Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Gazi Osman Paşa’nın emekli maaşını kesmişiz!

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-12-2007, 20:41   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Gazi Osman Paşa’nın emekli maaşını kesmişiz!


Tarihe saygı duyuyoruz ama onu bilmiyoruz! Nasıl oluyorsa bizde saygı, bilgiden önce geliyor. Gerçi herkesin saydığı tipler farklı oluyor; lakin tek değişmeyen şey, tarihte yaşanmış olanların ayrıcalıklı bir konuma taşınması.
27 Mayısçılar “Tuna nehri akmam diyor” türküsünü dillerinden düşürmez, sözlerini değiştirerek DP iktidarına karşı bir devrim marşı olarak okurlarmış. Kendilerini Gazi Osman Paşa ile özdeşleştirip Menderes’i de Rus Çarı’nın koltuğuna oturtarak muhalefet bıçaklarını keskinleştirirlermiş: 27 Mayıs öncesi ve sonrasında özellikle İstanbul ve Ankara sokakları aylarca bu marşla silkinirmiş uykusundan. (-Mış diyorum, çünkü annemin deyişiyle, “ihtilâl”de daha izim tozum düşmemiş şu fani âleme!)

Gazi Osman Paşa 1878’de Plevne’de 140 bin kişilik Rus ve Romen kuvvetlerine aylarca direndikten sonra can havliyle bir huruç harekâtına girişmişti. Düşmanın ilk kordonunu yardıktan sonra ikinci kordonu yarmaya uğraşırken ayağından vurulan Paşa mecburen teslim olmuştu. Kılıcını kendisine hürmetle iade eden Çar’ın kardeşi Grandük Nikola’nın hususi arabasında gittiği Moskova’da birkaç ay misafir kalacaktı. Rusya’da hayranlık dolu bakışlar altında dolaşan Gazi Osman Paşa’ya, dönüşünde Sultan Abdülhamid sahip çıkmış, onu Yaveri yaptıktan sonra sarayına aldırmış ve bayramlarda dahi, yanı başından ayırmamıştı. Hatta iki kızını Gazi Osman Paşa’nın oğullarıyla evlendirmiş, böylece Paşa’yla dünür de olmuşlardı.

İşte Avrupa kamuoyunu kendisine hayran bırakan bu Tokatlı Paşa, 1898’de uzun süredir mustarip olduğu nefes darlığından vefat edince eşi Fatma Zatıgül hanıma emeklilik maaşı bağlanmıştır. Bağlanmıştır bağlanmasına ya, daha 10 yıl geçmeden Göztepe’deki yalının damında Meşrutiyet’in filizkıran fırtınası esmeye başlamıştır.

1935’te Aslan Tufan adlı muhabir çalar Zatıgül hanımın kapısını. Kapıyı evin kalfası açar, muhabiri içeriye buyur eder. Ne yazık ki, 38 yıl önce ölmüş olan Plevne kahramanının eşi, Osman Paşa’nın esir düştüğü haberi gelince kederinden hastalanmış; kulakları o vakitten beri ağır işitmekteymiş. Kalfa, ona sesini ancak bağırarak duyurabilmekte, gazeteciyle konuşmalarına bu şekilde yardımcı olmaktadır.

Fatma hanım uzun süre kimseye röportaj vermemiştir. Sebebini sorar muhabir. Aldığı cevap, hakiki bir Osmanlı kadınının endazeye gelmez erdem kumaşından hareler yansıtır günümüze: “Dünya hali bu. Belki parasız kaldı da hatırat satmaya çıktı derler diye çekindim!” Hatırat satmak? Ayıp mıdır bu sahiden de? Gazi Osman Paşa’nın, Kafkas gururunu bir nişan-ı zişan gibi göğsünde taşıyan hanımı oldunuz mu, ayıptır elbet!

Paşa’nın devlet malına ve parasına dokunmama hassasiyetini şöyle anlatır dul hanımı: Günün birinde emir erlerinden birini yoğurt almaya göndermiş. Tam o sırada Paşa’nın eve geleceği tutmaz mı? Zatıgül hanım artık gözlerini kapatmış, kıyametin kopmasını beklemektedir üst katın penceresinden. Askerin elinden yoğurt kâsesini alıp hiddetle yere fırlatan Osman Paşa’nın, karısının yüzüne, bu tür işler için askerleri meşgul etmenin aldığı devlet terbiyesine yakışmadığını haykırması için fazla zaman geçmesi gerekmemiştir.

