Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » II. Abdülhamid’den İran’a sınır ötesi operasyon

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-02-2007, 21:29   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan II. Abdülhamid’den İran’a sınır ötesi operasyon


Şöyle derin bir nefes almaya dahi bırakmadı beni. “Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı” geçen hafta çıktı ama Sultan hakkında birçok yeni bilgi hafızamın sahillerine vurmaya devam ediyor. İşte bunlardan biri daha: Abdülhamid, son günlerde sınırda PKK operasyonuyla yeniden gündeme giren İran’a karşı bir sınır ötesi operasyona girişmiş ve askerlerimize Doğu’ya doğru yürüyüş emrini vermişti. Konu hakkında önemli bir makale yazmış olan Sinan Kuneralp bunu, Almanların meşhur Doğu Yürüyüşü’ne (Drang Nach Osten) benzetir.
İran sınırında bir hesabımız yarım kalmıştı. 1736’da Nadir Şah’la imzalamak zorunda kaldığımız antlaşma olsun, 1823 Erzurum Antlaşması olsun göstermiştir ki, Kasr-ı Şirin antlaşmasından ileri gidilemiyordu. Bu defa 1837’de bir savaşın eşiğine geldik İran’la. Ancak Rusya ve İngiltere’nin devreye girmesiyle önlenebilen bu sınır anlaşmazlığının giderilmesi işi, bir komisyona havale edilmiş ve 1847’de Muhammere’den Ağrı Dağı’na kadar 1,125 km uzunluğundaki Osmanlı-İran sınırı üzerinde mutabakat sağlanmıştı. Rusya ve İngiltere de antlaşmaya kefil olmuşlardı.

Tarihlerle başı hoş olmayanların yüzlerini ekşittiklerini görür gibi oluyorum. Lakin pat diye Abdülhamid’e geçmek de yemeğin ortasında sofraya oturmak gibi gelir bana. Bilin ki, bunları, çorbayı kaçırmanıza gönlüm elvermediğinden anlatıyorum.

Velhasıl, istemeye istemeye razı olmuşuz İran sınırının çizilmesine ama Osmanlı’nın içinde bir Azerbaycan ateşi yanık kalmıştır. Tebriz’dir tüten, Urmiye’dir, Selmas’tır, Evsal’dır. Sonraki antlaşmalar da tatmin etmez devlet ricalini. Derken Derviş Paşa adlı bir subay, sınır ötesindeki topraklarımızı belirleyen bir harita çizer ki, işte Sultan Abdülhamid bu harita üzerinde incelikli bir ameliyata girişecektir.

Birincisi stratejik, ikincisi de siyasî gerekçelerle toprak talebimizi gündeme getirmişiz. (Kemal Tahir’in “Yol Ayrımı” romanındaki sözleri geliyor aklıma: ‘Vermeseler de isteyeceksin’ diyor ve Cumhuriyet devrindeki kolayından toprak tasfiye tavrına ateş püskürüyordu yaşlı kahraman.) Çünkü ele geçirdiğimiz sınır şeridi, Rusların Doğu Anadolu ve Irak’a bir saldırı düzenlemesi halinde elverişli bir toplanma yeriydi. Siyasî açıdan ise İran’da olası bir parçalanma durumunda doğu sınırlarımızı güvence altına almayı hedefliyorduk. Tabii aynı zamanda İslam Birliği siyasetinin de gereğiydi.

Nihayet Abdülhamid Han’ın beklediği fırsat 1904 yılında karşısına çıktı. Doğu Anadolu’da çalışan bir Amerikalı misyoner (adı, B. W. Labaree), hududu geçerek Türkiye’ye girmiş olan İran Kürtleri tarafından öldürülmüştü. 1905 yılında Yıldız Sarayı’nda düğmeye basıldığını ve Osmanlı kuvvetlerinin sınırı kontrol altına almak bahanesiyle 50 km kadar İran topraklarına girdiklerini görürüz. “Nevâhi-i Şarkiye”, yani Doğu Bucakları ismini verdikleri bu beldeler, Osmanlılar tarafından öz toprakları kabul ediliyor ve kanıt olarak da Derviş Paşa’nın haritası gösteriliyordu.

