Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Barbaros Fransa’da namaz kılarken...

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-27-2007, 17:29   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Barbaros Fransa’da namaz kılarken...


Düşlerimizin kıyısı, komplekslerimizin ebesi Avrupa. Bize ait olan her değerin, yüce sunağında kurban edildiği diyar.
Korku nesnesi, saygı nesnesi. Tarihimizin ve tarihlerimizin yegâne efendisi. “Biz yerimizde sayarken Avrupa şimşek hızıyla ilerlemiş” sözleri, nicedir gırtlağımızda yanık izleri bırakarak dökülüyor dudaklarımızdan. Ve kafamızda bir denklem müsveddesi: Avrupa ile Osmanlı (biz) ateşle barut gibi yan yana olamamışız; olamayız da. Asıl Cumhuriyet’le birlikte Avrupa’dan koptuğumuzu neden telaffuz edemiyor dersiniz dillerimiz? Tam da bir sözde “Avrupalılaşma” söylemiyle Avrupa’dan kopartıldığımızı neden dürüstçe itiraf edemiyoruz kendi kendimize? Çok mu acı geliyor yoksa?

Oysa Osmanlı realitesi, eğer Bizans “Avrupalı” kabul edilecekse -ki bence Hıristiyan’dı ama Avrupalı değildi- daha başlangıcından itibaren Avrupa ile temas halindeydi. Mesela Fatih Sultan Mehmed, İstanbul kuşatmasını idare ederken, yanında gezdirdiği İtalyan hocalar kendisine papaların, Norman krallarının tarihini okumuşlardı. Abdülaziz’in vals bestelediği, II. Abdülhamid’in Victor Hugo hayranı olduğunu söylemek yeterli aslında. Peki besteleri Londra sokaklarında yankılanan bir padişah mı daha Avrupalıdır, yoksa “Avrupa, Avrupa, duy sesimizi” diye bağıran tribünlerin efendileri mi? Acaba Avrupa’ya ‘sesini’ hangisi daha çok duyurmuştur? Osmanlı toplumunun neredeyse yarısı bizzat Avrupa topraklarında yaşıyordu. Osmanlı dünyasının kendisini Avrupa’ya kapatması, topraklarına ve teb’asına küsmekten başka bir anlama gelmezdi ki!

Lozan Antlaşması ve ardından yapılan kültür, dil ve tarih devrimleriyle yalnız Avrupa ile değil, Asya Türklüğü ve Müslümanlığı ile de bağlarımızı kopartmış olduk. Osmanlı güneşinden geriye, içimizde kaç gramlık ışık kaldığını anlamak için 1870’lerde Abdülaziz’in Çin’de Yakup Bey başkanlığındaki bağımsızlık hareketine top ve tüfek yardımı yaptığını bilmekte büyük fayda vardır.

Beyinlerimizdeki deli gömlekleri

Onun için diyorum ki, Cemil Meriç’in üzerimize giydirildiğini söylediği “Deli Gömleği”nden bir an önce kurtulmaya bakalım. Bu gömlek, hem itibarımızı cümle alemin gözünde yerle bir ediyor, hem de bir zamanlar iç içe olduğumuz Avrupa’yı alabildiğine uzaklaştırıyor bizden. İkisi de zehirliyor beyin hücrelerimizi çünkü.

1867’de Sultan Abdülaziz, Fransa’nın Toulon limanına çıktığı zaman halk, bu göz kamaştıran kişiliği görmek için yollara dökülmüş, bir “Türk” görmenin keyfini yaşamak için çırpınmıştı. Abdülaziz’den tam 324 yıl önce Toulon limanına, bu defa neredeyse 150 gemilik dev bir Osmanlı filosu yanaşıyordu. Mürettebat ve levent toplamı 30 bini bulan ve yürüyen bir şehri andıran Osmanlı donanması, 20 Temmuz 1543’te önce Marsilya limanına ulaşmış ve şehirdekileri top ateşiyle selamlamıştı. Türk gemileri yardımlarına geldiği için sevince gark olan Fransızlar, Osmanlı Kaptan-ı Deryası’nı görülmemiş törenlerle karşılamışlardı. Barbaros, şehrin ileri gelenlerinin verdiği ziyafette baş köşeye konulan bir tahta oturtulmuştu ve herkesin nazarları, bu efsane denizciye odaklanmıştı.

