Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » ‘Deli İbrahim’ kaç tane Türkiye’yi yönetmişti?

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-01-2007, 13:11   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan ‘Deli İbrahim’ kaç tane Türkiye’yi yönetmişti?


1970’li yıllarda Mısır devleti, şimdi Yunanistan sınırları dahilinde bulunan Taşoz adasının kendisinin olduğunu iddia ettiğinde hafif bir şaşkınlık yaşanmış. Öyle ya, Mısır neresi, Ege’deki ada neresi! İşin aslı, açıklamanın devamından anlaşılıyordu. Mısır, adanın II. Mahmud tarafından 1813 yılında zamanın Mısır Hıdivi bulunan Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ya bir fermanla verildiğini öne sürüyor ve Yunanistan’ın adayı boşaltmasını istiyordu. Çünkü kapı gibi ferman vardı ellerinde. Ortalık karışmış, gözler Osmanlı arşivlerine çevrilmişti.
O yıllarda Başbakanlık Arşivi Müdürü olan Mithat Sertoğlu’nun ifadesine göre, yapılan incelemede görülmüştür ki, ada ‘ber vech-i malikâne’ olarak verilmiştir Kavalalı’ya. ‘İyi ya, verilmiş işte, ha öyle, ha böyle’ diyorsanız yanılıyorsunuz sevgili sabırsızlarım, çünkü Osmanlı bir yeri birisine verirken kılı kırka yararak düşünür, taşınırdı. Nitekim Taşoz da Kavalalı’ya verilmiştir ama sadece ‘dirlik’ olarak. Yani adanın işletme (tasarruf) hakkı ömür boyu kendisinde olacak, ‘rakabe’si, yani toprağın nihai sahipliği devlette kalacaktı. Bu şekilde verilen bir arazi, ancak bir savaş sonucunda kaybedilirse devletin olmaktan çıkardı. Çıkınca da, onu eline geçiren devletin olurdu, malikâne sahibinin değil. Böylece Taşoz’un ömür boyu şartıyla Kavalalı’ya verildiği anlaşılmış ve ada, o gün Yunanistan sınırları içinde bulunduğu için Mısır’ın talebi, reddedilmişti.

Aklınıza takılmıştır muhakkak: Düğün değil, bayram değil, yazarımız bu olayı niçin zikretti?

Osmanlı, gövdesi sular altında kalmış bir ada; biz onun sadece deniz üzerinde görünen çıkıntısını görüyoruz, daha da fenası, bu çıkıntıyı, son dönemlerinin etkisinde görüyoruz. Ve zannediyoruz ki, Osmanlı evvel eski bizim gördüğümüz gibiydi.

Kabul edelim ki, Osmanlı atlasını kaybettik. Tabii ki beyin ve kalplerimizde. (Necip Fazıl olsa “güneşi ceplerimizde kaybettik” derdi.) O büyük atlastan elimizde kala kala, cirmimiz kadar bir yer kaldı. İşte elimizdeki bu harita parçasına bakarak bütünü hakkında ahkâm kesmeye kalkıyoruz.

Mesela şu “Deli İbrahim” dediğimiz Sultan İbrahim hakkında demediğimizi bırakmamışızdır. Osmanlı’nın aczini, beceriksizliğini, çöküşünü bundan daha iyi kim simgeleyebilir ki? Peki ama şu soruya cevap verebiliyor muyuz sarsılmadan: ‘Deli’ diye ciddiye almadığımız ve tam 8 yıl (şimdilerde iki iktidar dönemi demektir bu) padişahlık yapan Sultan İbrahim, yüzölçümü itibarıyla kaç tane Türkiye’yi yönetmiştir? Zor bir soru olduğunun farkındayım, onun için cevabını ben vereyim: Yaklaşık 20 tane Türkiye’yi yönetmiştir bu ‘Deli’. Evet, 20 tane Türkiye’yi. Dahası, Akdeniz’in en büyük adası olan Girit’i kuşatma kararı da onun zamanında alınmıştır.

Biz bugün şu avuç içi kadar Kıbrıs meselesini ateş topu gibi bir o avucumuza alıyoruz, yakıyor elimizi; bir öbür avucumuza alıyor, yine yanıyoruz. Verelim diyoruz, olmuyor; alalım diyoruz, hiç olmuyor. Osmanlı’nın milyon kilometrekarelerle ifade edilen engin coğrafyası yanında Kıbrıs’ın lafı mı olur? Bir toprak parçasını idare etmenin ne kadar zor olduğunu buradan anlayabilirsiniz rahatlıkla. Varın, Osmanlı’nın ‘büyüklüğü’nü buradan kıyas edin.

