Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Günün Ayeti:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulurki esirgenirsiniz.
Hucurat Suresi, 10
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Fatih’in kardeşi Ahmed, Hind’e padişah olmuştu

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-20-2007, 20:23   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Fatih’in kardeşi Ahmed, Hind’e padişah olmuştu


Hem, dedim, senin okuduğun tarih kitaplarında Fatih’in tahta geçer geçmez bir yaşındaki kardeşi Şehzade Ahmed’i boğdurduğu yazılıdır, değil mi? Bu yüzden de birçok kimse, “Kanunnâme”deki “kardeş katli”ni sözümona ‘emreden’ maddenin yazarı ve uygulayıcısı olduğuna inanır Fatih’in. Şayet bu kadar önem verilen bir “kanun” idiyse bu, neden aslını bulamıyorlar, söyler misin bana?
Yani Kardeş Katli’ni kanunlaştıran Fatih değil miydi? Bütün bildiklerimiz yanlış mı şimdi? Ne yalan söyleyeyim, hem rahatladım, hem de kafam allak bullak oldu…

Dışarıda soğuk eksi 10’u, saat 11’i vurmuş, sevdalı bir kalabalığın huzurundan Osmanlı selamıyla ayrılırken yağmur gözlü yiğitlerden birisi yanıma yaklaşmış, hayret kayığına bindirdiği kelimelerden sorular örüyordu habire. “O zaman şu…” Sözüne bıçak çekiyorum, “Var mısın”, diyorum, “buzdağının dibine dalmaya?” Tereddütle karışık bir “Varım” sözü tütüyor ağzından. “Gel o halde” diyorum bir sandalye çekerken yanıma, “şuradan başlayabiliriz dalmaya: Fatih İstanbul’u ne zaman fethetmişti?” Belli ki beklenmedik bir soru oluyor. Duraklıyor, kelimeleri dişiyle dudakları arasında iyice ezerek, “29 Mayıs 1453, değil mi?” diyebiliyor. Anlıyorum tabii, koskoca adam bu basit soruyu bana sorduğuna göre vardır bir hinlik diye kuşkuya yatmış vaziyette. “Bak” diyorum…

Bakıyor. “Madde bir”, diyorum, “Fatih İstanbul’u fethetmemişti!” Gözbebeklerinden Fesubhanallahlar düşüyor kalın buzların üzerine; zıplıyor, sesini duyuyoruz. “Fatih İstanbul’u değil, Kostantiniyye’yi fethetmişti” diyerek merakını gideriyorum hemen. Ardından ekliyorum Fatih sevdasında hepimize beş çeken Levon Panos Dabağyan’ın sözlerini yankılayarak, “Allah kimseye İstanbul’un fethini nasip etmesin”. Önce bunu bir kelime oyunu zannediyor, altını birkaç kez çizerek düşünüyor.

O düşünedursun, ben ikinci maddeyi seriyorum çarşaf gibi önüne: “Fatih İstanbul’u 1453’te değil, 857’de fethetmişti. Bir başka deyişle o, Peygamber-i Zişan Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye hicretinden tam 857 yıl sonra giriyordu İstanbul’a. Zaten yolunu şaşırmış Miladi takvimle kutlu müjdeyi asırların üzerine sağanak gibi yağdıran bir adamın ne işi olabilirdi ki?”

“Kilid-i mülk-i İslam” tabiri Alvarlı Efe’nin kemâl pınarlarından taşmış, Erzurumluların gönül gözlerine bir lens gibi asılmıştı. Bunu gördüm Erzurum’dan tüten nefeslerin şehrin üzerinde kurduğu görünmez otağda. Bu kilidin içinde dönüyordu anahtarım. Yağmur gözlerinde yatağanlar uçuşuyordu. “Madde üç” dediğimi duydu mu bilmiyorum. Artık daima dinliyor, derin düşlere dalıyordu besbelli. Hem, dedim, senin okuduğun tarih kitaplarında Fatih’in tahta geçer geçmez bir yaşındaki kardeşi Şehzade Ahmed’i boğdurduğu yazılıdır, değil mi? Bu yüzden de birçok kimse, “Kanunnâme”deki “kardeş katli”ni sözümona ‘emreden’ maddenin yazarı ve uygulayıcısı olduğuna inanır Fatih’in. Şayet bu kadar önem verilen bir “kanun” idiyse bu, neden aslını bulamıyorlar, söyler misin bana? Fatih’in pek çok kanunnamesi ve vakfiyesi bize ulaştığı halde, hatta bir tanesi sonradan türbesinde ortaya çıktığı halde, bu kanunname neden bulunamaz ve neden bir buçuk asır sonra yazılmış bazı defterlerin arasında okuruz onu da, Topkapı Sarayı’nda, yani tam da bulunması gerektiği arşivde yerinde yeller esmektedir?

