugün bitmekte. Hem yalnız Berlin’de mi?..
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 13:57.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382