Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Part–time feministler

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 07-07-2007, 13:44   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Part–time feministler


Nedense yaralanmışlar İsmet Özel’in sözlerinden. Hemen eşini düşünmeye, onu koruyup kollama vazifesini üstlenmeye, ona “acımaya” döndürmüşler gayretlerini. Bazıları da “dehşete düşmüş” İsmet Özel’in Nuriye Akman’a anlattıklarından. Birkaç hafta önce hayranlık dolu serenatlar yaptıkları bir şaire bu defa zehir zemberek zılgıtlar çekmişler kendilerince.
Ben de bunu anlamıyorum: Bir erkek, kadınlar hakkında ileri geri konuşunca kadınlar bu sözleri neden kendi nefslerine yönelik bir “hüzn–i hususi” gibi algılıyorlar? Neden “Aman sen de” deyip geçemiyorlar. Neden bu derece içlerinden yaralanıyorlar?

Mesela ben bir erkek olarak senelerce Seda Kaya’nın erkeklere “ölsünler” demesini sadece bir kadın tehevvürü olarak görüp geçmişimdir. Oysa tersi bir düşünceyi dile getirmeye, genel bir kadınlar nutku atmaya kalktınız mı, her bir kadın kendisini orada söylenenlere muhatap kabul ediveriyor.

Neden?

Hemşirelik bilinci mi? Sanmıyorum. Öyle olsa “bütün kadınlar” bilaistisna Merve Kavakçı ve Gülben Ergen’in arkasında saf tutarlardı. Ama olmadı. Her ikisinin de arkasından, “Oh, layığını buldu” diyen kadınları uzakta aramaya gerek yok, evlerimizin içindeydi onlar.

Sonra feministlerimiz, hadi Seda Kaya adı ağzımdan çıkmışken onunla devam edelim, “erkek düşmanı” olarak görülmenin rantını yerken vicdanları gayet rahat görünüyor. Nasıl olsa fazlaca kadın kahraman yok ortalıkta, bunlar hemcinslerinin olan olmayan bütün öfkelerini gazete sütunlarına boca ediyorlardı. Gelin görün ki, Hıncal Uluç’un dediği gibi aynı kişiler, gerçekte temsil ettiklerini söyledikleri “kadın” cephesindekilerin hepsinden fazla erkekleri seviyorlar, sık sık âşık oluyorlar ve bir erkeğin himayesine sığınmanın tadını alabildiğine çıkartıyorlardı.

Yani sizin anlayacağınız bir oyun vardı ortada: Erkeğe nefret oklarını yolla, kadınlara ezilmişlik nutukları çek, ratingi kucakla, sonra nefret nesnesi olan erkeklere aşık ol.

Bizim feministlerimiz böyle de dünyadakiler nasıl?

Belki son derece ciddi feminist araştırmalarda bulunanlar hariç, orada da genel bir samimiyetsizlik hakim. “The Female Eunuch” ile şöhretin zirvelerini yoklayan yazarı Germaine Greer, sonradan nedamet getirip “Sex and Destiny”de günah çıkarmamış mıydı? Fransız feministlerinin baş aktörlerinden “Baş Düşman”ın yazarı Christian Delphi birkaç yıl önce hem de feministlerin “Pazartesi” dergisine verdiği mülakatta, feminizmin kadın konusunda baştan aşağı yanıldığını itiraf edip kadınların evlerinde oturma hakkını hangi hakla onların ellerinden almaya çalıştıklarını sorgulamamış mıydı?

Yani bir dalga gelince üstüne çıkmışlar ve bu dalganın rantını yemeğe koyulmuşlar. Onlara inanan zavallı okuyucuları da yıllarca peşinden gittikleri “önderleri”nin günün birinde kendilerini kıyısı olmayan bir denizin ortasında bırakması karşısında affedersiniz eşekten düşmüşe dönmüşler.

Şimdi de böyle bir durum karşısındayız. Bazı “part–time feministler”, kendileri hiç öyle yaşamadıkları halde okuyucularına erkek aleyhtarlığını aşılayarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Okumadan, dünyada nitelikli tarihçilerin yaptığı kadın araştırmalarının geldiği noktaları takip etmeden ve kendi geleneğimize ayık bir kafayla bakmadan günümüzde kadın meselesinin bir erkek–kadın çatışması gibi ilkel, biyolojik düzeye indirgeniyor olması, gerçek bir talihsizlik.

Çağımızın gerçekten emek mahsulü ürünler veren titiz tarihçilerinden Christopher Lasch’ın “Women and the Common Life”da belirttiği gibi eğer sorunu biyolojik bir temele indirgeyerek ele alırsak, yani kadın/erkek cinsiyetlerinin doğuştan farklılığı üzerinden bir politika geliştirmeye kalkarsak zaten tartışılacak bir şey yoktur. Biz dağı, taşı, saç rengimizi nasıl siyasî bir tartışma konusu yapmıyorsak, kadın/erkek çatışmasını da yapmamalıyız. Yok eğer kültürel ve tarihî bir çatışma ise kadın/erkek çatışması, o zaman da bunun “bazı toplumlara özgü” olduğunu ve evrenselleştirilemeyeceğini kabul etmek zorundayız. Yani bu çatışma bir toplumda erkek egemenliği şeklinde zuhur etmişse, mantıken bir başka toplumda da tersi çıkabilmelidir.

Tabii tarihten söz ediyorsak bu böyle. Yani tarih, her zaman farklı yollar olduğunu ve soyut ve mutlak bir kadın/erkek çatışmasının ve monoton bir erkek zulmünün, part–time feministlerin id- dia ettikleri gibi evrensel bir geçerliliğe sahip olamayacağını söylerdi bize. Oysa onlar bu mantık açmazına o kadar sık yakalanıyorlar ki.

Hem erkek zulmünün evrensel olduğunu söyle, hem de cinselliğin kültür içerisinde üretilmiş bir kurgu olduğunu. Biyolojik olarak evrensel ise neden “üretilmiş” olsun? Yok üretilmiş ise nasıl “biyolojik” bir temele dayanabiliyor?

Ben bunun, kadınların “yaralanmaları” örneğinde gördüğümüz gibi feminizmin akıllarını şaşırttığı kadınların “özel”i genel, geneli de “özel”den ayırt edemeyişleriyle aynı psikolojik şartlanmadan kaynaklandığını söylüyorum. Yani biyolojiyi, biyografileri haline getirme zaaflarından.

Bu yüzden İsmet Özel kadınlar hakkında genel olarak ne söylerse söylesin, part–time feministlerimizin onu “özel”e, biyografilerine, yani kendi nefislerine çekeceklerinden şüphem yok.

Feminizm de zaten bu muğlaklığın üzerine oturmuş, rantını buradan yemekte değil mi?

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 28/09/2003 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:49.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382