Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Tarihçilerin yazmayı unuttuğu yıl

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 07-04-2007, 16:35   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Tarihçilerin yazmayı unuttuğu yıl


Yapan kadar yazan da içindedir tarihin. Bir anlamda tarih, onu gerçekleştirenlerce ‘yapılır’; lakin olayın şeklinin şemailinin belirlenmesi ve imaj olarak inşası anlamında tarih, tarihçiler tarafından ‘yapılır’.
Kılıç kullanarak tarihi yapanlar, ne kadar direnirlerse dirensinler, yazanlar tarafından kalem gibi ‘zayıf’ bir silahla esir alınabilir ve sarı sayfalarda bambaşka kılıklarla karşımıza çıkartılabilir. Hep böyle olur demek istemiyorum ama tarihçilerce hizaya sokulan vak’alar nadirattan değildir.

Genellikle yapan, yazana sadık kalmıştır tarihte! Diyeceksiniz ki, tarihi yazanlar efendilerinin gölgesinde serinlemiş, onların bahşişleriyle kalemlerine can vermiş değil midir? Buna ancak bir zamanlar solcularımıza ârız olan o meşhur “saflık” içerisindeysek inanabiliriz. Solcular tarihi, derinliği olmayan iki kutba ayırıyorlardı: Ya ezenlerin safındaydınız ya da ezilenlerin. Üçüncü şık imkânsızdı. Oysa insanın olduğu yer, ak ve kara diye ayrılabilir mi kolayca? Biri emredecek, öbürü de yazacak; otomat mı bu? Bu şeffaflığın bolluğu nerede görülmüş? O zaman bütün çocukların tıpatıp babaları ya da anneleri gibi davranmaları gerekirdi. Davranıyorlar mı? Yazanlar, efendilerin arzularını ayna gibi yansıtmazlar, çünkü kendilerini yalnız efendilerinin aynasında değil, başka aynalarda “da” seyretmektedirler. Hepimiz bir parça öyle değil miyiz? Ruh cebimizde kaç ayna taşıdığımızı iyi ki dışarıdakiler bilmiyor. Anlamak istiyorsak, tarihe daha hassas detektörlerle yaklaşmamız gerekiyor. Farkı fark etmek, matlığı aşmak, saflığı bir kenara bırakmak. Tarih detektifliğinin sırrı burada yatıyor çünkü.

Tarihçinin unutkanlığı tutmuş…

Bu düşünceler zihnime üşüşünce mızraklarımı kapıp İSAM Kütüphanesi’nin zengin raflarına doğru akına çıkıyorum. Yağmaladığım ciltler içerisinde “Târih-i Osmânî Encümeni Mecmuası” da var. 1 Nisan 1329 (1913) tarihli sayıda dikkatimi bir yazı çekiyor: “Silsile-i vukuât-ı Devlet-i Aliyye’de zabt edilmeyen 1142 senesi hâdisâtı.” Yazarı: Mehmed Ârif. Şu, acılarımızın kitabı “Başımıza Gelenler”in yazarı. Başlık Osmanlı Devleti’nin tarihinde yazılmayan bir yıl olduğunu söylüyor. ‘İşte tarihte bir çıban başı daha yakaladım’ diye geçiriyorum içimden, ‘bakalım, sıkınca hangi cerahat fışkıracak?’ Mehmed Ârif Bey işe Osmanlılarda resmi tarih yazıcılığının “tarihi”ni anlatmakla başlıyor. Üstada göre vak’anüvisliğe gelinceye kadar birkaç merhaleden geçmiş saray tarihçiliğimiz. İlk vak’anüvis sayılan Naima’dan itibaren olaylar yıl yıl birbirini takip ettikleri halde 1142 (1729-30) tarihinde bir kopukluk meydana gelmiş, Osmanlı resmi kayıtlarına o yılın olayları geçmemiş. Gözlerim irileşmiş, adrenalinim tırmanışa geçmişti. Meğer yazılmayan yıl, Çelebizade Âsım Efendi ile Sâmi Efendi adlı vak’anüvislerin görev değişimindeki boşluğa denk gelmiş. Kaynaklara bakılırsa, 1729-30 yılını Osmanlı Devleti resmi tarihçisiz geçirmiş, tayin ancak bir yıl sonra yapılabilmiştir. Bu gibi durumlarda yeni görevlendirilen tarihçi kolları sıvar, sorar soruşturur ve yazılmamış yıldan itibaren bir toparlama yaparak tarihini yazmaya koyulur. Oysa 1142 yılı olaylarını ne Çelebizade, ne de Sami Efendi yazmış, böylece sevgili yılımız, iki cami arasındaki beynamaza dönmüştür!