Sonra Nice şehrine geçildi. Şehir, Fransızların o zamanki baş belası Şarlken’in kuvvetlerinin elindeydi ve zaten Barbaros, Fransa Kralı I. François tarafından Nice’i kurtarması için davet edilmişti. Kış yaklaşmıştı. Mecburen ertesi bahar harekâta devam edilecekti. Lakin İstanbul’a gidip dönmek daha da masraflı bir işti. Barbaros, Fransa ile ek bir anlaşma yaparak ihtiyaçlarının karşılanması ve leventlerin maaşlarının verilmesi şartıyla kışı Fransa’da geçirmeye karar verdi. Toulon limanı, kışlamak için en uygun yerdi. Ama nasıl? Barbaros karşılaştığı her aksilikte burnundan soluyordu. Bu nasıl işti? Güya kendilerini yardıma çağırmış olan Fransızlar savaşa bile doğru dürüst hazırlanmamışlardı. Ne böyle muazzam bir orduyu besleyebilecek erzak toplamışlardı, ne de yeterli para tahsis etmişlerdi. O zamanlar bir şehri dolduracak kadar kalabalık sayılan bu kadar asker nerede yatıp kalkacak, nerede yiyip içecekti? Barbaros’un adamları ile Fransız makamları arasındaki tartışmalar tatsızlıklara yol açıyordu. Hatta yeniçeriler, bu işe kendilerini bulaştıran Fransız Sefiri Polin’i öldürmeyi bile planlamışlardı. Nihayet evler boşaltıldı ve askerler yerleştirildi.

Boşalttıkları ahaliyi Müslümanlarla temas kurmasınlar diye (Müslüman olacaklarından korkuyorlardı çünkü) ücra köylere yerleştirmişlerdi. Toulon şehri, kısa bir zamanda eni konu bir Müslüman şehrine dönmüştü. Kadılar göz açıp kapayıncaya kadar mahkemelerini kurmuşlardı; müftüler din hizmetleri veriyordu; gemilerde bulunan tüccarlar da hazır gelmişken bir şeyler alıp satmanın derdine düşmüşlerdi. Dağ gibi leventlerinin aç kalmasına tahammül edemeyen Barbaros, sonunda bir Fransız tüccardan borç almak zorunda kaldı.

Bütün çağdaş Fransız kaynakları, “Türk mahallesi”ndeki düzen ve disiplinden söz ediyor, idarecilikteki başarılarını ve âdil davranışlarını övüyorlardı. Bu arada subaylar ve idareciler birbirlerine hediye vermekle meşguldü. Barbaros, Fransız komutan Orsini’ye, üzerine 12 Osmanlı padişahının resmedildiği abanoz ve fildişinden bir kutu hediye etmişti. Fransızların mukabil hediyesi ise bir yerküre üzerine yerleştirilmiş saat olmuştu.

Nisan 1544’te Osmanlı donanması bu tatsız seferden, en azından Güney Fransa’nın işgaline engel olmayı başarmış olarak geri dönüyordu. Tabii Fransız Büyükelçisi Montluc’ün şu unutulmaz cümlelerini Avrupa topraklarına serperek: “Türklerin herhangi bir kimseyi incittiklerine dair şikâyet olmamıştır. Nazik davranmışlardır. İaşeleri için aldıkları her şeyi, karşılığında para vererek almışlardır.”

O günleri yaşayan Toulonlular, Türklerin gelişiyle birlikte namaz kılınmaya başlanan şehrin birden sükûnete büründüğünü ve “sancakbeyleriyle dolu ikinci bir İstanbul” haline geldiğini anlatmışlar birbirlerine yıllar yılı. Galiba bu anlatılanlar bir tek bizim beynimizdeki surları aşıp girememiştir içeriye.

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 12/12/2004 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:59.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382