Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Karlofça'daki Ali Babacan ve Jack Straw

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-15-2007, 20:41   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Karlofça'daki Ali Babacan ve Jack Straw


Zannedildiği gibi, kesinlikle teslimiyetçi bir müzakere tarzı yoktu Osmanlı tarafının. Her sabah bir Osmanlı icadı olan “yuvarlak masa” etrafında üç devletle (Rusya çekilmişti görüşmelerden) birden başlayan müzakerelerde Rami Mehmed Efendi heyetlerin başında geziyor, tıkanan noktalara çözümler üretiyor, nice uykusuz geceler geçirdiğini bizzat yazdığı hatıralarında anlatıyordu. Velhasıl Karlofça’da vatan toprakları karış karış müzakere edilmiş ve bu korkunç yılları en az zararla atlatmak ve en önemlisi de, padişahın yüzünü yere eğdirmemek en önemli ilkemiz olmuştu.
Karlofça 1699 denilince Avrupa karşısında teslimiyet içinde iki büklüm olmuş, yalvar yakar pozisyonunda bir Osmanlı tiplemesi hatırlarız. Oysa bizde daha Karlofça’nın tarihi yazılmamıştır. Arayın, bir tane kitap bulamazsınız. Bildiğim iki doktora tezinden ikisi de ABD’de yapılmış. Birincisi 1940’ta Illinois Üniversitesi’nde W. B. Manson, ikincisi ise R. Ali Abou-El-Haj tarafından Princeton Üniversitesi’nde. Bakalım bizde ne zaman sıra gelecek ona?

“Kır Zincirlerini Osmanlı” adlı kitabımda Karlofça’nın tarihlerimizde nasıl bir pehlivan tefrikası ağzıyla anlatıldığını göstermiştim. Bugün ise Karlofça’daki başmüzakerecimiz Rami Mehmed Paşa’dan ve 3 Ekim’de Lüksemburg’da görüşmelerin kesilme noktasına geldiği anlarda devreye girerek müzakerelerin başlamasını sağlayan İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw’un Karlofça’daki denginden, Lord William Paget’dan söz edeceğim.

Rami Mehmed Paşa, 4 devletle birden kıran kırana bir müzakereye gireceği Karlofça’ya, Osmanlı Devleti’nin başmüzakerecisi sıfatıyla gönderilmişti. 44 yaşındaydı. İlk kez müzakere masasına oturacaktı. Karlofça’da Osmanlı heyetinin iki olmazsa olmaz şartı vardı. Birincisi “uti possidetis”, yani “alâ hâlihi” ilkesini savunmak, ikincisi de devleti temsil eden padişahın ırz ve namusunun ayaklar altına alınmasına mani olmaktı.

“Alâ hâlihi” ilkesi, Osmanlılar için şu açıdan önemliydi: Düşmanları Macaristan, Mora yarımadası ve Boğdan gibi her biri birkaç ülke büyüklüğündeki topraklarını işgalle yetinmiyor, üstüne üstlük, savaş tazminatı için yeni toprak talebinde bulunuyorlardı. Dolayısıyla mevcut hal üzerinden bir müzakere yürütülmesi, yeni toprak taleplerinin önünü kesecek bir tedbirdi. Aksi halde müzakerelerin ucu açık bırakıldığında işin nereye varacağı belli olmazdı. Mevcut işgalden kopartılacak her karış toprak önemliydi Osmanlı için. Nitekim Temeşvar’ın kurtarılması bu ısrar sonucunda mümkün olmuştu.

Zannedildiği gibi, kesinlikle teslimiyetçi bir müzakere tarzı yoktu Osmanlı tarafının. Her sabah bir Osmanlı icadı olan “yuvarlak masa” etrafında üç devletle (Rusya çekilmişti görüşmelerden) birden başlayan müzakerelerde Rami Mehmed Efendi heyetlerin başında geziyor, tıkanan noktalara çözümler üretiyor, nice uykusuz geceler geçirdiğini bizzat yazdığı hatıralarında anlatıyordu. Velhasıl Karlofça’da vatan toprakları karış karış müzakere edilmiş ve bu korkunç yılları en az zararla atlatmak ve en önemlisi de, padişahın yüzünü yere eğdirmemek en önemli ilkemiz olmuştu. Zira şunu iyi biliyorlardı ki, bir kere vatan olmuş bir toprak, başkasının eline geçmekle vatan olmaktan çıkmazdı. Müzakere masasında bırakılan topraklar er geç geri alınacaktı.

Zaten Karlofça’yı takip eden 40 yıl zarfında bu toprakların önemlice bir kısmı da geri alınmış ve bu yeniden fethedilen topraklar, 1739 Belgrad Antlaşması’yla resmileştirilmişti. Yani Belgrad’da biz Karlofça’nın rövanşını, en azından kısmen, almayı bilmiştik. Asla mücadeleyi bırakmamış, asla teslimiyetçi bir politika gütmemiş, tersine, şehit kanlarının, gazi terlerinin sorumluluğunu omzumuzda hissederek hareket etmiştik. Velhasıl, artık defterimizden sildiğimiz Karlofça’yı da vatanımızın sınırları içine almalıyız; vatanımızın, yani küçülen, büzülen dünyamızın içine.

