Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Osmanlı küreselleşmesi devam ediyor

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-13-2007, 19:05   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Osmanlı küreselleşmesi devam ediyor


Tarihine bizimki kadar küçümseyerek bakan bir imparatorluk varisi millet var mıdır dersiniz? Osmanlı tarihinin neredeyse yarısı karanlık bölgedir bizim için. Ne görmek isteriz onu, ne de göstermek. ‘Zaten adam olsalardı bu hale düşmezdik!’ Derdimiz budur veya derdimizin bu olduğu öğretilmiştir bizlere. Oysa hiçbir milletin tarihi sürekli bir yükselme ve başarı grafiği çizmez ki. Başarı kadar başarısızlık da tarihin dokumacıları arasında yer alır. Eğer başarısızlık veya yenilgi dönemlerini bilmezseniz gelecek için umutlanmanız da söz konusu olmaz.
Bir umutsuzluk karşısında hemen beyaz teslim bayrağı çekilseydi, tarihin sonu çoktan gelmiş olurdu; hem de Fukuyama’nın sandığından çok daha önce. Bugün Amerika, tarihin sonunu getirdiğini düşünmek istiyor. Niye? Çünkü Amerika’nın hakimiyetini sarsabilecek ikinci bir kuvvet kalmadığı için. İyi ama tarihte tam da buna benzer bir sürü “tarihin sonu” efsanesi imal edilmiş, gelin görün ki, zamanın karnından doğan yeni güçler karşısında hepsi denklerini toplayıp bir kenara çekilmişti. İşte bir zamanlar üzerinde güneş batmayan İngiltere’nin bugünkü vaziyeti. Tarihi durdurduğunu düşünmüştü British Empire: tacını sürekli yeni incilerle süslüyordu. Gün geldi, o da dağıldı.

Demek istediğim şu: Mahkeme kadıya mülk değil. Dünyada siyasî/kültürel egemenlik kalıcı olmaktan uzak. Peki bu böyle de, biz niye hâlâ tarih okuyor ve okutuyoruz? Köpükleri avuçlamak için mi? Cevap: Kalıcılık ile geçiciliğin sırlarını öğrenmek için. Bir laboratuardır tarih; insanlığın neler için çırpındığını ama aynı zamanda bu çırpınışın asıl gayesini nasıl da kolayca unuttuğunu öğrenmenin laboratuarı. Bazı halklar fâtih olur, bazıları fethedilir. Galiba Braudel’di söyleyen, ancak fethedilmeyi arzu eden halklar fethedilebilir. Sözün özü, fatihleri bekleyen bir dünya her zaman var olacaktır.

İyi ama fethetmek neden? Neden bazı halklar diğerlerine saldırır, onları kendilerine katar, bir başka deyişle, milletleri ve toprakları hercümerc eder?

Mesela Hunlar ve Moğollar ne yapmak için ilerlemişlerdi batıya ve güneye doğru? Pıhtılaşmış bir dünyanın kanını tazelemek ve biçtikleri otların dibindeki toprağa yeni oluşumların tohumlarını ekmek için değil mi? Osmanlılar, bir yerde, klasik dünyanın çaktığı kazıkları biçen Moğollar sayesinde gübresi bol bir toprak bulmamış mıydı kendisine? Ya Safeviler? Ya Hindistan’daki Moğol İmparatorluğu? Ya Rus Çarlığı? Bunlar hepimizin, müstekreh bir şeyden bahsederken yaptığımız gibi, yüzünü ekşiterek bahsettiği Moğol akınlarının temizlediği sahaya ekilen yeni oluşumlar değil miydi? Ve zaten bütün bunları İbn Haldun üstadımız, insanlığın beyninde uğultular kopartarak önümüze sermemiş miydi?

Soru ensemizde duruyor hâlâ: İyi ama fethetmek neden?

İnsan, konuşan varlıktır. Lakin yalnız dille konuşmaz o. Şehir kurarak konuşur, bahçe yaparak konuşur, savaşarak konuşur. Bunlar konuşmanın türleridir. Önemli olan, konuşmanın nasıl yapıldığıdır. Küfrederek mi konuşursunuz, yoksa edeble mi?

Toprak ve ülke fethi Efendimiz tarafından “küçük cihad” diye nitelenmişti. Fethin asıl adresini de göstermişti bize: Nefsin fethi. Kendimizi fethetmek, içimizdeki bizi teslim almak, onu ‘Müslüman’ kılmak. “En büyük cihad” (cihâd-ı ekber) buydu, bunu başarmaktı zor olan.

