Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Günün Ayeti:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulurki esirgenirsiniz.
Hucurat Suresi, 10
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Gül bahçelerinde ve GATA’da yaşar Abdülhamid

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-21-2007, 09:10   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Gül bahçelerinde ve GATA’da yaşar Abdülhamid


Bir yanda “gerici” sayılan Abdülhamid canını dişine takmış, gelen muhacirlerin bile suyunu sıkıp gül yağı çıkartıyor, öbür yanda “ilerici” yöneticilerimizin gözleri önünde bir medeniyet fidanının dibine kabir suyu dökülüyordu.
1993 Mayıs’ının 24’ü sabahına İstanbul, misli görülmemiş ‘pis’ bir patlamayla uyanıyordu. İstanbul’un orta yerinde bir çöplük, metan gazı sıkışmasından infilak etmiş ve bu olay ajanslar tarafından dünyaya, 470 bin metreküp çöpün kaydığı tarihin ilk “çöplük heyelanı” olarak geçilmişti. Yıllardır gelişigüzel dökülen çöpler koca bir mahalleyi yutmuş ve toplam 39 kişi, hayatını çöplerin intikamına kurban vermişti. Çöplüğün adı, çoğunuzun hatırlayacağı gibi, Hekimbaşı Çöplüğü idi.

Belki hadisenin dehşetindendir, bu “Hekimbaşı” kelimesinin bir çöplükte ne aradığını soran eden olmadı pek. Hekimbaşı ve çöplük. Hekimbaşı ve ölüm... Bunlar bir süre yan yana gezdiler hafızamızda; ama ardından o onulmaz unutma hastalığımızın susturucusuna takıldılar. Gerçekten de bir çöplüğün isminin, Osmanlı devrinde Sağlık Bakanlığı demek olan Hekimbaşılıkla ne alakası olabilirdi?

1880’lere uzanalım. 93 Harbi diye bilinen 1877-78 Rus Savaşı’nda şimdi Bulgaristan’da kalan topraklarımızdan kopan yüz binlerce Müslüman-Türk “muhacir”, Edirne’ye, ardından da İstanbul kapılarına yığılır. Göçmenlerden bir kısmı Kızanlık bölgesindendir. Önce bulabildikleri cami avlularına, meydanlara vs. geçici olarak yerleştirilir, ardından kendilerine ‘uygun’ bir yurt aranır. Neyle geçindiklerini sorduklarında alışık olmadıkları bir cevap alırlar: Gülcülükle geçinmektedirler. (Ispartalı okurlar eminim tebessümle okuyacaklardır burasını.) Muhacirlerin bir kısmı Isparta’ya yerleştirilir; haddizatında bu gül kokulu şehrimize gülcülüğü getirenler, Bulgaristan göçmenleridir. (Abdülhamid’in Isparta’nın günümüzdeki imajını kuran adam olması garip gelebilir bazılarına ama öyle.) Diğer bir kısım İstanbul’da iskân edilir. Nerede mi? II. Abdülhamid’in şahsi mülkü olan Çavuşbaşı Çiftliği’nde.

Sabırsızlanmayın efendi, hikâyemiz yeni başlıyor daha. Kızanlıklı muhacirlerimiz Çavuşbaşı Çiftliği’nde Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane hocalarından C. Bonkowski’nin nezaretinde bilimsel metotlarla gül üretmeye başlarlar. İlk hasat 1886’da yapılır ve 650 kilo taze gül toplanır. Neticeden memnun olan Abdülhamid, gül yetiştiriciliğini teşvik etmiş ve yine Göksu deresi boyunda bulunan Hekimbaşı Çiftliği’ne de gül kokularının yayılmasına izin vermiştir. Böylece Göksu deresinin içinden geçtiği bu bölge, tam anlamıyla bir “Güller Vadisi” manzarasını almış, derenin güzelliğine bu defa da gül kokuları, renk ve ışık seli katılmıştır.

