Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Musul defterini sadece 143 milletvekilinin oyuyla kapatmıştık

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-24-2007, 14:16   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Musul defterini sadece 143 milletvekilinin oyuyla kapatmıştık


Yani eğer bugünkü gibi salt çoğunluk, nitelikli çoğunluk ve üçte iki gibi şartlar aransaydı TBMM’de, 6 Haziran 1926 günü Musul’un defterini kapadığımız Ankara Antlaşması’nın kabulü hiçbir zaman mümkün olamayacaktı.
Çünkü bir gün önce yapılan müzakerelerde İsmet İnönü’ye karşı ciddi bir muhalefet hareketi baş göstermişti. Musul’un ucuza kapatıldığına inanan, üstelik daha 2 yıl önce Atatürk’ün ince eleyip sık dokuyarak seçtiği (gerçekteyse atadığı) TBMM’nin toplam 286 milletvekilinden yarısı o gün oylamaya katılmayı reddetmişti. Evet, o 140 kişi Atatürk’e ve İnönü’ye rağmen katılmayı reddetme cesaretini göstermişlerdi. 2 çekimser, 1 ret oyu vardı.

Gerçekten de çok ilginç bir başkaldırıydı bu. Buraya nereden ve nasıl gelinmişti? Şimdi kısaca buna bakalım.

Biz Mondros, Sevr, Lozan’a sınırlar meselesi açısından baktık hep. İşte Sevr’de sınırlarımız şu kadardı, Lozan’da bu kadar oldu, vs. Oysa bu sınırlar meselesi yalnız başına ele alınamaz ki.

Bir de Misak-ı Millî takıntımız var. ‘Nedir Misak-ı Milli?’ diye sorduğumuzda dilimize ilk yapışan cevap, ‘millî sınırlar’ oluyor. Oysa Misak-ı Millî’nin bir sınır meselesi olmadığını, tabir caizse bir ‘konsept’, yani tasavvur olduğunu, bunu belirleyecek yegâne kriterin de milletin çıkarı olarak konulduğunu bizzat Gazi Mustafa Kemal, TBMM kürsüsünden açıkça ilan etmişti. Buna rağmen hâlâ Misak-ı Milli sınırlarımızdan söz edenler oluyor. Bunlar ya Atatürk’ü anlamıyor yahut anlamak istemiyorlar.

Kestirmeden söylersek, Sevr de, Lozan da Mezopotamya petrolleri ve İngiltere’nin güvenlik algılamalarını tatmin etmek içindi; daha da ötesi, kendisi sayesinde yenilgiye uğrayan Almanya’dan boşalan alana İngiltere’nin bütün pençelerini geçirmesinden rahatsızlık duyan ABD’nin karşı atağı da petrol içindi. İngiltere, Amerika’yı petrol bölüşüm işinin içine karıştırmamak için uğraş veriyor, Amerika ise dışında kalmayı çıkarlarına aykırı görüyordu.

Bunu en iyi, Sevr’de sınırlarımız dışında kalan Çölemerik’in (Hakkari merkez) Lozan’da sınırlarımız içine alınmasından, buna karşılık sınırlarımız içinde kalan Musul’un kuzeyinden bir parçanın, Süleymaniye ve civarının Musul’da dolayısıyla sınırlarımızın dışında kalmasından anlayabiliriz.

Öyleyse esas mesele bizim için bağımsızlık, petrol şirketleri için ucuz enerji, emperyalizm için ise stratejik güvenlikti. Bunun garantilenmesi Lozan’daki ana davaydı.

İşte Musul konusunda 1926 yılına kadar süren yalpalamalarımızın kökeninde, emperyalizmin gerçekte bu bölgede ne yapmak istediğiyle ilgili gerçeklerin zamanla anlaşılması yatmaktaydı. Gerek Lozan’da Lord Curzon’un itiraf mahiyetindeki konuşması, gerekse Turkish Petroleum Company’nin (TCP) Lozan’dan sonra ABD’yi de ortakları arasına alması, aslında emperyalizmin derdinin kuru kuruya toprak olmayıp verimli, ama yeraltı serveti bakımından verimli toprak olduğunu gösteriyordu.

