Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Haftanın Hadisi:
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Dostoyevski okumayana ehliyet yok!

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 07-07-2007, 21:40   #1 (permalink)
Turkuaz
 
Mesaj: n/a
 
Varsayılan Dostoyevski okumayana ehliyet yok!


Her tatile çıkışımda aynı telaş bulutuna sarınırım. Üst baş, alet edevat zaten biz erkek milleti için ikinci, hatta üçüncü dereceden lazımelerdir. Belki de ‘nasıl göründüğü’nden çok ‘ne gördüğüne’ kendisini adamış şu ‘cins–i kesif’imize –cins–i latif’in zıddı herhalde bu olmalı– bağışlanmış bir imtiyazdır bu. Oldum olası doğru dürüst kılık kıyafet almadan çıkarım tatile. Bu yüzden gittiğim yerde işportadan aldığım ucuz tişörtlerle getirmişimdir tatilin sonunu.
Düpedüz zalimane bir şey şu tatile kitap taşımak. Ama ‘okuyarak yazma’ –tabii okumadan yazan, hatta en iyi yazarlığın mümkünse hiç okumadan, kulaktan dolma malumat ve izlenimlerle yapılacağını zannedenlerle yıldızımın barışmayacağı açık– şeklindeki kötü alışkanlığım yüzünden her tatil, kol ve sırt kaslarım açısından düpedüz bir zulme dönüşür. Bavul ve çantalarıma tıkıştırdığım kitapların (‘Ah şu Dostoyevskileri yeniden mi okusam? Yok yok, en iyisi Routledge’ın şu kışkırtıcı dizisini de yanıma almalıyım. Biraz dünya tarihi de mi okusam? Ya henüz bitiremediğim için melul melul bakan Naima ciltlerinden birine ne dersin?’) yarısı dahi okunmadan döner yerine. Ama ne gam! Onların kısa bir süre için ayrı düştüğüm kütüphanemin aziz temsilcileri olarak beni yalnız bırakmamış olmaları yeter de artar benim için.

Rivayete göre Farabi henüz yeni yetme bir delikanlıyken bir gün binlerce kitabı olan bir ihtiyar onu çağırmış ve kütüphanesini 10 yıllığına kendisine emanet edeceğini söylemiş. Eğer 10 yıl sonunda geri dönmezse bu maddi ve manevi bir servet olan kütüphane Farabi’nin olacaktır. Kitap için yanıp tutuşan delikanlının havalara uçtuğunu söylememe gerek yok. Farabi’yi Farabi yapanın bu kütüphane olduğunu söylerler.

Benim başıma böyle bir talih kuşu konmadı şimdiye kadar. Çok istedim bir kitap ambarında boğulmayı ama nasip değilmiş. Babamdan aldığım okul harçlıklarını biriktirdikten sonra o kadar ince eleyip sık dokuyarak seçerdim ki kitaplarımı, zaman zaman kitapçıların, bu saatlerdir dükkanlarında ellenmedik kitap bırakmayan çocuğu kovacaklarını düşünürdüm. Kitap seçme sanatının stajını kitapçılarda (mesela o zamanlar Bursa’daki Ali Haydar Kitap Sarayı’nda) yaptım anlayacağınız.

Neyse, hatıraların tatlı döşeğinden kalkıp kitapla şişmiş bavulumun içine dönelim. Bu sefer tatile çıkarken yanıma aldıklarımdan biri de belki çeyrek asır önce okumuş olduğum ‘Suç ve Ceza’ oldu. İyi ki de onu almışım. Hatta alıp da son anda bıraktığım ‘Karamazof Kardeşler’i küstürdüğüme hayıflandım.

Dostoyevski’yi giderek daha iyi anlıyorum galiba. Zaten klasiklerin huyudur: Zaman içinde yaklaşıp uzaklaşırlar; güneş gibi batar ve yeniden doğarlar. Ama ufkumuzu sürekli gagalarlar.

