Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Müslümanlar neden ilgisiz ve meraksız?

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-04-2007, 18:12   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Müslümanlar neden ilgisiz ve meraksız?


Osmanlı tarihini anlamanın önündeki en inatçı engellerden birinin ‘gerileme saplantısı’ olması şaşırtıcı değil. Zira başka alanlarda birbirine kılıç çeken kalemlerin iş gerileme davasına gelince neredeyse tek bir saf, hatta muntazam bir duvar oluşturmaları alışık olduğumuz bir tutum.
Gerileme anlatısı, kendimizi bildik bileli o kadar sık tekrarlanmakta ve o kadar apaçık bir olaymış gibi sunulmaktadır ki, daha işin başlangıcında edindiğimiz bu izlenimin olgu mu, yoksa iddia mı; daha doğrusu, gerçeğin bir tespiti mi yoksa belli bir Osmanlı resmini zihinlere yerleştirmek için imal edilmiş bir silah mı olduğunu sorgulama ihtiyacını duymuyoruz.

Neredeyse tabularımızdan biridir gerileme; onu tartışmak dahi cesaret gerektirir çünkü. Adeta Osmanlı’nın çöktüğü tezi, dokunulmazlık zırhına büründürülmüştür. Gerilemenin bir olgu değil, bir değer yargısı olduğunu söylemeye, en azından şüphelerinizi belirtmeye kalktığınızda insanların tepkisi hazırdır: Zaten Osmanlı gerilememiş miydi? Eğer gerilemediyse neden bugün artık Osmanlı yok? Gerileme yok idiyse Osmanlı Devleti neden yıkıldı?

İddia sahipleri gerileme derken neyi kast ediyor sahiden de? Tereddî (decay) midir kast olunan şey, yoksa inhitat (decline) mı? Eğer tereddî anlamında bir gerilemeden söz ediyorsak, şunu söylüyoruz demektir: Osmanlı Devleti ve toplumu, Kanuni çağında ulaştığı konumdan geriye gitmiştir. Kendi içinde bir dejenerasyon, yani bozulma yaşamıştır. Kastımız bu ise, Osmanlı’nın ‘öteki’si olarak kurguladığımız Avrupa’nın ilerleyip ilerlememesiyle işimiz yok demektir; çünkü Avrupa yerinde saysaydı bile biz kendi içimizde bir gerileme yaşayacaktık, bu iddiaya göre. Sonuç olarak geri kalmışlığımızın sebebi Osmanlı Devleti’nin bozulmasıdır.

Gerilemenin öbür anlamına gelirsek, yani bu terimle Osmanlı sisteminin kendi içinde tereddîye uğradığını değil de, Avrupa ile girdiği yarışta gücü yetmeyerek geride kaldığını kast ediyorsak şunu söylüyoruz demektir: Osmanlı kendi yolunda gelişmesine devam ediyordu; ancak Avrupa tarafından geçildi, ‘sollandı’. Kastımız bu ise Osmanlı’nın tereddîsini ya kabul etmiyoruz ya da önemsemiyoruz demektir; çünkü Osmanlı kendi temposunda yoluna devam etseydi bile nasıl olsa Avrupa’nın anormal ilerleme temposu karşısında geri kalacaktı. Bu kaçınılmazdı, demeye getiriyoruz.

Velhasıl şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza: Osmanlı Devleti ve toplumu hem kendi içinde bir çürüme yaşadı, hem de Batı karşısında geri kaldı ya da her ikisi de beraber vuku buldu. Ancak gerileme tezi savunucularının, kendi içinde çürüyen bir sistemin nasıl olup da, çürümeye başladığı söylenilen tarihten, yani Kanuni’nin ölümünden yıkılışına kadar 357 (üç yüz elli yedi) yıl, yani 3,5 asır, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin ömrünün 4,5 katı kadar bir süre yaşamaya devam ettiğini, Osmanlıların asıl bu mucizeyi nasıl başardıklarını açıklamaları gerekmez miydi? Çürüme süresi, sağlıklı olduğu varsayılan ömrünün -kuruluşundan Kanuni’nin ölümüne kadar geçen süre 267 yıldır- yaklaşık bir asır fazlasına tekabül eden bir devletin çöküşe karşı nasıl bir iksir bulduğu(!) ise başlı başına bir merak konusu olmalı değil miydi?

Türkiye’de ve şimdilerde ABD’de Neo-Conlar tarafından pek bir tutulan -hatta çoğunun üniversitede hocası olduğu söylenen- Oryantalist Bernard Lewis’in gerileme meselesine yaklaşımı, bu iddianın nasıl tehlikeli bir siyasî silah halinde kimliğimize doğrultulduğuna en iyi kanıt oluyor. İki hasım medeniyet var Lewis’in kafasında. Bu ezelî husumet, İslamiyet’in 15 asır önceki zuhuruyla başlamış, zikzaklar çize çize bugüne kadar gelmiş ve maç, Batı’nın nihai galebesiyle sonuçlanmıştır. Şimdi Batı’nın bu kolu kanadı kırılmış “hasm-ı bî-âmân”ını hazmetme zamanıdır.

