Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Osmanlı’nın su hali

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-02-2007, 21:26   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Osmanlı’nın su hali


“Ya Amerika’yı Osmanlılar keşfetmiş olsalardı? Ya da daha kesin söylersek, Amerika’yı sömürgeleştirenler Osmanlılar olsaydı? Denizdeki üstünlük, barut, yetenek, kaynaklar; tarihçiliğin başarı formülünü oluşturan bütün bu etkenleri Osmanlılar 16. yüzyıl bitimine kadar muhafaza ettiler... 1503’te ilk Portekizli tüccarlar Lizbon’a geçici dönüş yolunu izlerken ve ambarları Hint baharatıyla tıka basa doluyken, Avrasya’daki egemen güç [Osmanlı Devleti], hegemonik tutkuları ve muhkem deniz kuvvetlerini Atlantik fantezisiyle batıya değil, doğuya yöneltmişti. Osmanlı Devleti 20 yıldan daha kısa bir sürede güney ve güneydoğuda toprak kontrolünü genişletmiş, Basra Körfezi ve Hind Okyanusu’nda Portekiz’le mücadele etmeye başlamıştı bile. Bu kitap söz konusu yayılmanın vuku bulduğu süreci odağa alıyor. Konusu imparatorlukların fizikî çatışması değil. Onun prelüdü- Osmanlı rakiplerinin tek tek Akdeniz’in kontrolü mücadelesinden uzaklaştırıldığı siyasî, ekonomik ve söylemsel mekanizmaları inceliyor.
Elinizdeki inceleme, farklı bir dünya haritası getiriyor. Bu harita Lizbon, Antwerp, Amsterdam, Paris veya Londra merkezli değil, İstanbul, Kahire ve Tebriz merkezlidir. 16. yüzyılda Osmanlı yayılmasının amaçlarının, Avrupalıların keşif yolculuklarındaki amaçlardan farklı olmadığını ortaya koymak niyetindeyim: Bu amaçlar servet, kudret, ihtişam ve dinî meşruiyet arayışı idi. Portekiz Kralı Emmanuel’e Papa tarafından vaad edilen topraklar, Osmanlıların göz diktikleri toprakların aynıydı. Tek ikilem, birisinin batıya, öbürünün doğuya doğru sefere çıkmalarıydı. Doğuda ise Osmanlıların önüne çıkan engel, Avrupalılar değil, Safevîler olmuştu.” (Ottoman Seapower and Levantine Diplomacy in the Age of Discovery”, SUNY Press, 1994, s. 1-2.)

Osmanlı’yı keşifler çağında nal toplamakla suçlayanlar Palmira Brummett’in tarihe harmandalı oynatan yukarıdaki düşüncelerine ne diyecekler, merak ediyorum. Yok Osmanlı bir kara gücüydü, yok okyanuslara uygun gemi yapamamıştı, yok Avrupa dünyayı keşfederken Avanak Avni rolü oynamıştı. Daha neler, neler... Ancak giderek daha iyi anlıyoruz ki, Osmanlı Devleti, İngiltere gibi sırf bir ‘balina’ değildi belki; ancak ‘yüzmesini bilen bir fil’ olmadığını da kimse söyleyemezdi. Osmanlı ordusunun bir ‘fil’, yani salt kara gücü olduğunu söylemek, bütün Akdeniz sahil şeridinin dörtte üçüne sahip bir devletin denizcilikten anlamadığını söylemek demektir ki, bu kadar uzun bir sahil şeridini bu kerte uzun bir süre kontrolünde tutmayı (yani asıl bu ‘mucize’yi) nasıl başardığının da makul bir izahı yapılmalı değil midir?

İşte Prof. İdris Bostan’ın son kitabı “Beylikten İmparatorluğa Osmanlı Denizciliği” (Kitap Yayınevi), bu ‘mucize’nin sırlarını fısıldayan ender çalışmalardan biri. Bostan’a göre, bir kara devleti olarak tarih sahnesine çıkan Osmanlılar, denizlerle tanıştıktan sonra onu eski sahiplerinden “yavaş ama emin adımlarla” teslim almışlar, hatta Fatih’ten itibaren padişahlarını, “İki kıtanın ve iki denizin hakanı” (Hakanu’l-berreyn ve’l-bahreyn) diye anmaya başlamışlardır. Nitekim 1538 tarihli Bender kitabesinde Kanuni’ye, “gemiler yürüten bahr-i Freng u Mağrib u Hind’e” diye hitap edilebilmekteydi.