Burada bir parantez açmak boynumun borcu oldu artık. 1142, Osmanlı tarihinin en büyük ayaklanmalarından birisinin, Patrona Halil İsyanı’nın hazırlandığı ve patlak verdiği yıldır. Eylül 1730’da başlayan isyan kasım ayına kadar devam etmiş, III. Ahmed tahttan indirilmiş ve kardeşi I. Mahmud isyancılar eliyle tahta çıkarılmıştır. İsyanın estirdiği fırtınada Lale Devri bütün eğlence hayatı ve israfıyla sona ermiş, sadrazamlık başta olmak üzere bütün bürokrasi kökünden sarsılmıştır. Bu büyük ihtilalden saraydaki tarihçinin de nasibini almış olması gayet tabiidir. Çelebizade istifa etmiş ve yeni vak’anüvis, ancak Patrona ve ekibi tasfiye edildikten sonra görevine başlayabilmiştir.

Patrona isyanında susan kalem

Yine de kafa karıştıran sorular var. Diyelim ki Çelebizade o yılın olaylarını yazamadı veya yazdı da kayıtları isyancıların eline geçti ve imha edildi. O zaman işbaşı yapan tarihçinin geriye dönerek tam da bu hayatî önemdeki olayı bize “saray açısından” anlatması gerekmez miydi? Bu bir saray tarihçisi için “dakika bir, gol bir” olmaz mıydı? Ama olmamış, “Sami Tarihi” Patrona isyanını tam bir suskunlukla geçiştirmiştir. Neden? İsyanı anlatmayacak da neyi anlatacaktır bir resmi tarihçi? Üstüne üstlük Mehmed Ârif Beğ, bu ihmalin “kasdî” olduğunu söyleyince adrenalinimin seviyesi iyiden iyiye yükseliyor. Bu, hassas bir konu benim için, çünkü daha önce Patrona isyanının tarihini “yazılmamış”, üstelik de “silinmiş” bir tarih diye ilan etmiştim; karşılaştığım bu bilgi, iddia ve şüphelerimi tamamen doğruluyordu. Yani Patrona isyanının resmi kanallardan yazılmış bir anlatısına sahip olmadığımız halde, nasıl oluyor da onun hakkında bu kadar fütursuzca kalem oynatabiliyor, hamamdan yarı çıplak bir halde sokağa fırlayan Patrona’nın, elindeki sırığın ucuna peştamalını takarak saraya doğru koştuğu ve binlerce insanın da onun peşinden gittikleri yalanını her defasında yeni kuyruklar ekleyerek tekrarlayabiliyorduk?

Yazılmayan bu bir yıl, saray tarihçilerinin olan bitenleri bir ayna gibi yansıtmadıklarını, her zaman işin içine başka beşerî faktörlerin girdiğini ve aynayı puslandırdıklarını gösteriyor. Mehmed Ârif’e göre Sami Efendi, aslında bir önceki sadrazam Şehid Ali Paşa’nın adamıdır ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’ya husumet besleyenlerden biridir. İbrahim Paşa’ya olan düşmanlığı sebebiyle onun son iktidar yılını yazmamış, Patrona isyanıyla saltanatını ve hayatını feci bir şekilde kaybetmesine sevinmiş olmasına rağmen, resmi görevi bu keyfi yaşamasına ve okurlarına yaşatmasına müsaade etmemiştir. Bu durumda Sami Efendi de formülü bulmuş, devrinde gözden düştüğü Nevşehirli İbrahim Paşa’dan bahsetmemek için Patrona isyanını da suskunlukla geçiştirmiştir. Ne demiştik en başta: Yapan kadar yazan da içindedir tarihin. Sami Efendi’ye Patrona isyanının günümüze kadar süren muğlaklığını borçluyuz ki, bu da tarihi ‘yapmak’tan farklı bir şey değil esasında.

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 20/06/2004 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:48.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382