Tabii Abdülhamid, İttihatçılar gibi kafasından iş yapan biri değildi. Çeşitli kaynaklardan bilgi akıyordu önüne; bölge halkının Nasirüddin Şah’tan memnun olmadığını görüyor ve fırsatı değerlendirmek için kolları sıvıyordu. Kendisine, ‘Gel de bizi bu Şah’ın elinden kurtar Sultanım’ tarzında mektup yazanlar arasında bazı nüfuzlu mollalar, hatta belki şaşıracaksınız ama İran’ın Baş müçtehidi bile vardı: Abdülhamid’i İran’a davet ediyordu açık açık.

İran hükümeti 1906’da sınırları yeniden çizmek için bir komisyon oluşturulmasını talep etti. Talep ededursunlar, biz boş durmuyor, içerilere doğru ilerliyorduk. Çünkü İran artık kaynar kazana dönmüş, Meşrutiyet ilan edilmiş ve askerin sınırları koruyacak mecali kalmamıştır. Biz 93 Harbi’nde Ruslarla vuruşurken topraklarımızı tırtıklamaya kalkan İran’dan intikam, böyle alınıyordu.

Abdülhamid’in amacı, iki ülke sınırında bir “güvenlik kordonu” oluşturmaktı. Operasyon kendimizi iyice garanti altına alıncaya kadar devam etmeliydi. 1907’de Urmiye şehrinin kuşatılıp düşürüldüğünü görürüz. Aynı yıl içinde İngiltere ile Rusya anlaşıp İran’ı aralarında pay ediverince Sultan Abdülhamid’in birkaç yıl önce başlattığı sınır ötesi operasyonun kıymeti daha iyi anlaşılacaktı. O, olacakları adeta önceden sezmiş ve tedbirini ona göre almıştı. Böylece İran topraklarının paylaşımına seyirci kalmamış oluyor, yeni komşularımıza karşı da bir güvenlik kordonu oluşturmuş oluyorduk.

Şimdi Irak için sık sık söylediğimiz “toprak bütünlüğü” o zaman İran için kullanmış olmamız size de bir şey hatırlatıyor mu? bilmiyorum. Ama bu talepte bulunabilmek için olacakları öngörmek ve tedbirini buna göre kararlı bir şekilde almak gerekiyordu. II. Abdülhamid bunu yapmış, hatta bir adım daha ileri giderek Azerbaycan’ın Osmanlı Devleti’nin bir parçası olduğunu savunmuştu. Evet, Abdülhamid’in tezi, Azerbaycan Osmanlı’nın koruması altına girmelidir, şeklindeydi. Bunun için de Şemdinlili Şeyh Ubeydullah’ın oğlu Sadık Bey’in Kürt kuvvetlerini dahi devreye sokmaktan çekinmemişti.

Bu defa Türkiye’de Meşrutiyet ilan edilmek üzereydi ve Sultan, kurtlara karşı son operasyonlarını planlıyordu. Askerlerimiz, Azerbaycan’daki İran valisinin çevreyle irtibatını koparmış, etrafını kuşatmışlardı. Büyük devletler araya girince, kimbilir kaçıncı kere yeni bir sınır tespit komisyonu kurulmasına karar verildi. Said Nursi’nin uzun yıllar yanında kaldığı Bitlis Valisi Tahir Paşa da bu komisyonda görev alacak, Abdülhamid’in operasyonuna o da bir ucundan katılacaktı.

Abdülhamid’in 1904’te düğmesine bastığı İran sınır ötesi operasyonu, ilginçtir, onun yaptıklarını bozmayı marifet bilen İttihatçılar tarafından da takip edilmiş, nitekim Enver Paşa, Kâzım (Karabekir) ve Nuri Paşaları Azerbaycan’ın fethine memur etmiştir.

Son Türk askerinin Tebriz’den ayrıldığı tarih ise 18 Kasım 1918’dir. Yani Mondros Mütarekesi’nden 19 gün sonra...

Abdülhamid’in sınır ötesi operasyonu burada bitti. Hakikaten ‘bitti’ mi acaba? Tam 102 yıl sonra bana bu yazıyı yazdırabildiğine, size de okutabildiğine göre henüz bitmiş sayılmaz, öyle değil mi?


Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN yazısıdır...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:54.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382