Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Marx ve Engels “Vatan yahut Silistre”yi okudu mu?

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-23-2007, 20:14   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Marx ve Engels “Vatan yahut Silistre”yi okudu mu?


Silistre’nin ne olduğunu, neresi olduğunu ve orada nasıl bir destan yazdığımızı bilmiyoruz. Üstelik bu destanı biz anlatırsak, adı hamasete çıkıyor ve bu yüzden Engels’in satırlarına ihtiyaç duyuyoruz. ‘Türkler kendi tarihlerini benden mi öğrenecek?’ demeyin. Biz kalelerinden sonra mazisi de bombalanmış bir milletiz. Silistre’nin adını yalnız Namık Kemal’in okul kitaplarına girdiği kadarıyla biliriz. Ya Marx? Avrupalı burnu büyük diplomatların Viyana’da kapalı kapılar ardındaki planlarını Türklerin Silistre’deki kahramanlıklarıyla paramparça ettiklerini söyleyen meşhur Marx değil miydi?
Silistre, okul yıllarımızdan itibaren kulaklarımızda pas yapmış bir kelime. ‘Yabancı’ bir çağrışım yapıyor üstelik. İyi de koskoca Namık Kemal, onu neden “vatan”ın yanı başına oturtmuş, neden Silistre’yi vatanla özdeş olarak sunmuştu? Onu Silistre’de bu derece etkileyen sır neydi? Aslında Namık Kemal neslinin Çanakkale’si, Silistre savunmasıydı, bizim Silistre’miz de Çanakkale’dir. Çanakkale nasıl kimliğimizin olmazsa olmaz bir parçasıysa, Namık Kemal nesli için de aynı vazifeyi Silistre yapmıştı. Velhasıl, Silistre savunmasıyla Çanakkale savunması arasında ancak şehitlerin bildiği bir tünel kazılıdır.

Günün birinde atlasın başına oturup Silistre’yi aradığımda bulmakta epeyce zorlandığımı hatırlıyorum. Sonunda parmağımı Köstence limanından batıya doğru kaydırdığımda, Bulgaristan’ın Romanya sınırında ve Tuna sahilinde bir şehir olduğunu görmüştüm onun. Hele gravürlere verdiği nazlı pozlar, bu “Müslüman” şehrin olanca görkemiyle göklere ser çeken minarelerini yarıştırıyor gibiydi. Lakin merak buyurmayın, o yüz ne kadar kazınırsa kazınsın ve biz ne kadar hafızamızdan öz şehrimiz Silistre’yi silmeye çalışırsak çalışalım, altından pırıltılı sayfalar fırlar önümüze. Tıpkı tarihlerimizden ismi silinmiş kahramanlarımızdan olan Musa Hulusi Paşa’nın başından geçenler gibi.

“Gazi nehir” Tuna üzerinde, “Gazi şehir” Silistre’deyiz. Takvime baktığımızda 15 Mayıs 1854’ü görüyoruz. Rus ordusu, savaş açtığını dahi ilan etmeden Osmanlıların Eflak ve Boğdan dedikleri Romanya ve Moldova’ya girmiş, Tuna’nın güneyine geçmek için kilit noktalardan olan Silistre’yi aşmak istiyordu. 80 bin kişilik Rus ordusu şehri kuşatmış, dev toplarıyla saldırıyordu. Sadrazam’ın ordusu Şumnu’daydı; ama bir başka cephede savaştığı için yardıma gelemeyeceğini bildirmiş, ‘Başınızın çaresine bakın’ mesajını göndermişti. Bütün dünya, yenilmez Rus ordusunun Silistre’yi 3 günde geçeceğini ve Edirne’ye kolayca ineceğini tahmin ediyordu.

Ancak Osmanlı’yı yeterince tanımayanlar tahminlerinde yanılmakta gecikmeyeceklerdi. İşin ilginç yanı, yanılanlar arasında, o zamanlar Amerika’da bir gazeteye günlük yazılar yazan iki arkadaş, komünizmin kurucuları Marx ve Engels de vardı. Nitekim Engels, Temmuz 1854’te “New-York Daily Tribune”e yazdığı bir makalede cihanı ele geçirmeyi hedefleyen Rus planlarını ne Fransızların, ne de İngilizlerin bozabildiğini, bu planın Türkler tarafından Silistre’de geri çevrildiğini yazmaktadır. Kainata hakim olmak isteyen Rusların şu “basit” Silistre kalesinin anahtarlarını dahi ele geçiremeyişlerinin onların planlarındaki kofluğu gösterdiği tespiti, yine Engels’e ait. Komünist Engels bakın Silistre’yi nasıl anlatıyor:

