Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » İki Osmanlı yazarı Nobel Edebiyat Ödülü almıştı!

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-14-2007, 21:56   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan İki Osmanlı yazarı Nobel Edebiyat Ödülü almıştı!


Bunca yıldır bir Nobel Edebiyat Ödülü alamadığımız için tasalananlardan iseniz, üzülmeyin. Bu yazıyı okuduktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!
Göreceksiniz ki, Osmanlı şemsiyesi altından -en azından şimdilik- iki Nobel Ödüllü yazar çıkmıştı. İngiliz yazar John Banville kendisiyle yapılan söyleşide, 1930’larda İrlandalı şair Yeats’in dahi İngiliz maliyecilerinin elinden yakasını kurtaramadığını ve soruşturma geçirdiğini söylemişti (The Guardian, 12 Ekim 2005). Banville, İrlanda kökenli İngiliz yazar ve sanatçılarının uzun bir listesini yapıyor ve İngiliz edebiyatı içindeki zengin “Irish” (İrlandalı) damarını vurguluyordu. Oradan çağrışım yaptı. Sahi, İngilizler, yönettikleri milletlerin ve dillerin İngilizce içindeki maceralarını “İngiliz edebiyatı” içinde mütalaa ederken, biz neden aynısını Osmanlı için düşünmeyiz? Mesela bir Boşnak edebiyatı, bir Gürcü, Arap, Yunan, Sırp, hatta Macar edebiyatı neden Osmanlı edebiyatı şemsiyesi altında değerlendirilmesin? Öyleyse “Osmanlı edebiyatı” terimini de yeniden tartışmaya açmamız gerekmez mi?

Osmanlı edebiyatı, yalnızca Osmanlıca, yani Arap harfli Türkçe metinlerden mi oluşuyordu? Olur mu öyle şey: Mesela Karaman Türkleri Yunan alfabesiyle Türkçe yazmıyorlar mıydı? Yazılan bal gibi Türkçeydi ama harfler Yunan alfabesindendi: Diyeceğim o ki, Türk edebiyatı da kapsama alanını genişletmek durumunda. Artık ilk romanımız kabul edilen Şemseddin Sami’nin “Taaşşuk-ı Tal’at ve Fitnat”ının tahtına, Osmanlı Ermenisi Hosep Vartan’ın Ermeni harfleriyle ama Türkçe kaleme aldığı 1851 tarihli “Akabi Hikâyesi”ni geçirmemiz gerekiyor. Velhasıl Türkçenin sınırları genişliyor, Osmanlı’nın sınırları genleşiyor, sonuçta Osmanlı’ya bakışımız büyük değişikliklere uğruyor. Tabii bu durumda Nobel’e bakışımız da değişmek durumunda.

Balkanlardan Kafkaslara, Adriyatik’ten Hint Okyanusu’na kadar uzanan muazzam Osmanlı Devleti’nin bünyesinden onlarca devlet, onlarca millet doğdu. Bu devlet ve milletler Osmanlı’nın etkilerini 1980’lere kadar üzerlerinden kazıyamadıkları gibi, tam tersine, bu bir daha bulamayacakları zengin ve verimli etki sayesinde kazanmışlardı bir kısım başarılarını.

Yaşar Kemal Nobel’i alamadı ama, iki Osmanlı kökenli yazar, edebiyat dünyasının bu en büyük ödülüne sahip olmuştu.

1961 yılında Nobel’le ödüllendirilen İvo Andriç’i bir Osmanlı köprüsünün yaklaşık 4 asırlık macerasını anlattığı “Drina Köprüsü” romanıyla tanıyorsunuz. Andriç, 10 Ekim 1892’de Travnik’te doğmuş. Buram buram Osmanlı kokan bu şehirden bir Sırp yazar çıkıyor ve Vişegrad’daki köprüyü anlatarak Nobel’i kazanıyor. 1892’de Bosna, Avusturya’nın işgalinde bulunuyor ama henüz resmen Osmanlı’ya bağlı. Bu bağ, 16 yıl sonra kopacak ve 1908’de Bosna, Avusturya tarafından resmen ilhak olunacaktır. Andriç’in ilginç yanı, Boşnak kardeşlerimiz biraz duygusal davranarak onu mahkûm etseler de, aslında “bizim romancımız” olmasıdır. Nitekim 1964 yılında “Büyük Doğu” dergisinde yazdığı “Romancımız İvo Andriç” yazısında Sezai Karakoç bu gerçeği olanca berraklığıyla şöyle vurguluyordu:

