Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Cezayir: Osmanlı’nın kesik kolu

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-22-2007, 20:27   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Cezayir: Osmanlı’nın kesik kolu


Burası Cezayir, ey çöl,

Develerin, binlerce yıl taşıdığı, atalardan

Sevgi,

Akıl,

Kişiliğim ey çıngırak.

Ey hurma, tadın yok gayri

Nice saklasam yalnızlığını

Koyu yeşilliğini büyütsen nice

Yitmiş güzelliğimiz

Ey hurma, elim ayağım acı.

Nasıl haykırıyor çiğnenmiş kumlar duyuyor musun?

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın o canım Türkçesinin buram buram tüttüğü bir Cezayir türküsünden alındı bu mısralar. Türküden tüten derin “melâl”, Cezayir halkının Fransız işgali döneminde biriktirdiği kederin sızıntılarından birisi sadece. Osmanlı gittikten sonra “Babasız” kalmış bir halkın çiğnenen onuru, 1962’de bağımsızlık mücadelesi başarıya ulaşsa da, eskiye özlemi her fırsatta yeniden hortlatmıştır. İşte Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün ülkesini ziyareti onuruna verdiği yemekte Cezayir Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika’nın dilinden ajansların havuzuna düşen yeni bir Osmanlı Milletler Topluluğu (OMT) kurulması önerisini bu arka plana bakarak değerlendirmekte fayda var. Bu, anlık, yani o an akla gelmiş bir çıkış olmayıp tarihin dip dalgalarından birisinin yüzeye vurmuş köpüğünden ibarettir. Biz dibe bakalım yine. Barbaros Hayreddin Paşa 1519’da, Cezayir’i bir büyük ülkenin himayesi olmadan koruyamayacağını anlayarak zamanın Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim’e başvurur ve himayesine girmek istediğini bildirir. Bu tarihten 1830’da gerçekleşen Fransa’nın işgaline kadar Cezayir, Osmanlı’nın İspanya, Portekiz ve Venedik’i Akdeniz’de durduran, gerektiğinde haddini bildiren kolu haline gelir. Bir süre sonra da Barbaros, Kanuni’nin isteği üzerine Kaptan-ı Derya olur. Böylece Cezayir’e “Sultan Cezayir” denilir, yani Osmanlı Devleti’nin en batıdaki kolunun başı.

Yüzyıllar yüzyılları kovalar ve 1830’un o kara 13 Haziran gününe gelindiğinde Fransız gemilerinin Seydi Ferruh’a asker çıkarttıkları haberi Cezayir’in acıya bulanmasının başlangıcı olur. Allah’ın gönderdiği koruyucu, yani Osmanlı, gölgesini çekmiştir üzerlerinden. Şiirler, türküler yakılır Osmanlı’nın ardından. Osmanlı imajı, sömürge yönetiminin altında gömülü diriltici bir soluk gibi yankılanır durur yüreklerinde Cezayirlilerin. Günün birinde ona yeniden ulaştıklarında diriltici soluğa yeniden kavuşacaklarına inanırlar. Buna en çok, Cezayir’in milliyetçi liderlerinden Messali’nin hatıralarında rastlıyoruz. Ona göre Konstantin şehrinde Osmanlı askerlerinin ateşten bir duvar haline getirdikleri savunma hattı, yüz yıldan uzun sürecek olan Cezayir direnişinin ana motiflerinden birisi olmuştur. Hele Mareşal Clauzel’in Cezayir halkına, savaş masraflarını ödetmek üzere (Amerika’nın Irak’ta yaptığına benzer şekilde) savaş vergisi salması, bu parayı ödeyemeyenlerin hapislere atılması veya kendilerine temiz bir dayak çekilmesi (ne medeniyet ama!), parası olmayanların değerli silahlarının veya kadınların mücevherlerinin toplanması gibi uygulamalar karşısında Osmanlı nostaljisinin yükselmesi kaçınılmazdı. 1908’de çıkan mecburi askerlik kanunu karşısında Cezayir halkı, Osmanlı’dan Fransa’ya müdahale etmeyi beklemiştir. 1911’de kopan Trablusgarp Savaşı’nda elinden hiçbir şey gelmeyenler bile Kızılay’a kan vererek Türk askerine katkıda bulunmak için kuyruklara girmişlerdir Cezayir’de. Ve Çanakkale Savaşı patlayıp da İngiliz ve Fransızların İstanbul’a girmek üzere oldukları haberi yayıldığında bir Cezayirli kasabın yüreğine inme inerek sokağın ortasına yığılıp öldüğünü biliyoruz. Aynı şekilde Çanakkale’den zafer haberleri dalga dalga yayıldığında, halkın sokaklara döküldüğünü ve birbirlerini kucakladıklarını da. Zafer, kafalardaki Batı’nın yenilmezliği imajını yıkmış ve Osmanlı’nın hâlâ güçlü bir çıkış yapabileceği umudunu bir ebedi müjde gibi asmıştır ülkenin ufuklarına. 8 Mayıs 1945 tarihinde İkinci Dünya Savaşı sona ermiş, bu haber Avrupa’daki pek çok halkı olduğu gibi Cezayir halkını da sokaklara dökmüştür. Benzeri görülmemiş şenlikler düzenleyen halk, büyük bir coşkuya kapılmış ve yeşil-beyaz renkli Cezayir bayrağı sokakları arşınlamaya başlamıştır. Ne gariptir ki, aynı gün Almanları ülkelerinden kovan Fransız halkı da kendi ülkelerinde “bağımsızlık” şenlikleri düzenliyordur. Ancak kendi bağımsızlıklarını kutlayan Fransızlar, aynı beklentiyle sokağa dökülen ve aynı zaferi kutlayan Cezayir halkına, hem de o kara günlerinden henüz çıkmışken, ne yaptılar biliyor musunuz? “Uygarca” davranıp halkın üzerine ateş açtılar! Evet, yıl 1945. Bütün dünya Nazi belasından kurtulduğuna seviniyor ama Cezayir halkı, o bizim halkımız sokaklarda koyun gibi kurban ediliyordu. Şenlik alanı kan gölüne dönmüştü. Fransız kaynakları kem küm ederek 15 bin kişinin öldüğünü söylüyordu ama gerçek rakamlar 45 bini bulduğunu gösteriyordu. Aynı gün, Fransız halkı Nazi zulmünden kurtulduğu için düğün bayram ederken, kendi askerleri, bir başka halka kan kusturuyor, tarihin en büyük katliamlarından birisini gerçekleştiriyordu. Üstelik de öldürdükleri bu halkın içinden seçtikleri askerler, Nazilere karşı kendileriyle birlikte omuz omuza savaşmışken… (Bugün bize 1915’te soykırım yaptığımızı itiraf ettirmek için kanunlar çıkartan Fransa’nın 1945’teki bu katliamının hesabını kim soracak peki?)

Hâlâ bir sürpriz olarak algılayanlar var mı Buteflika’nın sözlerini?

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 17/04/2005 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 15:03.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382