Daha önceki okumalarımdan yüzleri silinmiş hayaletler kalmıştı hafızamda. Şimdi yeniden okuduktan sonra bir güzel ete kemiğe büründüler. Yüzleri gözleri ‘açıldı’.

Roman değil, adeta bir girdap ‘Suç ve Ceza’. Bir katil ile bir hayat kadını (Raskolnikov ile Sonya), bir tefeci kadın ile üvey kardeşi zavallı Lizavetta, ayyaş bir memur (Marmeladov) ile çıldıran karısı Katerina (memur atların ayakları altında, karısı ise kan kusarak ölür)...

Karınca ezmez katiller, masumiyetiyle aynaları patlatan hayat kadınları, dürüst tefeciler, iyilikseverlik taslayan benciller, Andre Belly’nin 20. yüzyıl başlarında dirilteceği gölgeler ülkesinin pasaportunu taşıyan garibanlar... Hayatın göbeği ile sınırları arasında ışık hızıyla gidip gelen ve asıl marifetlerini bir başka romana saklayan tip tohumları geçit resmi yapar adeta.

Hepsi, hepsi bir kazanda pişer ve bir Dostoyevski klasiğinde gürültüyle açan bir büyük çiçek gibi sayfaların arasından ruhunuza kanal açıp akar.

Bir vakitler Nuri Pakdil, ‘Dostoyevski okumayana ehliyet vermemek lazım’ demişti. ‘Suç ve Ceza’yı okuyunca bu sözün haklılığı daha iyi anlaşılıyor. (İster misiniz, bundan sonra ehliyet imtihanlarında Dostoyevski’nin eserlerinden sorular çıksın!)

Geçen yıl Petersburg’da farkında olmadan Dostoyevski’nin komşusu olmuştum. Oturduğu ev, çok hoş bir müze yapılmıştı. Müzede romanlarının müsveddelerini, müsveddelerin kenarına çiziktirilmiş roman tiplerini, okuduğu kitapları, oturduğu koltuğu, kahve içtiği sehpayı... hüzünlü bir atmosferde seyretmiştim. Orada öğrendim ki, Dostoyevski’nin eserleri de Rusya’da ‘gerici’ oldukları gerekçesiyle Stalin’in şerrinden kurtulamamış, hatta bir dönem okul kitaplarından çıkarılmış. Zavallı torunları ise başlarına bir iş açılmasın diye izlerini kaybettirmeyi tercih etmişler.

Ya sonuç?

Çarlık yıkıldı, komünizm çöktü, Dostoyevski ise günden güne gençleşiyor.

Velhasıl, bir haftalık tatilime ‘Suç ve Ceza’ ile hakiki bir romanın tadı eklenmiş oldu. Siz de tatilinize bu büyük yazarın renkli dünyasından ışıklar düşürmek için belki ‘Beyaz Geceler’ gibi minik bir inciyle adım atabilirsiniz ona. Nefesim yeter diyorsanız, ‘Suç ve Ceza’ya veya ‘Ecinniler’e, ‘Yer Altından Notlar’a, şu mezarlarındaki ölülere kahkaha attırdığı ‘Bobok’ adlı hikâyesinin yer aldığı ‘Bir Yazarın Notları 1873’e buyurun. Emek ve zamanınız karşılıksız kalmayacaktır.

Acının diriltici soluğudur duyacağınız. Bir de bu dünyanın bir oyun olduğu. Ne var ki bu oyunda kimse nihai olarak kazanmaz Dostoyevski’de.

Hep sesler duyarsınız romanlarında. Başkalarının sesini. Çünkü insan ancak başkaları sayesinde insan olur.

Daha doğrusu bütün sesleri kucaklayan tek bir SES’tir bekleyen sizi.

Alıntı:
MUSTAFA ARMAĞAN'ın 03/08/2003 tarihli yazısı...
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 14:28.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382