Plevne savunmasını bütün safhalarıyla anlatan Zatıgül hanıma elini öperek veda etmeye hazırlanan muhabir, çıkışta kalfanın minik ricasıyla karşılaşacaktır. Zavallı kalfanın derdi, Meşrutiyet devrinde hanımın kesilen dul maaşının yeniden ödenmesidir. Bu gayeyle dilekçe verdiklerini söyleyen ihtiyar kalfa, dergide “bir iki satır” yazılırsa faydası olabileceğini fısıldar muhabire. O kadar! (Kaynak: “Yedigün” dergisi, 5 Haziran 1935.)

Peki Meşrutiyet kahramanlarımız, sırf Abdülhamid’le yakınlığı sebebiyle onun gibi hakiki bir kahramanın emekli maaşını keserek neyi ispatlamış oluyorlardı? Hadi onlar Sultan Hamid’e kızgınlıklarından bunu yaptılar diyelim, Cumhuriyet döneminde neden aynı yanlış devam etti? Yoksa kimselerin aklına mı gelmedi Paşa? Bu röportajdan sonra da durumun düzeltildiğini sanmıyorum. Nereden mi biliyorum. Şuradan: 1960 yılına kadar Hamidiye Kahramanı ve Cumhuriyet’in ilk Başbakanı olan Rauf Orbay’a henüz bir maaş bağlanmış değildi! 35 yıldan fazla zaman geçmiş ve Hamidiye Kahramanı’na hâlâ “vatanî hizmet tertibinden” bir maaş bağlatamamıştık. Neyse ki, o yıl iki milletvekilinin (Hamza Osman Erkan ve Suat Hayri Ürgüplü’nün) uyarısıyla yalnız kendisine değil, onun durumunda olanlara maaş bağlanabilmiş ve utancımız bir parça hafifletilmiştir.

Bir ahlâk abidesi olarak Gazi Osman Paşa gibi ufuklarımızdan taşan Rauf Bey, eminim, maaşın bağlanmasına değil, hatta hatırlanmalarına da değil, bu ‘vefakâr’ insanların yaşadığı bir memlekete hizmet etmenin kıvancını duymuştur içinde.


SORUN, CEVAPLAYALIM

Abdülhamid donanmayı Haliç’te çürüttü mü?

Süleyman Dikici artık klişe haline gelmiş bu iddianın doğru olup olmadığını sormuş. Cevap tek şıklı değil bu sefer:

1) Abdülaziz döneminde Osmanlı donanması Avrupa’nın 3. büyük deniz gücü haline gelmişti gelmesine ya, bu bir kısmı elden düşme alınan devasa gemiler, Ruslarla yapılan bir deniz savaşında küçücük botlarla bile başa çıkmakta zorlanmış, bazı gemilerimiz batırılmış, diğerleri ise filikalar indirilip etraflarına dizilerek korunabilmişti. Yani gemilerin büyük ve gösterişli olmaları çözüm değildi.

2) Gemi üretim altyapısı hazır olmayan devletlerin sırf dışarıdan gemi satın alarak donanmalarını ayakta tutmaları mümkün değildir; bu süreç, tıpkı şimdiki F16’lar gibi dışa bağımlılığı artırır. Kaldı ki, Sultan Aziz’in kurduğu donanmanın hızla yenilenmesi gerekiyordu. Buna karşılık, 93 Harbi’nden yenik çıkan, üstelik Rusya’ya milyonlarca altın tazminat ödemek zorunda kalan iflas etmiş bir hazineyle mevcut gemilerin bırakın yenilenmesini, yüzdürülmesi bile büyücek bir masraf kapısı demekti

3) Abdülhamid deniz kuvvetlerini tamamen boşlamış değildi. Yine gemiler satın alıyor, mevcut gemileri yeniletiyordu; hatta denizaltı gemisi çıktığında onu ilk edinen ülkelerden biri de biz olmuştuk. Ancak o, temelde “karacı”ydı. Tabii bu bir tercihti. Silah yatırımlarını top ve tüfeğe yapmıştı. Nitekim Çanakkale savaşlarında kullanılan Krupp toplarının bir kısmı onun devrinde satın alınmıştı.

4) Donanmanın bir tehdit unsuru olarak Haliç’te tutulması, Akdeniz’de dolaştırılmasından daha caydırıcıydı.

5) Abdülhamid eğer söylendiği gibi donanmaya düşman olsaydı, Ruslar Ayastefanos Antlaşması’nda bazı gemilerimizi tazminat olarak istediklerinde direnmez, verip kurtulurdu. Oysa cevabı düşündürücü ve şaşırtıcıdır: “Donanmanın elden çıkarılmasına kesinlikle razı değilim. Bu maddeyi reddetmek için her türlü fedakârlığa hazırım. Bu uğurda gerekirse canımı feda ederim.” Bir de şu sözlerin sahibinin donanmaya düşman olduğunu söylemiyorlar mı?

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:39.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382