Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Nobel’li Osmanlı yazarlarının sayısı 3’e çıktı

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-14-2007, 22:02   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Nobel’li Osmanlı yazarlarının sayısı 3’e çıktı


Meğer Nobel’e ne kadar da susamışız! Geçen yazının ardından meraklı okurlar diğer ismin kim olabileceği “tüyo”sunu istemeyi ihmal etmediler. Tabii ser verip sır vermeyip bugüne sakladım söyleyeceklerimi. İyi de oldu bir bakıma, çünkü Nobel Edebiyat Ödülü listesini yakından inceleyince yeni bir isim daha keşfettim.
13 Mart 1900’de İzmir’de bir Rum çocuğu dünyaya geldi. 14 yaşına kadarki çocukluğu İzmir’de geçti. 1914’te ailesi ile birlikte Atina’ya göç etti. 1963’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. 1971’de Atina’da öldü.

Daha İzmir’deyken şiire başladı ve “Yorgo Seferis” adını kullandı. Şiirlerine hakim olan hava, vatanından sürgün olmanın acısı ve Akdeniz’e, özellikle doğum yeri olan sevgili İzmir’ine duyduğu derin nostaljidir. İzmirli hemşehrisi olan Batı şiirinin babası Homer’e büyük ilgi duydu ve onun şiirinden ilham aldı. İzmir’e geri dönmek istiyordu; ama 1922’de İzmir’in yeniden Türklerin eline geçişi, ümitlerini suya düşürdü. Kendisini asıl o zaman sürgünde ve yersiz yurtsuz kalmış hissetti. Bunun üzerine Paris’te hukuk tahsili yapmış olmasına rağmen diplomasiye geçmeye karar verdi. İngiliz Dışişleri’nde çalıştı. Arnavutluk, Güney Afrika, Mısır, Türkiye (Ankara), Lübnan, Suriye’de elçi müsteşarlığından büyükelçiliğe dek çeşitli kademelerde görev aldı. Daha da ilginci, 1959’da Dışişleri Bakanımız Fatin Rüştü Zorlu ile birlikte bağımsız Kıbrıs’ın önünü açan Londra Antlaşması’nın mimarlarından oldu.

Seferis’in diplomatik misyonla tayin olduğu ülkelere bakarsanız, eski Osmanlı toprakları etrafında dolaştığını görürsünüz. İmparatorluk dağılırken, köklerinden kopan ve savrulan acılı bir nesle mensuptu o. Bir anafordu yaşanan; ama bazılarının sandıkları gibi yalnızca “azınlıklar”ın kapıldığı bir anafor değildi. Seferis’in memleketine dönüş umutlarını yitirdiği 1924 yılında bir başka Osmanlı, Mehmed Akif, bu defa anavatanın gövdesinden koparak eski bir Osmanlı toprağı olan Mısır’a savrulacaktı.

İmparatorluğun sonu ve sürgünlük: Binlerce yetişmiş ruhun evlerinden koparak kendilerine yeni bir yurt aradıkları, ne çare ki, bulamadıkları sürecin iki hazin çığlığı olarak kanat çırpıyor kâinatımızda.

İkinci “Nobelli Osmanlı” ise belki romanlarını okuduğunuz ama Osmanlı olduğunu bilmediğiniz biri: Elias Canetti. 1905’te Bulgaristan’ın Rusçuk şehrinde bir İspanyol Yahudisi (Sefarad) ailesinde doğmuş. 6 yaşındayken ailesi Manchester’a göçmüş. Burada babasını kaybedince annesi çocuklarını alarak Viyana’ya dönmüş. 1994’te ölen Canetti, Nobel Edebiyat Ödülü alan “son Osmanlı” (1981).

Canetti’nin ölümünden sonra yayınlanan hatıraları (”The Tongue Set Free” adıyla 1999’da basıldı) onun Osmanlı arka-planına güçlü ışıklar tutuyor. “Kendimi”, diyor yazarımız, “daima Türkiye’den gelmiş gibi hissetmişimdir. Sonraları yaşadığım hiçbir şey yoktu ki, Rusçuk’ta onu yaşamamış olayım.”