Osmanlılar önce Karesi Beyliği’ni sınırlarına katarak bir donanma sahibi oldular, sonra Gemlik, İzmit ve Karamürsel’i alarak Marmara Denizi’ne, ardından Fatih döneminde Gelibolu’yu deniz üssü ve tersane yapmak suretiyle Akdeniz’e, yine aynı dönemde Kırım’ı ilhak ederek Karadeniz’e açılmış, bir ara Hazar Denizi’nde dahi gemi yüzdürmeyi ve operasyonlara girişmeyi başarmışlar. Aynı zamanda da Hind Okyanusu’na açılarak Portekiz’in burada babasının çiftliği gibi at oynatmasına engel olmuş ve artık bir ‘okyanus gücü’ olduklarını ispat etmişler. Bostan’ın şu tespitleri, Osmanlı denizciliği hakkındaki bilgilerimizi tepetaklak edecek niteliktedir:

“Bütün dönemler boyunca deniz teknolojisindeki değişmeleri yakından izleyen Osmanlı denizcileri mevcut teknelere kendi tarzlarını uyguladılar ve 17. yüzyılın ortalarına kadar kürekle hareket eden gemileri, yani kadırga ve benzerlerini inşa ettiler. 17. yüzyılın ortalarından itibaren ise Akdeniz’e Okyanus’tan gelen, yeni teknikle donanmış yelkenli gemilere, yani kalyon ve benzerlerine geçişi gerçekleştirdiler. Bunu yaparken bazı denemeler dışında pek zorlanmadılar.”

Yazar, Osmanlı deniz politikası, denizcilik teknolojisi ve deniz ticaretinin hâlâ karanlık bir bölge olduğunu ve kitabını oluşturan makalelerin bu karanlığa bazı ipuçları sarkıtmayı amaçladığını söylemektedir.

Yalnız şu 1571 Kıbrıs seferini inceleseniz, Osmanlı’nın muazzam deniz makinesinin harekete geçişine ve sonuç alana kadar hedefine nasıl kilitlendiğine hayran kalırsınız.

Osmanlı denizciliği deyince bir buzdağının daha etrafında seyretmekte olduğumuzu bilelim ve beyinlerimizdeki Titanik’lere mukayyed olalım. Zira derinlerdeki buzların dişleri tarafından yırtılabilirler kolaylıkla.

Osmanlı’nın “katı hali”ni, yani karadaki macerasından bahseden mebzul miktarda yayın var. Ne var ki, Osmanlı’nın “sıvı hali”, yani denizciliği henüz kekeleme aşamasında. Önümüzdeki yıllarda onun konuşmak bir yana, gürlediğine tanık olacağız hep beraber. (“Gaz hali”, yani havadaki mücadelesi ise nasipse bir başka sefere.) m.armagan@zaman.com.tr



[SORUN, CEVAPLAYALIM]


Osmanlı padişahları hacca neden gitmedi?

Cem Sultan’la ilgili yazım tuz biber ekti sanki ve pek çok okur, Osmanlı padişahlarının Hacca neden gitmediklerini sordu. Bu hakikaten ilginç konuda açık bir bilgiye sahip değiliz ne yazık ki. Osmanlı padişahları sanki kendilerini Hacc gibi bir iltifata layık görmüyorlardı. Padişahların Peygamber Efendimiz’e (sas), Ehl-i Beyt’e ve mukaddes beldelere duydukları derin saygıyı düşünelim. Mesela yüzyıllar boyu Mekke ve Medine’ye Sürre alayları ile birlikte hediyeler yolladıklarını biliyoruz, her yıl vekaleten birilerini Hacca gönderdiklerini de.

Demek ki Hacc ibadetini yerine getirmek istiyorlardı. Yine de gitmediler. Neden?

Hacca gitmeme sebepleri olarak kimileri güvenlik gerekçesini öne sürüyor (o mahşerî kalabalığın arasına girince her şey olabilir), kimileri de siyasetin başsız kalması riskini göze alamadıklarını. O zamanlar Hacca gidiş-dönüş en az 3 ay sürüyordu; padişahın bu kadar uzun bir süre başkentten uzak kalması anarşiye sebebiyet verebilirdi deniliyor.

Benim yorumum Ahmet Akgündüz’ünküne yakın: Padişahlar başkenti şahsî ibadetleri için aylar boyu terk etmeyi münasip görmemişlerdi. Yani şahsî ibadetlerini devlet işlerinin önüne geçirmeme kaygısı ağır basmış ve bu, zamanla bir gelenek halini almıştı. Nitekim Genç Osman Hacca gitmeye niyetlendiğinde en başta kayınpederi Şeyhülislam Esad Efendi karşı çıkarak, “Padişahlara Hacc lazım değildir, oturup adl eylemek evlâdır” fetvasını vermişti.

Padişah tahta oturunca bir ‘şahıs’ olmaktan çıkar, soyut bir yönetici formu kazanır. O artık tüzel bir kişiliktir ve Hacc gibi şahsî bir yükümlülüğü uğruna devlet işlerini ihmal etmesi, kamusal bir kabahat olarak algılanır. Nitekim devrinde Genç Osman’a duyulan öfke ve güvensizliğe biraz da Hacca gitme kararı yol açmış değil midir?


Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN yazısıdır...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:44.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382