Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Günün Ayeti:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulurki esirgenirsiniz.
Hucurat Suresi, 10
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Kılıçlaşan ruhların tarihi

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-17-2007, 22:51   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Kılıçlaşan ruhların tarihi


Geçen hafta bu köşede 1893 Şikago Dünya Fuarı hakkındaki yazımı okuyanlar fotoğrafın altına baktıklarında “On dokuzuncu yüzyıl İstanbul’undan sokak manzaraları” yazısını gördüler ve muhtemelen yazı ile resim arasında bağlantı kurmakta zorlandılar.
Gazeteciliğin cilvesidir; zamana karşı yarışırsınız, istek ve iradeniz haricinde işler olur. İnternetten bulup “Turkuaz”daki arkadaşlara gönderdiğim bu ilginç fotoğrafın altına fakirin yazdığı notta ise şunlar yazılıydı: “1893 yılında, Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinin 400. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde düzenlenen Şikago Dünya Fuarı’nda Osmanlı Sergi Salonu’nu akın akın ziyaret eden Amerikalı hanımlar.” Yer İstanbul değil, Şikago; sokak değil, sergi alanı vs.

Genelde haber akışının hızlı olduğu gazete gibi süreli yayınlarda tarih gibi zamana dirençli konularda yazmak, hele cıvık bir popülizme yatmıyorsanız, biraz zamanını şaşırmış bir çaba gibi gözükür. Öyle ya, herkes buğusu tüten haberler vermek için yarışıyordur, siz zamanın çarklarını tersine çevirip geçmişi güncellemek, geçmişin de en azından bugün kadar kanlı canlı bir gerçekliği olduğunu göstermek, okurun güncellikle bukağılanmış âlemine geçmişin iksirinden akıtmak için çırpınıyorsunuzdur.

Tabiatıyla bu, iki kat çaba gerektiriyor. Sadece resim olayı değil; tarihle ilgili yazıların bütününde geçerli olan bir durumdan bahsediyorum. Herkesin haberi en son anındaki şekliyle öğrenmeye can attığı bir mevkutede siz okuru bugünün sakatladığı bir zaman cenderesinden çıkartarak ona geçmişin içinde bir yol açmaya uğraşmakta ve aslında gazeteciliğin doğasına ters düşen bir işlemi yürütmektesinizdir.

Belki avantajımız, bugünün kafesine girmiş, güncelliğin hapishanesine tıkılmış okura tarih cephesinden firar kapıları açmak ve bir anlamda geçmişin bir kilim gibi katlanmış anlarının içerisindeki saklı enerjiyi açığa çıkarmaktır. Asıl önemli olan da, okul kitaplarından beri zihnimize aşılana aşılana bir duvar gibi sağırlaştırıldığımız tarihin yüzündeki örtüyü açmak ve içine bakma cesaretini göstermek, tarihin bir masal kitabı değil, her an yeniden yazılabilecek değişken bir çehreye sahip olduğunu göstermek, böylece tarihin yanlış bir zihniyetle, defteri dürülmüş bir şey gibi öğretilmesine karşı çıkarak, onu asıl ilginç ve heyecan verici kılan hususun, yazılmış olanlar ile yazılmayı bekleyen tarihler arasındaki gerilim ve çatışma olduğunu sergilemek değil midir?

Ancak bunu yaparken, tarihi oluşturan bilgi halesinden kopmamaya itina göstermek, yani “uçmamak” şarttır. Aksi halde, bazen gazetelerde örneklerini gördüğümüz bilgi temelinden kopuk bir tür popüler tarihçilik, evet daha fazla okunur; ama zemini alabildiğine cıvıklaştırdığı için bir süre sonra okuruyla birlikte yazarını da bataklığın içine çeker.