Canetti renk körlüğü yaşayan dünyamıza Osmanlı Rusçuk’unun rengarenk havasını yansıtıyor: “Tuna nehri üzerindeki Rusçuk, bir çocuk için harika bir şehirdi ve şayet Rusçuk’un Bulgaristan’da olduğunu söylersem, o günlerin resmini yanlış aksettirmiş olurum. (Anlayın canım. Yazarımızın dili, o yıllarda iç işlerinde özerk; ama resmen Osmanlı’ya bağlı olan Bulgaristan Prensliği’nde doğduğunu söyleyemiyor. Bu müthiş renklilik ancak Osmanlı gibi çoğulculuğa kucak açan bir bünyede var olabilirdi demeye getiriyor.) Burada en farklı kökenlerden gelmiş insanlar beraberce yaşardı. Bir Allah’ın günü yoktu ki, 7-8 dilin konuşulduğunu işitmeyesiniz. Genellikle kırsal bölgelerden gelen Bulgarların yanı sıra onlarla aynı mahallede oturan çok sayıda Türk vardı. Onun yanında İspanyol Yahudilerinin oturduğu mahalle bulunurdu. Rumlar, Arnavutlar, Ermeniler ve Çingeneler de eksik değildi. Tuna’nın öbür yakasından Romanyalılar gelirdi; asla unutamayacağım süt annem, Romanyalıydı. Bir de şuraya buraya dağılmış Rusları görürdünüz.”

Batı kriterlerine göre gerçekten de inanılmaz olan bu çeşitlilik, bir çocuğa, 20. yüzyılın sonlarında böyle gülümsüyor ve ona şu unutulmaz sözleri söyletiyordu: “Bu çeşitliliğin mahiyetini gerçek anlamda hiç kavrayamadım; ama onun etkileri de hiçbir zaman yakamı bırakmadı.” Böylece 20. yüzyılın en “kozmopolit” yazarlarından birisinin Osmanlı Rusçuk’unun çok-kültürlü havasından neleri miras aldığını öğrenmiş oluyoruz.

3 Nobelli ‘yazarımız’ın Osmanlı arka-planlarına bakınca, ödülü kazanmalarını, Osmanlı zenginliğine borçlu olduklarını görüyoruz. Bir başka şeyi daha: Çocukluklarında hafızalarına içirdikleri Osmanlı “nesîm”ini dünya edebiyatına yansıtmış ve özgünlüklerini o bir daha geri gelmeyecek büyük dünyaya borçlu olduklarını itiraf etmişlerdi. Bir bunlara bakın, bir de Osmanlı’dan hırsızladıklarını pazarlayan ama Osmanlı’ya hakaret etmekten de geri kalmayan Nobel adaylarımızın hal-i pür-melâllerine.

SORUN, CEVAPLAYALIM

Fatih’in annesi Hıristiyan mıydı?

Kaynaklar II. Murad’ın 4 hanımı üzerinde duruyor: 1) İsfendiyaroğlu İbrahim’in kızı Hatice yahut Halime, 2) Babası bilinmeyen Hundi (ö. 1486), 3) Yine babası bilinmeyen Hüma (ö. 1449) ve 4) Sırp kralının kızı Mara (ö. 1487). Bir de Fransız hanımı olduğu iddiası var ki, tarihçi Peçevî, saraya bu kozla yaranmak isteyen Fransız elçileriyle dalga geçmiştir.

Hatice Müslüman olduğuna göre ilk şıkkı geçebiliriz. Hundi, Fatih’ten 5 yıl sonra ölmüştür. Fatih’in 30 küsur yıllık iktidarında Uzun Hasan’ın annesinden bahsedildiği halde kendi annesinden tek satırla olsun bahsedilmemesi mümkün değildir. Mara’ya gelince; oğlu tahta çıktığında izin alarak memleketine gidip bir manastıra kapanacağını açıklayan bir “anne” nasıl bir annedir? Üstelik iktidarın nimetlerini daha önce tatmış bir kral kızı hangi akla hizmeten sarayı terk edip manastıra kapanmayı tercih eder? Hadi o etti diyelim, tam da desteğine en ziyade ihtiyacı olduğu bir zamanda 19 yaşında babasız kalmış çocuk yaştaki padişah, annesini neden sürgüne gönderir? Asıl komedi ise şurada: Mara’nın II. Murad’a gelin gönderildiği tarih 1435. İyi de bu tarihte Fatih tam 3 yaşındadır! Yani kucağında 3 yaşında bir çocukla mı gelin oldu Mara?

Sonuç olarak Fatih’in annesi Hüma Hatun’dur diyebiliriz. Mezarı Bursa’da asırlardır Hüma Hatun veya Hatuniye Kümbedi diye bilinmektedir. Türbenin 1449 tarihli kitabesinde ismi geçmez, ancak bir Müslüman anne için yazılabilecek ifadelerle övülmüştür. Kitabede açıkça II. Murad zamanında Sultan Çelebi Mehmed tarafından annesi için yaptırıldığı yazılıdır. Ayrıca Bursa Şer’iyye sicillerindeki 31, 201 ve 370 No’lu defterlerde Hüma Hatun’un ismi Fatih’in annesi olarak geçmektedir. Mara ise Hüma’dan tam 38 yıl sonra Serez’de bir manastırda ölecek ve oraya gömülecektir.

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 27/11/2005 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:50.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382