Karlofça Antlaşması’nın gizli mimarları, o zaman dostumuz olan kuzey Avrupalı iki devletti. Bunlardan biri, Hollanda’nın elçisi Heemskerk’ti ama asıl marifeti, tarafsız bir devlet olan İngiltere’nin İstanbul’a yeni atanan elçisi Paget sergilemişti. Edirne’den Viyana’ya, Karlofça’dan Topkapı Sarayı’na durup dinlenmeden koşturan Paget, müzakerelerin başlaması için tam bir mekik diplamasisi gerçekleştirmişti. Her şeyden önce de, Osmanlı Devleti’ne savaşa devam etmeyi tavsiye eden Fransız diplomatlarının Babıâli üzerindeki “şahin” etkisini kırması gerekiyor, sinirlendiğinde, Osmanlı yöneticilerini düpedüz “Frenkleşmek”le itham ediyordu! Paget sonunda başardı ve taraflar masaya oturmayı kabul etti.

Ancak bir sorun vardı: Osmanlılar müzakerelerin yerini beğenmemişlerdi. Avusturya, müzakereler kendi sınırları dahilinde olsun istiyordu ama Osmanlı tarafı itiraz sesini hemen yükseltti. Tarafsız bir bölge seçilmeliydi. Müzakerelerin tam sınırda bulunan Karlofça’da yapılması teklifi Osmanlılardan gelmişti (ne de olsa bir süre öncesine kadar kendi toprağıydı). Paget önce şiddetli itiraz etti buna. Sınır hattı, yıllarca süren savaştan harabeye dönmüştü.

Sonunda Osmanlı tarafının teklifi taraflarca kabul edildi ama kasım ayı gelmiş, soğuklar bastırmıştı. İhtiyar elçi üstelik hastaydı da. Müzakerelerin, şöyle kapalı bir mekânda, sıcak bir ortamda yapılması ne iyi olurdu! Ama Osmanlı tarafı inat ediyor, başka amaçlarla yapılmış bir binanın içinde tarafsız ve güvenli bir müzakere ortamının oluşmayacağında diretiyordu.

Paget bir ara da bu mekânda iaşe sıkıntısı çekileceğini bahane ederek görüşlerine destek aramıştı ama 1200 kişilik küçük bir orduyla Karlofça’ya giden Osmanlı tarafı, 8 aylık tedariklerini yanlarında getirdiklerini söyleyince diyecek söz bulamamıştı. (Osmanlı hazırlanırsa işte böyle hazırlanırdı.)

Nihayet Paget’ın da inadı kırıldı ve müzakereler için yeni baştan bir bina yapılmasına karar verildi. İnşaatında Osmanlı ustalarının çalıştığı binanın yanında Paget’ın kalacağı çadırı da bizimkiler yaptı.

Ve görüşmeler başladı. Karlofça’nın Straw’u diyebileceğimiz Paget’ın rolü, görüşmeler boyunca da sürdü ve 26 Ocak 1699’da son imzalar da atıldığında Osmanlı tarihinde yeni bir perde açılıyordu. Bundan sonra Osmanlı “millî güvenlik belgesi”nde, kaybedilen toprakların nasıl geri alınacağına dair projeler yer alacaktı.

TARİH NİNNİLERİ

Bugün yaşadığımız sorunların kökeninde Kanuni’den sonraki tarihimizin üzerine çektiğimiz karanlık perdelerin ağır sorumluluğu yatıyor. Bu hayatî önemdeki asırlarımızın yüzüne “Duraklama”, “Gerileme” ve “Çöküş” markalı boyaları sürmüş, bu toplumun bugüne gelene kadarki büyük macerasını kelimenin tam anlamıyla karanlıklara gömmüşüz. Mesela bir 18. yüzyılımıza, yarım yamalak bildiğimiz Lale Devri haricinde tam bir “karartma” uyguladığımızın ne zaman farkına varacağız? Ve tarihine karartma uygulayan bir toplumun hafızasından, bilincinden, projesinden söz edilebilir mi? Edilebilir belki ama bunlar kendi kökünden gelmeyen çıkartma kâğıdı veya “çıtçıt” gibi bir şey olur. Bu yüzden de her 5-10 yılda bir görüş değiştiren ve kimse de hesap sormadığı, dahası çelişkilerinin farkına varmadığı için hep gündemde kalan aydın ninnilerinin kırık bir plak gibi dinlendiği bıktırıcı uzunlukta bir “hoyrat”a dönüşüyor tartışmalarımız. Farkında mısınız?

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 30/10/2005 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:53.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382