“1961 yılı Nobel Edebiyat Armağanı Osmanlı edebiyatına verilmişti denilebilir. Hatta Osmanlı romanına. Çünkü: Bu yıl Nobel’i alan İvo Andriç, bir Yugoslav yazarı, bir Slav yazarı, hattâ Avrupalı bir yazar olmaktan çok, bir Osmanlı yazarıdır. Gönüllü olarak Osmanlı tebaası bir yazardır sanki. Yalnız romanlarının kahramanlarıyla değil, yalnız romanının “zaman”ıyla değil, yalnız “mekân”ıyla değil, yalnız romanında örülen oluşlar ağıyla değil, batan bir dünyayı [Osmanlı dünyasını - M.A.] yavaş yavaş ortaya çıkarmayı deneme niyeti ve tarzıyla da, her biri bir yöne giden insan kütleleri içinde, imparatorluğun ağırlık merkezi olan bir bölgenin halkını değerlendirme ve bir medeniyet tarzı olarak sunma, orijinal bir kadro yakalama ve bundan yeni bir estetik kurma farkıyla da Osmanlı’dır.” (“Edebiyat Yazıları II”, Diriliş Yayınları, 1986, s. 101.)

Bunları Necip Fazıl’ın dergisinde yazan Karakoç, daha da ileri gider ve Andriç’i Osmanlıların “Homeros”u, eserinin de Yunanlıların “İlyada” ve “Odise”si ayarında olduğunu ilan eder. Bu eser, Osmanlı çoğulculuğu ve çok yanlılığının içinden yükselen “birlik türküsü”nü çağırmaktadır. Velhasıl, İvo Andriç iki açıdan Osmanlı’dır. Bir: Henüz Osmanlı atlarının terinin soğumadığı bir zamanda ve mekânda dünyaya gözlerini açması ve oradan beslenmesi anlamında. İki: Eserine bu batmakta olan dünyanın son ışıklarını, veda türküsü olarak serpiştirmesi anlamında. Şimdiki Nobel heveslilerinin yaptığı gibi, kendisi Osmanlı olabilirdi ama eseri başka telden çalabilirdi. Andriç asla bunu yapmadı. Osmanlı’yı ciddiye aldı. Eleştirdiği tarafları olsa bile, kendisini bir Osmanlı varisi olarak gördü. Osmanlı’nın zenginlik ve derinliğini başarıyla yansıtarak ünlendi. Geçmişinden utanmadan, ona sövmeden, onunla yüzleşti, ondan beslendi ve kazanan kendisi oldu. Öbür ‘Nobelli Osmanlı’yı ise gelecek hafta ele alacağım.

SORUN, CEVAPLAYALIM

IV. Murad hakkında

Aynı gün iki okur birden (Evren Kocaman ve Barış Yalınkılıç) sorunca IV. Murad’ın şahsiyetine kısaca değinmek şart oldu. IV. Murad, Revan seferine çıktığı zaman Fatih’in İstanbul’u aldığı yaşlardadır (23 yaşında). Öldüğünde ise 28 yaşında, yani bugünün ölçüleriyle, evlenip yuva kurmaya hazırlanan bir gençtir. İçki içtiği herhalde inkâr olunamaz. Ancak daha çocuk yaşta (12 yaşında) ve Kadınlar Saltanatının gölgesinde tahta çıkan IV. Murad’ın, içkiye o yıllarda alıştırıldığını, ancak sonradan halka içki yasağı koyarken tövbe edenin de kendisi olduğunu bilmekte fayda vardır. Kâbe’nin ve Bağdat’ta İmam-ı Azam’ın türbesinin tamirini emreden de, Evliya Çelebi’yi keşfeden de odur. Moltke’nin de şahit olduğu gibi, Fırat boyundaki muazzam yatırımları yüzünden bu nehrin bir koluna Murat Suyu adı verildiği biliniyor. (Bir de Osmanlı Anadolu’ya yatırım yapmadı demiyorlar mı?)

Evliya Çelebi’nin anlattıklarına, onu bizzat görüp tanımış birisi sıfatıyla kulak vermekte fayda vardır. 1635 yılının Kadir gecesinde Ayasofya Camii’nde hatim okuyan Evliya Çelebi’yi sesinden fark eden ve saraya aldırıp önüne imkânlar açan odur. Yani “Seyahatname”yi bir yerde Sultan Murad’a borçluyuz. Yaz olsun, kış olsun, her Cuma gecesi alimleri, şeyhleri ve hafızları toplayarak ilmî tartışmalar yaptırır; Cumartesi geceleri ilahi okutup saz çaldırır; Pazar geceleri devrin şairleriyle sohbet eder; Pazartesi geceleri oyuncuları toplayıp eğlenir; Salı geceleri güngörmüş ihtiyarlarla sohbetlerde bulunur; Çarşamba geceleri salih insanlarla ve hayır sahipleriyle görüşür; Perşembe geceleri ise dervişler, macera sahipleri ve bilgili kişilerle bir araya gelirmiş. Lafını sakınmayan birisi olarak tanıdığımız Evliya Çelebi bize onun içki içtiğinden tek kelime ile olsun bahsetmez. İlginç değil mi?

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 20/11/2005 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:38.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382