1923 Şubat’ında TBMM tartışıyordu Lozan’da verilen sözleri. Tartışmak ne kelime, dalgalar gibi köpürüyordu vekillerimiz. Hele Erzurum mebusu Hüseyin Avni [Ulaş] Bey ile Mustafa Durak Bey’in konuşmaları… Sınırları zorluyordu. Şöyle demişti Hüseyin Avni Bey:

“Hey’et-i Vekile [Bakanlar Kurulu] ve BMM, Misak-ı Millî’den zerre kadar fedakârlık ederse icab-ı namus-u millî için [millî namusumuz için] çekilip gitmelidir.” Yani hükümetin istifasını istiyordu. Ali Şükrü Bey ise Lord Curzon’un bir ara gündeme getirdiği Musul topraklarının bir kısmının (Sevr’de bizde gözüken toprağın) Türkiye’ye devredilmesi teklifinin geri çevrilmiş olmasını büyük bir fırsatın kaçırılması olarak görüyordu. Operatör Emin Bey ise daha korkutucu bir ihtimalden bahsediyordu: “Musul’u verdiğimiz gün, hudut Erzurum’dur.”

1926’ya geldiğimizde konuyu havale ettiğimiz Milletler Cemiyeti’nin, Musul’un Irak’ın bir parçası olduğu yönündeki kararının İngiltere’nin elindeki kozları artırdığını ve Dışişleri Bakanımız Tevfik Rüştü Aras’ın karşısındaki kurt diplomatlarla başa çıkmakta zorlandığını görüyoruz. Önce Türk Petrol Şirketi’nden hisse alınması gündemdeydi. Musul’u bıraktık, bari petrol kuyularından hisse alalım anlayışı Lozan’da İngilizlerin oyunuyla gündemimize girmiş, bu zaafımızı gören İngilizler, ekonomik durumumuzun nasıl bir bunalım içinde bulunduğunu gördükçe baskılarını artırmışlardı.

Sonunda İngilizler petrolden hisse vermek istemediklerini, sadece gelirinden pay (royalty) verebileceklerini belirttiler. 30 Mayıs 1926’da Dışişleri Bakanı Aras, İngiltere murahhası Lindsay’e % 10 gelir payına razı olduklarını bildirdiğinde İngilizler derin bir nefes aldılar. Çünkü Londra’dan kendilerine hem daha uzun vadeli, hem de daha yüksek (% 25 gibi) bir pay ödemeye hazır olmaları söylenmişti. 5 Haziran günü İngiltere ile Türkiye arasında Ankara Antlaşması imzalandığında o güne kadar İngiliz aleyhtarı söylemi dillendiren Türk basını birdenbire sesini kesmişti. Artık İngiltere’den olumsuz bir dille söz etmek neredeyse yasaktı.

Yine de Musul’un ucuza gittiğini düşünenler, 10 gün sonra hiç seslerini çıkartamaz olacaklardı. ‘Neden?’ dediğinizi işitir gibi oldum sanki. Hatırlatayım: İzmir Suikastı girişimi ortaya çıkartılmış ve hâlâ mırın kırın eden basın ve büyük paşalar, mahkemelere ve hapishanelere doldurularak sesleri kesilmişti.

Musul konusunda en iyi kitaplardan birisi olduğuna inandığım “Musul Sorunu” adlı çalışmasında İhsan Şerif Kaymaz’ın da isabetle belirttiği gibi, Musul konusunda her şeyi kazanmamıza elbette imkân yoktu; ama her şeyi de kaybetmemiz gerekmiyordu.

Musul’un yitirilmesi, 1926’da Meclis tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Bugün artık bu yara, unutulup gitti. Ama kanamaya devam ediyor. İçin için… En azından Lozan’ın bir zafer olmadığını hatırlatıyorsa o da bir teselli kaynağıdır. m.armagan@zaman.com.tr

Not: Bazen elde olmayan hatalar zuhur edebiliyor. Geçen haftaki yazımın başlığında çıkan 1927 tarihi de teknik bir karışıklığa kurban gitmiş görünüyor. Doğru tarih, düzelttiğimiz internet sayfasından da görülebileceği gibi 1924 olacaktı.

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 24/06/2007 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:59.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382