Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Roosevelt emir verdi: “İzmir’i bombalayın!”

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-03-2007, 15:39   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Roosevelt emir verdi: “İzmir’i bombalayın!”


Geçtiğimiz hafta ABD Deniz Kuvvetleri’ne ait çifte nükleer reaktörle çalışan “Theodore Roosevelt” uçak gemisinin Marmaris açıklarına demir attığı haberlerini basında siz de benim gibi okumuş olmalısınız.
Bu dev savaş gemisinin limanımızda ne aradığını siyaset yazan yorumculara bırakarak biz yine yuvamıza, yani tarihe çekilelim ve gemiye ismini veren Başkan Roosevelt’in 100 yıl kadar önce İzmir’e yönelttiği “büyük sopa”sı karşısında Osmanlı’nın nasıl bir politika izlediğini görelim.

Yeryüzünde emperyalizmin arzularına ram olmayan pek az ülke kalmıştı. Çin limanları parsellenmişti, Japonlar ABD tehdidi altında yaşıyor, Afganistan Rus desteğiyle İngilizlere karşı direnebiliyordu. Osmanlı’nın da kapitülasyonlarla eli kolu sıkı sıkıya bağlanmıştı. Yapabileceği tek şey, vakit kazanmak ve bu barış döneminin imkânlarıyla olabildiğince onurunu ve toprak bütünlüğünü korumaktı.

Sultan Abdülhamid’in bütün stratejisi bu fikrin üzerine oturuyordu. Altyapı yatırımlarıyla eldeki insan kaynağını yetiştirmek ve teknolojik-bilimsel açığı kapamak da hedefler arasındaydı. Gelecekteki kaçınılmaz paylaşım savaşına ne kadar kuvvetli girilirse o kadar avantajlı çıkılacaktı. Beklenen paylaşım mücadelesi, Birinci Dünya Savaşı olarak onun tahttan indirilmesinden 5 yıl sonra patlak verecekti.

Tarihlerimiz yazmaz ama 1897’de İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan “Bancroft” adlı ABD savaş gemisine kıyıdaki topçularımız tarafından ateş açılmıştı. (Muhtemelen bir ABD gemisine açtığımız son ateştir bu. Kaynak: “Roosevelt and the Sultans”, Willam James Hourihan’ın 1975’te Massachusetts Üniversitesi’nde hazırladığı doktora tezi, s. 148.) O sırada İspanya ile uğrayan ABD bunu yutmuş göründü ve hesaplaşmayı erteledi.

1901’de başkanlık koltuğuna oturan Roosevelt, Osmanlı’ya gereken dersin verilmesini, hatta gerekirse bir savaş açılmasını bile düşünmüştü. Osmanlı donanması, ABD’nin devasa savaş gemilerini durdurma kudretinden mahrum değil miydi? Bir filo gönderirdiniz, olur biterdi. Ancak uyanık birisi olduğunu anladığımız Savaş Bakanı Elihu Root uyardı kendisini. Bu Türkler kolay lokma değillerdi. Evet Türklerin deniz kuvvetleri dökülüyordu ama kara kuvvetleri “kaya gibi sağlamdı” ve teke tek kaldıklarında “Türklerin eline değme Avrupa askeri su dökemezdi”.

Beklenen fırsat, 1903’te, Beyrut’taki Amerikan konsolosuna suikast düzenlendiği tevatürüyle gelmiş oldu. Derhal 2 kruvazör yola çıkarıldı; ancak daha yoldayken haberin yalan olduğu anlaşıldı. Bir kere yola çıkılmıştı, gemilerin yollarına devam etmesi kararlaştırıldı. Ağustos ayında İstanbul’dan gelen haberler, gemilerin halk üzerinde büyük bir etki yaptığını söylüyordu. Yoksa Beyrut bombalanacak mıydı?

Neyse ki beklenen olmadı. Her zamanki gibi sessiz ve derinden bir politika yürüten Abdülhamid, isteklere açıkça karşı çıkmamakla birlikte ya geciktiriyor ve savsaklıyor ya da ani bir çıkış yaparak Amerikalıları şaşırtıyor ve daima süre kazanıyordu.