Bir başka hatalı alışkanlığımız, Osmanlı fetihlerinin kolay olduğunu sanmak. Sanki karşılarındaki bütün devletler zayıftı da, Osmanlı onun için fütuhatını şimşek hızıyla gerçekleştirebildi. Meseleye kuşbakışı bakanlar her zaman yanılır. Mesela II. Murad’ın gerçek anlamda bir “gazi” olduğunu, bir gözünü muharebede kaybettiğini neden yazmaz tarihlerimiz? Onlara ‘bir şey olmaz’ mı zannediyoruz yoksa? Ya İstanbul’un fethinden 3 yıl sonra, yani 24 yaşındayken Belgrad kuşatmasında askerin önünde savaşan Fatih’in alnından yaralandığını biliyor muyuz? Peki bunları bilmeden Osmanlı’nın nasıl bu kadar ülke fethettiğini ve onları 4-5 asır hangi tılsımla elinde tutabildiğini nereden bileceğiz?

Söz Sultan İbrahim’den açılmışken, Girit’in 25 yıl boyunca kuşatılmasına ve 1669’da tamamının fethine yol açan ilginç bir gelişmeye bakalım hep beraber.

Girit Venediklilerin elindeydi ve 1644’e kadar Osmanlı-Venedik ilişkileri, ufak tefek korsanlık hadiseleri haricinde yolunda gidiyordu. Gerçi bir ara Venedikliler Tunus donanmasını ele geçirip bir Osmanlı liman şehri olan Avlonya’yı bombalamış ve bir minareyi topla yıkmışlardı ama IV. Murad’ın öfkesini yatıştırabilmek için tam 200 bin altın tazminat ödemek zorunda kalmışlar, bu da onlara iyi bir ders olmuştu. Ancak 1644’te meydana gelen bir olay, tarihin akışını değiştirecek ve sonunda Venedik’in yıkılışını hızlandıracaktı.

Sultan İbrahim, bazı hareketlerinden hoşlanmadığı Kızlarağası Sünbül Ağa’yı azletmiş ve deniz yoluyla Mısır’a gönderilmesini emretmişti. Yeni yapılan İbrahim Çelebi’nin gemisi tahsis edildi kendisine ama bu arada geminin ulemadan bir yolcusu da vardı. Sonradan şeyhülislamlığa kadar yükselecek olan Bursalı Mehmed Efendi Mekke kadılığına tayin edilmişti. Bu arada hacca giden bazı yolcular da gemideydi. Cins at meraklısı olan Sünbül Ağa’nın, atları ve güzel cariyesiyle sürgüne gitmekte olduğunu da unutmayalım.

Velhasıl, topsuz, tüfeksiz, askersiz bir gemidir bu ve o çağda Malta (Tapınak) Şövalyeleri Akdeniz’de tam da böyle gemileri gözlerine kestirmekte, daha kilometrelerce uzaktan kokularını almaktadır. Nitekim Girit’te pusuya yatmış olan Şövalyeler yollarını kesecek ve Sünbül Ağa çarpışarak ölürken, cariyesi Zarife ve önceki efendisinden olan oğlu, Malta Şövalyeleri’nin eline esir düşecekti (tabii yıllardır biriktirdiği hazinesi ve atları da). Şövalyeler tarafından büyütülen bu çocuğun vaftiz edilerek Dominik ismini aldığını tespit edebiliyoruz. (Demek Tapınak Şövalyeleri arasında ‘bizimkiler’ de varmış!)

Esirler arasında Mehmed Efendi de vardır. Malta’da uzun süre esir kaldıktan sonra gönderilen fidye sayesinde kurtulan Mehmed Efendi İstanbul’a dönecek ve şeyhülislam olduktan sonra baba memleketi olan Bursa’ya yerleşecek, orada ölecekti. (”Osmanlı’yı Kuran Şehir” adlı kitabımda Bursa’daki evimizin arkasında türbesi bulunduğunu söylediğim “Evliya Şeyhülislam” bu zattır ve Esirî Mehmed Efendi adını bu esirliği yüzünden almıştır.)

Zenci Sünbül Ağa ile Mehmed Efendi’nin kaderini cariye Zarife ve geleceğin Tapınak Şövalyesi olan oğluna bağlayan bu küçük hayat köşebentleri, aynı zamanda sonradan oğulları Hekimbaşı Nuh Efendi adını alacak olan bir İtalyan ailenin Girit’ten kaçıp İstanbul’a gelmesine ve sadrazam olan torunları Hekimoğlu Ali Paşa’nın Kocamustafapaşa semtinde tam teşekküllü bir Osmanlı külliyesi yaptırmasına kadar uzanacaktır. Bu hurda ayrıntılar bilinmeden Osmanlı anlaşılır sanıyorsan aldanıyorsun ey okur!


Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN yazısıdır...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:51.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382