Savaş sırasında yüzüne tüküren düşmanı, nefsinin intikam çığlığını sezdiği için serbest bırakan Hz. Ali’nin kahramanlığıydı hedef. Mevlânâ’nın, önünde eğildiği papaza (ve tabii bizlere) verdiği dersti onu ulu yapan şey. Kendine, yani nefsine yenilerek bir kaleyi almak, görünüşte fetih olsa bile, sizi nefsinizin fethine açık bıraktığı için makbul değildir. Bu yüzdendir işte Kanuni’nin Semendire’den “18 kale fethettim” diye kendisine mağrur mesajlar yollayan Bâli Paşa’yı, “Nefsine gurur getirmeyesin” diye uyarması. Şöyle devam ediyordu Kanuni:

“Kendi kuvvetim ve kılıcım ile memleket fetheyledim demeyesiniz. Memleket evvelâ Cenab-ı Bâri’nindir, sonra Halife-i rûy-i zemine ısmarlanmıştır. Cümle işleri Cenâb-ı Bâri teâlâdan bilesiniz.”

Biz Osmanlılık deyince bir ‘kor’dan bahsediyoruz: Elbette bu devletin ömrü boyunca ve kapladığı bütün coğrafyalarda bu ‘kor’un hep var olduğundan söz etmek mümkün değil. Ancak toplumun damarlarında gezinen bu ruh, çeşitli kanallarla canlı tutulmaya çalışılmış ve nefsaniyetin değil, onun üzerindeki bir idealin yaşaması temin edilmiştir. Ayakta duramayacak kadar hasta olan Kanuni’nin at sırtında bin küsur kilometrelik Zigetvar seferine çıkması az şey midir? Kanuni’yi o sefere çıkmaya zorlayan faktör ne olabilirdi? Para mı? Şöhret mi? Toprak mı? Hangisine ihtiyacı vardı o 71 yaşındaki hasta insanın? Bir kale eksik veya fazla olmuş, ne fark ederdi? Ama o ölümü göze aldı ve gitti. Nitekim kuşatma sırasında verdi son nefesini.

Bugün Kanuni’ye kamyon dolusu laf sayanlar eğilip nefislerine baksınlar ve yüzlerce şehrin damarlarına ezan seslerini aşılayan bu adamın yaptıklarının aynasında kendilerini seyretsinler: Ben bu ülke için hangi fedakârlıklara katlandım? Hangi seferlere çıktım? Hangi insana değerlerimi tebliğ ve telkin ettim? Sadece sözle değil, edeble, lisân-ı hâlle, insanlıkla.

Küreselleşen dünyada, bizden önceki küreselleşmenin aktörlerinden öğreneceğimiz çok şeyler var aziz kardeşlerim. Osmanlı, küreselleşmesini nasıl gerçekleştirdi? Bunu öğrenmeye muhtacız. Şekle takılmayın. Topa, tüfeğe, kılık kıyafete boş verin. Onlar bunu nasıl başardı? Tıpkı bizim gibi bu topraklarda doğmuş ve büyümüşlerdi. O diriltici soluğu yüreklerine tas tas nasıl içirebildiler ve bir dilenci tasında bile sanatın zirvesine tırmanmanın yolunu nasıl bulabildiler? Onlar ki, şehirlerimizde yolumuzu kesip bir şeyler mırıldanan birer derviş gibi sırlarını söylemenin yolunu bulmaya çalışan mimari eserleri, altın birer dal gibi gönlümüze uzattılar. O altın dalları tutanların kimisi bugün Avustralya’da, kimi Ukrayna’da, kimi de Afrika’da.

Velhasıl fetihler devam ediyor...

SORUN, CEVAPLAYALIM

Osmanlı neden sanayileşemedi?

Son “ulema” tartışmalarıyla yeniden ‘Neden geri kaldık?’ tartışması alevlendi. Kadir Ceyhan. Osmanlının neden sanayileşemediğini sormuş bunun üzerine. Bir kere sanayileşmek için sermaye birikimi gerekir. Sermaye birikimi de, ‘doğal’ yollarla olmaz. Sömürü ve yeniden sömürüyü hedefleyen bir sistem kurmak gerekir. Mesela Fransa. Cezayir’i buğday ihtiyacını karşılamak için sömürgeleştirdi. Ama arkası geldi ve ekonomiyi de, beyinleri de sömürgeleştirdi. Osmanlı ise hem sömüren bir düzen kurmamaya inatla direniyor, hem de bazılarına aldığından fazla verdiği Macaristan, Orta Avrupa, Balkanlardaki topraklarını hızla yitiriyordu. Sanayileşmenin bedelini topluma ödetmeyi göze almayacak kadar insanî bir düzen kurmuştu Osmanlı. İnsanlığı insanlıktan, tabiatı tabiatlıktan çıkartacak ve Allah’la irtibatını kopartacak bir düzene imza atmaktansa, Anka kuşu gibi yanmayı ve günün birinde küllerinden yeniden doğmayı denedi. O kül nerede? Hangi diyarda? Bilmiyoruz.

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:53.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382