“Turkuaz” ekinde yaklaşık 3 yıldır tarih hakkında yazarken dikkat ettiğim noktalardan birisi, en karmaşık bir olayı bile ortalama gazete okuyucusunun dilinde ifade etmek, bununla da yetinmeyip belli bir oranda tarih bilgisiyle donanmasını sağlamak, dahası, okurun tarihe duyduğu ilgi yelkenini şişirecek bir coşku ve heyecan rüzgârı da üflemek oldu. Özellikle en fazla yanlış anlatılmış ve anlaşılmış tarih olduğuna inandığım, bu yüzden “mağdur edilmiş tarih” dediğim Osmanlı dönemini yeni bir bakış açısından, dünyada gelişen yeni tarihçiliğin yöntem ve verileri ışığında yıkayıp önünüze getirmeye çalıştım. Çünkü insanların tarihi nasıl gördüklerinin, bugünü ve kendilerini nasıl gördükleriyle çok derin bir bağlantısı olduğuna inanıyorum. Bu inançtan hareketle kendi tarihini bir gerileme, çürüme ve yozlaşma tarihi olarak görenlerden yolumun ayrıldığını, bu bakışın bize hiçbir şey kazandırmayacağını söyledim ve söylemeye devam edeceğim.

Fatih’in kılıcından ziyade kılıçlaşan ruhunun ilgimi tırmıklaması bu yüzdendir. Bu yüzdendir II. Abdülhamid’in Edward Said’den daha iyi bir Oryantalizm eleştirmeni olduğunu göstermem. Ve bu yüzdendir Macaristan’daki Osmanlı kadılarının Macarca bildiklerini ve gerekirse Macar kanunlarına göre de yargılamada bulunduklarını söylemem. Osmanlı’yı gururundan kendi içine ‘kapanmış’ gibi gösteren zavallı bir tarih anlayışının, asıl kendilerini Anadolu’ya ‘kapatmış’ olanların eseri olduğunu iddia ettim. Son Osmanlı neslinin (mesela son demlerinde A. H. Tanpınar’ın) bu coğrafî ve kültürel ufalanma ve tekbiçimlilikten şikayetle sık sık içlerinin daraldığını söylemesi, yeterince anlamlı bir gösterge değil midir?

Cumhuriyet döneminde Osmanlı Anadolu merkezli olarak anlatıldı ki, bu onu yarım anlamak ya da hiç anlamamak demekti. Şunu bilelim ki, Osmanlı’nın iki Anadolu’su vardı, bizimki gibi tek değil. Birincisi, aşağı yukarı bizim Anadolu’muza denk gelen ve kendisinden önce İslamlaşmış olan Anadolu; ikincisi ise kendi elleriyle İslamlaştırdığı ve Osmanlılaştırdığı Rumeli. Rumeli’si uçup gitmiş bir Osmanlı, gövdesi ortasından ikiye bölünmüş bir adama benzer. Ne kadar tanıyabilirsiniz ki onu? Kaldı ki bu gövdenin bir de kolları, bacakları vardı ki, Hint Okyanusu’ndan Atlas Okyanusu’na, Somali’den Ukrayna içlerine, Viyana’dan Hazar Denizi’ne kadar uzanan engin ve zengin bir coğrafya ve bu coğrafyanın içinde kaynaşan onlarca halk ve kültür. (Mesela Osmanlı çingeneleri. Hiç aklınıza gelir miydi bu “esmer vatandaşlar”ın da bir tarihleri olabileceği? Kimbilir belki günün birinde onlardan da bahsederiz.)

Tarih, suyu tükenmeyen bir kuyu. Onun içine dikkatle bakar ve meşalemizi uzatırsak yüzümüzün aksini daha net olarak görürüz sularında. Karanlık sular gölgeleri gösterir yalnızca; belirsiz, karanlık ve şüpheli gölgeler. Tarihimizin semaya açılmış kuyularının başında buluşmak üzere.

Not: Eksik olmayın, sorular gönderiyorsunuz, elimden geldiğince cevaplıyorum. Ama bu iş neredeyse her gün mesaimin bir kısmını yutmaya başladı. “Turkuaz” yönetiminden ricam, bazen sıkıntılara da sebep olan şu resimlerin yerine bir soru-cevap köşesi açmaları. Böylece burayı daha dinamik ve etkileşime açık bir hale getirebiliriz. Ne dersiniz?

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 28/08/2005 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 02:34.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382