Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Atatürk, Vahdettin’i savunuyor!

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 05-25-2007, 09:47   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Atatürk, Vahdettin’i savunuyor!


Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN yazısıdır...
Birkaç haftadır üzerinde türlü spekülasyonlar yürütülen son saltanat mührü, bir son dakika sürprizi olmazsa bugün itibarıyla saraya geri dönmüş olacak. Bu olay bana ‘Osmanlı’nın evine dönüşü’nü hatırlattı.
Evdekiler onu unutmuş görünseler de, Türkiye’nin dış mahfillerde hakaret gördüğü her seferinde içlerinde ‘büyük’ ve ‘güçlü’ bir devlet özlemi yanıp tutuşuyor ve alevli bir ok gibi hafızalarına yürüyen şeyin Osmanlı şevketi olduğunu hatırlıyorlar. Bu, Freud’un sözünü ettiği “yara izi”dir işte. Yarayı unutsak bile yaranın izi kalmıştır derimizin üzerinde. O ize baktığımızda yarayı da, yaralayanı da, yaralı bünyeyi de düşünmeye mahkûmuz.

Cumhuriyet’in kurucularının Osmanlı tarihine bakışlarında bu yara izi, kendisini her fırsatta ele verir. Osmanlı kötülenir; ama “altın çağ” müstesnadır. Sinan benzersizdir, Fatih, Yavuz, Kanuni büyüktür vs. Böylece seçmece ve kesmece satılan bir karpuz sergisine girmiş gibi oluruz. ‘Huz mâ safa, da mâ keder!’ Neşelendirecek olanı al, üzecek olanı bırak, kuralı geçerlidir burada. Tabii ister istemez ‘Bu bir tarih midir?’ sorusunu sorarız. Sormak zamanı gelmiştir daha doğrusu.

Kabul edelim ki, Cumhuriyet döneminde, “olan” değil, “olması arzulanan” bir tarih yazılmıştır daha çok. Tarih arzuya göre sıcak veya soğuk olarak servis edilmiştir. Nitekim inkılap tarihi alanının önde gelen otoritelerinden Ord. Prof. Dr. Enver Ziya Karal, 8 Kasım 1974’te TRT televizyonunda yaptığı konuşmada, çalışmalarının duygusal plânda kaldığını, haddizatında 1950’lere kadar Atatürk konusunda objektif olunamadığını itiraf etmiştir.

Atatürk’ün bazı konuşmalarında hemen bütün Osmanlı padişahlarını, ayrım gözetmeden eleştirdiğini, bazılarında ise yücelttiğini görmemizin bir sebebi bu duygusallıktır. Mesela 26 Şubat 1921’de Amerikalı gazeteci Clarence K. Streit’in sorusu üzerine şunları dile getirmişti:

“Milletimiz aleyhinde söylenenler bütünüyle iftiradır. Milletimizin zalim olduğu iddiası baştan başa yalandır. Hiçbir millet, milletimizden daha çok yabancı unsurların inanç ve âdetlerine riayet etmemiştir. Hatta denilebilir ki, başka dinlere mensup olanların dinine ve milliyetine riayetkâr olan yegâne millet, bizim milletimizdir. Fatih, İstanbul’da bulduğu dinî ve milli teşkilatı olduğu gibi bıraktı. Rum Patriği, Bulgar Eksarhı ve Ermeni Kategikosu gibi Hıristiyan din reisleri imtiyaza sahip oldu. Kendilerine her türlü serbestlik verildi. İstanbul’un fethinden beri, Müslüman olmayanların mazhar bulundukları bu geniş imtiyazlar, milletimizin dinen ve siyaseten dünyanın en büyük müsaadekâr ve civanmert bir milleti olduğunu ispat eden en büyük delilidir.”

Bu konuşmada “milletimiz” kelimesinin Fatih’i de kuşatan bir anlamda kullanıldığına ve 40 yaşındaki Gazi’nin, Türklerin zalim ve barbar bir millet olmadığını ispat için İstanbul’un fethine sarılışına dikkat buyurun. Gelgelelim tam 2 yıl sonra (17 Şubat 1923) İzmir İktisat Kongresi’ndeki Mustafa Kemal’in, tam da aynı sebeple Fatih’i eleştirdiğini görüyoruz. Nasıl mı oluyor? Buyurun beraber okuyalım söylediklerini:

“Osmanlı hakanları... Ele geçirdikleri ülkelerdeki, o dili, dini, geleneği, her şeyi birbirinden ayrı ulusları olduğu gibi korumaya kalkıştılar; onlara bütün bu özellikleri koruyabilmeleri için imtiyazlar (ayrıcalıklar) bağışladılar. Örneğin; Fatih zamanında Cenevizlilere ve patriklere verilen ayrıcalıklarla açılan yol, sonraları daha çok genişlemiş ve genişletilmişti. Üstelik, bu ayrıcalıklar, devletin en güçlü, en gösterişli günlerinde bağışlanıyordu. Bir zorunluluk değil, sadece bir “şahane” bağış olarak.”