“Savaşın başından bu yana cereyan eden askerî olaylar arasında en önemlisi, kuşku yok ki, Silistre kuşatmasıdır... Biz kuşatmanın ileri aşamasında Türklerin Arap Tabyasını savunmaktan vazgeçmek zorunda kalabileceklerini düşünmüştük. Oysa Türkler bu hisarın savunmasını bırakmamışlardır... Mareşal Paskeviç, açıklanması imkânsız silahlı gösterilerinden birini daha yaptı, kaleye 31 tabur, 40 süvari bölüğü ve 144 sahra topçusuyla yeni ve büyük bir yoklama saldırısına girişti... Ancak saldırı, Türkler üzerinde hiçbir etki bırakmadı. Tam tersine Türkler, düşman üzerine 4 bin süvari çıkarttılar... ARAP TABYASININ HASAN PAŞA KOMUTASINDAKİ 4 TABURLA 500 BAŞIBOZUKTAN OLUŞAN SAVUNMA GÜÇLERİNİN TUTUMU, EN YÜKSEK ÖVGÜYE HAK KAZANMIŞ BULUNUYOR. SAVAŞ TARİHİNDE ARAP TABYASI GİBİ BİR DIŞ TABYANIN BÖYLESİNE DAYANDIĞI BİR BAŞKA OLAY BİLMİYORUZ.”

Biz de bilmiyoruz Bay Engels. Ama bizim bilmediğimiz yalnız dünya tarihinde böyle bir savunmanın olup olmadığı değil, Silistre’nin ne olduğunu, neresi olduğunu ve orada nasıl bir destan yazdığımızı da bilmiyoruz. Üstelik bu destanı biz anlatırsak, adı hamasete çıkıyor ve bu yüzden sizin satırlarınıza ihtiyaç duyuyoruz. ‘Türkler kendi tarihlerini benden mi öğrenecek?’ demeyin lütfen. Biz kalelerinden sonra mazisi de bombalanmış bir milletiz. Silistre’nin adını yalnız Namık Kemal’in okul kitaplarına girdiği kadarıyla biliriz, o kadar.

Ya Marx? Şu Avrupalı burnu büyük diplomatların Viyana’da kapalı kapılar ardındaki planlarını Türklerin Silistre’deki kahramanlıklarıyla paramparça ettiklerini söyleyen de, Silistre’nin “görkemli savunması”ndan bahseden de, Silistre’de “Beni bir tek Türkler yanılttı” itirafında bulunan da meşhur Marx değil miydi?

Duvarları toplarıyla yıkan Rusları, surun içine yeni bir sur yaparak durduran Musa Hulusi Paşa, 10 bin kişilik bu inanılmaz direnişçisiyle 80 bin mevcutlu mağrur Rus ordusunu önüne katarak kovalamış ve aslında Çarlığı çökerten düğmeye basmıştı. İngiliz ve Fransızlar ancak bu zaferden sonra Rusların “da” yenilebileceğine inandılar ve bizim yanımızda savaşa girmeyi kabul ettiler. Musa Hulusi Paşa’ya, kazandığı bu meydan savaşı üzerine bir askerin ulaşabileceği en üst rütbe olan Mareşal rütbesi verilmişti. Bunun öğrenince ne dediğini asla tahmin edemeyiz (Marx ve Engels asıl bunu duysalardı, dünyada benzersiz olan şeylerin Türkler arasında ne kadar sıradanlaştığını görür ve saygıları şahlanırdı.) “Şehitlik rütbesini tercih ederdim” sözleri dökülmüş Musa Hulusi Paşa’nın ağzından. Nitekim bu sözü söyledikten tam 3 gün sonra, Silistre’ye dönen Rus ordusunun yeni bir bombardımanı sırasında, sabah namazı için abdest alırken üzerine düşen bir top güllesiyle şehadet şerbetini içmişti.

Marx ve Engels’i kendisine hayran bırakan Musa Hulusi Paşa ve askerlerinin Çanakkale’ye yardıma geldiklerini görmemek için kör olmak lazım.

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 20/03/2005 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:25.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382