Lewis’in tezi şöyle gelişiyor: İslamiyet bin yıldır Hıristiyanlığa galebe çalıyordu. Ne zaman ki, Viyana önlerinde Türkler bozguna uğradı, İslam âlemi de geri çekilmeye başladı. Ardından da Osmanlı güneşi askerî, ekonomik ve bilimsel olarak Batı karşısında ‘tutulmaya başladı’ (Osmanlı tutulması). Osmanlı’nın Viyana önlerinde yaşadığı bu ilk derin utanç, sonraları Müslümanlar arasında Batı’ya yönelik “saldırgan bir öfke”ye dönüştü. Bugün Müslümanların Batı’ya duydukları öfkenin tarihî kökleri taa Viyana’ya dayanmaktadır.

Lewis’in Osmanlıları, medeniyetle özdeşleştirdiği Avrupa’dan dışlayıcı tavrına da gerilemeci söylem egemendir. Ona göre Rönesans, tartışmasız Avrupalı, dolayısıyla Batılı bir hadisedir ve işin garibi, Avrupa’nın burnunun dibinde yaşayan Osmanlılar bunu ne merak etmiş, ne de oluşumuna katılmışlardır. Temel soru şudur: Müslümanlar neden bu kadar ilgisiz ve meraksızdır?

Çatışmacı Lewis, bunu İslam medeniyetinin modern Batı karşısında gerilemiş olmasına bağlıyor ve bütün analizini bu soru üzerinde şekillendiriyor: Müslümanlar modern Batı karşısında uğradıkları hezimeti ancak Batı’nın önünde diz çökerek atlatabileceklerdir. İşte gerileme tezinin asıl korkunç yanı, İslam dünyasını teslim olmaya ve gelişme dinamiğini tükettiğini kabule zorlayacak bir “silah” olarak tasarlanmış olmasıdır.

Görüldüğü gibi “Osmanlı’nın gerilediği” iddiası, hiç de masum bir veri değil. Arkasında Avrupa’nın İslam’la 1500 yıllık bir hesaplaşması ve meydan okuması gizli. Ve biz bu meydan okumaya cevap üreteceğimize, can u gönülden Lewis’lerin safına (burası emperyalizmin safıdır aynı zamanda) geçerek tarihimize oradan bakmaya bayılıyoruz. Osmanlı’nın ‘biz’den farklı bir şey olmadığını unutuyor, yenik ve tarihine küsmüş bir milletin çocukları psikolojisiyle ayaklarımızın altında bir kere de biz eziyoruz tarihimizi. Oysa bilmiyoruz ki, ezilen de biziz, ezen de.


[SORUN, CEVAPLAYALIM]

Miskinler tekkesi ne demektir?

Reşat Nuri’den okumuştum. Yağmurlu bir günde Miskinler Tekkesi’nin damı akmaya ve damlalar bir miskinin burnuna tıplamaya başlamış. Ne ki adamın umursadığı yok. Sonunda tıplamalardan rahatsız olan arkadaşı dayanamayıp, “Kardeş, başını azıcık geri çeksen de su damlamasa” diyecek olmuş. Beriki istifini bozmadan cevabı yapıştırmış: “Bunu söylemeye üşenmedin mi be birader?” Yıllar yılı böyle fıkralarla beynimiz yıkandığı için Miskinler Tekkesi’ni hep bu tipler ve olaylarla özdeşleştirdik. Oysa “miskin”in ne olduğunu merak edip de sözlüğe baksaydık, anlamlarından birinin “cüzamlı” demek olduğunu görür ve bildiklerimizi sorgulama imkânını bulurduk. Miskinler Tekkesi aslında Cüzam Hastanesi ve Karantinası demektir. Haçlı seferlerinin Doğu’ya bulaştırdığı bu korkunç hastalık karşısında Selçuklular, Konya’da Sırçalı Sultan Zaviyesi diye bilinen bir Miskinler Tekkesi yaptırmıştır. Aynı şekilde Sivas, Edirne, Bursa ve nihayet Yavuz Sultan Selim tarafından 1514’te İstanbul Karacaahmet’te birer miskinler tekkesi kurulmuştur. İstanbul’daki tekke hasta hücreleri, mescidi, mezarlığı, sebili, kuyusu, sadaka taşları ve çeşmesi ile ufak bir site gibiydi. Bugün sadece suyu akmayan çeşmesi kalmış, diğer parçaları dünyamızı terk etmekte hiç de miskince davranmamıştır.

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:45.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382