1904 yılına gelindiğinde gemiler tehdit olmaktan çıkmış, birer sıkıntı unsuru olmuşlardı. Ne misyonerler konusunda bir adım attırılabilmişti Abdülhamid’e, ne de herhangi bir söz alınabilmişti. Artık gemilerin geri çağrılması gündemdeydi. Büyükelçi Leishmann Beyaz Saray’ın tavsiyesiyle, misyoner okulları konusunda Başkan’ın ‘hassasiyetleri’ni iletti Babıali’ye ve Sultan’a. İşte gemiler geri çekilecekti ve bu, Başkan’ın iyi niyetinin bir göstergesiydi! (Osmanlılar da saf değillerdi tabii; bunun zevahiri kurtarmaya yönelik bir manevra olduğunu Amerikan gazetelerinden okumuşlardı.) Açıkçası her iki taraf da ayak sürüyordu. Roosevelt, ülkesindeki misyoner cemiyetlerinin baskısı altındaydı, Abdülhamid ise devletinin onurunu korumak peşindeydi.

Nisan 1904’e geldiğimizde Roosevelt’in deniz gücünü yeniden kullanmaya karar verdiğini görüyoruz. Bu defaki gösteri daha görkemli olmalı ve Sultan şartları kabul etmek zorunda kalmalıydı. Osmanlı tarafı tavize yanaşmayınca Başkan “büyük sopa”sını çıkarmaya karar verdi. Sert bir telgraf çekti saraya. Misyoner okullarının serbest bırakılması için Başkan’ın son uyarısıydı bu. Olumlu cevap geleceğini umuyordu ama Abdülhamid’in bitmez tükenmez oyunlarını da unutmamıştı henüz. Bekleyecek ve görecekti.

Filonun yaklaştığı haberleri, Yıldız Sarayı’nı alarma geçirmişti. Roosevelt de ne yapacağından tam olarak emin değildi. Bir bakanlar kurulu toplantısında Abdülhamid’in oyalama taktikleri karşısında öfkeye kapılarak İzmir’in bombalanmasını emretti. Bakan Hay’ın buna itirazı gecikmedi: İzmir’e ateş açsa ne olacaktı? Sonuçta o yıl seçim yapılacaktı ve adetleri 5’e çıkan gemileri geri çağırmak zorundaydılar. Anlaştılar: Gemiler gidecek ama ancak istekleri kabul edilmezse ateş açacaklardı.

Mutlaka bir netice. Ama nasıl? Kimse bilmiyordu… Başkan 1903’te diş geçirememişti Abdülhamid’e, işte bu sefer daha büyük bir filo göndermişti ama onun sürekli oyduğu labirentlerde bir yılını daha kaybetmek üzereydi. 5 Ağustos’ta kabineyi sırf bunun için topladı. Beyaz Saray’ın gündemine oturmuştu Osmanlı’nın baş eğmeyen tutumu. Bu sefer daha güçlü olan Avrupa filosunu İzmir’e gönderecek ve işi bitireceklerdi. Devlet Bakanı Hay ile bir akşam yemeği yiyen Roosevelt, gece boyunca Abdülhamid’in gizemli tavrını çözmeye çalışmıştı.

Gemiler İzmir’e yaklaştıkça İstanbul’daki görüşme trafiği de sıklaşıyor, Leishmann ile Tevfik Paşa arasında çözüm önerileri gidip geliyordu. Abdülhamid bu defa işinin kolay olmadığını anlamıştı. İki defa atlattığı gemi krizi, bu defa dalgalar halinde üzerine geliyordu. Karar verdi: Çatışmaya gerek kalmadan bu iş halledilmeliydi.

Nihayet Büyükelçi huzura çağrıldı ve misyoner okullarının kapitülasyon haklarından yararlandırılacağına söz verildi. (Ne var ki, Sultan’ı Roosevelt bile bu konuda Kur’an üzerine yemin ettiremedi.) Buna karşılık, ABD’nin İstanbul’daki ortaelçiliği büyükelçilik düzeyine yükseltme talebine olumsuz cevap verildi. Gerekçe olarak, devletin içinde bulunduğu mali durum gösterilmişti. Kendilerinin Washington’da büyükelçilik açacak imkânları yoktu; bu durumda Amerika’nın da açmasına izin veremezlerdi!

Böylece zorunlu bir taviz verilerek ve bir taviz verilmeyerek (1-1 berabere!) tırmanan bu kriz de halledilmiş oluyordu. 15 Ağustos 1904 günü savaş gemileri, bombalamak için geldikleri İzmir limanından ağır ağır uzaklaşırken, Yıldız Sarayı’nda 28. yılını doldurmaya hazırlanan Sultan, yaklaşan yeni bir tehlikeyle yüzleşmeye hazırlanıyordu. Bir yıl sonra camisinde patlayan bomba, ona etrafındaki kuşatmanın yalnız dışarıdan değil, içeriden de daralmakta olduğunu hatırlatacak ve düşünce keselerine yeni ihtimalleri koymaya zorlayacaktı. Abdülhamid’in kurtlarla dansı devam edecekti…

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:28.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382