İşte bu çiftlik, III. Selim ve II. Mahmud döneminin Hekimbaşılarından Mustafa Behçet Efendi’nin mülküdür. 1834’te ölen Behçet Efendi, ünlü şairimiz Abdülhak Hamid’in de dedesinin kardeşidir. Türkiye’de tıbbın ve Türkçe tıp terimlerinin gelişmesinde öncü rolü oynayan Behçet Efendi’ye ait Hekimbaşı Çiftliği, uzun zaman sahipsiz ve bakımsız kalmış, civarındaki yerleşmelerin artmasıyla güller vadisi “çöpler vadisi”ne dönüşmüştür. İşin asıl acı yanı şu: 1880’lerin gül kokulu vadileri, okul kitaplarımızda geçtiği deyimle söylersek “çöküş” döneminde vücuda getiriliyor, insanlık dışı çöplük ve patlama olayları ise sözüm ona “çağdaş” dönemimizde vuku buluyordu. Bir yanda “gerici” sayılan Abdülhamid canını dişine takmış, gelen muhacirlerin bile suyunu sıkıp gül yağı çıkartıyor, öbür yanda “ilerici” yöneticilerimizin gözleri önünde bir medeniyet fidanının dibine kabir suyu dökülüyordu.

Üstelik aynı “gerici” Sultan, sessiz sedasız bugünkü GATA’nın, yani Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nin temellerini atıyordu Haydarpaşa’da. Yıllardan 1898’dir. Bonn Üniversitesi’nden bir grup namlı doktor İstanbul’a çağırılmış ve ülkedeki tıp okullarının Avrupa ülkelerinin (”muasır medeniyet”) seviyesine çıkartılmasıyla görevlendirilmişlerdi. Bu arada beklenmeyen bir gelişme olmuş, o zamanlar İstanbul’daki tıp eğitimini tekellerine almış bulunan Fransız hocalar Almanlarla çalışamayacaklarını bildirip tepki göstermişlerdir. Bunun üzerine Alman doktorlara ayrı bir hastane açılmasına karar verilmiş ve en uygun yer olarak Sarayburnu’ndaki Gülhane Rüşdiyesi binası seçilmiştir. Bina kısa zamanda 150 yataklı bir hastaneye dönüştürülmüş ve Almanya’dan getirilen son sistem araç ve gereçlerle donatılmıştır.

Başlangıçta sivil bir hastane olarak açılan “Gülhane Tatbikat Mektebi”nde zamanın en ileri klinik ve laboratuvar çalışmalarının gerçekleştirildiğini Nuran Yıldırım’ın “İstanbul Ansiklopedisi”ne yazdığı maddeden öğrenmekteyiz (cilt 3, s. 440). Aynı yazıda, o zamana kadar Avrupa’dan paketler halinde ithal edilmekte olan sargı bezleri yerine hastanenin bahçesinde ufak bir fabrika kurularak yerli imalata başlandığı da bildiriliyor. Sarayburnu’ndaki hastane yeterli gelmediği için yine Abdülhamid zamanında bu defa Haydarpaşa’da askerî ve sivil okulları birleştirecek büyük bir tıp okulu kompleksinin yapımına girişilmiş, 1909’daki taşınmanın ardından Balkan ve Dünya savaşları sırasında tamamen askerî bir hastane haline getirilmiştir. Hastane Cumhuriyet döneminde Topkapı Sarayı’nın gölgesinde başladığı hayatında yeni bir kavşağa girmiş, 1941’de Ankara’ya taşınmış, 1947’de ise ismi GATA’ya çevrilmiştir. (Ufak bir not: İstanbul’daki Haydarpaşa Askerî Hastanesi de, 1980’de çıkartılan bir kanunla GATA’ya dahil edilmiştir.) Böylece Abdülhamid’in temellerini attığı kurumlardan biri daha Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine kurulduğu sağlam birikimin öncüsü oluyordu...

Bir iyi, bir kötü örnek. Gül bahçelerinden çöplüğe ve Gülhane Tatbikat Mektebi’nden GATA’ya. Bu size neyi hatırlatıyor bilmiyorum; ama bana bir tek şeyi hatırlatıyor: Geçmişin bugünde nefes alıp verdiğini. Kâh çöplük olarak, kâh en modern bir kurum olarak. Seçin, alın...

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 08/05/2005 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-21-2007, 09:41   #2 (permalink)
Sahip :p
 
Tunaltay kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Konum: Fildişi Kule/Onuncu Köy
Mesaj: 10,991
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı: 13548
Rep Derecesi: Tunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond reputeTunaltay has a reputation beyond repute
Tunaltay is offline  
Varsayılan


Evet, Abdulhamid'in Kurtlarla Dansı adlı kitaptan bizim hanım okuyunca şaşırmıştım önce, inşaallah şimdi oradakiler Aziz Sultana layık şekilde devam ettirirler Gülhaneyi.
Daha neler öğreneceğiz acaba?
__________________
Herşeyi bilirim mi diyor gençlik? Herşeyi yaparım mı diyor ihtiyarlık?





Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 00:46.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382