Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Günün Ayeti:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulurki esirgenirsiniz.
Hucurat Suresi, 10
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Bana tarihini anlat, sana kim olduğunu söyleyeyim!

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-19-2007, 22:06   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Bana tarihini anlat, sana kim olduğunu söyleyeyim!


Geçtiğimiz 28 Haziran akşamı, yorgunluğun ipimi çekmek üzere olduğu bir anda girebildim eve. Yemek, şu bu derken kumandayla yerli yabancı kanallar arasındaki mahut kovalamacam başladı. Maksat biraz zihnimi dağıtmaktı. Bir ara BBCWorld’a takıldı gözlerim. Karanlık bir limanda zar zor görünen yelkenli gemiler ara sıra çatapat ateş ederek geçiyorlardı ekrandan. Önce bir film oynuyor zannettim ama bu bir haber kanalı; film oynatmaz. Öyleyse?
Ekrandaki altyazıyı okuyunca ayılıyorum: “Trafalgar Savaşı’nın 200. yıldönümü dolayısıyla savaş yeniden canlandırılıyor.” Canlı yayında gemiler birbirine zamanın toplarıyla ateş ededursun, kameralar sahilde biriken mahşerî kalabalığa çevrilince dudaklarım uçukluyor. Tamı tamına 250 bin insan toplanmış Atlantik Okyanusu’na bakan Trafalgar Limanı’nda ve modern Avrupa’yı açan savaşlardan birisinin temsilini heyecan ve coşkuyla izliyorlarmış. Napolyon’un heyulasını İngiliz emperyalizminin ensesinden kaldırıp atan bu zaferin anısına Londra’nın en ünlü meydanlarından birine Trafalgar adı verilmiştir ve meydanın ortasındaki anıtta İngilizlerin medar-ı iftiharı Amiral Nelson’un mücessem heykeli gururla yükselir.

Derken nedense fena halde hüzün bastı beni dostlar.

Biz böyle bir Avrupa’ya doğru gidiyoruz. Bilelim ki, Avrupa’yı birleştiren ortak değerler, üzerinde titredikleri tarihî müşterekler var. O gün o limanda toplanan İngiliz, Fransız ve İspanyollar ataları birbirleriyle savaşmış olsa bile Trafalgar’ı kendi kimliklerinin kurucu parçalarından biri olarak selamlıyorlardı. Onu tarihte olmuş bitmiş bir olayın mezar taşı gibi susturmaya değil, derilerinde, beyinlerinde, hücrelerinde bir nabız vuruşu gibi hissetmeye ve hissettirmeye çalışıyorlardı. Tarih böyle algılanır ve böyle anlaşılırsa tarihtir kardeşlerim. Geri kalanını ver tarihçinin olsun. Bize o tarihin tüylerimizde uyandıracağı titreşim lazım değil mi?

Aradan sıyrılan bir Çanakkale var, bir de İstanbul’un Fethi. Fethi eskiden daha sıcak kucaklamıştık, şimdilerde fena halde dizginlere asılmış durumdayız; fren seslerini siz de duyuyorsunuzdur. Sözde AB’ye gireceğiz ya, İstanbul’un fethinden bile utanır olmuşuz da haberim yokmuş! Hangi resmi toplantıda Fethi adam gibi kutlamaktan söz açsam, “Cısss. Avrupa bizi yanlış anlar!” itirazıyla karşılaşıyorum. Tabii hayretimin bini bir para oluyor.

Yahu ille surlara yeniçeri tırmandırmayı, altlarına tekerlek takılmış sandalları Tophane yokuşundan çekmeyi mi anlayacağız fetihten? Bunları, tıpkı BBC’nin canlı yayında verdiği Trafalgar gösterisinde olduğu gibi estetik, kültürel ve görsel bir şölene dönüştürmeyi becermekten aciz miyiz? İstanbul Festivali gibi seviyeli bir Fetih Festivali düzenleyemez miyiz? İstanbul’u o hafta bir sanat, kültür ve müzik şehri, dünyadaki elit çevrenin dikkatini perçinleyecek bir merkez haline dönüştüremez miyiz?

Çılgın bir mayıs akşamı Bizans ve Venedik kadırgalarıyla Fatih’in yelkenlilerinin Zeytinburnu’ndan çarpışa savaşa Sarayburnu açıklarına kadar geldiklerini ve projektörler tarafından Haliç’teki zincir önüne kadar takip edildiklerini, aynı gece Tophane’den çekilen gemilerin bir ışık huzmesi içinden süzülerek Kasımpaşa’dan denize indirildiğini ve kıyılara toplanmış -turistler de dahil- meraklıların büyülenmiş bakışları altında İstanbul’un ‘açılışı’nın projektör oyunlarıyla temsil edildiğini getirin gözünüzün önüne.

Adamlar 1805’teki zaferlerinin yıldönümünü şenliklerle kutlamaktan utanmıyorlar da, biz İstanbul’u aldığımız için neden utanacakmışız? Hem İstanbul’u alıp da mahvetmiş olsak, tamam, utanalım. İstanbul’un 1453’teki fethini, Daniel Goffman’ın isabetle belirttiği gibi, Bizans başkentini içine sıkışıp kaldığı köhnelik cenderesinden kurtaran, önünü açan ve ona taze kaynaklar sunarak yeniden doğuşuna zemin hazırlayan bir “rejim değişikliği” olarak sunmanın zamanı gelmedi mi daha? (Braudel’in Osmanlıların Avrupa seferlerini, Avrupa’yla konuşmak için çırpınışları şeklinde yorumladığı noktaya ise yıldızlar kadar uzağız.)

Mesela Kırım Harbi’nin 150. yıldönümü İngiltere’den Rusya’ya, Fransa’dan Ukrayna’ya kadar bu savaşa bulaşmış bütün ülkelerde hatırlandı, hakkında kitaplar yazıldı, sempozyumlar, sergiler düzenlendi, belgeseller çekildi. Gelin görün ki, savaşın baş aktörü olan Türkiye’de tıs yok. Geçen yıl def-i bela kabilinden bir sempozyum yapıldı kapalı kapılar ardında, o kadar. Oysa bu savaşı biz organize etmiş, İngiltere ve Fransa’yı biz sokmuştuk savaşa ve Rus Çarlığı’nın 1917’deki çöküşünün zemini, bu savaşta döşenmişti. Yani düpedüz dünya tarihinin gidişatını etkileyen bir savaştı bu. Peki hangi televizyonda bu savaşla ilgili bir belgesel izlediğinizi hatırlıyorsunuz? Marx ve Engels’in yere göğe sığdıramadıkları Silistre savunmasından, mareşallik rütbesi takılırken “Şehitliği tercih ederdim” diyen Musa Hulusi Paşa’dan, askerin morali bozulmasın diye elinin parçalandığını savaş sonuna kadar saklayan Kütahyalı Hüseyin Paşa’dan hangimiz haberdarız?

İngilizler Trafalgar Meydanı’nda Nelson’un heykelinin ne aradığını soran bir İngiliz’e uzaydan gelmiş muamelesi yaparlar. Bizdeyse tarihimizi yapan büyüklere uzaydan gelmiş muamelesi yapmak revaçtadır. Avrupa ile aramızdaki asıl fark, buradadır.

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 03/07/2005 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 02:00.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382