Şimdi hangi Mustafa Kemal’e inanacağız? İki yıl önce Amerikalı gazeteciye Fatih’in Cenevizlilere ve Patrikhane’ye tanıdığı imtiyazları bir civanmertlik olarak gören ve bununla övünen Mustafa Kemal’e mi, yoksa tam da bu yüzden Fatih’i eleştiren Mustafa Kemal’e mi itibar edeceğiz? Nasıl oluyor da 2 yıl önce gurur kaynağı ve Türk milletinin uygar olduğunu kanıtlayan belgeler, bu defa milletin kaynaklarını tüketen ve ülkemizin ekonomik kökünü kurutan keyfî birer uygulama damgasını yiyebiliyordu?

Bence tarihçilerimiz bu kördüğümü çözmek zorunda. Kaçarak, görmezden gelerek bu işin içinden çıkamayız. Sorunla mertçe yüzleşmemiz gerekir. Ancak böylelikle 1922-1924 arasında gerçekleştiğini tespit ettiğimiz “büyük kırılma”nın, daha doğru bir deyişle yeni Türkiye’nin zihinlerinde ortaya çıkan “yırtılma”nın kökenine inebilir ve sorunu doğru teşhis edebiliriz. Bundan sonraki adım, tarihin rehabilite edilmesidir ki, oraya varmak için daha geçmemiz gereken çok aşama var.

Ben saltanat mührüyle yine gündemimize giren Sultan Vahdettin’in sırtına yapıştırılmış “hain” damgasının da bu büyük yırtılmanın bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Burada sorulması gereken soru şudur: Mustafa Kemal Paşa’nın 24 Nisan 1920’de, yani 23 Nisan’ın hemen ertesi günü TBMM gizli oturumunda Vahdettin’i temize çıkarmak için söylediklerini nereye koyacağız? İleride devam etmek üzere şimdilik birkaç satırına bakmaya ne dersiniz? (Özetlenmiş ve sadeleştirilmiştir):

“Millet, Hilafet ve Saltanat makamının bağımsız ve tehlikeden uzak bulunmasını vicdanî bir emel saymıştır. Müslümanların Halifesi’nin bundan başka bir şey düşünmesi mümkün müdür? Ben şahsen hiçbir şey düşünmem. Hatta zât-ı şâhânenin ağzından işitsem bunun mutlaka zor ve baskı altında söylendiğine hükmederim.”

Neler oluyor yahu?

1920 Nisan’ında Vahdettin kendi ağzıyla, ‘Ben İngilizlerle çalışıyorum, kurtuluş murtuluş umrumda değil, işbirlikçinin tekiyim’ dese bile inanmam, bunun katiyen İngilizlerin silah zoruyla söylediğine hükmederim diyen ve sonradan ihanetinin belgeleri arasında sayılan fetvayı “sânia”, yani iftira ve hile olarak niteleyen Mustafa Kemal Paşa, 1 Kasım 1922’de “şuursuz ve idraksiz bir hain” olarak yaftalayacaktır onu.

Burada kapatayım; çünkü aklıma 1 Mart 1923’teki açık celse konuşmasında Misak-ı Millî’ye karşı çıkanları ‘hain’ ilan eden kişinin bundan sadece bir iki gün önce, 27 Şubat 1923’teki gizli celsede Misak-ı Millî’nin bir harita çizmediğine dair sözleri geliyor ki, dikkat! mayınlı araziye giriyoruz ikazını duyar gibi oluyorum.
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-25-2007, 11:26   #2 (permalink)
Doçent Doktor
 
nonder06 kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Mar 2007
Konum: ...KİM...BİLEBİLİRKİ...
Mesaj: 1,393
Tecrübe Puanı: 32
Rep Puanı: 2989
Rep Derecesi: nonder06 has a reputation beyond reputenonder06 has a reputation beyond reputenonder06 has a reputation beyond reputenonder06 has a reputation beyond reputenonder06 has a reputation beyond reputenonder06 has a reputation beyond reputenonder06 has a reputation beyond reputenonder06 has a reputation beyond reputenonder06 has a reputation beyond reputenonder06 has a reputation beyond reputenonder06 has a reputation beyond repute
nonder06 is offline  
Varsayılan


yazı için teşekkürler..emeğine sağlık..
__________________

YALNIZ KALMAKTAN KORKMUYORUM DA...

YA CANIM ELLERİNİ TUTMAK İSTERSE..

...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 13:29.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382