“Bunları daha önce yazmıştınız sanki, okumuş gibiyim” dediğini duydum. Gayrı durmak ne mümkün. “Öyleyse bak ne anlatacağım sana” dedim. Yağmur şiddetlenmişti. Gözlerinde. Sesler duyuluyordu.

“İster inan, ister inanma. İstanbul Üniversitesi’nin eski hocalarından Profesör İsmail Hikmet Ertaylan’ın 1953’te basılan “Âdilşahiler: Hindistan’da Bir Türk-İslam Devleti” adlı kitabında şu mealde bir bilgi verilir: Fatih’in babası Sultan II. Murad, ömrünün son yıllarına tek oğulla girmenin üzüntüsünü yaşarmış. Nihayet ölümünden kısa bir süre önce Candaroğulları hanedanından aldığı Hatice Alime Hatun’dan (bir ‘prenses’) bir oğlu dünyaya gelmiş ve adını Ahmed koymuşlar. Babası Murad’ın ölümü üzerine tahta çıkan geleceğin Fatih’i Mehmed Çelebi ise fitne çıkabilir korkusuyla kardeşi Ahmed’in boğdurulmasını emredecek ve II. Murad’ın Bursa’ya yollanan tabutunu, mini mini bir tabut daha takip edecektir. Ancak bu tabutta, zannedildiği gibi kardeşi Ahmed değil, “alelacele tedarik edilen bir benzeri”, yani bir köle çocuğu son yolculuğuna çıkarılmıştır. Meğer Fatih’in üvey annesi olan Hatice Alime (veya Halime) Hatun, oğlu Ahmed’i bu oyunla cellatların elinden kurtarıp yurtdışına kaçırtmış, Bursa’daki türbeye ise zavallı köle çocuğun cesedi gömülmüştür.

“Yani?” “Yanisi şu” diyorum, “bu kitapta yazılanlar doğruysa Şehzade Ahmed öldürülmemiş, İran’a kaçırılmış. Burada büyümüş, tahsil ve terbiye gördükten sonra Hindistan’a gitmiş ve Behmeni Devleti’nin hizmetine girmiş; orada umur görmüş, yüksek makamlara kadar çıkmış. Gel gör ki, Behmenîler yıkılınca çok sayıda küçük devlet pıtrak gibi bitmiş onun toprakları üzerinde. Bunlardan birisi de merkezi Bicabur olan Adilşahiler Devleti olmuş. Bu devletin kurucusu ise Fatih’in, annesi tarafından İran’a kaçırılan kardeşi Şehzade Ahmed imiş.”

Sözüm bittiğinde gözlerindeki yağmur taneleri havada donmuş, buz kesmişti. “Bütün bunları nereden buluyorsunuz Allah aşkına?” sorusu karşısında dayanamayıp boşaltıyorum derûnumdakileri: “Ben onları değil, onlar beni buluyor aslında. Ben onları konuşmuyorum. Benim ağzımdan konuşan onlar. Hem sen Fatih Sultan Mehmed’in kayıp bir vasiyetnamesi olduğunu ve bunun Amerika’da keşfedildiğini işitmiş miydin?” Sorum, muhatabını bulamayan mermiler gibi salonun duvarlarında sekti, durdu. Hem size bir şey söyleyeyim mi: Erzurum’daki dostlar, yerdeki buzlardan değil, çatılarda susta bekleyen buzlardan sakınılmasını öğretmişlerdi bana. Ne zaman kopup başınıza düşeceği hiç belli olmazmış. Yanımda kim vardı hatırlamıyorum. Tek hatırladığım, dumanlı bir ağızdan çıkan, “Ne kadar da tarihe benziyor” sözleri oldu.

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 22/05/2005 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 00:54.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382